6 Mart 2015 Cuma

Re: [OzgurGundem] Emin Çölaşan : Ergün Poyraz mezarlık temizliyor!.. [2 Attachments]

Levent Bey,
Elbette çok şey yaşanacak, elbette dersler alınacak.
Önümüzde bir İspanya İçsavaşı, bir Yugaslavya'da görülen ardışık işgaller, bir Ermeni kalkışması ve tehciri ve daha nice kanlı olaylar var.
Belki de 1nci ve 2nci Dünya Savaşının tam orta yerinde kalacağız.
Bunlar kuvvetle muhtemeldir.

Burada önemli olan başını taşlara vurmadan önce ders almak.
Akıllı olan bunu yapar.
Ba'de harab-ül Bağdat, yani Bağdat harap olduktan sonra ibret almak maharet değil.
Biz Türkçe bu durumda sür eşeğini Niğde'ye diyoruz.

Elbette AtaTürkçülerde, Kemalistlerde, Solcularda, çağdaş insanlarda da törpülenmesi gereken fazlalar, doldurulması gereken eksikler olabilir.
Ben de bunu düşünüyorum.
Ancak, mürtecilerin, liberallerin, bölücülerin hallerine bakınca bu cennahtaki kusurlar anlamsızlaşıyor.
Onu görüyorum.

Ülkeyi kan banyosuna sokacak idealler, ve işler mürtecilerde, liberallerde, bölücülerde.
Tam tersine ülkeyi kanlı olaylardan uzak tutuma iradesi sadece AtaTürkçüler, Kemalistler, çağdaş, ilerici insanlar, hatta solcularda.

Kanlı mı olacak, kansız mı olacak meydan okuması yeni bir şey değil.
Rejimi sünni şeriat rejimine dönüştürmek için kendi canını da, düşman gördüklerinin canını da feda edenler çok daha öncelerden beri gayret içindeydi.

Kesin olan bir şey var. Cumhuriyet yönetimlerinin hiç birisi etnik, dini, mezhebi anlamda bir kapışmayı idealize etmemiştir.
Yine kesin olan, Cumhuriyet yönetimleri her zaman etnik, dini ve mezhebi kapışmaları bastırmaya, söndürmeyi idealize etmiştir.
Elbette yöntem hataları olmuştur.
Ancak, bölücüler ve mürtecilerin açıkça kapışmayı, kan dökmeyi idealize ettiklerini de görmek gerekir.

Yine silah zoruyla Kürt bölgelerinin ayrı bir siyasi bölümlenmeye tabii tutulması ideali yeni değildir.
Burada tek başına Cumhuriyet yönetimlerine fatura kesmek de yanlıştır.
Bu iş tarihsel süreç içinde Osmanlının 1500'lerine kadar uzanan bir derinliğe sahiptir.

Bütün bu tehlikeli meydan okumalar ve ideallerin sahiplerinin kendilerinden en ufak şüpheleri yoktur.
Asla bir özeleştiri, dönüşüm, değişim ihtimali görülmemektedir.

Burada artık biraz da Nasreddin Hoca'nın fıkrasında ki gibi, HİÇ Mİ HIRSIZIN SUÇU YOK sorusunu sormak gerekir diye düşünüyorum.

Halka gelince ben uzun zamandır şüphe içindeydim, şüphem günden güne kesinlik kazanmakta.
Ortada yeknesak bir halk yok.
Bu kesin.
Taaa ilk okuldan bu yana bize aşılanan Türk ulusu ideali anlaşılan sadece bir idealmiş.
Ortada iki ya da üç renkli, uyumlu, estetik bir resim yok.
Sonsuz sayıda rengin ve tonun birbirine karıştığı, uyumsuz, estetik yoksunu bir resim var.

Evet, ben yemin ederim halktan kopuk bir aydınım.
Bundan da gurur ve şeref duyuyorum.
Kim kimden kopuktur diye sorulunca, ben bulunduğum yerde bir hata görmüyorum.

Esasen bu konu daha önce de geçmişti.
Aydın denilen kişinin halktan ayrı bir yerde olması hem doğaldır, hem de gereklidir.
Halkın dalkavuğu aydın değildir, olamaz.
Nasıl ki, babanız, dedeniz, ananız zaman zaman sizi rahatsız eden, huzursuz eden sözler söylüyor, işler yapıyorsa, benzer şekilde aydın da halkı rahatsız etmek, dürtüklemek, huzursuz etmek zorundadır.
Halka eroin, afyon veren kişi asla aydın olamaz.

Ve aslında bu çok geçerli bir miyardır.
Kim halkı rahatsız ediyor, kim halkı mutlu etmeyi vazife edinmiş?
Halkı rahatsız eden bu işi nelere rağmen yapıyor?
Halkı mutlu etmeyi vazife edinmiş kişiler halka, devlete yeni, farklı, işe yarar bir şeyler söylüyorlar mı?

Hep söylediğim gibi gerçek çoğunlukla belirlenmez.
Demokratik oylamalarla doğa kanunları, evrenin gerçekleri sınanmış, onanmış olamaz.

Zaman en iyi miyardır.
Bu güne kadar yanıldığımı görmedim, içimde bir şüphe uyanmadı.
Halkın içinde düştüğü gerçek üstü dünya evrenin gerçeklik mihengine vurulduğunda çökecek.
Bu sadece bir zaman meselesi.

Ben bir insan oğlu insan olarak sınırlı bir ömre sahibim.
Tarih ise sürekliği olan bir şey.

Halkın askere güvenmemesi gerektiğini şiddetle söylüyorum.
Ben de bu konuda aynı fikirdeyim.
Görüştüğüm, konuştuğum asker dostlarım, arkadaşlarım var.
Halkımızda her zaman bir mucize beklentisi olmuştur.
Devletin ve milletin en zorlu anlarında mehdi gibi ortaya çıkacak bir kahraman, bir komutan mutlaka var düşüncesi herkesde mevcut.
Doğrusu bu defa çıkacağını düşünmüyorum.
Netekim, geçmişte de çok nadir, iş işten geçtikten, çok büyük kayıplar görüldükten sonra bu görülmüştür.

Doğrusu ben popom zora girince daha bireysel kurtuluşlar, çözümler hayal ediyor ve planlıyorum.
Kendi ve sevdiklerimin canının kurtarmak için mülteci, göçmen olabileceğimi hesaplıyorum.
Aklımın ucunda her zaman ülkenin bir Suriye, bir Irak, bir Libya olması ihtimali vardır.
Bunun da samimiyetle, açık açık ifade ediyorum.
Elbette bu türden bireysel çözümler milyonlar söz konusu olduğunda bir değer taşımaz.

Doğrusu gruplara ilettiğim her epostada endişelerimi anlatıyorum.
Balkan Hazimetin misal gösteriyorum.
Filistin ve Kanal Savaşlarını anlatıyorum.
Ermeni kalkışmasının acı sonuçlarını hatırlatıyorum.
Suriye, Irak, Libya'dan aldığım ibretleri söylüyorum.

Benim bu sözlerim havada duran, teorik sözler değildir.
Karşımızda apaçık duran gerçeklerdir.

Doğrusu halk, birileri bana kulak verir mi bilmiyorum.
Belki de bir çatlak ses olarak kalabalık içinde kaybolup gideceğim.
Ama şundan eminim, halk, kalabalıklar az çok dediklerime kıymet verse benden çok yine halk kazanır.
Bu güne kadar çok vurguladım.
Benim kaygılarım, sözlerim, yazılarım asla kişisel değildir.
Benim karnımı varoşlarda yaşayan insanların arızaları ağrıtıyor.

Diğer aydınlarla beraber benim de içine düştüğüm ama engel olamadığım bir çelişki vardır.
Evet, ben ülkenin ilk %10'luk gelir gurubu içinde yer alan bir kişiyim.
Benim gibi insanların sağcı, kapitalist olması gerekirdi.
Fukara için endişelenmek benim için bir lüks bir fantazidir.
Benim de diğerleri gibi bir elime cımbız, bir elime ayna alıp, umurumda mı dünya demem gerekirdi.
Yapamadık, yapamıyorum.
Çünkü ben ancak, bu şekilde yaşamıma bir anlam katabildiğime emin oldum.


Saygılar.
Oraj POYRAZ
L2fSIJNoA0xfSNxA

 
Oraj bey

Gerceklesir mi gerceklesmez mi bilemem; ben bu surecten olgunlasarak cikmamizi dilemekteyim. Kendilerini nasil tanimlarlarsa tanimlasinlar, her kesimin yasananlardan ders almasini dilemekteyim.

Once, kendilerine Ataturkcu, laik, cagdas, aydin, ilerici vs vs diyenlerden baslayayim.

Burda bir halk var kardesim. Begen veya begenme, onlarin da beklentileri var ve senin o soyut, pek entellektuel cozumlemelerin kimsenin umurunda degil. Ya biraz  egondan fedakarlik edip, o halka guven vermeyi, onunla birlikte yurumeyi ogreneceksin; veya baskalari bunun senin adina yapacak. Kenara cekilirsen, git, kosende otur. Papatya cayi mi yaparsin, "iclemselligin umarsizliginda didaktik irdelemeler" diye bir seyler mi yazarsin, ne yaparsan yap. Pek atesli Kemalist isen, kafanda kalpakla gez de alay konusu ol. Veya aynen muslumanlarin "asri saadet" ozlemi gibi sen de hep 1920'lerin havasinda yasa ..

Ha, nazik popom tehlikeye girdiginde aslan Memedcik beni kurtarir diye dusunuyorsan, gecti o gunler. Asker de bir yere kadar. Netice de onlar da insan ve onlar da senin begenmedigin tarafin etkisine kapilabilirler. Oyun boyle oynaniyor. Mucadele edeceksen et, etmeyeceksen aglama.

Sanirim hepimiz az cok biliyoruz bu halktan kopuk halkcilari ... Elestirim ortaya, hepimize ... az da olsa benim icim rahat, cunku, elimden geldigince dogru bildiklerimi dile getirdim. Millet benle alay eder mi seklinde korkulara kapilmadan karinca kararinca corbaya bir seyler katmaya calistim. 

***

Obur kanada gelirsem ;

Nice hezeyanlar gorecegiz. Savruluslar, olmadik deli sacmaliklari ... bunlari hep yasadik ve yasayacagiz. Fakat umarim, bazi muslumanlar "yahu bize kafirlik diye ogretilen bu laiklik ilkesi meger hepimize lazimmis" demeye basladiklari anda, bence guzel bir mesafe almis olacagiz. Yani, devrin sartlari yuzunden, insanlarin ustune ismarlama elbise gibi giydirilen bazi kavramlar gercekten ozumsenmeye baslanacak. Bu arada, dinden cikanlar olur mu, ne kadar olur, bunlari bilemem. Benim tek ozlemim, musluman vatandaslarimizin bir parca olsun olgunlasabilmeleri ve o cocuksu hayallerinden siyrilmalari.

Firin her gun kizismakta, bakalim ortaya ne cikacak ?

Saygilar.
Levent 

_________________________________________
Gormek, bir kum tanesinde bir dunya,
Dunyayi bir kum tanesinde gormek ...
                      William Blake (1757-1827)


From: "Oraj Poyraz oraj.poyraz@openmail.cc [Ozgur_Gundem]" <Ozgur_Gundem@yahoogroups.com>
To: daganer@googlegroups.com
Sent: Friday, March 6, 2015 10:37 AM
Subject: [OzgurGundem] Emin Çölaşan : Ergün Poyraz mezarlık temizliyor!.. [2 Attachments]



Ben yine DİN, İMAN, YALAN, DOLAN, ENTRİKA, İŞBİRLİĞİ VE İHANET diyorum.

Çok acaip bir çelişkidir.
Bir kadro bu kadar dindar, bu kadar ahlaklı, bu kadar halktan yanayım dedikten sonra bu nasıl bir savrulmadır?
Bunlar değil miydi, din, iman, ahlak şampiyonu olanlar?
Bunlar değil miydi, kimseleri beğenmeyen, cennette yerini rezerve etmiş, kendinden çok emin müminler?

Bu bir rekordur.
Gerçekten beklenti seviyesini bu kadar yükseğe çıkardıktan sonra, düşünülebilecek en derin ahlaksızlık, faziletsizlik çukuruna düşme rekorudur.
Yakın ve uzak tarihimizde bu derecesi görülmemiştir.
Ya da en azından ben böyle biliyorum.

Ben yürekten inanıyorum.
Bu macera bir gün bitecek.
Kanlı, kansız, iç savaşlı, işgalli, bölünmeli ya da sessizce.
Ama çok önemli sonuçları olacak.

En önemlisi halkın çok önemli bir  bölümü dinden çıkmış olacak.
Ben bunu öngörebiliyorum.
Belki de bu tecrübenin en büyük hayrı da bu olacak.

Hayırlı olsun, inşallah, hamdolsun!...

Oraj POYRAZ
L2fSIJNoA0xfSNxA


Emin Çölaşan : Ergün Poyraz mezarlık temizliyor!..

5 Mart 2015
http://i.sozcu.com.tr/wp-content/uploads/2015/03/05/1.jpg
Sevgili okuyucularım, yazar Ergün Poyraz'ın başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi desem yeridir.
Olayı çok kısaca özetliyorum:
Ergün Poyraz düzmece Ergenekon davasında ilk tutuklanan kişilerden biri oldu. Temmuz 2007'de girdiği Silivri Cezaevi'nden Mart 2014'te öteki sanıklarla birlikte tahliye edildi.
Hapishanede de kitaplar yazdı. İçeride ve dışarıda yazdığı kitaplarıokuyan Tayyip Ailesi'nin sinir sistemi fena halde bozuluyordu.
Bazı kitapları şunlar:
Musa'nın Çocukları, Patlak Ampul, Hilafet Ordusundan Arap-Kürt Partisine, Kalpazan, Takunyalı Führer.
Hapishanede yazdığı son kitabın adı "İplikçi" idi.
Bu kitapta Tayyip'in yıllar önce "Bir şiir okuduğu için (!)" girip dört ay kadar yattığı Pınarhisar Cezaevi'ndeki lüks ve şatafatlı günlerini anlatıyor, o arada Tayyip'e yoldaşlık etmesi ve yardımcılığını yapması için denk getirilip birkaç ay mahkumiyet cezası verdirilen bir şahsın marifetlerine de değiniyor.
http://i.sozcu.com.tr/wp-content/uploads/2015/03/05/2.jpg
O şahıs Tayyip'ten birkaç gün önce hapishaneye danışıklı dövüş girip kalacakları odayı temizletmiş, duvar kağıdı kaplatmış, buzdolabı getirtmiş, sonraki günlerde dışarıdan yapılacak yeme içme servislerini örgütlemişti.
Kitapta adı geçen şahıs Ergün Poyraz'ı savcılığa şikayet etti ve hakkında hapis cezası istemiyle iddianame düzenlendi, dava açıldı.
Şimdi işin sonrasına çok kısaca, özetle bakalım. Bunlar olurken Ergün Silivri'de yatıyordu. Savcı çağırdı, ifadesini aldı.
* * *
İlk duruşmaya Ergün gitti, hakim yok. Yerine bakan hakim dosyayı bilmediği için davayı erteledi. İkinci duruşmaya Ergün katılamadı çünkü raporluydu. Koğuşunda hasta yatıyordu.
Üçüncü duruşmada hakim kendisine ve cezaevi yönetimine haber vermeden "Zorla getirtme kararı" aldı.
Dördüncüye gittiğinde hakime "Sizin verdiğiniz karar bana tebliğ edilmedi, haberim olmadı" dedi. Hakim de karşılık olarak Ergün'ün ilk duruşmaya bile gelmediğini söyledi. Aralarında şöyle bir tartışma yaşandı:
- Efendim ben geldim ama siz gelmemiştiniz.
Hayır, ben gelmiştim ama sen gelmedin.
Zabıt katibi hanım araya girdi:
Hakim Bey siz gelmemiştiniz!
Henüz savunması bile alınmamıştı ama hakimin Ergün Poyraz'a ceza vereceği belli olmuştu.
En sonunda, savunmasının alınmasına karar verdi!
Ergün Poyraz tam o sırada Silivri'den tahliye oldu ve yaşamakta olduğu Aydın'ın Çakırbeyli köyüne, ailesinin yanına yerleşti. (Adnan Menderes'in köyü.)
* * *
Bir süre sonra kendisine Aydın mahkemesinden bir tebligat geldi. İstanbul'daki mahkeme yazmış, Ergün'ün savunmasını istiyordu.
Ergün savunmasını süresi içinde verdi. Fakat bir süre sonra eline bir tebligat daha geldi. Savunmasını verdiği günlerde cezası kesilmişti.
"Cezanın en alt düzeyden verilmesine, 87 gün hapsine, ancak sabıkalı olduğundan cezasının ertelenmesine yer olmadığına…"
Oysa sabıkası yoktu.
Bir süre sonra İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'ndan bir tebligat daha geldi:
"Ya 87 gün daha hapis yatacaksın, ya da 1.740 lira ödeyeceksin."
Ergün Poyraz itiraz etti:
"Ben yedi yıl boş yere hapis yatırıldım. O 87 gün, yattığım süreden düşülsün."
Aradan haftalar geçti ve Aydın Savcılığı'ndan (Denetimli Serbestlik Müdürlüğü'nden) son bir tebligat daha geldi:
"Almış olduğunuz mahkumiyet sonrasında, 174 saat boyunca, yaşamakta olduğunuz Çakırbeyli Köyü Mezarlığı'nı temizleme görevi verilmiştir. Temizlik 4 Mart 2015 günü başlayacaktır. "
* * *
Yazar Ergün Poyraz dün sabah erken saatlerde işçi tulumunu giydi, ayağına çizmelerini geçirdi, eline kazma kürek, tırmık ve süpürgeyi aldı ve mezarlıktaki görevine başladı.
Oysa mahkemede savunma yapması bile mümkün olmamıştı… Çünkü yazdığı kitaplar en tepedeki vakvakları çok rahatsız etmişti.
Türkiye'deki "Hukuk devletinde (!)" bir yazarın başına gelenleri çok özetle anlatmaya çalıştım.
Hepimizin başına daha neler gelecek.
Ergün Poyraz şimdi günde sekiz saat çalışacak, yaklaşık bir ay süreyle mezarlıkta gözetim ve denetim altında tutulacak. Dün kendisiyle konuştum, sözleri ilginçti:
"Biz Mustafa Kemal'in askerleriyiz, korkmayız ve yılmayız. Ben şimdi Çakırbeyli Mezarlığı'nı nasıl temizleyip süpürüyorsam, yakında insanlarımız da onları süpürecektir."
Temizlediği alanda dün ilk gözüne çarpan da, taşında "Erdoğan ruhuna Fatiha" yazan mezar oldu!
Bileğine kuvvet.



a45UyF587661-150305164852 Oraj Poyraz oraj.poyraz@openmail.cc
2015/03/06  10:33 4  58  1 undefined daganer@googlegroups.com

 

Liberalizm ve demokrasi birbirleri ile uyusabilmelerine ragmen, ayni sey demek degildirler.
Liberalizm devlet gucunun kapsami, demokrasi ise bu gucun kimin elinde oldugu ile ilgilenir.
Aralarindaki fark, her iki kavramin karsit anlamini ele alinca daha iyi anlasilir; liberalizmin ziddi totaliterizm; demokrasinin ziddi otoriterizmdir.
Neticede en azindan ilke olarak demokratik bir devletin totaliter, otoriter bir devletin ise liberal olmasi mumkundur

Friedrich A.Von Hayek

Resulullah sav buyurdular ki:
Bir seyde ugursuzluk olsaydi, bu atta, kadinda, meskende olurdu.

Buhari, Cihad 47, Nikah 17; Muslim, Selam 119, 2226 Muvatta, Isti zan 21

Kuzey Afrika daki zenci bir kadinin resmiydi.
Korkunc bir kuraklik yasiyorlardi.
Ve olu bebegini kucaginda tutup olabilecek en uzgun ifadeyle gokyuzune bakiyordu.
Resme baktim ve dusundum:
Bu kadinin tek ihtiyaci olan sey yagmurken merhametli ya da sevgi dolu bir tanriya inanabilmek mumkun mu?

Charles Templeton


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/









__._,_.___
View attachments on the web

Posted by: Levent Erturk <levbaba@yahoo.com>
Reply via web post Reply to sender Reply to group Start a New Topic Messages in this topic (2)

Check out the automatic photo album with 4 photo(s) from this topic.
graphics1 graphics2 graphics1 graphics2

Guruptan ayrilmak icin, icin asagidaki adrese bos bir eposta gonderin:
Ozgur_Gundem-unsubscribe@yahoogroups.com

.

__,_._,___

Savas sanatinda stratejinin anlasilmazligi en onemli unsurdur. Durus belirsiz, hamleler belirsiz ongorulmez olunca, hamleye hazirlik yapmak imkansizdir. Bir komutani savasta yenilgiden uzak tutup, zafer kazandiran sey ongorulemeyen akilciligi ile izi algilanamayan hareket tarzidir.

Sun Tzu

Eger erkegin tepesinden tirnagina kadar cerahat aksa, kadin da bunlari agzi ile temizlese, yine de erkegin hakkini odemis olmaz.

Ibn-i Hacer el Heytemi 2/121

ALBERT EINSTEIN : NEDEN SOSYALIZM

Ekonomik ve toplumsal konularda uzman olmayan birinin sosyalizm hakkinda gorus bildirmesi dogru mudur?
Ben buna birkac neden yuzunden evet diyorum.
Gelin, bu soruyu once bilimsel bilgi acisindan degerlendirelim.
Ilk bakista astronomi ve ekonomi arasinda onemli yontemsel farkliliklar gorulmeyebilir.
Her iki alanda da bilim adamlari kisitli sayidaki gorungulerin(fenomen) aralarindaki baglantilari mumkun oldugu kadar anlasilir yapmak icin genel kabul gorecek yasalar kesfetmeye calisirlar.
Fakat aslinda yontemsel farklar vardir.
Ekonomi alaninda genel kabul goren yasalarin kesfedilmesini zorlastiran gozlemlenecek ekonomik gorungulerin pek cok faktorden etkilenmeleri ve bu etkilerin tek baslarina degerlendirilememesidir.
Ayrica, -hepimizin bildigi gibi- insanlik tarihinde uygar donem in baslangicindan bu yana edinilen deneyimler ozunde ekonomik olmayan faktorlerden etkilenip kisitlanmistir.
Ornegin, bircok buyuk devlet sekli varliklarini fetihlere borcludurlar.
Fetheden halklar, kendilerini fethettikleri ulkenin -yasal ve ekonomik olarak- ayricalikli sinifi yapmislardir.
Toprak sahipligini tekellerine gecirmisler ve ruhani grubu kendi aralarindan belirlemislerdir.
Egitimi kontrol eden bu rahipler, toplumdaki sinif ayrimini kurumlastirmislar, insanlarin bundan sonra cogunlukla bilincsizce toplumsal davranislarini yonlendirecek bir degerler sistemi yaratmislardir.

SOSYALIZMIN GERCEK HEDEFI

Ancak tarihsel gelenek, insanligin gelismesinin dune kadar Thorstein Veblen in yagmaci donem adini verdigi asamanin otesine hicbir yerde gecemedigini gostermektedir.
Gozlemlenen ekonomik gercekler o doneme aittir ve onlardan turetilecek yasalar insanligin diger donemlerine uygulanamaz.
Sosyalizmin gercek hedefi bu donemin otesine gecerek, insanligin gelisimini yagmaci donemden daha ileri bir doneme tasimak olduguna gore, ekonomi bilimi, mevcut haliyle, gelecegin sosyalist toplumuna cok az i$ik tutabilmektedir.
Ikinci olarak sosyalizm, amaci toplumsal-ahlak olan yone yonelmistir.
Ancak bilim amac yaratmadigi gibi, bunlari insanlara da asilayamaz; bilim, en fazla, amaclara ulasilmasini saglayan araclar yaratabilir.
Ancak amaclar yuce ahlaki ideallere sahip kisiliklerce kavranilirsa ve bu amaclar olu dogmamissa, yasamsal ve guclulerse bir cok insan tarafindan ileri tasinarak, toplumun yavas/agir evrimine yon verir.
Bu nedenlerden oturu insana iliskin sorunlarda bilimi ve bilimsel yontemleri fazla abartmamaya dikkat etmek ve toplumun orgutlenmesini etkileyen sorunlarda sadece uzmanlarin soz hakki oldugunu da varsaymamak gerekir.

BIR CIKIS VAR MI?

Bir suredir cok sayida kisi toplumun bir krizden gectigini one surerek, toplumun dengesinin ciddi olarak bozuldugunu ifade etmektedir.
Boyle durumlarda kisilerin farkli dusunmeleri, hatta ait olduklari gruba karsi dusmanca hisler beslemeleri tipik bir davranistir.
Ne dedigimi anlatmak icin basimdan gecen bir deneyimimi aktarayim.
Gecenlerde zeki ve iyi yetismis bir kisi ile yeni bir savas tehdidini tartisirken, boyle bir savasin insanligin varligini ciddi bicimde tehlikeye sokacagini ve bu tehlikeyi ancak uluslarustu bir organizasyonun onleyebilecegini soyledim.
Bunun uzerine muhatabim bana gayet sakin bir bicimde, Insan irkinin yok olmasina niye bu kadar karsisin? dedi.
Eminim ki daha bir asir onceye kadar hic kimse boyle gayr-i ciddi bir soylemde bulunamazdi.
Bu soylem kendi icinde bir denge saglamak icin bosuna ugrasmis ve bunu basarma umudunu az-cok kaybetmis bir adamin soylemi idi.
Bu soylem aci veren bir yalnizligin ve tecrit olmanin ifadesidir ve bu gunlerde cok kisi ayni aciyi cekmektedir.
Sebebi nedir?
Bir cikis var mi?
Boyle bir soruyu sormak kolay, ancak belli derecede ikna edici bir yanit vermek zordur.
Ancak duygularimizin ve ugraslarimizin celiskili, belirsiz olduklarinin bilincinde olarak ve onlarin kolay ve basit formullerle ifade edilemeyecegini bilerek yine de elimden gelenin en iyisini yapmaya calisip, yanitlamayi deneyeyim.

BIREYSEL VE SOSYAL VARLIK

Insan hem tek basina yasayan hem de sosyal bir varliktir.
Tek basina yasayan bir varlik olarak kisisel isteklerini tatmin etmek ve dogustan edindigi yeteneklerini gelistirmek icin kendisinin ve yakinlarinin varligini koruma cabasi icindedir.
Sosyal bir varlik olarak ise, cevresindeki dostlarinin sevgisini ve takdirini kazanmaya, mutluluklarini paylasmaya, acilarini dindirmeye ve yasam kosullarini iyilestirmeye calisir.
Iste sadece bu cesitli, zaman zaman celiskili cabalarin varligi, insanin ozel karakterini aciklar; bunlarin ozgun bilesimi bireyin icsel bir dengeye erisme derecesini belirler ve toplumun esenligine katkida bulunur.
Genel olarak bu iki durtunun gorece direnclerinin kalitimla duzenlenmis olmasi mumkundur.
Fakat nihai olarak ortaya cikan kisilik, buyuk olcude insanin gelisimi sirasinda kendisini icinde buldugu cevre, icinde buyudugu toplumun yapisi, o toplumun gelenekleri ve belirli davranis bicimlerinin ovulmesi ile olusur.
Soyut toplum kavrami birey acisindan cagdaslari ile ve onceki nesillerle dolayli dolaysiz iliskisinin toplami anlamina gelir.
Birey dusunebilir, hissedebilir, mucadele edebilir ve kendi basina calisabilir fakat -fiziksel, entelektuel ve duygusal varligi ile- topluma oylesine bagimlidir ki- onu toplum cercevesinin disinda dusunmek ve anlamak imkansizdir.
Ona gida, giyecek, ev, is araclari, dil, dusunce bicimleri ve buyuk olcude dusuncenin icerigini saglayan bu toplum dur.
Bu kucucuk toplum kelimesinin ardinda sakli, gecmiste yasamis ve bugun yasamakta olan milyonlarca insanin emegi ve becerisidir ona hayat veren.
Dolayisiyla, bireyin topluma bagimliliginin doganin ortadan kaldirilamayan bir gercegi oldugu kanitlanmistir.
Aynen karincalar ve arilar gibi.
Fakat karincalarin ve arilarin tum yasam sureci en ince ayrintisina kadar kati, kalitimsal icguduler ile belirlenmisken, insanoglunun sosyal kaliplari ve karsilikli iliskileri son derece degiskendir ve degisime aciktir.
Hafiza, yeni birlesimler olusturma kapasitesi, sozel iletisim kurabilme ustunlugu insanoglunun biyolojik zorunluluklarinin buyurmadigi gelismeler saglamasini mumkun kilmistir.
Bu gelismeler kendilerini edebiyatta, bilimsel ve teknik basarilarda, sanat eserlerinde, gelenekler, kurumlar, orgutler olarak gosterir.
Bu bir anlamda insanin kendi yasamini kendinin nasil yonettigini ve bu surecte bilincli dusunme ve istemenin nasil bir rol oynadigini aciklar.

DEGISKENLER-DEGISMEZLER...

Insanoglu dogustan, kalitimsal olarak, insan turunun karakteristigi olan dogal istekleri de iceren, sabit ve degismez olarak niteledigimiz biyolojik bir bunyeye sahiptir.
Buna ek olarak, yasam suresi icinde, iletisim ve baska etkiler araciligiyla yasadigi toplumdan kulturel bir bunye edinir.
Zaman icinde degisime acik olan ve bireyle toplum arasindaki iliskiyi buyuk olcude belirleyen iste bu kulturel bunyedir.
Modern antropoloji bize ilkel denilen kulturlerin karsilastirmali olarak incelenmesi yoluyla, insanoglunun sosyal davranislarinin gecerli kulturel kaliplara ve topluma egemen olan orgut tiplerine bagli olarak cok buyuk degi$iklikler gosterdigini ogretmistir.
Iste insan turunu iyilestirme mucadelesi verenlerin umutlarinin dayanagi sudur: Insanlarin birbirlerini mahvetmek istemelerinin ya da zalim, kendi kendine kasteden kaderin ocagina dusmus olmalarinin nedeni biyolojik bunyeleri degildir.
Yasami olabildigince doyurucu kilabilmek icin toplum yapisinin ve insanin kulturel yaklasiminin nasil degistirilmesi gerektigini kendimize sorarsak, degistiremeyecegimiz bazi kosullarin varligi gerceginin surekli bilincinde olmamiz gerekir.
Daha once de belirtildigi gibi insanin biyolojik yapisi, nereden bakilirsa bakilsin degismez.
Ustelik son birkac yuzyilda yasanan teknolojik ve demografik gelismeler kalici durumlar yaratmistir.
Varliklarinin devami icin vazgecilmez sayilan urunlerle, nufusun gorece yogun oldugu yerlerde, asiri ayrintili bir isbolumu ve son derece merkezi bir uretim aygiti mutlak zorunluluk haline gelmistir.
Bireylerin ve nispeten kucuk topluluklarin tamamen kendine yeterli olduklari, geri donup baktigimizda son derece huzurlu gorunen zaman sonsuza dek yitip gitmistir.
Insanoglunun artik bir uretim ve tuketim gezegeni olusturdugunu soylersek fazla abartmis olmayiz.

CAGIN OZU

Cagimizin ozunu bana gore neyin olusturdugunu kisaca belirtebilecegim bir noktaya simdi varmis bulunuyorum.
Bu toplumla bireyin iliskisi ile ilgilidir.
Birey topluma olan bagimliliginin gecmiste olmadigi kadar bilincindedir.
Ama bu bagimliligi organik bir bag, koruyucu bir guc, olumlu bir varlik olarak gormek yerine, daha cok dogal haklarina hatta iktisadi varligina karsi bir tehdit olarak algilamaktadir.
Dahasi toplumdaki konumu oyle bicimlenmistir ki, yapisinin egoistce suruklenisi surekli vurgulanmakta, dogal olarak daha zayif olan sosyal yapisi gittikce bozulmaktadir.
Toplumdaki konumlari ne olursa olsun tum insanlar bu bozulma surecinde rahatsiz olmaktadirlar.
Kendi egolarinin mahkumu olduklarini bilmeksizin, kendilerini guvensiz ve yalniz, yasamin basit, sade, dogal tadindan yoksun kalmis hissederler.
Insan kisa ve cetin de olsa yasamin tadina varabilir, yeter ki kendini topluma adasin.
Bugunku haliyle kapitalist toplumun iktisadi anarsisi bence belanin asil kaynagidir.
Onumuzde bireylerinin, birbirlerini kolektif emeklerinin meyvelerinden yoksun birakmak icin yilmadan -zor kullanarak degil fakat yasalarla belirlenmis kurallarin tumune gonulden uyarak- ugrastigi dev bir ureticiler toplulugu gormekteyiz.
Bu baglamda uretim araclarinin -yani tuketim mallarini ve buna ek olarak yatirim mallarini uretmek icin gereken tum uretim kapasitesinin- yasal olarak ve cogu kez bireylerin ozel mulkiyetlerinde oldugunun onemini kavramamiz gerekir.
Konuyu basitlestirmek icin, asagidaki anlatimda uretim araclarinin mulkiyetini paylasmayan herkesi isci olarak adlandiracagim, bu terimin yaygin kullanimina tam olarak denk dusmese de.
Uretim araclarinin sahibi, iscinin isgucunu satin alabilecek durumdadir.
Isci uretim araclarini kullanarak kapitalistin mali haline gelecek yeni mallar uretmektedir.
Her ikisi de gercek deger uzerinden olculmek uzere, iscinin urettigi ile ona odenen arasindaki iliski bu surecin esas noktasidir.
Is sozlesmesi serbestce belirlendigi surece, isciye yapilan odemeyi belirleyen urettigi malin gercek degeri degil, iscinin asgari gereksinimleri ve is icin rekabet eden isci sayisina iliskin olarak kapitalistlerin isgucune ihtiyaclaridir.
Teoride bile isciye yapilan odemenin urunun degeri tarafindan belirlenmediginin anlasilmasi onemlidir.

KAPITALIZMIN YASASI

Kismen kapitalistler arasindaki rekabet ve kismen teknolojik gelismelerin ve artan isbolumunun daha buyuk uretim birimlerinin kucuklerin yerini almasini saglamasi sonucunda, ozel sermaye az sayida elde yogunlasmaktadir.
Bu gelismelerin sonucunda, demokratik olarak orgutlenmis bir siyasi toplumda bile etkin olarak denetlenemeyecek devasa bir guce sahip ozel sermaye oligarsisi olusur.
Bu boyledir cunku yasama organlarinin uyeleri, nereden bakilirsa bakilsin secmenle yasama organinin birbirinden ayiran ozel sermaye tarafindan buyuk olcude finanse edilen ya da baska sekillerde etki altina alinan siyasi partiler tarafindan secilir.
Bunun sonucunda halkin temsilcileri gercekte nufusun temel haklardan yoksun kesimlerinin cikarlarini yeterince koruyamazlar.
Ustelik, mevcut kosullar altinda, ozel kapitalistler kacinilmaz olarak temel bilgi edinme kaynaklarini (basin, radyo, egitim) dogrudan ya da dolayli olarak denetlerler.
Dolayisiyla, bir vatandasin bireysel olarak nesnel yargilara varmasi ve siyasi haklarini akillica kullanmasi hayli zor hatta cogu zaman imkansizdir.
Sermayenin ozel mulkiyetine dayali ekonomilerde egemen olan durum iki ana ilke ile nitelendirilir: Birincisi, uretim (sermaye) araclarinin ozel mulkiyetidir ve mulk sahipleri bunu diledikleri gibi kullanirlar; ikincisi serbest is sozlesmesidir.
Bu anlamda tabii ki saf kapitalist toplum diye bir sey yoktur.
Iscilerin uzun ve aci siyasi mucadeleler sonucu, bazi kategorilerde serbest is sozlesmesi nin iyilestirilmis bir bicimini saglamayi basardiklarini ozellikle belirtmek gerekir.
Ama butun olarak ele alindiginda bugunku ekonomi saf kapitalizmden fazla farkli degildir.
Uretime kar icin devam edilir, kullanim icin degil.
Calisabilecek durumda olan ve calismak isteyen herkesin is bulacaginin bir garantisi yoktur.
Hemen hemen herdaim bir issiz ordusu vardir.
Isci her zaman isini kaybetme endisesi tasir.
Issiz ve cok dusuk ucret odenen isciler karli bir pazar olusturmadiklari icin tuketim mallarinin uretimi sinirlidir ve sonuc mesakkatlidir.
Teknolojik ilerleme cogu zaman isin zorlugunu hafifletmek yerine daha fazla issizlige neden olur.
Kar gudusu, kapitalistler arasindaki rekabetin durumuna gore gittikce daha fazla derinlesen bunalima yol acan sermaye birikiminin ve kullaniminin istikrarsizligindan sorumludur.
Sinirsiz rekabet, emegin cok buyuk olcude heba olmasina ve daha once de sozunu ettigim gibi bireylerin sosyal bilinclerinin sakatlanmasina yol acar.
Bana kalirsa kapitalizmin en buyuk kotulugu bireylerin sakatlanmasidir.
Tum egitim sistemimiz bu beladan muzdariptir.
Gelecekteki kariyerine hazirlanmak icin acgozlu bir bicimde basariya tapmak uzere egitilmis ogrenciye abartili bir rekabetci yaklasim asilanir.

BELADAN KURTULMANIN TEK YOLU: SOSYALIZM

Ben bu korkunc beladan kurtulmanin tek yolu olduguna eminim.
Bu yol, toplumsal hedefler dogrultusunda yonlendirilmis bir egitim sisteminin eslik ettigi sosyalist ekonominin insasidir.
Boyle bir ekonomide toplumun kendisi uretim araclarinin sahibidir ve uretim araclari planli bir tarzda kullanilir.
Uretimi toplumun gereksinimlerine uyduran planli bir ekonomi isi calisabilir durumda olanlara dagitir ve erkek, kadin, cocuk herkesin gecimini garanti eder.
Bireyin egitimi, dogustan sahip oldugu yeteneklerin gelistirilmesinin yaninda, gunumuz toplumundaki guc ve basarinin yuceltilmesi yerine, bireyin icinde cevresindekilere karsi sorumluluk hissi gelistirmeyi hedefler.
Yine de planli ekonominin henuz sosyalizm olmadigini unutmamak gerekir.
Boylesi bir planli ekonomiye bireyin tamamen kolelesmesi eslik edebilir.
Sosyalizmin basarisi son derece zor bazi sosyo-politik sorunlarin cozulmesini gerektirir.
Siyasi ve ekonomik gucun merkezilesmesinin yarattigi etki alaninin genisligi gozonune alindiginda burokrasinin mutlak gucunu ve kendini begenmisligini engellemek nasil mumkun olacaktir?
Bireyin haklari nasil korunacak ve burokrasinin gucunu dengeleyecek demokratik bir karsi-guc nasil saglanacaktir?
Yasadigimiz bu gecis surecinde sosyalizmin hedef ve sorunlarinin netligi cok onemlidir.
Mevcut kosullarda, bu sorunlarin ozgurce ve engelsiz tartisilmasi guclu bir tabu haline geldigi icin, bu derginin cikarilmasinin onemli bir kamu hizmeti oldugunu dusunuyorum.

ALBERT EINSTEIN


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder