Prof.Dr.Recep Akdur: ABD RÜŞVETİ OSMANLI'DAN MI ÖĞRENDİ
Türk Dil Kurumusözlüklerinde rüşvet; yaptırılmak istenen bir işte yasa dışı kolaylık veya çabukluk sağlanması için bir kimseye mal veya para olarak sağlanan çıkar olarak tanımlanmaktadır.
Ahmet Mumcu Hoca ise, "Osmanlıda Rüşvet" adlı kitabında rüşveti; yetkili birisine, toplumun usul ve kaidelerine aykırı bir biçimde menfaat sağlanarak bir işin yaptırılması şeklinde tanımlamaktadır.
Sayın Mumcu'ya göre; ilk çağlardan itibaren görülen rüşvet hemen bütün toplumlarda var.
Çünkü her insan önce kendi menfaatlerini düşünür.
Bununla birlikte geri kalmış ülkelerde, sosyal düzenin bozulduğu, ahlaki çöküntülerin yaşandığı ekonomik krizler, savaşlar vb.dönemlerde rüşvetin miktarı çok artıyor.
Gelişmişlik, sosyal refah artımı, demokrasi, şeffaflık artışı gibi durumlarda ise rüşvetin suçunun işlenmesi azalıyor.
Tüm toplumlarda rüşvet almak da vermek de suç sayılıyor.
Bu nedenle de rüşvet suçunu tanımlayan ve karşılığında getirilen yaptırımları düzenleyen yasalar var.
Rüşvet alanlar ile verenlerin sorunu da burada başlıyor.
Rüşvet alınıp verilmeli illa ki alınıp verilmeli; ancak bu eylem yasaların tanımladığı rüşvet kapsamına girmemeli.!
Sayın Mumcu, hem Osmanlı da hem de öncüllerinde rüşvetin var olduğunu ancak 17.Yüzyıldan sonra yani Osmanlı'nın gerileme döneminden yıkılıncaya dek rüşvetin ayyuka çıktığını söylüyor.
Rüşveti gizlemek yani suçu düzenleyen kanun maddesinin kapsamı dışına çıkarmak için çok çeşitli yol ve yöntemlere başvurulduğu biliniyor.
En çok bilinen iki örneği; istendik davranışı sergileyen yetkiliye maddi değeri çok yüksek hediye/hediyeler verilmesi ya da maddi değeri milyonlarca kat yüksek olan bir eşyayı "rıza pazarlığı ile üç kuruşa satmaktır".!
Bu yöntemler geçerliliğini hala koruyor.
Buna yenileri de eklendi.
Örneğin istendik davranışı sergileyen yetkiliye doktora unvanı vermek, çok lüks seyahatlere götürmek, zengin bir ülkede çok lüks koşullarda tüm aileyi birkaç ay misafir etmek, çok yüksek ücretlerle misafir öğretim üyeliği yaptırmak bunlardan bazıları.
Türkiye'deki "Sağlık Reformu"nun dışarıdaki odaklarca yazıldığı çok söylenilen ve inanılan bir konu.
Yazarları arasında, ABD, AB, Dünya Bankası, WHO'nun olduğu ve bunu Sahibi Rochefeller olan Harvard Üniversitesi'nin kağıda döktüğü söyleniyor.
Başta "Domuz Gribi Aşısı Fiyaskosu" olmak üzere birçok hatasına karşın, Reform kesintiye uğramasın diye Recep Akdağ'ın 11 yıl gibi uzun bir süre Bakanlık koltuğunda tutulduğu da biliniyor.
Bu süre, Cumhuriyet tarihinde Refik Saydam'dan sonra gelen en uzun süre.
Bakanlıktan ayrıldıktan çok kısa bir süre sonra göz önünden kayboldu.
Meğerse üç aydır Amerika'daymış.
Meğerse Harvard Halk Sağlığı Fakültesi'nde misafir öğretim üyesi imiş.?
Geri kalmış ülkelerden gelen geleceğin idareci adaylarına reform nasıl yapılır diye ders anlatıyormuş.?
Eski bakan önümüzdeki günlerde de gerçekleşecek Dünya Sağlık Örgütü'nün "Sağlığa Hizmet Edenler" ödülünün sahibi olacakmış.!
Tersliğe bakın bize Amerika tarafından önerilen "Sağlık Politikası" Amerika'da iflas etti.
Bu politika yalnızca sağlık sistemini iflas ettirmedi tüm devlete kepenk indirtti.
Obama "krizin şubat ayına dek ertelenmesi" karşılığında sağlık reformunu yeniden gözden geçireceğine söz verdi.
Bizim beyefendi ülkemizdeki sektörü Amerika'dakine benzetmek için neler yaptığını geri kalmış ülkeden gelenlere anlatıyor.!
Amerika'daki iflası kapatmak için de; gazetecilere bizdekinin ABD'dekine benzemediğini ve hatta bizdekinin ABD'den daha iyi olduğuna dair bir şeyler söylemiş.!
Üstelik de Michael Moore'un yazıp yönettiği, aynı zamanda oynayıp yapımcılığını da üstlendiği Amerika'daki sağlık politikasını eleştiren bir film olan "Sicko" filmini söylediklerine kanıt olarak göstermiş.!
Umarım Michael Moore bunları duymamıştır.
Duydu ise bunları mutlaka yeni bir film konusu yapacaktır.
Yalnız bu seferki filmin komedi tarzında olacağı kesin.
Beyefendinin çok iyi bir çocuk profesörü olduğu söylenip, yazılıyor.
Harvard Tıp Fakültesi'nde çocuk hastalıkları üzerine misafir öğretim üyeliği yapsa idi gerçekten kendisini takdir eder hayranlık duyardık.
Öyle olmadı Beyefendi Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Fakültesi'nde geri kalmış ülkelerden gelen ve "Amerikan Eğitimi" alan yönetici adaylarına orijinali Harvard'da yazılan "Sağlık Reformu"nun nasıl başarıldığına ilişkin deneyimlerini anlatmış.!
Olaydan haberdar olan herkesin de merak ettiği birkaç konu var.
Bunlardan birisi Beyefendi TBMM'sinden Türkiye'nin en yüklü peşin üç aylık maaşını alırken, aynı zamanda Harvard'dan kaç para aldı.
Amerika'da kaldığı sürece kimlerle ve nerede kaldı?
Hangi kuruluşlardan ve kimlerden ne ödülleri ve hediyeleri aldı?
Aldığı bu para ve hediyeler TSE standartlarına ya da mahkemelerimizde oluşmuş içtihatlara uygun mu?
Yoksa bunlarda tespit edilenlerin çok altında mütevazi bir para mı?
Bir idealistin başarılarını dünyaya anlatırken onun da ötesinde Amerika'ya bile yayarken ders verirken geçimini sağlamak için aldığı sandviçle beslenme para sı mı?
Gazetelere onu da açıklarsa gerçekler bilinecektir.
Biz de sözümüzü geri alır; Ahmet Mumcu Hoca'nın kitabının okunmasını önerirken, sözümüz eski bakandan dışarı deriz.
Hatta böyle bir analojiye neden olduğumuzdan dolayı özür bile dileriz.
Salt Bakanlıkta kalma süresi nedeni ile beyefendi sürekli Dr.Refik Saydam ile birlikte anılmaktadır.
Oysaki Dr.Saydam, bu memlekete toplam 14 yıl Sağlık Bakanı, 3 yıl Başbakanlık, Milli Eğitim ve İçişleri gibi büyük Bakanlıklarda ise vekaleten uzun süre bakanlık yaparak hizmet etmiştir.
8 Temmuz 1942'de İstanbul'da görev başında şehit olduğu zaman cebinden toplu para ve banka hesap defteri çıkmadığı gibi, tapu kayıtlarında da herhangi bir malına rastlamamıştır.
Cebeci Asri Mezarlığı'nda olan mezarının toprak parasını kardeşi ödemiştir.
Çünkü Refik Saydam; "benim lojmanımı arabamı ve şoförümü devlet veriyor" diyerek tüm maaşını hayır kurumlarına bağışlamıştır.
Her ay maaşı doğrudan bu kuruluşların hesabına aktarılmakta idi.
Bugünlerde "Andımız" nedeniyle Başbakan'ın dile doladığı Milli Eğitim Bakanı Dr.Reşit Galip, birkaç dönem milletvekilliği, bir yıl Milli Eğitim Bakanlığı, ve birçok kuruluşta yönetim kurulu üyeliği yapmış olmasına rağmen 44 yaşında kitapları arasındaki bir karyolada veremden ölmüştür.
Arkasında çağdaş üniversite milli kütüphane Türk Tarih Kurumu gibi birçok eser bırakan Reşit Galip evlatlarına da mülkler saraylar değil, şerefli bir ad bırakmıştır.
Ahmet Mumcu Hoca'nın "Osmanlı Devletinde Rüşvet" adlı kitabını okumanızı öneririm.
Rüşvet türlerini ve yollarını bilirsek, kimlerin rüşvet yediğini anlamakta zorluk çekmeyiz.
Daha da iyisi rüşvet bağlamında birtakım unvanlar verilenlere de hayran olmayız.
a45UyF587661-201307301451-10
-Cocuklarim eger dunya gunese 1 cm. Yakin olsaydi her yer erir eger 1 cm. Uzak olsaydi her taraf donar ve yasayamazdik... Allah'in oldugunu bundan anlayabiliriz.
-e iyi de hocam dunya gunese 18 ocakta yakinlasir 21 haziranda da uzaklasir.. Hem de 1 cm. Degil yaklasik 2 milyon kilometre .. Ee hic bir sey olmuyor...
-Iste bu da Allah'in bir mucizesidir...evladim...otur...laubali, ukala...
Yasanmis Din Dersi Diyaloglari
| Kurmus oldugum gruba uye olun Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur: Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com | Ayrilmak isterseniz de : Ozgur_Gundem-unsubscribe@yahoogroups.com | Grup Sayfamız : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/ | Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz. http://orajpoyraz.blogspot.com/ |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder