Bilgi yüklü, adeta dolup taşmaktadır.
Birçoklarında ciddi hazım sorunları yaratma potansiyeli vardır.
Kuvvetli bir altyapı ister.
Oraj POYRAZ
Prof.M.Kerem Doksat: O KAFA BAKIN NERELERE GÖTÜRMEKTE AZİZ VATANI!
1976 İstanbul doğumlu Sibel Üresin (37 yaşında yâni), Davranış Bilimleri dalında Yüksek Lisans yapmış, Yaşam Koçluğu ve Aile Danışmanlığı eğitimlerini tamamlayarak uluslararası sertifika sâhibi olmuş. Fatih Belediyesi, Ümraniye Belediyesi, Şile Belediyesi, Bahçelievler Belediyesi, Eyüp Belediyesi, Arnavutköy Belediyesi, Kocaeli Belediyesi, Bursa Emniyet Müdürlüğü, İSKİ, Sıcak Yuva Vakfı, Mavi Haliç Derneği bu kişiden soruluyor. İSEGEV Vakfı gibi kurumlarda Kişisel Gelişim ve Aile İçi İletişim konulu eğitim ve seminerler vermiştir. Hizmetlerimiz diye şunları sıralamış (Türkçe'ye hiç dokunmadım): Îkrâ (malûm, Oku demek ve ilk Vahyin muhtevasıdır) diye bir dergide de görüşlerini yayıyor. 63 senelik hayatımın neredeyse tamamı davranış bilimlerini, psikopatolojiyi ve hastalıkları araştırarak geçti. Bu majik düşünme tamamen dogmatik ve bilim dışı bir şeydir. BİLİMSEL OLAN ve OLMAYA FARKI Bir bilginin (knowledge) bilimsel olabilmesi için nesnel (objective) bilgi olması gerekir. Bunun için de önce tasvir edilmesi (betimleme:description), sonra târif edilmesi (tanımlama:definition), akabinde ölçülmesi (measurement) ve nihâyette tasnif edilmesi (sınıflama:classification) icap eder. Bu safhalardan geçmeyen bilgiler ve onların temsil ettiği varlıklar özneldir (subjective), dogmatik vasıflıdır ve bilimin târifi ve metodolojisi dışındadırlar. Daha sonra bu bilgiden hareketle bir ön fikir (assumption:zan) üretilir;yâni "zannedilir". Araştırmanın geçerliliğini ve güvenilirliğini en önemli olarak belirleyen hususlardan bir tanesi de tarafsızlık (non-biasedness) ilkesidir. Sonucu bu yönlerde etkileyebilecek bütün hâricî veya dâhilî etkileri olabildiğince asgarîye düşürmemiz gerekir. Daha sonra araştırma veya deney yapılır. Yayın aşamasında, sonuçların anlamlılığı (significance), bunun derecesi ve varsayımın haklılık derecesi tartışılır. Daha sonra bu yazı güvenilir ve hakemli bir dergiye gönderilir. Sonunda da neşredilir. 1.dereceden kanıt (delil) olarak kabûl edilmez. Buna kanıta (delile) dayalı bilim (evidence based science) denir. Masaru Emoto'nun suyun duadan etkilerini anlatan "çalışması" da, duanın kâlb krizinden veya başka bir illetten koruyucu etkisiyle ilgili çalışmaların çoğu da bu sebeple kâzip bilim (sham science) veya yalancı bilim (pseudoscience) düzeyindedir ve itibarlı çevrelerce kaale alınmazlar. Ve… Bunca zahmetle elde edilen bilgi daha yayınlandığında eskimiştir ve yeni bilgilerce çürütülecek veya değişecektir. Bu da Sir Karl Popper"ın ortaya koyduğu yanlışlanabilirlik ilkesinin (falsifaibility principle) vazgeçilmezliğinin bir göstergesidir. Tabii ki bütün bunlar somut sistemlerle uğraşan doğabilimlerinde, tıpta, biyolojide, jeolojide vs.daha bir geçerlidir. Tarih bir bilim midir dersek, dâima gâliplerin yazdığı bilgiler yumağından bîtaraf hakikati yakalamak çok zordur. Soykırım "keşifleri", çeşit çeşit icatlar göz önüne alındığında, tarih aslında ideolojidir; dolayısıyla da bilim değil bilgidir. Peki, psikiyatri bilim midir? Biyolojik, psikofarmakolojik, sinirbilimsel, deneysel psikolojiden mülhem alt dallarıyla bir bilim dalı olduğu kesindir. Parsimoni İlkesi Nedir? Eskiden "postüladan tasarruf kâidesi" de denen parsimoni (parsimony) ilkesi, "birden fazla kabûl edilebilir izah varsa, en basit olanı en doğrusudur" düsturudur. Peki, Bir İnsan Hem Bir İnanca (Dinî, İdeolojik veya Mistik) Sâhip Olup, Hem de Bilim Adamı Olamaz mı? Tabii ki olabilir. "En doğrusu, hâlen en doğru bildiğimizi yanlışlayacak yeni varsayımlar yaratmaktır". "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir". DİN NEDİR? Religion ve Din kelimelerinin kökenleri: Diyanet İşleri Başkanlığı'nın (http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dinibilgi.asp?sayfa=1&yid=1) din târifi: "Din, ilk insanla birlikte tabiî olarak var olmuştur. Bu, dinin değil, Sünnî İslâm'ın kendine göre anladığı kurumsal şeyin târifidir ve bilimsel değildir! Sonuçta, http://www.religioustolerance.org mekânında bütün târifler gözden geçirildikten sonra, "üstün bir varlıkla ve / veya ilâhî inançla ilgili olan, genellikle ritüeller ihtiva eden, bir ahlâk kodu, bir hayat felsefesi ve dünya görüşü olan her spesifik sistem dindir" denmekte… Dünya görüşü, Almanca weltanschauung kavramından alınmış olan, kişinin dünyaya, insanlığa ve kâinatın kalan kısmına en kökten bakışını, onu kavrayışını ve tercih ettiği değerler sistemini, "şahsî metafizik hayat görüşünü" ifâde eden bir mefhumdur. Benim târifim: İDEOLOJİLER (YENİÇAĞ DİNLERİ) Diyalektik Materyalizm (Klâsik Marksizm-Engelizm), Leninizm, Troçkizm, Stalinizm… Maoizm. Bâzı temel Kavramlar Liturji: Çeşitli dinlerdeki düzenli âyin ve ibâdetler. Bunların kiplikleri (nasıl oldukları): Epifani (epiphany): Yun. Epiphaneia (tezâhür). Büyük din tarihçisi ve filozof olan Romen Mircea Eliade (1907–1986), Chicago Üniversitesi'nde görev yapmış ve hiyerofanilerin dinlerin teşekkülü üzerindeki önemini vurgulamıştır. HOMO MYSTICUS Kendini aşma, bütün her şeyle bütünleşip vecit hâli yaşama, bunu illâki bir ilâhî güç veya din adına yapmasa da yaşama insanoğlu tarihinin her döneminde, her kültürde ve hep olmuştur. Unio Mystica:Bütün mistik geleneklerde ortak olarak rastlanan (Kabbalah, Sufizm, Vedanta, Ezoterik Hristiyanlık vs.) bireysel rûhun Tanrısal veya tanrısal olanla buluşması, vahdet, esrime. Mistisizm:Yun.mystikos inisiyasyon (tekris) vasıtasıyla girilen keşif yolu; doğrudan temâs hâli içerisinde ilâhî, kutsal veya kavranamaz bir güçle âdeta yaşarken ölüp dirilerek bir olma, buluşma yaşantısıyla ulaşılan psişik örgütlenme ve bununla ilgili yollar (târikler). Dinlerin zahirî (ekzoterik) ve şeklî yaklaşımına karşılık, mistikler Batınî (Ezoterik) olarak bunları yaşar ve yobazlar, en azından ortodoks din yandaşları dâima nâhoş karşılar, hâttâ katlederler (Hallâc-ı Mansûr'u hatırlayınız). HOMO RELIGIOSUS ve HOMO MYSTICUS FARKI Homo religiosus ibâdeti bir şekil ve ihmâl edilirse ceza göreceği günah olarak telâkki ederken, Homo mysticus bunu vâsıta olarak telâkki eder, sevgiyle sarılır; KİŞİLİKLER ve DUYGULANIMSAL HUYLAR: A, B ve C KÜMELERİ, Yüksek İşlevsellikli Otizm… Bunlara eklenen Duygulanımsal Huylar: BÜTÜN BUNLARA BİR KARİZMA VE DEHÂ EKLENİNCE…Nasıl büyük yaratıcı san'atkârlara ilham gelirse, bu özel pşişelere de bâzı bilgiler gelir! Meselâ Hz.Muhammed'i bir düşünelim. 11 yaşındayken "emîn" denen, hiç kahkaha atmayan ama gülümseyen, üzülüp ağlayan, savaşan, sevişen ve şûra kararlarıyla devleti yöneten, senelerce daracık bir mağarada derin meditasyonla temporo-limbik sisemini, bâzı fontal bölgelerini ve amigdalasını bombardıman eden, sonunda da "oku (ikra)" vahyini alan, bunu çok egodistonik (egoya yabancı) yaşayıp, sonra da zamanla olaya-bağlı kısmen egosintonik (egoyla uyumlu) değişik bilinç hâlleri (Altered States of Consciousness) yaşayan, her seferinde yoğun anksiyete ve dehşet yaşayantılayan… Peki, nedir bunlar? Hz.Muhammed de, Buddha gibi, Lao Tse gibi, daha niceleri gibi bir seçkin Homo mysticustur. Bu gibi kişilerin çoğu da, ilginçtir ki, yetimdir. Benim hipotezim: Bunlar assosiyatif dissosiyasyonlardır. Bir gâiyetleri, hâttâ teleolojileri vardır çünkü bir eser yaratırlar. Burada dinbazlığı çok güzel hicveden bir hoşluğu paylaşmak istiyorum: 2005'te Hristiyanlar'ın web sitesi "Ship of Fools", bir yarışmayla en komik dinî fırkayı seçti: Köprüden geçmekte olan yobaz, bir adamın intihar etmek üzere olduğunu görür. — Dindar mısın? — Evet. — Ben de… Hristiyan mısın Budist mi? — Hristiyan. — Ben de… Katolik mi yoksa Protestan mısın? — Protestan. — Ben de… Episkopal mi yoksa Baptist misin? — Baptist. — Ooo, ben de… Tanrının Baptist Kilisesi'nin mi, yoksa İsa'nın Baptist Kilisesi'nin mi üyesisin? — Tanrı'nın Baptist Kilisesi'nin. — Ben de… Tanrı'nın Reformcu Baptist Kilisesi mi, Tanrı'nın Orijinal Baptist Kilisesi mi? — Tanrı'nın Reformcu Baptist Kilisesi. — Ben de… 1879 tarihli mi, yoksa 1915 tarihli reformdan yanasın? — 1915. Yobaz, "Vay kâfir vay" diyerek adamı köprüden aşağı iter! SPINOZA: BİR DİNBAZLIK KURBANI! Tarihte Hermeneütik (yorumsama) ile iştigâl etmenin "cezasız kalmamasına" dâir hazin bir örneği paylaşmak isterim: Spinoza Yahudi'ydi ve âilesi Portekiz'deki engizisyondan kaçıp Amsterdam'a gelmişlerdi. Spinoza'nın bu görüşü, Endülüs İspanya'sındaki ünlü mutasavvıf Muhyiddin-i Arabî'nin (1165-1239) etkisiyle oluşmuştu. Spinoza'da Tanrı kâinattadır ve kâinat kadardır (Panteizm). Spinoza'nın bu Panteist, hâttâ Monist Tanrı-Kâinat anlayışında Musevîliğin etkisi inkâr edilemez. Spinoza'nın düşünce kaynaklarında farklı etkilerin olduğu söylenebilir. Beden ve rûhun birbirlerine olan üstünlükleri yerine paralelliklerini savunan Spinoza teleolojik (ereksel) bir illiyete (nedenselliğe) de karşı çıkmış, transandantal bir Tanrı anlayışı yerine mündemic (içkin) bir tabiat anlayışı getirmiştir. TEİZM, DEİZM, PANTEİZM VE PANENTEİZM FARKI Tabii, primum movens deyince kozmogoniden veya (kozmogeni, kozmojeni) bahsetmemek olmaz: Kozmogoniyi, kozmoloji terimi ile karıştırılmamalıdır. Kozmoloji (evrenbilim) evreni (kâinatı, âlemi) inceleyen daldır. Hâlbuki kozmogoni sâdece evrenin doğuşu, menşei ile ilgilidir. Kozmogoni illâki bilimsel olmak zorunda değildir; çağdaş bilimin ortaya çıkışına kadar kozmogoni sıklıkla dinî bir karaktere sâhipti. Bu Hermeneütik insana dâir olanla, Tanrı'nın iradesinden (irâde-i külliyyeden, irâde-i ilâhiyyeden) ayrı olmayan ama insana da açık alan bırakan irâde-i cüz'iyye mefhumunu (nosyonunu) bize kazandırır. Teizm'de Tanrı her şeye kâdirdir ve her şey O'nun kontrolü altındadır; ferdî mes'uliyet yoktur. Deizm'de Tanrı her şeyi yarattıktan sonra bir kenara çekilmiş, hiçbir şeye karışmaz hâle gelmiştir. Amerikalı filozof Charles Hartshorne (1897-2000), Tanrı'nın bir mücerret (soyut), bir de müşahhas (somut) iki yüzü olduğunu söyler. Panenteizm, Teizm'in klâsik creatio ex nihilo (yoktan yaratma) görüşünü kabûl etmeyerek, creatio ex materia (önceden mevcut maddeden yaratma) fikrini benimser. Monizm'le de akrabadır: Ayrıca, Absolutizm ve Gnostisizm'deki Monad (tek, yegâne olan Tanrı'dır) da Monizm'le yakından ilgilidir. Özetlersek, Panteizm ile Panenteizm arasında önemli bir fark vardır: Muhyiddin-i ibn-ül Arabî'nin marifetullah ilminden insanlara aktardıklarının hülâsasının bir örneği şudur: Bütün bu anlattıklarımın hâlen en geçerli evrenbilim kuramı olan ve CERN'de de doğrulanan Büyük Patlama vakıasıyla doğrudan paralelliği çok mânidardır. Bu buluşlar da demin bahsettiğim Teizm'in klâsik creatio ex nihilo (yoktan yaratma) görüşünü kabûl etmeyerek, creatio ex materia (önceden mevcut maddeden yaratma) fikrini benimsemektedir. İslâm'ın düsturu olan La ilaha ilAllah (Türkçe'de lâ İlâhe İllallah diye söylenir) ifâdesi zâhirî olarak, sıklıkla "Allah'tan başka tapılacak ilâh yoktur" diye tercüme edilir. Bütün bunlar Hermeneütik arayışlar, felsefî çırpınışlardır. Ne ilginç değil mi? Spinoza'nın bu Panteist, hâttâ Monist Tanrı-Kâinat anlayışında Musevîliğin etkisi inkâr edilemez ama o Musevîlik kendisini kovmuştur! Esasında Musevîlik'ten neş'et eden ve önce bir kült (anormâl veya acayip dinî grup), akabinde bir sekt (farklı ve oturmuş bir inanç grubu) ve MS 325 senesindeki İznik Konsili'nden sonra bir din hâlini alan İsevîlik (Katolik Hristiyanlık) da aynı yobazlık içerisinde farklı düşünenleri yakmıştır! Aslında tamamen memetik bir mutasyon ve farklılaşma olan ve tarih boyunca hep olagelmiş bulunan bu kültürel çeşitliliği (diversity) hazımla karşılayabilecek ve hepsine aynı mesâfeden bakarak büyük bir toleransla karşılayacak bir kurum varsa, olabilirse eğer, bu câmianın ve temelini oluşturan cemiyetin de şu beş şeye sâhip olması icap eder: 1) Tolerans, 2) Lâiklik veya sekülerlik (ikisi tam olarak aynı şey değildir), 3) Sevgi (evrimbilimsel ifâdeyle bağlanma "attachment"), 4) Dogmatizm batağına düşmemek için, mutlaka müsbet ilme (bilime) sırtını dayaması, 5) Asla değişmez bir katılık (rigidity) içerisinde asla olmaması; yâni farklı Hermeneütiklere açık olması! Çünkü hayatım boyunca hep Allah'a (bir Tanrı'ya) inandım, iman ettim. Epistemoloji, bilim-psikiyatri ve inanç sistemleri konusunda yüzlerce fazla konferansa, panele iştirak ettim. "Ben, dindar olmayan bir Müslümanım". *** Bu kendimden iktibasla naklettiğim fikirlerime bir ufak ilâve daha yapıp, Başbakanımız'ın "dindar nesiller" ütopyasının neden ilmen de, dinen de neden bir safsata, (İngilizce:logical fallacy, Osm:Kıyas-ı bâtıl) içerisinde olduğunu özetleyeyim ama biraz örnekler de katarak: 1. Argumentum ad hominem: Bir argümanın doğruluğunun, argümanı geliştiren şahsın kişiliği ile ilgisi olduğu savı. 2. Argumentum ad populum: Çoğunluğun benimsediğinin doğru olduğu savı. 3. Argumentum ad ignorantiam: Tersi ispatlanamayanın doğru olduğu savı. 4. Petitio principii / begging the question: Döngüsel nedensellik; 5. Cum hoc ergo propter hoc: Bağlantı, ilişki veya ortak özelliklerin mutlaka sebep-sonuç ilişkisi içinde olduğu savı. 6. Post hoc ergo propter hoc: Zaman içerisinde önce gerçekleşen bir olgunun, onu izleyen başka bir olgunun sebebi olması gerektiği savı. 7. Çöp adam / straw man: Tepkisel indirgemecilik. 8. Argumentum ad traditio / argumentum ad antiquitatem: Geleneksel olanın doğru olduğu savı. Örnek 1: Evliliği reddeden kadını öldürmemiz çok doğru. 9. Argumentum ad baculum: Güç kullanarak kabul ettirme. 10. Argumentum ad crumenam: Zenginlerin söylediklerinin doğru veya tam tersine yoksulların söylediklerinin yanlış olduğu savı. 11. Argumentum ad lazarum: Yoksulların söylediklerinin doğru ya da tam tersine zenginlerin söylediklerinin yanlış olduğu savı. 12. Yanlış ikilem / bifurcation: Yalnızca iki seçeneğin var olduğu savı. 13. Zayıf benzetme / weak analogy: Ortak özellik gösteren iki önermenin birbirinin aynı olması veya birbirine çok benzemesi gerektiği savı. 14. Yüklü soru / loaded question: Sorunun ardında yatan varsayımların doğru olduğu savı. 15. Argumentum ex silentio: Bir tartışmanın taraflarından birinin sessiz kalmasının, sessiz kalan tarafın tartışılan konuda bilgisi olmadığını, haksız olduğunu veya yanıldığını kabûllenmesi anlamına geldiği savı. 16. Argumentum ad misericoridiam: Acınacak durumda olmanın veya çâresizliğin, söylenen ya da yapılanların yanlışlığına ağır bastığı savı. *** Ey Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı, Dindar nesiller yetiştirecekmişsiniz, devletin de görevi buymuş, öyle mi? Dünyadaki 5000'den fazla dinin her birinin kendine göre bir weltanschauungu var. Ey Benim Başbakanım, Eğer Türkiye'deki lâikliği ilga' edecekseniz ve yerine sekülarizmi getirecekseniz… O takdirde Satanizm'i de serbest bırakıp, herkesin istediğini yapmasını sağlamalısınız! Bakınız, ortalık Sibel Üresin'lerle dopdolu. Yoksa dünya tarihine çok ilginç işler yapan lider olarak geçebilirsiniz ve bu çıkışlarınız sebebiyle arkanızdaki destek gittikçe azalıyor. Hele padişahlık uğruna Türklüğü aşağıladınız ya! Yapayalnızlığa doğru pike yapıyorsun. Yaptıkça da öfkeniz artıyor… Şu ölümlü dünyada değer mi? Ad impossibilia nemo tenetur Hiç kimse yapamayacağı şeyler için söz vermemelidir. Argumentum ad hominem… İLK KURŞUN |
^^^^^ - vvvvv

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder