6 Ekim 2013 Pazar

10-SARATOGA’DAN MUAVENET’E

Saratoga olsun, Çuvallama olayı olsun.
Daha başka pek çok olay vardır.
Bunların hepsi çok ayrıntılı incelenmiş, yazılmış, belgeselleri yapılmış olaylardır.
Ve emin bunların hiç birisi tesadüf, kaza değildir.
Olayların büyük bölümün ana fikri dik duran TSK'nın terbiye edilmesidir.
Uzun lafın kısası TSK uzun yıllardır, NATO bünyesinde olsak da, ortak bir sürü tatbikat ve harekat yürütsek de, ABD bağımsız insiyatif yürütmüştür.

  • Nelerdir bunlar denirse, NATO dışı kaynaklardan yapılan silahlama çabaları bunlardan birisidir.
  • Bir başka örnek de, özellikle Yeşil Berelilerin Kuzey Irak'da ABD hilafına yürüttüğü operasyonlardır.
  • Afganistan'da aktif çatışmalara katılmaktaki isteksizliğimizdir,
  • NATO ve BM kapsamında olsa da Balkanlarda yürütülen bağımsız çabaların haddinden fazla büyümüş olmasıdır,
  • Rusya ve Çin'le yürütülen yakınlaşma çabalarıdır,
  • Ayrıca, dış politikada ülkemiz birçok kez ABD menfaatleriyle çelişir duruma düşmüştür.
    Bu tercihlerin büyük bölümünün ardında yine TSK vardır.

Günümüzde yoğun şekilde yürütülen ordu aleytarı kampanlarla amaçlanan TSK'nın gücünü sınırlamak, halk nazarında itibarını azaltmak, TSK kaynaklı politik mesajları etkisiz kılmaktır.
Büyük oranda başarılı olmuştur.
İktidar, mürteci ve bölücüler bu konuda ABD'ye çok iyi hizmet etmişlerdir.
TSK'nın ABD kökenli güçlerle bu derece ters düşmesi tamamıyla genel olarak, milli tavrından kaynaklanmaktır.
Bu çok önemlidir.

Şu general Amerikancıdır, bu general NATO'cudur lafları kafanızı karıştırmasın.
Elbette toplumun diğer kesimlerinde olduğu gibi bir bölüm general şahsi menfaatlerini müstevlilerin emelleriyle tevhid etmiş olabilir.
Net sonuca bakacaksınız.
Sonuçlanmış işlere, başarıyla sonuçlanmamış ama çok çaba harcanmış işlere bakacaksınız.

Hücum edilen iki konu vardır; birisi TSK'nın toplum nazarında güvenirliği ve halk tarafından sözüne itibar edilmesidir,
diğeri de TSK'nın halka verdiği politik mesajdır.

TSK'da yürütülen Kemalist Doktrin karşıtı propagandaya dikkatiniz çekmek isterim.
TSK'nın halka verdiği politik mesaj Kemalizmdir.
Kemalizm, milli ve emperyalizm karşıtı doğası nedeniyle kimselerin istemediği bir unsurdur.
Okullarda, toplumda, ve TSK'da Kemalizm yasaklı hale düşürülmesi zararlı bir faaliyettir.
Çünkü halen ülkemizde milli ve emperyalizm karşıtı lafları olan başka da ideoloji kalmamıştır.

Ayrıca dünya çapında solun çöktüğü, sosyalizmin iflas ettiği şeklinde bir karşı propaganda yürütülmektedir.
Yalandır, bir karşı propagandadır.
Halkı fikirsel anlamda sömürgeciler karşısında silahsız, savunmasız bırakmaya yöneliktir.

Aynı şekilde milliyeçiliğin demode olduğu, ırkçılık sayıldığı iddiaları ve imalarıda öyledir.
Yalandır, milliyetçilik tek gerçek eksendir, tek gerçek istikamettir.
Bunun tersini söyleyenlerin en azılı milliyetçiler oluşu bunun en büyük isbatıdır.

Ve bir de milli lafına dikkat çekmek isterim.
Biz milli dediğimizde özTürkçe karşılığı olan ulusu, Türk ulusunu kastetmekteyiz.
Mürteciler ise milli dediklerinde din ekseninde bir islam milletini ifade etmektedir.
Bu nedenle ben milliyim, milliyetçiyim diyen herkes aynı şeyi ifade etmemektedir.

Mürteciler bu kavram kargaşasını bol bol suistimal etmektedir.
Esasen milliyetçiliğin karşısındaymış, farklı bir kavrammış gibi ulusculuktan, ulusalcılıktan bahsetmenin sebebi de budur.
Çünkü ulusalcılık lafını ötekileştirenler gerçekte Türklükle alakalı değildir, onlar din kardeşliği, islam ümmetçiliğini milliyetçilik olarak saymaktadır.
Uyduruk işlerdir bunlar.
Kavram kargaşası yaratıp, zihinleri bulandırmaya yarar.

Günümüz Türkiyesinde milliyetçiyim dediği halde gerçekten Türklükten bahsedenler çok azdır.
Ve malesef MHP büyük oranda bunlardan değildir.
Kafası en çok karışmış seçmen ve partili de onlardır.
Dinin ve milliyetin bir ideal ekseni olarak, hangisinin önce, hangisinin sonra olduğuna ilişkin tartışmalarla meşguldür onlar.
Oysa bu işin önü, ardı falan yoktur.

Ayrıca dönen, hareket eden her şeyin sadece ve sadece bir ekseni vardır.
İki eksenli birşey asla asla hareket etmez.
Türk toplumunun bu eksen tartışmalarıyla meşgul edilmesi onu hareketsiz kılmaktadır.
Sonuç ortadadır,
kitle partileri toplumsal olaylar karşısında dini mi, yoksa milli mi nirengi noktaları seçecek,
hangi ölçülerle menfaatlerini tayin edecek,
seçilen tavırlar hangi eksene göre belirlenecek soruları arasında hareketsiz, tepkisiz, çaresiz kalmaktadır.

Hira dağı kadar Müslüman, Tanrı dağı kadar Türk sloganı aslında bir kafa karışıklığının en net ifadesidir.

Aynı zamanda milliyetçi doğası olduğunu iddia eden kesimlerde, iki eksenli bir tekerlek gibi sabit, hareketsiz, tepkisiz, çözümsüz kalmanın da başlıca sebebidir.

Eksen lafına kafanız takılmasın, hani dönmek falan.
Biz dönmeyiz, dönek değiliz demeyin.
Bir benzetmedir.

Başka benzetmeler de olabilir.
Misal hareket, hedef ve istikamet benzetmesini de kullanabilirsiniz.
İki farklı istikamette iki farklı hedefiniz varsa, bunlara bir defada, tek harekette ulaşamazsınız.
Bir önceliğinizin, bir tercihiniz olması zorunludur.
İkircikte kalırsanız, her iki hedef istikametinin ortalaması olan bir istikamette, ama asla her iki hedefede ulaşmayan anlamsız bir yönde ilerlersiniz.
Tıpkı yol ayrımında tereddüt yaşayan şöförler gibi ortadaki refüje toslarsınız.

Din ve millet münakaşalarında konu budur.
Türk milletini hareketsiz, tepkisiz ve çaresiz bırakmaya yarar.

Saygılar
Oraj POYRAZ
--------------


SARATOGA'DAN MUAVENET'E

Balkanlara ağır ağır gelen sonbaharın Ege'ye Saros Körfezi'nden indiği, serin, yağmurlu günlerin başlangıcıydı.
1 Ekim'i, 2 Ekim 1992'ye bağlayan gece yarısını geçiyordu, saat 02 00 gibiydi.
Planlı, rutin "Kararlılık Gösterisi – 92 Tatbikatı" (Display Determination) NATO manevrası bitmiş gemiler ana üslerine, limanlarına dönüşe geçiyor ve vardiyalarını gevşetip normal seyir veya liman düzeni alıyorlardı.

Tatbikat, yıllardır Akdeniz'de çıkacak bir çatışmada Cebelitarık Boğazı ve Süveyş Kanalı'ndan Akdeniz'i o gün itibariyle terk edemeyen veya terkte zorlanan Sovyet Akdeniz Donanması'nın Kuzey Ege'ye çekilerek burada Bulgaristan üzerinden gelecek hava desteği ile rahatlamasını, güven duymasını, zora sokmaya yönelik yapılıyordu.
Ama bugün şartlar değişti.
Olur muydu, olmaz mıydı, lânetli tatbikat bitmişti!

Türk fırkateynlerinden T.C.G.Muavenet (DM-357) birkaç saniye ara ile iki adet Sea Sparrow hava savunma füzesi ile vurulur.
Her yer cehenneme döner.
Sanki tatbikatın bitimi ile birlikte Türk karasularının Saros Körfezi ve çevresi bize cehennem edilir.

O ilk füze geminin köprüüstünü vurur, dağıtır, Komutan Dz.Kur.Yb.Levent Kudret Güngör ve bir subay o anda şehit olurlar.
Mermi, radar ve pusula ripiterlerini de parçalayarak iskeleden çıkar.
Mermiden dağılan hızlı ve yüksek ısıdaki şarapneller köprüüstü ön yüzeyini ve tavanını uçurur; 01 güverte platformunu, 52'inci top taretinde delikler açar.
Geminin kalbi köprüüstü çok ağır hasar alır.

İkinci mermi ise hava ve suüstü radarlarını imha eder, antenlerini parçalar.
Gözcü er Recep Atik o anda şehit olur.

Bu mermiler geminin değişik yerlerinde, subay ve astsubay salonlarında yaşamı felç eder.
Öyle ki, alt güvertelerden, aşağıda bulunan kıdemsiz astsubay salonuna kadar ölümcül etkisini sürdürür.
Salonda satranç oynayan genç bir astsubay başından isabet alır ve şehit olur.

Bunlar lânetli Yankee'lerin, berbat conilerin, utanç veren, inandırıcılığı olmayan marifetleridir.

T.C.G.Muavenet 1942'de inşa edilmiş, 30 yıl Amerikan Donanması'nda U.S.S.Gwin (DM-33) ad ve bordo numarası ile kullanıldıktan sonra 1972'de bize cüzi bir fiyatla satılmış.
Mayın döşeme özelliklerine sahip bir fırkateyndir (muhrip).

Türk bahriyesine katıldığında bizde en fazla namlusu olan gemi oldu.
O tarihte Akdeniz'de kıyısı olan ülkeler arasında en hızlı savaş gemisi vasıflarına da sahip olduğu söyleniyordu.

Bir zamanlar gemi personeli için Muavenet sürgün yeridir, denirdi.
2 astsubay PKK propagandasından yakalanır ve mahkum olurlar.
Daha sonra personel değişir" Hacı" olarak anılmaya başlanır.
Zira bu seferde personel arasında dindarların çoğunlukta olduğu söylenir.

Zamana göre Amerikalılar kullanıp suyunu çıkardıktan sonra bize verseler bile, bizim işimize o zaman yaramaktaydı.

Muavenet: 376.5ft.(114.7 m.) boyunda, 14.ft.(403) eninde, saatte 34 deniz mili sürat yapabilen ve deplasmanı 2 200 ton olan bir fırkatenydi.
Donanmamızda aynı adla anılan bu üçüncü Muavenet gemisiydi.
Kıbrıs Barış Harekatı'na katılmıştı.

GEMİNİZİ BATIRDIK, ÖZÜR DİLERİZ

Tatbikatta gerçek mermi ve silah kullanılması yasaktı.
Gemiler yeşil ve kırmızı olmak üzere iki gruba ayrılır.
Muavenet yeşil, Amerikan uçakgemisi U.S.S.Saratoga ( CV – 60) kırmızı guruptadır.

Tatbikat bitmiş, her şey normale dönmüş, intikal seyirleri veya liman durumu başlamıştır.
Böyle bir anda Saratoga'dan atılan geliştirilmiş iki füze ile Muavenet vurulur.
Bunlar TV'lerde gördüğünüz Arap milislerinin omuzlarından attığı füzeler değildir.
Böyle bir sistemin çalışması için personelin 5 – 6 kademede ayrı ayrı ancak kombine çakışması gerekir.
Hedefin tanınması, koordinatların belirlenmesi, takip edilmesi, füze kilitlerinin açılması ve yetkili amirin onayı ile füzelerin hedefe yollanması.

Bu tür güdümlü füze sistemleri atış kontrol mekanizmaları gemide S.
H.
M.
denen savaş kontrol merkezlerinde bulunurlar.
Füzeyi harekete geçirmek için muhtemelen 10 – 15 tane butona basmak gerekir.
Ki onlar da mekanizmaları anahtarlı bir kilit sistemi ile korunur, emirle açılır-kapanırlar.
Olayda kasıt vardır.
Caniler cinayet işlemiştir.

O lânetli gece yarısı, 2 Ekim 1992 Amerikan uçakgemisi bir anda savaş durumuna geçiyor, birkaç saniye ara ve iki füze ile gemimizi vuruyor.
5 -6 kademede yapılabilecek yoğunluk hızlandırılıyor ve ateş emri veriliyor.
Hadi "birinci ateşleme hata" idi, ikinci füzenin atılmasının mantıklı izahı var mı?

Bu gemilerde dost- düşman tanıma cihazı IFF' ile karşınızdaki gemiyi teşhis eden son derece gelişmiş cihazlar var.
Ayrıca bu filo, yani Amerikan 6'ıncı Filosu, çok gelişmiş teknik yapı ve personele sahip.
Bu özellikleri ile övünüyorlar.

Hadi söyleyin, çekinmeyin bir cinayet işlenmiştir, Yankee, coni...
her neyse benim deniz subayımı, astsubayımı ve palet-erimi katletmiştir.

Saratoga'dan Muavenet'e çizilen hatalı rota Türk denizciliği için yüz karasıdır.

O üzüntülerin üzerine, ertesi gün ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Lawrence Eagleburger haberi zamanın Washington Büyük Elçimiz Nüzhet Kandemir'e, "Geminizi batırdık, özür dileriz" der.

Türkiye geminin vurulmasını protesto eder, tazminat talebinde bulunur.

Ağır hasarlı Muavenet aynı tatbikatta bulunan diğer bir Türk fırkateyni Kiliçalipaşa tarafından Gölcük'e getirilir.
Sonrada, onarılamayacak kadar hasar gördüğünden hurdaya çıkarılır.

5 ŞEHİT, 22 GAZİNİN HESABI NE İŞERİDE NE DIŞARIDA SORULAMADI

Tazminat olarak Knox Sınıfı 8 gemi verileceği yazılıp söylenir.
Ancak biri için sembolik bir ücret ödense de diğer 7'si için ABD'ye 171'er milyon $ öderiz.
Tazminat, hibe gibi sözler içleri doldurulamayan boş lâflardır.
İşin diğer acıklı yanı verilen bu gemiler modern değildir, kısa sürelerde hizmet dışı kalırlar, hurdaya çıkarılırlar.

YANKEE'NİN, CONİNİN İŞLEDİĞİ CİNAYETTE, 5 ŞEHİT 22 GAZİNİN HESABI NE İÇERDE NE DIŞARDA SORULAMADI.

Şehit ve gaziler adına açılan davalar 4 sene sürdü.
O yalnız, çaresiz insanların arkalarında zamanın hükümetleri gereği gibi durmadı.
Mağdurlar Amerikan Deniz Kuvvetleri ile baş başa bırakıldı.
Tabii ki istenen sonucu alamazlardı.

Geride sorulacak çok soru kaldı.
Cinayet hâlâ muğlak, hâlâ sırlarını içinde saklıyor:

a -) Muavenet'i vuran ve yakında olan Saratoga uçak gemisinden gelen acil yardım, helikoptere alınan yaralılar gecikerek alındı.
Kasıt vardı.
Bu insanlık ilkelerine sığar mı?

b -) Aslında ilk gelen ekip yaralıları almak için değil de, füze parçalarını almak, delilleri karartmak istiyordu.
Bunları vermek istemeyen Astsubay Recep Kayacı'nın durumu ne oldu?
Madalya mı aldı, ceza mı, neden?

c -) 5 şehit ve durumu o an için belirsiz 22 gazi vardı; her an cephaneliklerin infilâkı söz konusuydu, gemi komutanı şehit olmuştu.
O günlerde Genelkurmay ve Deniz Kuvvetleri'nin silik bir tutumu vardı.
Onlara görevlerini nasıl yaptıkları sorulmadı, sorulmayacak mı?

d -) Amerikan soruşturma ekibi ne hakla, nasıl o gece 02 00'da gemi komutanının köprüüstünde olup olmadığını ısrarla sorgular.
Vural paşa (amiral) buna bir sözünüz, bir diyeceğiniz var mı?
Büyükada'da günleriniz nasıl geçiyor?

e -) Amerikalı personel sarhoş olabilirmiş; böyle saçma, karşısındakini "sıfır" kabul eden bir anlayış bize dost olamaz, olmamalı da.

f -) İşledikleri cinayetten sonra Pentagon Saratoga uçak gemisini hurdaya ayırdı.
Gemi komutanı Alb.James D.Drager ve saldırıdan sorumlu 7 subaya sadece "Disiplin Cezası" verildi.
Bu uygulama bize, TC'ye hakaret değil mi Sayın Vural Paşa?

g -) Zamanın Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Vural Beyazıt, o günlerde hazırlanmak istenen "TCG.
Muavenet Belgeseli"ne katılmayı neden reddettiniz?
Suçluluk duygusu mu taşıyorsunuz?

Konu 21'inci yılı dolayısıyla birkaç deniz subayı tarafından gündeme getirilmek istendi, " Muavenet Faciasını unutmayalım, unutturmayalım" diyorlar, katılıyorum.
Mesele, konuyu bilen bilmeyen herkese tekrar hatırlatmak gayesi ile geniş alındı.

İktidarlar, yönetimler, komutanlar ve yöneticiler bilinçli olmalı; aksi hâlde, göbekten bağlı, şahsiyetsiz ve ezik duruma düşeriz.
Muavenet Faciası'nda yukarıdaki paragrafta çizilen geçmişte yaşanmış kötü gidişatın, bugünlerde benzer ayak izleri var.

Saratoga'dan Muavenet'e çizilen rota Türk denizciliği için, TC için zafiyettir; geride kalan mağdurların hakları gereği gibi korunamamış, büyük devlet refleksi gösterilememiştir.

04 Ekim 2013

Babür Hüseyin ÖZBEK

www.baburhuseyinozbek.com


a45UyF587661-201307301451-10

  ^^^^^ - vvvvv

 

zaryop:jaro
Concordia civium murus urbium
Vatandaslar arasinda uyum, iste bir sehrin surlari budur.

Latin Atasozu
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Kurmus oldugum gruba uye olun
Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com
Ayrilmak isterseniz de :
Ozgur_Gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup Sayfamız :
http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
http://orajpoyraz.blogspot.com/


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder