7 Ekim 2013 Pazartesi

10-ÖN ASYA DÜNYASINDA İLK TÜRKLER: KİMMERLER VE İSKİTLER

Bunları neden mi iletiyorum.
Millet dediğimizde her kafadan ayrı ses çıkıyor.
Kimisi millet diye islam milletini, kimisi de Türk ulusunu söylüyor.
Doğrusu nedir, ona ölçü olsun diye iletiyorum.

Bakın şu eksen, politik hedef konusundaki tartışmalar bitmeden ülke bocalamaktan, ikilikten, hareketsiz ve çaresiz kalmaktan kurtulamayacak.



Misal dindar Yahudinin Siyonizmiyle, imansız Yahudinin Milliyetçiliği aynı yerde çakışır.

Çünkü her ikisi de Yahudidir. Bu çok önemli.
İsrail'i ayakta tutan bu birliktir.

Hayır, bizde her iki politik hedef aynı tarafta olsa sorun yok.
Türk milliyetçiliği bir tarafta, müslüman milliyetçiliği ise bambaşka yerdedir.
İşin doğrusu müslüman milliyetçiliği denilen şey aslında açık seçik Arap kültür emperyalizmidir.
Hele hele Sünni politik islam dediğiniz şey basbayağı Arapçılıktır.
Önce Türk halkı bunu bir önüne koymalı.
Arap mı olacak, Türk mü olacak?

Ya da müslüman fikir adamları kafa kafaya verecekler, milletlerin milletinden feragat etmeden nasıl müslüman olacaklarının fikirsel çözümünü üretecekler.
Avrupalılar bunu yaptılar, enternasyonel Katolik yapıdan koptular, ulusal kiliselerini kurdular.
Müslümanlarda milli islamı keşfedecekler, olursa tabii.
Türkçe ezan falan bu işin ucuydu aslında, arkası gelmedi.
Yoksa milletlerin milli hedefleriyle, dini hedeflerini bir araya getirme imkanı olmaz.
Bu sadece Türklerin sorunu değildir, Araplar dışında, diğer müslüman milletler de aynı konumdadır.

Yok ben hem müslüman, hem de Türk olacağım deniliyorsa, o zaman da bambaşka bir yön tutturacak.
Arapların politik hedefleri uğruna kendi milli hedeflerinden uzaklaşmayacak.

Aksi halde bu ülke, bu halk çatır çatır bölünecek, ülke kanlı rejim çatışmaları içinde patinaj çekecek.
Ve halk bütün bunları sadece ve sadece izleyecek.


Saygılar
Oraj POYRAZ
--------------

ÖN ASYA DÜNYASINDA İLK TÜRKLER:  KİMMERLER VE İSKİTLER

Prof.Dr.M.Taner TARHAN

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi / Türkiye

Giriş

Kimmerler ve İskitler Eskiçağ'daki "Türk Kültür Tarihi"nin, daha genel bir deyişle de "Millî Tarihimiz"in ilk temsilcileridir.
Çünkü Eskiçağ ve devamındaki çeşitli yazılı kaynaklardan edindiğimiz bilgilerin ışığı altında ve bu bilgileri doğrulayan, zenginleştiren muhteşem arkeolojik bulgular yardımıyla, adları günümüze kadar ulaşmış olan ilk Türkler ve ilk Türk Devletleridir.
Onların öyküsü
"tarihî gerçekler" olarak, bir anlamda -çok uzun süreli- Eskiçağ'daki "Türk Dünyası"nın öyküsüdür.
Her ne sebeple olursa olsun, inkârı mümkün olmayan gerçekleri vurgulamak için
"İlk Türkler" başlığını özelliğini özellikle kullandığımızı, öncelikle ifâde etmek isteriz.

Üç kıtaya yayılan coğrafyanın büyüklüğüyle paralel olarak, "Türk Dünyası"nı kapsayan - çoğunlukla "çağdaş"/"hemzaman"- "yazılı kaynaklar" gerçekte çok çeşitli ve çok zengindir: Asur, Babil, Pers, Grek, Roma, Latin, Bizans, Arap, İran, Avrupa, Çin, Hint, Türk vb.
Hiçbir kaynağı sarfınazar etmeden değerlendirmek söz konusudur.
Sadece, bu kaynakları bir araya getirmek bile, büyük bir sistem işidir: Yâni, Eskiçağ'dan günümüze uzanan bir kaynak külliyatı söz konusudur.
İlk görev, bunun noksansız olarak başarılabilmesidir.
Bunlardan ve de arkeolojiden yeterince yararlanmayan bir gerçek bir
"tarih yazımı" düşünülemez.

Aşağı yukarı iki-üç asır öncesinden başlayarak Avrupalıların ya da Rusların, Türk Millî Kültür ve Tarihinin kaynaklarını araştırıp dünyaya ve dolayısıyla da bizlere tanıtmaları, bir anlamda ibret verici ve düşündürücüdür: Orta Asya'daki "Türkiyat Araştırmaları" onlarla başlamıştır.
18.yüzyılda Messerschmidt, Strahlenberg, 19.yüzyılda Yadrintsev, Heikel, Radloff, Thomsen ve daha niceleri.
İlk
"Türkoloji Kürsüsü", 1795'te Paris'te "Ecole des Languages Orientales Vivantes"da kurulmuştur.
Bunu Şarkiyat ve Türkoloji ile ilgili enstitüler takip etmiştir.
Mesela, Napoli'de (1723), Moskova'da (1814), Paris'te (1821), Londra'da (1823), Helsinki'de (1883) ve yine Londra'da (1906) vs.
ve bu kuruluşların yayınladığı sayısız bilimsel dergi ve eserler.
Çok özet bilgiler de olsa, bunları gençlerimize hatırlatmayı kaçınılmaz bir görev addediyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasını takiben, 1924'te Fuat Köprülü'ye verdiği direktiflerle Türk dil, kültür, tarih ve etnografyasının araştırılması amacıyla (1933 Reformu ile İstanbul Üniversitesi'ne dönüştürülen) Darülfünun'un Edebiyat şubesine (Edebiyat Fakültesi) bağlı olarak "Türkiyat Enstitüsü"nü kurdurma onuru da Mustafa Kemal Atatürk'e aittir.
Bilindiği gibi, bunu 1931'de Türk Tarih Kurumu ve 1932'de de Türk Dil Kurumu'nun kuruluşları izler.
Amaç, Türk, Anadolu ve dünya tarihinin derinlemesine araştırılması; Türk dilinin incelenmesi, özleştirilmesi ve geliştirilmesidir.
Günümüzde, tüm dünyayı kucaklayan gerçek bir bilimler birlikteliği söz konusudur.
Bizler de bu doğrultuda emek veren, gerçek bilim adamlarına, Türk ve yabancı meslektaşlarımıza en içten teşekkürlerimizi sunmayı zevkli bir görev addediyoruz.
Bu satırların yazarı olarak, konuya, her türlü -iç ve dış- politik eğilimlerden ve de
"kimlik arama" çabalarından arınmış bu hatırlatmalarla başlamamızın nedenlerini düşünmenizi de dilerim.
Meselâ Kimmer ve İskitler'in-hâlâ-
"İndo-İranî" kökenli olduklarını savunanları, insafa davet ediyoruz.
Çünkü,
"Türk Dünyası" bizler tarafından, Türkler tarafından gerçek anlamda, tarafsızca keşfedilmeyi beklemektedir.
Atatürk'ümüzü bir kez daha minnetle anıyoruz.
Konumuzla bağlantılı olarak, Zeki Velidi Togan, Bahaeddin Ögel ve İbrahim Kafesoğlu gibi çok az sayıdaki hocalarımızın eserlerinden, daima büyük bir hayranlık duyarak yararlandığımızı da öncelikle ve de şükran duygularımızla ifade etmek isteriz: Togan'ın Umumi Türk Tarihi'ne Giriş; Kafesoğlu'nun Türk Millî Kültürü; Ögel'in İslâmiyetten Önce Türk Kültür Tarihi; Orta Asya Kaynak ve Buluntularına Göre ve de Türk Mitolojisi gibi.

Devamı: http://www.altayli.net/news.php?readmore=12


a45UyF587661-201307301451-10

  ^^^^^ - vvvvv

 

zaryop:jaro
Baskalarinin ayiplariyla mesgul olan, hayat boyu ayip yapar...

Anonim Nasihat
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Kurmus oldugum gruba uye olun
Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com
Ayrilmak isterseniz de :
Ozgur_Gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup Sayfamız :
http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
http://orajpoyraz.blogspot.com/


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder