| Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! | |
| Mustafa Kemal Atatürk
| |
Birinci Balkan Savaşı
| I. Balkan Savaşı | |||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Balkan Savaşları | |||||||
1913'te Balkanlar | |||||||
| |||||||
| Taraflar | |||||||
| Balkan Birliği: | |||||||
| Komutanlar | |||||||
| Güçler | |||||||
| 350,000 | Bulgaristan 366,000 (600,000) Sırbistan 190,000 (366,000) Yunanistan 115,000 (190,000) Karadağ 35,000 Toplam: 706,000 | ||||||
| Kayıplar | |||||||
50,000 ölü 100,000 yaralı 115,000 esir 75,000 hastalıktan öldü Total: 340,000 ölü, yaralı ya da esir | 14,000 ölü 50,000 yaralı 19,000 hastalıktan öldü
| ||||||
| ||
Birinci Balkan Savaşı, 8 Ekim 1912 - 30 Mayıs 1913'de Bulgaristan Krallığı, Sırbistan Krallığı, Yunanistan Krallığı ve Karadağ Krallığı'ndan oluşan Balkan Birliğinin Osmanlı Devleti'ne karşı giriştiği savaş. Bu savaş ile Balkan Devletleri, Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki topraklarının büyük bir bölümünü ele geçirmiştir. Bu savaş sonucunda Osmanlı Devleti Edirne ve Kırklareli'ye kadar olan tüm topraklarını Balkan Devletleri'ne bırakmak zorunda kaldı.
Konu başlıkları |
Savaş öncesi
1878 tarihli Berlin Antlaşmasında umduğunu bulamayan Bulgaristan bağımsızlığını kazandıktan sonra Balkanlar'da etkin bir politika izlemeye başlamıştı. Bosna-Hersek'in ilhakı ise Sırbistan'ı aynı yönde bir politika izlemeye itti.
1912 yılında bu iki devletin çıkarlarının çatışmaması için Rusya, Bulgaristan ve Sırbistan arasında arabuluculuk ve düzenleyicilik yapmaya başladı. Osmanlı Devleti'ne karşı yapılan ittifaka Yunanistan ve Karadağ da katıldı.
Uzun zamandır beklenen, bu savaş 18 Ekim 1912 tarihinde başladı. Balkan Devletleri, özellikle Makedonya'yı paylaşmak için fırsat arıyorlardı. Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi krizlerden, yararlanmak isteyen Balkan Devletleri, bu tarihte savaş ilan ettiler.
Savaş Düzeni ve Planları
Savaş başladığında, Balkanlardaki Osmanlı Orduları toplamda 12.024 subay, 324.718 asker, 47.960 yük, binek hayvanı ve savaş atı, 2.318 top ve 388 makineli tüfekten oluşmaktadır. Bunlardan 920 subay ve 42.607 askerde geri hizmette idi böylece 3 orduya dağılmış 293.206 subay ve asker kalıyordu ve bunlar da 4 orduya bölünmüştü.[1] Bunun karşısında ise 3 Slav ittifak gücü (Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ) genişleme planları içinde ordularını konuşlandırmıştı. Sırplar ve Karadağlılar Sancak eyaletinde, Bulgar ve yine Sırplar Makedonya'da ve Trakya'da idi ve 346.182 askerden oluşan Bulgar ordusu Trakyayı hedeflemişti. Karşısında 96.273 asker ve 26.000 garnizon askerinden oluşan Osmanlı Trakya ordusu (Doğu Ordusu) bulunmaktaydı.[2] Bu sayı Hall ve Erickson'un 1993 basımı "the Turkish Gen. Staff's study" adlı eserinde ise toplamda 115,000 olarak gösterilmektedir. Kalan Osmanlı ordusu ise 200.000 kişiydi ve Makedonya'da konuşluydu.[3] Karşısında ise 234.000 Sırp ve 48.000 Bulgardan oluşan Sırp komutanlığının emrinde bir ordu ve 115.000 kişilik Yunan ordusu bulunmaktaydı. Bağımsız statik muhafız güçlerinden oluşan tahkim edilmiş Yanya ve İşkodra şehirlerine doğru Osmanlı Makedonya ve Vardar ordularında karşı (Batı Ordusu) dağılmış vaziyetteydi. Yunanlılar Epir ve İşkodra'ya doğru mevzilenmiş iken kuzey Arnavutluk'ta Karadağlılar da Osmanlı'ya karşı mevzilenmişti.
Bulgaristan
Bulgaristan, askeri açıdan bağımsızlığını kazandıktan kısa süre sonra Balkan Devletleri içindeki en güçlü orduya sahip devletlerden biri oldu. 4 devletin en güçlüsüydü. Rus ve yabancı yardımları sayesinde oluşturulmuş iyi donanımlı, iyi eğitimli ve güçlü bir orduya sahipti.[4] Bulgaristan'da 4.3 milyon nüfusa karşılık 599,878 askerden oluşan bir ordu bulunmaktaydı.[5] 9 piyade tümeni, 1 süvari tümeni ve 1,116 topu bulunmaktaydı.[4] Ülkeyi yöneten Çar Ferdinand ordunun görünen komutanıydı, ama fiili komutan General Michail Savov'du. Ama Bulgaristan donanma yönünden ise küçük bir güce sahipti, donanma sadece 6 torpido bottan ibaretti. En fazla Karadeniz'de harekat yapabilecek kapasitedeydi.[6]
Bulgaristan bu durumda savaş hedefi olarak Trakya ve Makedonya'ya yı hedeflemişti. Ana kuvvetler Trakya'da 3 ordu şeklinde teşkilatlanmıştı. 1. Bulgar Ordusu 79.370 askerle general Vasil Kutinchev komutasında 3 piyade tümeni ile Yambol'un güneyinde konuşlanmıştı ve Tunca nehri boyunca harekat yapacaktı. 2. Bulgar Ordusu ise 122.748 asker ile general Nikola İvanov emrinde 2 piyade tümeni ve 1 piyade tugayından ibaretti. İlk ordunun hemen batısında ana hedef olarak Edirne'yi ve güçlü istihkamlarını almayı hedefleyecekti. Plana göre 3 piyade tümeninden oluşan Radko Dimitriev komutasındaki 94,884 asker mevcuduna sahip 3. Bulgar Ordusu ise önce 1. Bulgar Ordusu'nun arkasına gizlenip, yayılan süvari kuvvetleri ile Osmanlı odaklarından gizlenecek; ardından sürpriz şekilde Istranca Dağları'nı aşıp, saldırıya geçip doğruca (Kırk Kilise) adıyla da bilinen Kırklaleli ve mevzilerine saldıracaktı. 49.180 kişilik 2. Piyade Tümeni ve 48.523 kişilik 7. Piyade Tümeni ise bağımsız bir rol üstlenecek ve Batı Trakya ile Doğu Makedonya'da harekat düzenleyip müttefik ülkelerin ordularıyla birlikte buraları ele geçirecekti.
Sırbistan
Sırbistan 2.912.000 kişilik nüfusa karşılık 255.000 kişilik bir orduya ve 228 topa sahipti. Ordu, 10 piyade tümeni 2 bağımsız tugay ve bir süvari tümeni şekliden Eski Savaş Bakanı General Radomir Putnik emrinde teşkilatlanmıştı.[5] Sırp Yüksek Komuta konseyi savaş öncesi tatbikatlarında Üsküp'den hemen önce Ovče Pole platosunda nihai bir meydan savaşı ile Osmanlı'nın Vardar ordusunu kesin bir yenilgiye uğratmayı hedeflemişti. Ana kuvvetler 3 ordu ile Üsküp'e ve ötesine ilerlerken, bir tümen ve bir bağımsız tugay Yeni Pazar sancağındaki Karadağlılar ile birleşip birlikte harekat düzenleyecekti.
132.000 askerden oluşan 1. Sırp Ordusu, General Petar Bojović emrindeydi ve güç, olarak diğer Sırp Orduları içinde en güçlüsüydü. Üsküp yakınlarında merkezdeydi. 2. Sırp Ordusu, 74.000 askerle General Stepa Stepanović'in komutasındaydı. 1. Sırp Tümeni yanında müttefik Bulgaristan'ın 7. Rila Tümeni'nde birlikte hareket etmekteydi. Ordunun sol kanadını oluşturup Makedonya'nın Stracin şehri ve ötesine doğru ilerlemekle görevliydi. Bulgar tümeni her ne kadar harekat öncesi Sırp ve bulgar ordusunun anlaşmalarına uygun şekilde hareket etmesi yönünde anlaşmaya karşın; savaşın başlamasında sonra General Stepanoviç'in emirlerine uymayı bırakıp, sadece Bulgaristan Yüksek Komuta Merkezi'nin emirlerini uygulamaya başladı. 3. Sırp Ordusu, General Božidar Janković komutasında 76.000 askerden oluşmaktaydı ve Kosova'yı ele geçirip ardından diğer ordularla Ovče Polje platosunda, Osmanlı Vardar Ordusu ile yapılacak nihai savaşa katılacaktı. Bunun yanında 2 önemli askeri yığınak ta Kuzeybatı Sırbistan ve karşısındaki Sırp-Avusturya Macaristan sınırına yapılmıştı. Bu ordulardan biri 25.000 kişilik General Mihail Zhivkovich emrindeki Ibar Ordusu diğeri ise Yarbay Milovoje Anđelković emrinde 12.000 kişilik Javor Tugayı'ydı.
Yunanistan
Yunanistan, bu sırada 2,666,000 nüfusa [7] sahipti ve üç müttefik içinde en zayıfıydı. 16 yıl önce 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı esnasında Osmanlı'ya yenilmişti. Yunanistan'daki İngiliz Konsolosu 1910 yılında Yunan Ordusu'nun kapasitesi hakkında şu tasvirde bulunuyordu: "Eğer savaş varsa Yunan subaylarının konuşma yanında tek bir şey yaptığını görürsünüz, kaçmak" [8] Ancak kara ordusunun bu zayıflığına karşın Yunanistan güçlü, kayda değer deniz gücüne sahip tek balkan ülkesiydi ve bu diğer iki müttefik için önemliydi. Çünkü Anadolu'da bulunan Osmanlı Birlikleri bu sayede Asya kıtasından Avrupa'ya kolayca nakledilemeyeceklerdi. Bu durum Sırp ve Bulgarların gözünden kaçmadı ve özellikle bu nedenle Yunanlılar bu iki ülke tarafından ittifaka alındı ve teşvik edildi.[9] Sofya'da süre gelen ittifak görüşmelerinde Yunan Büyükelçisi ittifakta Yunanistan'ın girişinin başı çekeceğini şu sözlerle belirtmişti. "Yunanistan savaş desteği olarak 600.000 asker sağlayacaktır. 200.000 asker muharebe alanında ve donanma ile 400.000 askerin Türkiye'de Selanik ve Çanakkale arasında durdurulmasını sağlayarak..."[6]
Savaş başlamadan önce Yunan Kara Ordusu, 1911'de çağrılan Fransız uzmanların gözetiminde yeniden yapılandırılmaktaydı. Bu uzmanların gözetiminde Yunanlılar kendi ana formasyonlarının yanında üçgen piyade sistemini benimsediler ama bundan önemlisi oluşturdukları seferberlik sistemi 1897'de silahlandırdıklarından çok daha fazla kişinin silahlanmasına imkan veriyordu; yabancı uzmanlar yaklaşık 50.000 kişiyi silahlandırabileceklerini öngörürken Yunanlılar 125.000 kiyi silahlandırarak Osmanlı Devleti üzerine sürdüler. Bir de bunun üstüne ulusal muhafızlardan, yedeklerden 140.000 kişi daha seferber edilip savaşa sokuldu.[7][8] 1897'de olduğu gibi 2 grup ordu oluşturuldu ve coğrafi ayrıma göre ad verilip bu ordular mevzilendi. Epir ve Teselya orduları.
Teselya Ordusu (Στρατιά Θεσσαλίας), Veliaht Prens Konstantin komutasında, ve Korgeneral Panagiotis Danglis'in Kurmay başkanlığındaydı. 7 Piyade Taburu, 1 Süvari Tümeni ve 4 Bağımsız Evzon Taburu ve toplamda 100.000 askerden oluşuyordu. Ana hedefi ve görevi, Güney ve Merkez Makedonya'ya ilerlemek, burada tahkim edilmiş Osmanlı mevzilerini ele geçirmek; Selanik ve Manastırı almaktı. Buna karşılık toplamda 10-15.000 askerden oluşan Epir Ordusu (Στρατιά Ηπείρου), ise Korgeneral Konstantinos Sapountzakis komutasında, zayıf bir konumda olup iyi şekilde tahkim edilmişti. Epir eyaletinin başkenti Yanya şehrini alabileceğine dair bir ümidi yoktu ama ana görevi, Teselya ordusunun takviyeleri gelene kadar Osmanlı kuvvetlerini olduğu yerde oyalayıp ilerlemesini engellemekti.
Yunan donanması ise nispeten modern ve İngiliz donanma subaylarının gözetiminde alınmış yeni gemilerle ve yapılan reformlarla güçlendirilmişti. İngiliz heyeti, Başbakan Venizelos tarafından 1910 yılında davet edilmiş ve Mayıs 1911'de Yunanistan'a gelmişti ve Koramiral Lionel Grand Tufnell'in enerjik ve olağanüstü başkanlığı ile silah ve donanma manevralarında aşırı derecede bir iyileştirme oldu, donanma bakanlığı tekrar organize edildi.[10] 1912'de donanmanın en modern ve temel hızlı zırhlı kruvazörü Averof, (1910 da tamamlandı) ve en modern hızlı savaş gemisiydi.[11] Bunun yanında modası geçmiş Hydra sınıfı 3 savaş gemisi vardı. Ayrıca 1906-1907 arası 7 destroyer inşa edilmişti ve 6 yeni destroyer de savaş tehlikesi belirince 1912 yazında satın alındı.[10]
Buna karşın savaş başladığında Yunan donanması hala planların gerisindeydi. Osmanlı Donanması, sayı ve ana yüzey gemileri ve özellikle uzun kalibreli toplara sahip gemi yönünden üstün konumdaydı.[12] Sonuçta savaş donanmayı genişleme ve yeniden organize olma aşamasında yakalamıştı ve donanmasının üçte biri (6 yeni destroyer ve bir Delfin sınıfı denizaltı) savaş başladıktan sonra ve personel eğitimi yapılamadan bu konuda yeterli süre ayrılamadan, görev değişimi yapılamadan Yunanistan'a ulaştı. Kömür ve diğer donama gemileri için gerekli stoklarda ise sıkıntı yaşanmaktaydı ve Averof'da ise gerekli mühimmat yoktu Kasım sonuna kadar da bu durum değişmeyecekti.[13]
Osmanlı İmparatorluğu
Balkanlarda Osmanlı Ordusunun Durumu
Osmanlı Devletinde ise sorunlar çok fazlaydı. 1908 yılındaki II. Meşrutiyet'in ilanı sonrası siyasal çalkantılar devam etmekteydi ve I. Balkan Savaşı öncesi İttihat ve Terakki Partisi ile Hürriyet ve İtilaf Fırkası arasında çekişme yaşanmaktaydı. Diğer taraftan Osmanlı Ordusu, Trablusgarb'ta İtalyanlar ile savaşırken, Yemen'de çıkan isyan sonrası büyük bir hata içine düşerek, Rumeli'deki taburların bir kısmını bu isyanı bastırmak için Yemen'e gönderdi. Bunun yanında bir diğer sorun da nüfustu. Osmanlı İmparatorluğu'nun nüfusu 1912 yılında 26 milyon olsa da; bunun sadece 6.1 milyonu Balkanlar'da yaşıyordu. Dahası bu nüfustan hiç askerlik yapmayan Hristiyan ahaliyi düşünce geriye sadece 2.3 milyonluk bir Müslüman Türk nüfus çıkıyordu ki, Anadolu'dan takviye almadan Rumeli'deki halktan bir ordu oluşturulmak istense sadece bu 2.3 milyonluk kesimden çıkartılmak zorundaydı.
Bunun yanında İmparatorluk bir de Trablusgarb'da İtalyanlar ile savaş içindeydi ve Donanma'nın bir kısmı 12 adalara saldıran ve işgal eden İtalyan donanması ile uğraşmakta veya Trablusgarb'a askeri destek sağlamaktaydı. Dahası İtalyan donanması Beyrut Deniz Muharebesi gibi deniz savaşları ile Osmanlı donanmasının savaş ve taşıma yapan bir kısım gemilerini yok etmişti. Yine Trablusgarb Savaşı için bir kısım subay ve asker Libya'daydı. İtalyanlarla olan Trablusgarb Savaşı, ancak I. Balkan Savaşı'nın çıkmasından birkaç gün sonra 15 Ekim 1912'de sonra erdirilebildi. Trablusgarb'ın Osmanlı'nın elinden çıkması, Rodos'u da içine alan 12 adaların ise İtalya'dan antlaşma masasında geri alınabilecek iken; Balkan savaşında Yunanlılar tarafından işgal edilmesini engellemek için geçici olarak İtalyanların eline bırakılması ile sonuçlandı (1. Dünya Savaşında Osmanlı ve İtalya ayrı taraflarda savaşa girince zaten fiilen işgal altındaki 12 adalar resmen İtalyanlarca işgal edilip İtalyan toprağı oldu). Ayrıca Osmanlıların bir kısım kuvvetlerini de Balkanlara geç aktarmasına veya hiç aktaramamasına sebep oldu. Osmanlı, I. Balkan Savaşı öncesi Balkanlarda ordularının yerini sağlamlaştırabilecek bir hamle yapamadı.[14]
Yine oluşan siyasal çekişmeli ortamda ordu reformları ihmal edilmişti. Almanların yardımıyla orduda bir kısım modernizasyonlar yapılmışsa da bunlar yetersizdi, Osmanlı İmparatorluğu hala askeri refomlarına ve orduya bir şekil verememişti. İşin daha da kötüsü ordunun siyasetin içine düşmesi yanında Rumeli'de ikmal yollarında yaşanan sorunlardı. Rumeli'deki Osmanlı Demiryolu ağı, Rumeli'ye ulaşmak için, korumak için zayıf ve asker taşımak için yetersiz bir durumdaydı. Anadolu ile bağlantıda sorunlar yaşanmaktaydı. Deniz yolunda ise Yunanlılar donanmalarını geliştirmişler ve Osmanlılardan denizde üstün bir konuma erişmişlerdi. Bu da sorunlara yol açabilecekti.[15] Dahası I. Balkan Savaşı'nın hemen öncesi Osmanlı Yüksek Komutası Balkanlardaki 70.000 askerin ve bunların bulunduğu mobil askeri birliklerin tasarruf ve yaş haddi gerekçeleriyle terhis edilmesine karar vererek ölümcül bir hata yaptı; tecrübeli askerlerden yoksunluk, ve böyle büyük çapta bir askeri terhis Balkan Savaşı'nda Osmanlının felaketini hazırlayan en büyük nedenlerden biri oldu.[5][16] Yine Osmanlı Ordusu iki tür birlikten oluşmaktaydı Nizam denen birlikler düzenli ve iyi donanımlı askerlerden oluşmaktaydı buna karşın Redif denen takviye (yedek) askeri kuvvetler ise disiplinsiz ve tecrübesiz, eğitimsiz askerlerden oluşmaktaydı en önemlisi topçu başta olmak üzere yetersiz ekipmanlara sahipti. Bir de bunun yanında Yunanlılar, Bulgarlar veya Sırpların aksine Osmanlı seferberlik sistemi eski ve hantal bir pozisyondaydı. Öyle ki I. Balkan Savaşı boyunca savaşan ordular, hiç bir zaman hedeflediği sayıya ulaşamadı. Osmanlının savaş öncesi Rumeli'de 3 ordusu vardı. Bunlardan biri Makedonya Ordusu, diğeri Vardar ordusu (ikisinin birleşimi batı ordusunu oluşturmaktadır) ve sonuncusu Trakya Ordusu (doğu Ordusu) idi, bu orduların toplamda 1.203 hareketli ve korumalı bölgelerde 1.115 sabit topu vardı.
Teşkilatlanan osmanlı ordusuna bir göz atılırsa;
- Doğu ordusu olan Trakya Ordusu 115.000 askerden oluşmaktaydı ve Bulgarlara karşı pozisyon almıştı.Nazım Paşa komutasında 7 kolorduda 11 düzenli piyade taburu, 13 redif ve 1+ (bir tümenden fazla ama 2 tümenden az) süvari tümenine sahipti:
- I. Kolordu 3 tümenden oluşmaktadır (2. piyade tümeni (eksik alay), 3. piyade ve 1. Geçici Piyade Tümenleri).
- II. Kolordu 3 tümenden oluşmaktadır (4. (eksik alay) 5. Piyade Tümenleri ve Uşak Redif tümeni).
- III. Kolordu 4 tümenden oluşmaktadır (7., 8. ve 9. Piyade Tümenleri (hepsi eksik alay), ve Afyonkarahisar Redif Tümeni).
- IV. Kolordu 3 tümenden oluşmaktadır (12.piyade tümeni (eksik alay), İzmit ve Bursa Redif tümenleri).
- XVII. Kolordu 3 tümenden oluşmaktadır. (Samsun, Ereğli VE İzmir Redif tümenleri).
- Müstahkem Mevki 6 ek tümen (10. ve 11.piyade, Edirne, Babaeski ve Gümülcine Redif ve Kale Tümeni, 4. Tüfek ve 12.süvari alayı).
- Kırcaali Müfrezesi iki ek tümen (Kırcaali Redif, Kırcaali Mustahfız Tümeni) ve 36. Piyade Alayı.
- Bağımsız Süvari Tümeni ve 5. Hafif Süvari Tugayı
- Makedonya ve Vardar ordularından oluşan Batı ordusu ise 10 kolorduda 32 piyade ve 2 süvari tümeni toplamda yaklaşık 200.000 kişiden oluşmaktadır.
-
- Sırplara karşı konumlanmış merkezi Üsküp'te olan Vardar Ordusu Halepli Zeki Paşa komutasında 5 kolordu ve bu kolorduların içinde 18 piyade tümeni,1 süvari tümeni ve 2 bağımsız süvari tugayı olarak teşkilatlanmıştır.
-
-
- V. Kolordu 4 tümenden oluşmaktadır. (13., 15., 16. Piyade ve İştip Redif Tümeni)
- VI. Kolordu 4 tümenden oluşmaktadır. (17., 18. Piyade ve Manastır ile Drama Redif Tümenleri)
- VII. Kolordu 3 tümenden oluşmaktadır. (19. Piyade ve Üsküp ile Priştine Redif Tümenleri)
- II. Kolordu 3 tümenden oluşmaktadır. (Uşak, Denizli ve İzmir Redif Tümenleri)
- Sancak Kolordusu 4 tümenden oluşmaktadır. (20. Piyade (eksik alay), 60. Piyade ve Metroviça Redif Tümeni, Taşlıca Redif Alayı, Firzovik ve Taşlıca Müfrezeleri)
- Bir Bağımsız Süvari Tümeni, 7. ve 8. Süvari Tugayları.
-
-
- Merkezi Selanik'de bulunan Ali Rıza Paşa komutasındaki Makedonya Ordusu hem Yunanistan, hem Bulgaristan hem de Karadağ'a karşı konumlanmıştı. 5 kolorduda 14 tümene sahipti.
Yunanistan'a karşı 7'den biraz fazla tümen konumlanmıştır.
-
-
- VIII. Geçici kolordu 3 tümeni bulunmaktadır. (22. Piyade ve Nasliç, Aydın Redif tümenleri).
- Yanya Kolordusu 3 tümeni bulunmaktadır. (23. Piyade, Yanya Redif ve Bizani Kale tümenleri).
- Bağımsız üniteler olarak Selanik Redif tümeni ve Karaburun Müfrezesi
-
Bulgaristan'a karşı güneydoğu Makedonya'da 1 kolordu 2 tümen konumlanmıştır.
-
-
- Struma Kolordusu 2 tümeni bulunmaktadır. (14. Piyade ve Serez Redif tümeni bunlara ek olarak Nevrekop Müfrezesi)
-
Karadağ'a karşı 4 den biraz fazla tümen konumlanmıştır.
-
-
- İşkodra Kolordusu 2'den biraz fazla tümen (22. Piyade ve İşkodra Redif tümeni, İşkodra Müstahkem Mevki Komutanlığı ve buna bağlı askeri birlik)
- İpek Müfrezesi 2 tümeni vardır (21. Piyade ve Prizren Redif tümenleri)
-
Organizasyon planına göre Osmanlı'nın Batı ordusu (Vardar ve Makedonya Orduları) savaş durumunda 598.000 askere ulaşacak ve bu şekilde düşmana karşı koyacaktı. Fakat demir yollarındaki yetersizlik bunun yanında hantal ve yanlış Osmanlı'nın seferberlik sisteminde de hatalar vardı. Zira askere alınacak kişiler askere alındıkları ordunun yakınındaki bölgelerden alınırdı, bu seferberlik açısından silah altına alma ve askerlerin bölgeyi tanıması, zorlanmaması gibi belli bir kolaylık sağlasa da dezavantajları çoktu zira savaşılan bölgeye yakın ordunun olduğu yerde silah altına alınan bu kişiler, eğer silah altına alındıkları yerler cephe hattı ve düşman işgali tehlikesi olan yerlerdeyse bu bölge yakınında köylerinin, şehirlerinin başına gelenlerden derhal haberdar olduklarından bu durum onları demoralize edip dikkat dağınıklığı ve ailelerini korumak için firarlara sebep oluyordu. Örneğin Priştine ve Üsküp şehirlerinin ileride Sırpların eline geçtiğini veya buraya Sırplarının yürüdüğünü öğrenen, cephede savaşan tümenlerdeki Üsküplü Arnavut ve Türk redif askerlerin pek çoğu ailelerinin durumundan endişelenerek kurtarmak için panik içinde bulundukları yerleri terk edip bu yerlere gitmişlerdir. Sonuçta da Osmanlı ordusunda bu firarlar ağır sorunlara neden olmuştur. Ancak I. Dünya Savaşı'ndaki seferberlik programında imparatorluk bu sistemden dönebilmiştir. Balkan Savaşı'ndaki firar sorununun temel nedenlerinden biri de budur. Bu durum bazı kimselerce haksız şekilde "Balkanlarda Arnavutlar Osmanlılara ihanet etti" şeklinde düşünülmüştür. Bunu ihanet iddialarını destekleyecek öne sürdükleri bir dayanak ta 1911'de Arnavutluk'ta ve 1912'de Kosova'da çıkan Arnavutluk isyanlarıdır. Oysa ki durum hiçte öyle değildi: zira 1911 yılındaki ve 1912 yılındaki isyanlara karşın Arnavutların çoğu sırp, karadağ, yunan egemenliğinden çok Osmanlı yönetimi taraftarıydı ve özellikle Sırplarla çekişmeli durumdaydılar. Aynı eleştirilen Arnavutlar bu savaşta, Osmanlının "İşkodra Savunması" esnasında gönüllü birlikler kurup Osmanlı yanında Karadağ-Sırp birleşik ordusuna karşı savaşmışlardır. İşkodra'daki direniş ancak Nisan 1913'te savaşın sonuna yakın sert ve acımasız çatışmalardan, ablukadan sonra aç, susuz kalan şehir ile ilgili yapılan müzakerelerle teslim olması ile kırılmıştır. Ancak sonradan Esat Paşa Toptani gibi Arnavutlardan az sayıda kişiler sonradan Sırplarca etkilenerek Osmanlı aleyhine dönmüştür ancak bu kişiler de pek fazla Arnavutlardan taraftar bulmamıştır. Kaldı ki sadece Arnavutlardan değil Türklerden de Osmanlı aleyhine Balkan savaşında çalışan kişilere rastlanmaktadır. Büyük Sırbistan hayali Arnavutlar dışında Avusturya-Macaristan İmparatatorluğu'nu da tedirgin etmekteydi. Bu imparatorlukta bölgede Slav veya Rus egemenliği yerine Osmanlıların bölgede olmasına taraftardı. Zira Sırbistan ve Rusya'nın kendi içindeki slav azınlığı kışkırtacağı korkusu içindeydi, diğer taraftan Sırbistan'da bu imparatorluktan toprak koparma peşindeydi. Avusturya-Macaristan savaşta Osmanlı ordularının çöktüğünü fark ettiğinde ve Sırbistan'ın genişlemesinin kaçınılmaz olduğunu anladığında, bölgede bir Arnavutluk devleti kurulmasını ve bu şekilde Sırp egemenliğinin kırılmasını sağlamaya çalışmış, onlara hamilik etmiştir. Arnavutluk'un bağımsızlığın ilanı da apar topar yapılmıştır. Zira Osmanlı'nın artık kendilerine yardım imkanı kalmayıp: yaşadığı topraklarının Sırp, Karadağ ve Yunanlılarcaa parçalanacağı ve katliama uğrayacakları korkusu ile yapılmış bir bağımsızlık ilanıdır.
Bununla birlikte ihanet iddialarına bir başka dayanak ta özellikle Kumanova Muharebesi'nde görülen orduya alınan hristiyan askerlerin firarı sorunudur ki, bu yönden bu iddialara hak verilebilir. Zira NY Times vs gazetelerde belirtildiği üzere özellikle redif tümenlerine Balkan Savaşı'nda gerekli adaptasyon yapılmadan alınan kimi yerlerde ordunun %15-%20sini oluşturan Osmanlı yönetimindeki bölgelerdeki Sırp, Yunan ve Bulgar azınlıklardan bir kısmı karşılarında kendi milletlerinden olan orduları görünce cepheden firar etmişlerdir. Ancak ihanet dışında burada Osmanlı seferberlik hizmetlerini eleştirmek gerekir. Zira seferberlik sırasında asker adaptasyonları bu kişilere eğitim verilmeden apar topar silahlandırılarak ön cepheye sürülmüşlerdir, dahası I. Dünya Savaşı'nda da hristiyan ve diğer azınlıklardan silah altına alınan kişiler vardır. Ancak bunlar için Osmanlı ordusu, 1. Balkan Savaşı'ndaki gibi firar sorunu ile karşılaşmamıştır. Zira bu azınlık askerleri özel olarak seçilerek, adaptasyon süreçleri tamamlanarak ve kritik pozisyonlardan çok geri hizmetlerde görevlendirilerek kullanılmışlardır. Bu da 1. Balkan Savaşı'nın kaybedilmesindeki temel nedenlerden birinin de Osmanlı'nın o dönemdeki seferberlik sistemi olduğunun açık göstergesidir. </ref> Seferberlik sistemi çok dramatik şekilde savaşı ve orduda mevcut asker sayısını etkiledi. Savaş başlangıcında Batı Ordusu'nda yalnızca 200.000 asker mevcuttu.[3] Takviye olarak daha fazla insan savaş boyunca gelse de savaştaki ağır kayıplar nedeniyle Batı Ordusu hiçbir zaman istenen sayının yakınına dahi ulaşamadı. Savaş sırasında Osmanlılar Suriye'den gerek Nizam (Nizamiye) ve gerekse Redif askerleri getirmeyi planlamıştı. Ancak bu da hiç bir zaman tam olarak gerçekleşmedi; çünkü Yunanlılar Ege'de deniz hakimiyetini ele geçirip takviyelerin denizden gelmesine engel oldular. Askerler de kara yolundan sevk edilmek zorunda kaldılar ve sonuçta bu takviyeler ya hiç Balkanlara gelmedi veya istenen vakitte gelemedi.[17] Osmanlı Komuta Konseyi, Alman Askeri Danışmanlığı misyonunda düşmanlarının durumuna göre 12 farklı savaş planı hazırlamıştı. Özellikle 5 nolu Yunanistan ,Bulgaristan ve Karadağ'a karşı hazırlanan savaş planı iyi geliştirilmiş bir plandı ve ordunun çeşitli kademelerine kendi yerel savaş planlarında kullanılmak ve geliştirilmek üzere gönderildi.[18][19] Osmanlı Hükümeti 16 Ekim 1912'de harp ilan etmekte, ancak ordusunun son tertip 120 taburunu terhis etmiş, 35 taburunu başında Genelkurmay Başkanı Ahmet İzzet Paşa olmak üzere Yemen'e göndermiş, İtalyanların İzmir'e çıkarma ihtimaline karşı Balkanlardaki kuvvetlerinin bir kısmını İzmir'e intikal ettirmiş, seferberliğini tamamlayamamış, silahlı kuvvetlerini bir salgın hastalık gibi saran "Mektepli", "Alaylı", "Redif", "Zadegan", "Kurmay" subay çekişmelerini giderememiş, ordunun silah ve teçhizattaki eksikliklerini tamamlayamamış, yeterli eğitim ve tatbikat yaptırılamamıştı.[20] Bunun yanında alman askeri danışmanlığının hazırladığı savunma planı Osmanlı Ordusu kurmaylarınca gözardı edildi; zira o sırada yeni Harbiye Nazırı olan Nazım Paşa; daha önce Ahmet İzzet Paşa'nın da onayıyla yapılan bu savunma planlarının ve görüşünün aksine kitaplarını olduğu Fransız General Ferdinand Foch'un Fransız Saldırı doktrinini benimsemiş biriydi.[21] Nazım Paşa'nın bu hatası bütün savaşı Osmanlı aleyhine etkileyecek nedenlerden biri olmuştur. Savaşın kaybedilmesinden hemen sonra Nazım Paşa, bu önemli hatalarından dolayı İttihatçı fedailer tarafından öldürüldü.[22][23]
Osmanlı Donanmasının Durumu
Osmanlı Donanmasının özellikle 1897 Türk-Yunan Savaşındaki kötü performansı nedeniyle, Osmanlı hükümeti donanmada reformlara başlamak zorunda kaldı. Eski gemiler emekliye ayrıldı; yerine Fransa ve Almanya'dan yeni gemiler alındı. Buna ilave olarak Osmanlı Devleti 1907 yılında İngiliz donanma misyonundan eğitim ve taktik konusunda yardım istedi.[24] Amiral Bu yardım İingiltere tarafından kabul edildi. Sir Douglas Gamble başkanlığında bir heyet İstanbul'a geldi. Bununla birlikte bu misyon, görevi başarıya ulaşmasını neredeyse imkansız görüyordu. Zira Genç Türkler İhtilali sonucu II. Abdülhamit tahtan indirilmiş ve Osmanlı Devleti politik açıdan karışık bir haldeydi. Dahası 1908 ile 1911 yılları arasındaki dönemde Osmanlı Donanma Bakanlığı tam 9 kere el değiştirdi. Bunun üzerine genç subaylarla, donanmanın çoğu kadrosunu elinde tutan ama hiç aktif görevlere katılmayan yaşlı eski subaylar arasında donanma içinde iç mücadeleler yaşanmakta idi ve yaşlı eski subaylar bu reformları engellemeye çalışıyordu. Bir de bunun üzerine Osmanlı gemi inşa programı üzerinde İngiliz kontrolü Osmanlı Bakanlarının şüpheleri ile karşılaştı ve Gamble'ın yeni gemiler alımı ve yapımı konusundaki planları için gerekli fonlar hiç hazır olmadı.
Yunanlıların Averof atağına karşı Osmanlılar yeni zırhlı alman kruvazörü SMS Blücher veya savaş kruvazörü SMS Moltke tipinde bir gemi almaya çalıştıysa da büyük maliyetler nedeniyle bu plan rafa kaldırıldı. Osmanlılar bunun yerine iki tane eski Brandenburg sınıfı Ön-dretnot gemiyi Alman donanmasından satın aldı. Bu gemilerden biri Barbaros Hayrettin diğeri ise Turgut Reis zırhlısıydı.[25] Bu zırhlılar Hamidiye Kruvazörü ve Mecidiye Kruvazörü ile birlikte Osmanlı Donanmasının çekirdeğini oluşturuyordu.[26] Ancak 1912 yazında, bu 4 gemi de yoksul bir devlette kronik bir ihmalin kurbanıydı; Telefonları çalışmıyor, mühimmat asansörleri ve mesafe ölçerler yerinden sökülmüş, pompalar korozyona uğramış, su geçirmez kapılarının çoğu artık kapanmaz durumdaydı.[27]
I. Balkan Savaşı ve Londra Konferansı
Bu devletlerin savaş ilanında, Balkanları koruyacak büyük bir Osmanlı Ordusu bulunmuyordu. Böylece, güçsüz ve küçük ordulara karşı birçok zafer kazandılar. Bulgarlar, yönünü doğuya yöneltti ve Trakya'nın önemli kısmını işgal etti. Sırplar, Priştine, Üsküp ve Manastır'ı, Yunanlılar ise Serfice, Selanik, Bozcaada, Limni, Sakız ve Midilli adalarını kolayca işgal etti. Sırplar ve Karadağlılar ise, Arnavutluk'u paylaştılar. Osmanlı Ordusu, bu yenilgilere karşı önemli bir harekatta bulunamıyordu.
Uğranılan bu ağır yenilgiler üzerine, Bab-ı Ali barış istedi ve Londra Konferansı düzenlendi. Bu konferans ile, Osmanlı Devleti büyük bir kayba uğruyordu.
Toprak Kaybı
Yapılan bu konferans ile, Osmanlı Devleti büyük bir kayba uğradı. Bu kayıp şöyledir:
- Osmanlı Devleti, 167.312 km2'lik alan kaybetti. Bu alanda, 6.582.000 nüfus vardı.
- Bulgaristan, 25.257 km2
- Yunanistan, 55.919 km2
- Sırbistan, 41.873 km2
- Karadağ, 5.590 km2
- Arnavutluk, 25.734 km2'lik alan kazandı.
Balkan Devletlerinin, bu toprak kazancı ile nüfusları, önemli oranda arttı. Bu devletlerden, Bulgaristan, en çok toprak kazanan devlet olurken, en az toprak kazanan devlet ise Karadağ oldu. Bu savaş sonucunda, Kırklareli'ye kadar olan tüm topraklar kaybedildi. Ancak, bu toprak dağıtımında birçok devlet birbirine düştü. Nedeni ise; toprak paylaşımının adaletsizliği bahane edildi. Bu nedenle, II. Balkan Savaşı başladı.
| Birinci Balkan Savaşı Muharebeleri | ||||||||
| Adı | Saldıran | Komutan | Savunan | Komutan | Tarih | Kazanan | ||
| Sarantaporo Muharebesi | Yunanlılar | Hükümdar Prens Konstantin | Osmanlılar | Hasan Tahsin Paşa | 22 Ekim 1912 | Yunanlılar | ||
| Kumanovo Muharebesi | Sırplar | Gen. Radomir Putnik (Savaş sonrası Voyvodalığa yükseldi) | Osmanlılar | Zeki Paşa | 23 Ekim 1912 | Sırplar | ||
| Kırklareli Muharebesi | Bulgarlar | Gen. Radko Dimitriev, Gen. İvan Fiçev | Osmanlılar | Abdullah Paşa, Mahmud Muhtar Paşa | 24 Ekim 1912 | Bulgarlar | ||
| Lüleburgaz Muharebesi | Bulgarlar | Gen. Radko Dimitriev, Gen. İvan Fiçev | Osmanlılar | Abdullah Paşa | 28 Ekim - 3 Kasım 1912 | Bulgarlar | ||
| Yenice Muharebesi | Yunanlılar | Hükümdar Prens Konstantin | Osmanlılar | Hasan Tahsin Paşa | 1 Kasım 1912 | Yunanlılar | ||
| Pirlepe Muharebesi | Sırplar | Osmanlılar | 3 Kasım 1912 | Sırplar | ||||
| Beşpınar Muharebesi | Yunanlılar | Gen. Konstantinos Sapountzakis | Osmanlılar | Esad Paşa | 6-12 Kasım 1912 | Yunanlılar | ||
| Vevi Muharebesi | Yunanlılar | Osmanlılar | 15 Kasım 1912 | Osmanlılar | ||||
| Manastır Muharebesi | Sırplar | Gen. Petar Bojović | Osmanlılar | Zeki Paşa | 16-19 Kasım 1912 | Sırplar | ||
| Birinci Çatalca Muharebesi | Bulgarlar | Gen. Radko Dimitriev | Osmanlılar | Nazım Paşa | 17 - 18 Kasım 1912 | Osmanlılar | ||
| Varna Deniz Muharebesi | Bulgarlar | Yzb. Dimitar Dobrev | Osmanlılar | Yzb. Hüseyin Rauf Bey | 21 Kasım 1912 | Bulgarlar | ||
| İmroz Deniz Muharebesi | Yunanlılar | Tuğamiral Pavlos Kountouriotis | Osmanlılar | Amiral Ramiz Bey | 16 Aralık 1912 | Yunanlılar | ||
| Bolayır Muharebesi | Osmanlılar | Bnb. Fethi Bey | Bulgarlar | Gen. Georgi Todorov | 26 Ocak 1913 | Bulgarlar | ||
| Şarköy Muharebesi | Osmanlılar | Bnb. Enver Bey | Bulgarlar | Gen. Stiliyan Kovaçev | 26-28 Ocak 1913 | Bulgarlar | ||
| Mondros Deniz Muharebesi | Yunanlılar | Tuğamiral Pavlos Kountouriotis | Osmanlılar | 18 Ocak 1913 | Yunanlılar | |||
| Bizani Muharebesi | Yunanlılar | Prens Konstantin | Osmanlılar | Esad Paşa | 5-6 Mart 1913 | Yunanlılar | ||
| Edirne Muharebesi (1913) | Bulgarlar & Sırplar | Gen. Georgi Vazov, Gen. Stepa Stepanovic | Osmanlılar | Gazi Şükrü Paşa | 11-13 Mart 1913 | Bulgarlar | ||
| İkinci Çatalca Muharebesi | Bulgarlar | Gen.Vasil Kutinçev | Osmanlılar | Gen. Ahmet İzzet Paşa | 3 Şubat - 30 Mayıs 1913 | Osmanlılar (Fakat stratejik olarak Bulgarlar) | ||
Kaynakça
- ^ Harbin Sebepleri, Askeri Hazırlıklar ve Osmanlı Devletinin Harbe Girişi. Genelkurmay Basımevi. 1993. ss. 100.
- ^ The war between Bulgaria and Turkey 1912-1913, Volume II, Ministry of War 1928, pp. 659-663
- ^ a b Erickson (2003), p. 170
- ^ a b Hall (2000), p. 16
- ^ a b c Hall (2000), p. 18
- ^ a b Hall (2000), p. 17
- ^ a b Erickson (2003), p. 70
- ^ a b Fotakis (2005), p. 42
- ^ Fotakis (2005), p. 44
- ^ a b Fotakis (2005), pp. 25–35
- ^ Fotakis (2005), p. 45
- ^ Fotakis (2005), pp. 45–46
- ^ Fotakis (2005), p. 46
- ^ Hall (2000), p. 19
- ^ Uyar & Erickson (2009), pp. 226–227
- ^ Uyar & Erickson (2009), pp. 225–226
- ^ Uyar & Erickson (2009), p. 227
- ^ Erickson (2003), p. 62
- ^ Özetle 5 nolu plan:Osmanlı Ordusuna askeri danışman olarak gönderilen Alman Kurmaylarından Colmar von der Goltz tarafından hazırlanan Osmanlı harekat planında Osmanlı ordusu Makedonya'da savunma halinde kalacak ve eğer gerekirse aşamalı olarak düşmana kayıp verdire verdire kademeli olarak Arnavutluk'a çekilecekti. Stratejik savunma üstüne kurulu bu taktik uyarınca bu savaşı esas etkileyecek muharebeler Trakya'da Balkan orduları içinde en güçlü kara ordusuna sahip Bulgaristan Krallığı ordusuna karşı yapılacak ve Osmanlı Ordusu özellikle bu ordu üzerine odaklanacaktı. Önce Bulgar ordusu burada durdurulup ardından püskürtülüp yenilgiye uğratılacak ve böylece Trakya-Rumeli hattındaki yollarda en iyi şekilde korunacaktı. Trakya ne pahasına olursa olsun elde tutulacaktı. Osmanlı'nın esas kuvvetleri de burayı korumaya ve Bulgar ordusunu savunma aşamasından sonra burada yenmeye odaklanacaktı. Ancak bundan sonra bir ilerleme söz konusu olacaktı. Yunanistan ve Karadağ'a karşı da aynı şekilde stratejik savunma üstüne kurulu gerekirse kademeli geri çekilmeyi içeren bir taktik izlenecekti. Bu taktiğin yararı Osmanlılara seferberliğini tamamlaması ve ordusunu toparlaması için zaman kazandıracak, kara yolları elde tutulacağından belki de en yararlı şekilde takviyeler Rumeli'ye ulaşabilecekti. Osmanlılar ya çok az bir toprak kaybı veyahut belli kazançlarla bu savaşı bitirebilecekti. Ahmet İzzet Paşa tarafından kabul edilen bu plan, ne yazık ki savaşın hemen öncesi yerine geçen halefi Nazım Paşa tarafından iptal edildi. Ölümüne kadar danışman ve kurmay olarak çalıştığı Osmanlı Ordusuna 1. Dünya Savaşı'nda, Halil Paşa ile birlikte Kut'ta büyük bir zafer kazandıran, ve pek çok Türk subayının eğitiminde yararı bulunan ve Osmanlı subaylarından büyük saygı gören Goltz Paşa'nın haklılığı savaş sonunda anlaşıldığında Osmanlılar için artık çok geçti.
- ^ İbrahim Artuç, Balkan Savaşı, Kastaş AŞ, İstanbul
- ^ Balkan Harbi (1912-1913) (1993). Harbin Sebepleri, Askeri Hazirliklar ve Osmani Devletinin Harbi Girisi. Genelkurmay Basimevi. Erickson, Edward J. (2003). Defeat in Detail: The Ottoman Army in the Balkans, 1912–1913. Greenwood Publishing Group. ISBN 0-275-97888-5. Planına göre önce Sırplar üzerine yürünüp Sırp Ordusu yenilecek ardından Yunan ve Bulgar Orduları durdurulacak ve bu devletlerin ülkelerinin birinin veya birkaçının üzerine yürünmeye başlandığında onları koruyan Büyük devletler (İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya-Macaristan, Almanya...) 1897 Osmanlı-Yunan Savaşındaki gibi Osmanlı ilerlemesini durdurmak için diplomatik müdahalede bulunacak ve sonuçta Osmanlı İmparatorluğu toprak kaybına uğramadan aksine belki minik toprak kazançları ile bu savaşı sonlandıracaktı. Ancak bu plan başarısız olmaya mahkumdu. Zira Osmanlı Devleti seferberliğini tamamlayamamış ve savaş öncesi ağır hatalar yapmıştı. Ordular hedeflenen sayının çok altındaydı, donanma ve kuvvetler dağınık konumdaydı. Asker eğitimsiz haldeydi buna karşın geçen zamanda Balkan devletleri Osmanlının aksine ordu ve donanmalarını iyi şekilde güçlendirmişlerdi. Savunma planlarının aksine Ferdinand Foch tarafından geliştirilen Fransız saldırı doktrinini benimseyip buna göre seferberliği doğru düzgün tamamlanmadan orduyu cephe saldırısına yönlendirmek bu savaşta Osmanlı için yıkım oldu.
- ^ Sacit Kutlu, Milliyetçilik ve Emperyalizm Yüzyılında Balkanlar ve Osmanlı Devleti, Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2007, s.32
- ^ Erickson, Edward J. (2003). Defeat in Detail: The Ottoman Army in the Balkans, 1912–1913. Greenwood Publishing Group. ISBN 0-275-97888-5.sayfa:333 Bununla birlikte Goltz ve Ahmet İzzet Paşa'nın 5 nolu planında da bir önemli hata bulunmaktadır. Bu hatada her ne kadar 4 Balkan devletinin olası saldırısına karşı hazırlanmış olsa da Yunanlıların dinamik deniz gücüne karşı tam bir taktiksel savunma içermemesidir. Oysa ki Yunan Deniz gücü yüzünden Osmanlılar Çanakkale'yi korumak için bir güç tutmak zorunda kalmış, başta Selanik olmak üzere önemli Osmanlı limanlarını abluka altına alıp, Osmanlı donanmasını Marmara'ya hapsetmiş, Suriye'den denizden takviye gelmesi engelenmiştir.
- ^ Langensiepen & Güleryüz (1995), pp. 9–14
- ^ Langensiepen & Güleryüz (1995), pp. 16–17
- ^ Erickson (2003), p. 131
- ^ Langensiepen & Güleryüz (1995), p. 20
BALKAN SAVAŞLARI
Osmanlı Devleti ile Balkan Devletleri Arasında iki safhada yapılan savaş (8 Ekim 1912 -29 Eylül 1913)
Savaşın çıkmasında Rusya'nın takip ettiği Panslavizm siyasetinin ve Balkanlar'ı paylaşma konusunda Rusya ile Avusturya arasında devam eden rekabetin büyük etkisi oldu.Berlin Antlaşması (1878) Rumeli topraklarının büyük bir kısmını Osmanlı Devleti'nden kopardığı halde bu topraklar üzerindeki taksim mücadelesini durduramamış,aksine daha da şiddetlendirmiştir .Aslında Balkan Devletleri’nin kendi aralarında da Osmanlı Devleti'ne karşı birleşmelerini önleyen bir takım meseleler vardı.Bunların başında,Bulgar kilisesinin Rum-Ortodoks kilisesinden ayrıldığı tarihten beri Makedonya'da birçok kilise ve mektebin kime ait olduğu meselesinden doğan ''kiliseler meselesi'' geliyordu.Ayrıca Sırbistan Bulgaristan'a bırakılan Makedonya'da hak iddia ettiği gibi, Yunanistan'da kuzeye doğru genişlemeye çalışıyordu. 
Sultan II.Abdülhamit,tahtta kaldığı sürece Balkan devletleri arasındaki bu anlaşmazlıkları körükleyerek onların Osmanlı Devleti'ne karşı ittifak etmelerini önlemeye çalıştı.Fakat II.Meşrutiyetin ilanından sonra (24 Temmuz 1908) İttihat ve Yunan komiteleriyle iş birliği yapmasından dolayı çete hareketleri geçici olarak durdu.Bunun üzerine Avrupa Devletleri Makedonya ıslahatı üzerindeki kontrolün kaldırıldığını bildirdiler (3'Ekim 1908).İki gün sonra Avusturya,Berlin Antlaşmasından beri işgal ettiği Bosna-Hersek'i ilhak etti.Ardından Osmanlı Devleti'ne bağlı muhtar Bulgaristan Prensliği istiklalini ilan etti(5 Ekim 1908). Ertesi günü de Girit Yunanistan'a katıldığını açıkladı.
Osmanlı hükümetinin Yunanlılar'a karşı Sırbistan ve Bulgaristan'ı kazanmak için giriştiği faaliyetler bu üç devletin ittifak etmesine engel olamadı.İttihat ve Terakki yönetimi,Balkan devletleri arasındaki anlaşmazlıkların en önemlisi olan kiliseler meselesini 3 Temmuz ı911'de çıkardığı bir kanunla halletti. Bununla ihtilaflı kilise ve mekteplerin nüfus nispetine göre aidiyet tespit edilecekti.Böylece Balkan milletleri arasındaki en önemli mesele de halledilmiş ve bu mil1etlerin aralarında anlaşmaları kolaylaştırılmış oldu.
Osmanlı Devleti'nin iç ve dış gailelerle meşgul olduğu bir sırada Rusya,Balkan devletlerinin bir birlik içinde bulunmalarını engelleyen Türkiye'ye ait Makedonya'nın taksimi konusunu ele aldı.Rusya'nın bu kışkırtmaları sonunda Osmanlı Devleti'ne ait toprakların taksimi esası üzerinde 13 Mart 1912'de Bulgaristan- Yunanistan,Ağustos 1912'de Karadağ-Bulgaristan ve 6 Ekim 1912'de de Karadağ-Sırbistan arasında ittifak anlaşmaları yapıldı.Böylece II.Abdülhamid'in büyük bir maharetle önlemeye çalıştığı Balkan İttifakı ortaya çıkmış oldu.
Ancak Babıali'nin Balkanlar'daki bu gelişmelerden haberdar olmadığı anlaşılmaktadır .Sait Paşa kabinesi,Fransa'nın ikazlarına ve Atina'daki Türk maslahatgüzarı Galip Kemali Bey'in (Söylemezoğlu) ihtarlara rağmen Balkan ittifakın kurulacağına inanmıyordu.
Nitekim Sofya elçiliğinden Hariciye nazırlığına getirilen Asım Bey , 15 Temmuz 1912'de Meclis'i Meb'usan'da yaptığı bir konuşmada Balkanlar'dan imanı kadar emin olduğunu,burada Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifakın kurulamayacağını söylüyordu.Bu düşünceler içinde bulunan hükümet,Sırbistan'ın Avrupa'dan satın aldığı silahların Selanik Limanı'ndan Belgrat’a sevk edilmesine bile izin vermişti.

Bu sırada devlet en buhranlı günlerini yaşıyordu.1910 Eylül'ünde başlayan Trablusgarb Savaşı devam ediyordu.İtalyanlar on iki Ada'yı işgal ettikten sonra Çanakkale'ye dayanmışlar ve İstanbul'u tehdit etmeye başlamışlardı. 1910'da çıkan Arnavutluk isyanın bastırılması sırasında ordu içindeki muhalif subaylar Halaskaran/Halaskar Zabitan'' adıyla siyasi bir grup kurarak dağlara çıktılar.Bu grubun İstanbul'daki mensuplarının baskıları sonunda Sait Paşa kabinesi istifa etti.Böylece İttihat ve Terakki yönetimi sona ermiş oldu.
22 Temmuz 1912'de Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın kurduğu, ''büyük kabine'' veya baba-oğul kabinesi'' adı verilen yeni hükümet de Balkan milletlerinin Osmanlı Devleti aleyhine birleştiklerini fark etmedi.Hatta Balkan ittifakını el altından destekleyen Rusya'nın savaş olmayacağı konusunda Hariciye Nazın Noradungiyan(Noradounghian) Efendi'ye verdiği teminata güvenerek Rumeli'deki 120 tabur talimli askerini terhis etti.Muhalefette bulunan İttihat ve Terakki de muhakkak bir mağlubiyet yüzünden hükümetin düşmesini sağlamak için şiddetli hap taraftarlığına başladı.Darülfünun talebelerini kışkırtarak savaş lehinde gösteriler yaptırdı.
Arnavut isyancıların Karadağ'a sığınmaları üzerine Osmanlı Devlet buraya asker sevk etti.3 Ekim 1912'de Bulgaristan,Sırbistan. Yunanistan ve Karadağ hükümetleri Babıali'ye ortak bir nota vererek Türk hükümetinden üç gün içinde eski Sırbistan,Makedonya,Arnavutluk ve Girit'e muhtariyet verilmesini istediler .Sürenin bitiminde isteklerini tekrarlayarak yeniden üç günlük süre tanıyan Balkan devletleri Batılı devletlere de ortak nota vererek İstedikleri kabul edilmediği takdirde silahla kabul ettireceklerini bildirdiler.Nihayet 8 Ekim 1912'de Karadağ'ın Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etmesiyle Balkan savaşlarının birinci safhası başlamış oldu.Diğer müttefikler de 13 Ekim'de ortak bir nota vererek Rumeli'nin milliyet esasına göre muhtar idarelere ayrılmasını istediler .Babıali buna cevap vermediği gibi sınırlarını tecavüz eden Sırbistan ve Bulgaristan elçilerinin pasaportlarını ellerine verdi(13 Ekim 1912).Ertesi gün iki devlet de Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti.Arkasından Yunanistan da bir nota vererek onlara katıldı.
Balkan savaşı,doğu(Trakya) ve batı (Makedonya ve Arnavutluk) olmak üzere iki cephe de cereyan etti.Doğu cephesinde Bulgarlar'la, batı cephesinde ise bütün müttefiklerle savaşıldı.Ayrıca denizde de Yunan donanmasıyla harbedildi.Savaş sırasında ordu içindeki siyasi görüş ayrılıkları yenilgide büyük rol oynadı.Osmanlı Şark ordusu 23 Ekim 1912'de kendisinden üç kat fazla olan Bulgar ordusuna yenilerek Çatalca'ya kadar çekildi.
Garb ordusu 23-24 Ekim'de Komanova'da Sırplar'a yenildiği gibi Tahsin Paşa da 35.000 kişilik ordusu İle Selanik'te Yunanlılar'a teslim oldu.Bu başarısızlıklardan dolayı 29 Ekim'de Gazi Ahmet Muhtar Pasa kabinesi istifa etti.
Bu sırada Selanik'te sürgün hayatı yaşayan II.Abdülhamit düşmanın ilerlemesi karşısında Selanik'in tehlikeye düşmesi üzerine 1 Kasım'da İstanbul'a nakledildi.Kendisine gazete verilmediği için Balkan Savaşı'nın çıktığından haberi dahi olmayan eski padişah,Ba1kan ittifakına ve Babıali'nin böyle bir ittifaktan haberdar olmamasına hayret ederek kiliseler meselesini sordu.Hal edildiğini öğrenince de ittifakı tabii karşıladı.

Yeni kurulan Kamil Paşa kabinesi büyük devletlerden ateşkes için arabuluculuk etmelerini istedi.Görüşmelerin devam ettiği bir sırada Balkan yenilgisini iç politika malzemesi yapan İttihat ve Terakki Fırkası kanlı bir darbe ile hükümeti ele geçirdi.3 Şubat 1913'te savaş yeniden başladı. Yunan1ı1ar 6 Mart'ta Yanya'yı, Mehmet Şükrü Paşa'nın kahramanca savunmasına rağmen Bulgarlar 26 Mart'ta Edirne'yi,Esat Toptani Paşa'nın ihaneti üzerine Karadağlı1ar da 23 Nisan'da İşkodra'yı işgal ettiler .Arnavutluk'taki son Osmanlı birliğinin Sırplar'a teslim o1ması üzerine,Edirne'yi kurtarmak iddiasıyla iktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki Fırkası Kamil Paşa'nın kabul etmediği şartlan kabul etmek zorunda kaldı.
Londra sefiri Tevfik Paşa vasıtasıyla devletlerin aracılığının kabul edileceği bildirildi.Bir ay soma 31 Mart'ta İstanbul'daki büyük elçiler Hariciye Nazın Sait Halim Paşa'ya verdikleri dört maddelik bir ortak nota ile antlaşma esaslarını tebliğ ettiler .Notanın ürk hükümeti tarafından kabul edilmesi üzerine tekrar başlayan Londra Konferansı, 30 Mayıs 1913'te Osmanlı Devleti ile Balkan devletleri arasında imzalanan bir antlaşma ile sonda erdi.Midye-Enez hattı Osmanlı-Bulgar sınırı olarak kabul edildi.Edirne, Trakya ve Dedeağaç Bulgaristan'a;Selanik,Güney Makedonya ve Girit Yunanistan'a;Kuzey ve Orta Makedonya Sırbistan'a;Silistre de Romanya'ya bırakıldı.
I.Balkan Savaşına katı1mamış olan ve Bulgaristan'ın büyümesinden rahatsız olan Romanya,Silistre'nin Bulgaristan'dan alınarak kendisine verilmesinden de tatmin olmadı.Ayrıca Makedonya'nın büyük bir kısmının Bulgaristan'a bırakılmasına Sırbistan ve Yunanistan itiraz ediyorlardı.Bulgaristan 23 Haziran 1913'te Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan'a karşı savaşa başladı.10 Temmuz'da Romanya da Bulgaristan'a savaş ilan etti.Böylece Osmanlı mirasını paylaşamamalarından dolayı Balkan Müttefikleri arasında II.Balkan Savaşı başlamış oldu.
Müttefiklerin Sofya'ya doğru ilerledikleri bir sırada İttihat ve Terakki yönetimi fırsattan yararlanarak Edirne'yi kurtarmak üzere harekete geçti.Londra Antlaşması'nda kabul edilen Midye- Enez hattının belirlenmesine yanaşmayan Bulgaristan'ın tutumundan şikayet edilerek 19 Temmuz 1913'te büyük devletlere bir nota verildi ve Meriç sınırının tecavüz edilmeyeceği belirtildi.Dört devletle birden savaşan Bulgaristan'ın kuvvetsiz bıraktığı Edirne hiçbir mukavemet görülmeden 21 Temmuz'da Bulgarlardan geri alındı.
II.Balkan Savaşı 10 Ağustos 1913'te Bulgaristan'la Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ arasında imzalanan Bükreş Antlaşması ile sona erdi.Osmanlı-Bulgar antlaşması da 29 Eylül1913'te İstanbul'da imzalandı. Yirmi maddeden oluşan İstanbul Antlaşmasına göre,Edirne ile batı tarafında çapı 30 kilometre tutan yarım daire şeklinde toprak parçası Osmanlı Devleti'nde kaldı.Batı Trakya ise Bulgaristan'a iade edildi.
Antlaşmaya eklenen ''müftülere müteallik protokol''e göre,Bulgaristan'da kalan Müslümanlar kendi müftülerini seçecek,bu müftülerde kendi aralarından birini baş müftü seçeceklerdir.Bulgar Mezahip Nezareti baş müftüsünün seçilişini Sofya'da bulunan Osmanlı büyükelçisi vasıtasıyla İstanbul'daki şeyhülislama bildirecek,şeyhülislamın tasdikiyle baş müftü ve ona bağlı diğer müftüler vazifelerine başlayabilecekler .Baş müftünün vazifesi,Bulgaristan'daki müftülerle Osmanlı Şeyhülislamlığı ve Bulgar Mezahip Nezareti ile olan ilişkilerde onlara aracılık etmektir .baş müftülerce verilen hükümleri şeriat adına baş müftü tasdik edebileceği gibi taraftar isterlerse şeyhülislama da gönderebileceklerdir . 
Baş müftü nikah,boşanma, vasiyet, veraset, vesayet,nafaka ve yetim mallarının korunması gibi konularda diğer müftülere tavsiye ve tebligatta bulunulabilecek ve bu konudaki davalara bakabilecekti.Müftüler İslam vakıflarının idaresinde sorumlu oldukları için baş müftü onlardan hesap sorabilecek ve hesap defteri isteyebilecektir .Baş müftü ve müftüler Bulgaristan'daki İslam mektup ve medreseleri teftişinden sorumlu olacak gerekli yerlerde yeni okullar açılabilecektir.
BALKAN SAVAŞLARI (1912-1913)
Osmanlı Devleti'nin Balkanlarda Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan’a karşı yaptığı savaşlardır
1789 Fransız İhtilali'nin dünyaya yaydığı milliyetçilik akımı neticesinde imparatorluklar dahilinde bulunan milletler , bağımsızlık için harekete geçmişler ve bazı devletlerin destek ve yardımları ile ayaklanmışlardı. Osmanlı tarihinde 19. yüzyıl bu tür ayaklanmalar dônemidir. Balkan Yarımadası'nda çok çeşitli milletler yaşadığı için milliyetçi ayaklanmalar en fazla burada görüldü.
Balkanlarda çıkan ayaklanmaları daha çok 17 .yüzyılda gelişmeye başlayan ve en büyük amacı Baltık Denizi'ne ve özellikle Akdeniz'e çıkmak olan Rusya kışkırtıyordu. Akdeniz'e inmek için önce Karadeniz'i daha sonra İstanbul Boğazı 'nı ve Çanakkale Boğazı'nı ele geçirmesi gerekiyordu. İşte Rusya bu gayeye ulaşmak için her yola başvurmaktan geri kalmamıştır .Bu yollardan biri de ırk ve din bakımından akraba olduğu Balkan prensliklerini alet olarak kullanıp, bu genç devletleri Osmanlı Devleti’nin varlığını sona erdirmeleri için kışkırtmaktı. Osmanlılar Trablusgarp'ta savaşırlarken Sırbistan'ın başkenti Belgrat'taki Rus elçisi harekete geçerek Balkanlarda Osmanlı Devleti'nin elinde kalan son toprak parçalarının, Sırbistan ile Bulgaristan arasında paylaşılması için teşebbüste bulundu. Buna karşılık Sırbistan, Bulgaristan'ı bir tarafa iterek kendi menfaatlerini temin için Babıali ile anlaşmaya uğraşıyordu. Balkan devletleri arasındaki menfaat çatışmalarından habersiz olan zamanın İttihat ve Terakki Cemiyeti Sırbistan'ın bu çok elverişli teşebbüslerine aldırış bile etmedi. Üstelik İkinci Abdülhamit Han'ın Balkan ülkelerinin birleşmesini önlemek için tahrik ettiği kilise ihtilafı, çıkarılan ittihad-i anasır kanunuyla halledildi. Bu durum ise, Bulgaristan ve Yunanistan'ın arasındaki ihtilafı çözdüğü için, şimdi her ikisi için de ortak düşman Osmanlı Devleti olmuştu. Neticede kısa bir müddet için önce Sırbistan ve Bulgaristan arasında kurulan ittifaka Karadağ ve Yunanistan da katıldı. Böylece Balkanlarda Osmanlı Devleti'ne karşı harekete geçme hazırlıkları tamamlanmış oldu.

Bu sırada Türk ordusu subayları iki partiye ayrılmış durumdaydı. Hükümet ise Ruslar'ın Balkanlarda savaşa müsaade etmeyeceği hususundaki yalan teminatına inanmıştı. Nitekim Sofya elçiliğinden hariciye nazırı olan Asım Bey 15 Temmuz'da, Meclis-i Mebusan'da Balkanlarda savaş ihtimalinin bulunmadığını iddia etmişti. Bunun üzerine Rumeli'deki en iyi 120 tabur asker terhis edildi. Balkan devletleri ittifaktan sonra Osmanlı Devleti'ne isteklerini bildirdiler . ...
BIRINCI BALKAN SAVAŞI
Osmanlı Devleti isteklerini kabul etmeyince, 8 Ekim 1912'de Karadağ Prensliği savaş ilan etti. Onu Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan takip etti. İkmal ve Levazım Teşkilatı'nın bozulduğu Osmanlı ordusu seferberliğini çok geç yapabildi. Bulgaristan ' a karşı çıkacak kuvvetler 5 kolordu halinde, Şark Ordusu namıyla toplandı ve Birinci Ferik Abdullah Paşa'nın kumandasına verildi. Edirne mevkiindeki bağımsız kuvvetler Şükrü Paşa'nın emrinde idi. Yunanistan'a karşı Selanik'te bir kolordu ve Yanya Kalesi'ndeki kuvvetler bırakılmıştı. Sırbistan'a karşı Makedonya'yı Garp Ordusu kumandanı müstakbel sadrazam Birinci Ferik Ali Paşa savunmuştu. 
Savaşı idare kabiliyetinden mahrum Nazım Paşa'nın hiçbir hazırlığı olmayan orduyu hemen Bulgarlar' a karşı taarruza geçirmesiyle hezimet başladı ve artık arkası alınamadı. Osmanlı orduları Bulgarlar' a karşı bütün Trakya'yı bırakarak Çatalca'ya kadar çekilmek zorunda kaldı. Sırbistan'a karşı Kumova'da yenilmişti. 6 Kasım ' da Preveze'yi alan Yunanlılar , Veliaht Konstantin idaresindeki büyük kuvvetlerini Selanik üzerine gönderdiler. Selanik'i korumakla görevli jandarma paşası Tahsin Paşa, tek silah atmadan, muazzam kolordusunu bütün silahlarıyla beraber Yunanlılar'a teslim etti. Bütün Kuzey Arnavutluk da Sırp- Karadağlılar tarafından işgal edildi.
Sultan Abdülhamit Han, gazete okuması yasak olduğu için dört Balkan devletinin ittifakını çok geç öğrenmişti.
Selanik'i ele geçiren Yunanlılar daha soma Ege adalarından Bozcaada, Limni, Somatraki ve Taşoz adalarını ele geçirdiler .
22 Ekim 1912 tarihinden beri Şükrü Paşa kumandasında Edirne'yi müdafaa eden Osmanlı birlikleri, İstanbul ile bağlantı kesik olduğundan silah yokluğu ve açlık gibi sebeplerle teslim olmak zorunda kaldılar.
Üst üste gelen mağlubiyetler üzerine Osmanlı Devleti Bulgaristan'a müracaat ederek ateşkes istedi. Böylece 3 Aralık 1912'de imzalanan ateşkes antlaşması ile silahlı çatışma durmuş oldu. Balkan devletleri ile Osmanlı Devleti arasında antlaşma 30 Mayıs 1913'te Londra'da imzalandı. Bu barış antlaşması ile Osmanlı Devleti Ege adalarının durumunun tayinini ve Arnavutluk'un sınırlarının çizilmesi işini büyük devletlere bırakmakta, Girit'i hukuken Yunanistan'a terk etmekte ve Midye-Enez hattının batısında kalan toprakları da Balkan devletlerine vermekte idi. Bu antlaşma ile Edirne de Bulgaristan sınırları içinde kalıyordu. Böylece Bulgaristan, Kavala ve Dede ağaç arasındaki toprakları da alarak Ege Denizi ' ne ulaşıyordu.
İKİNCİ BALKAN SAVAŞI
Birinci Balkan Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin ağır mağlubiyete uğrayıp Balkanlardan çekilmesi sonucunda, Balkanlarda siyasi bakımdan büyük bir boşluk ve dengesizlik meydana geldi. Ganimetin paylaşılmasında anlaşamayan Balkan devletleri, birbirine girdiler . 
Sırbistan askeri, hareket dolayısıyla Sırp-Bulgar ittifakının çizdiği ve kendisine ayırdığı arazi parçasından daha büyük bir bölgeyi ele geçirmişti. Sırpların bu arazi bölgelerini geri vermemesi anlaşmazlığın düğüm noktasını teşkil ediyordu. Diğer taraftan Londra Konferansında en büyük payı Bulgaristan'ın alması, diğer müttefiklerin hoşnutsuzluğuna sebebiyet vermişti. Bulgarların Ege kıyısına ulaşmış olmasını Yunanlılar sert tepki ile karşılamışlardı. Bu husus, Yunanistan ile Sırbistan'ı birbirine yaklaştırmış ve aralarında bir ittifaka sebep olmuştu. Sırbistan ile Yunanistan'ın birbirlerine yaklaştıklarım gören Bulgaristan, bu iki devlete hazırlıklarını yapmadan 29-30 Haziran 1913'te saldırdı. Ancak Bul- gar ordusu Yunanlılar ve Sırplar tarafından Makedonya'dan çıkarıldı. Bu sırada Bulgaristan'dan pay almak isteyen Romenler de savaşa girdiler ve kısa zamanda Bulgar Dobruca'sını ele geçirdiler .Bulgar orduları birkaç cephede savaşmak zorunda kaldığı için yenilmeye başladı.
Osmanlı Devleti bu fırsatı kaçırmadı ve bütün özellikleri ile bir Türk şehri olan Edirne’yi geri aldı. Bu yenilgiler üzerine Bulgarlar , bir yandan Romanya kralına başvurarak Balkan devletleriyle , bir yandan da Babıali’ye başvurarak Osmanlı Devleti ile barış yapmak istediler.
İkinci Balkan Savaşı sonunda, Bulgaristan'la diğer Balkan devletlerinin imzaladıkları 10 Ağustos 1913 tarihli Bükreş Antlaşması, Romanya ile Bulgaristan'ın yeni sınırını belirliyor,Tuna'nın güneyinde kalan önemli bir arazi parçasını Güney-Dobruca dahil Romanya’ya bırakıyordu. 
Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında 29 Eylül 1913 tarihinde imzalanan İstanbul Antlaşması ile Bulgaristan Kırklareli, Dimetoka ve Edirne'yi Osmanlı Devleti’ne geri verdi. Antlaşmada Bulgaristan’da kalan Türklerin de durumu ele alındı. Türklerin mülkiyet haklarına saygı gösterileceği de belirtilmişti. Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında İmzalanan 14 Kasım 1913 tarihli Atina Antlaşması İle Girit kesin olarak Yunanistan'a bırakıldı. Ege adalarının ne olacağı da büyük devletlerce kararlaştırılacaktı. Sırbistan’la antlaşma ise 13 Mart 1914'te İstanbul'da İmzalandı. Sırbistan'la Osmanlı Devleti’nin artık ortak sının olmadığından, sadece Sırbistan'da kalan Türklerin durumu düzenlenmiştir .
Böylece Osmanlı Devleti Afrika ile ilgisini kesmiş, Balkanlarda ağır toprak kaybına uğramış, Bulgaristan'dan geri aldığı Edirne ile Doğu Trakya'da kalabilmiştir .
http://www.akintarih.com/turktarihi/osmanli/balkansavaslari/balkansavaslari.htm
Balkan Savaşı'ndan kan donduran kareler
Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünü başlatan Balkan Savaşları sırasında Bulgar ve Rum eşkıyanın Müslüman köylerinde yaptıkları katliamın fotoğrafları kanı donduran cinsten...
Küçülen Osmanlı İmparatorluğu'nun, tükenişini hazırlayan 1912-13 Balkan Savaşları'nın üzerinden bir asır geçti. Bu kanlı savaş sırasında on binlerce asker yaşamını yitirirken, Balkanlar'da yerleşik olarak yaşayan 600 bin Müslüman da, büyük acılar çekip, katliamlara uğrayarak Anadolu'ya göç etmek zorunda kaldı. Bu savaş sırasında yaşanan trajedi, NTV Tarih dergisinin son sayısında, bugüne kadar yayınlanmamış Tunca Örses'in koleksiyonundaki fotoğraf kareleriyle gün yüzüne çıktı. RASTGELE SEÇİP ÖLDÜRDÜLER
Rum ve Bulgar çetelerin bastıkları Türk köyleri ve kasabaları birbiri ardına yağmalanmış, Müslüman halk türlü tacize maruz kalmıştı. Basılan köylerde halk silahlı çetecilerin zoruyla meydana toplanıyor, değerli mallar birkaç saat içinde yağma edildikten sonra kadınlara ve kızlara akla gelmedik ahlaksızlıklar yapılıyordu. Köylülere gözdağı vermek ve baskının dehşetini dilden dile yaymak için gösteri gibi idam törenleri düzenlenip, köylülerden rastgele seçilenler köy meydanında ya kurşuna diziliyor, yahut asılarak idam ediliyordu. Çetecilerin öldürmeye karar verdikleri köylüler, köy meydanına getiriliyor. Belki son arzuları soruluyor, iki rekat namaz kılmak istediklerini söyleyince abdest almalarına ve namaz kılmalarına izin veriliyor. Ardından halkın gözleri önünde üst üste konmuş eğreti tahta sandıkların üstüne güçlükle çıkarılarak ağacın dallarında sallandırılarak infaz ediliyordu. Bu, 1910'ların Balkan köylerinde ve kasabalarında alışıldık bir manzaraydı.
TROÇKİ EZİYETLERİ KALEME ALDI
Balkan Savaşları döneminde, savaş muhabiri olarak cepheye giden Sovyet devriminin önde gelen isimlerinden ünlü Marksist teorisyen Lev Troçki'nin, cepheden yazdığı yazılar da büyük olay olmuştu. Masis Kürkçügil imzasıyla dosya içerisinde yer alan yazıya göre Troçki, Bulgarların yaralı ve tutsak Türklere yaptıkları eziyetleri anlatan yazılar kaleme aldı. Bu yazıları, Rusya'da büyük tepkilere yol açmıştı. Troçki'nin kullandığı "Antid Oto" müstear isminin ardında bir Avusturya-Macaristan ajanı bulduklarını sanan hükümet gazeteleri, Bulgarların yaptıkları "canavarlıkların" anılmaması yönündeki komplonun boşa çıkarılması karşısında zorda kalmışlardı. Troçki, 1929'da sürgün geldiği İstanbul'daki ilk basın toplantısında, Balkan Savaşları'ndaki yazılarını içeren kitabını elinin altında tutuyordu.
http://www.sabah.com.tr/Yasam/2012/10/02/rum-ve-bulgar-zulmunun-balkanlardaki-aci-izleri
Bölgemizde hemen herkes silahlarını bilerken, biz elimizdekini kırıp dökerek III. Dünya Savaşına hazırlanıyoruz.
Manzara Balkan Savaşlarından önceki gibi.
Korkarım bu şekilde sonuç yine aynı olacak.
Bilmem tarih bilginiz 1. Balkan Harbinin nasıl gelişip nasıl sonuçlandığını bilecek kadar var mı?
Yazının ekinde Balkan Harbiyle ilgili bol malzeme var.
Bilmeyen bir tur okusun bence.
Bunlar lisede anlatılmıştı.
Ama eskiler her zaman derler tekrarda fayda vardır, diye
Bazıları çok fazla didaktik olduğumu söylüyor.
Diyorlar ki, biraz da karşımdakinin ferasetine bırakmalıymışım.
Fakat korkuyorum, ya anlaşılmazsam, ya anlatamazsam.
Ya bu millet bir başka Balkan Yenilgisi daha yaşarsa.
İşte bundan çok korkuyorum.
Korkum da boşuna değil.
Gidişat aynı.
Akıl fikir veren çok.
Dinleyen, anlayan yok.
Oraj POYRAZ
| |
a45UyF587661-201302161918-15
^^^^^ - vvvvv
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Recelli ekmek ne zaman yere dusse recelli kismi hep yere gelir.
Murphy Kanunlari
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
| Ben,Manevi Miras olarak, Daha gun o gun degil, derlenip durulmesin bayraklar. Nazim Hikmet Ran | "Tanri kotulukten ve acidan korumak istiyor mu? | Kurmus oldugum gruba uye olun |


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder