21 Mayıs 2019 Salı

Son günlerde ilginç bulduğum bazı makaleler 2019-05-21 3




================================

ARSLAN BULUT: "İSTANBUL SEÇİMLERİ ÜZERİNDEN İÇ ÇATIŞMA TEZGAHLANIYOR!"

Başlıktaki sözü İçişleri Bakanı Süleyman Soylu söylemeseydi konuya girmezdim. Çünkü bazı iddiaların şüyuu vukuundan beterdir! Yani meydana gelmemiş bir olaydan bahsetmek o olayın gerçekleşmesinden daha kötüdür.

Çünkü bu şekilde şeytanın aklına taş düşürmüş olursunuz!

Elinizde sağlam veriler varsa ve ne yapılmak istendiği belliyse o zaman planlandığı gibi kötü olayların çıkmaması için her türlü tedbiri alırsınız!

***

Süleyman Soylu şöyle dedi:

stanbul seçimi verdiği siyasi kavganın uç vereceği bir seçim olarak nitelendirilir ve bu devam ederse seçimden sonra meşruiyete yönelik bir kavgaya yönelirse ben bundan ülkem adına endişe ederim. İstanbul seçimi ideolojik olarak bir kavganın devamı olursa ben bundan da endişe ederim ben bunun ucunu görüyorum. Şu saldırılarda görüyorum. Binali ağabey geçen akşam bir yere gitti onun orada oturma hakkı yok mu?

İstanbul üzerinden Türkiye'ye yönelik bir siyasal çatışmanın önü açılmak isteniyor. Bir meşruiyet kavgası başlatmak istiyorlar. Bu meşruiyet kavgasının ötesinde bir de ideolojik kavga da başlatmak istiyorlar. Yönetilecek İstanbul'dur bu rövanşizm aklı Türkiye'ye kaybettirir. "

Soylu sonra da asıl endişe ve korkusunun ne olduğunu açıkladı:

"Binali Bey geçtiğimiz günlerde Kültür Bakanımızla beraber bir operaya gitti. Oradan çıkarken aynı 28 Şubat sürecindeki gibi yapmadıkları hakaret kalmadı. Endişem ve korkum var diyorum ya endişem ve korkum bu. Buradan elde edebilecekleri pozisyon ile 24 Haziran'dan itibaren Türkiye'de siyasi bir kavganın ucunu açarlar diye endişe ediyorum. "

***

Muhalefet 24 Haziran'da nasıl bir pozisyon elde edecekmiş?

Türkiye'de siyasi gerginliğin sebebi iktidarın hukuk devletini ortadan kaldırması İstanbul'da muhalefetin kazandığı seçim sonuçlarını tanımaması yasaya aykırı olarak görev süresini uzattığı Yüksek Seçim Kurulu'nun asli üyeleriyle değil yedek üyeleriyle verilen ve hukuken geçersiz olan kararla seçimi tekrar ettirmesidir.

Yeniden seçim için psikolojik ortam hazırlamak amacıyla ana muhalefet partisi liderine linç girişiminde bulunanların ve daha sonra gazetecilere saldıranların serbest bırakılması Atatürk'e hakaret edenlerin faaliyetlerine devam etmesine izin verilmesi de iktidarın sorumluluğundadır.

Dolayısıyla halkın aldığı oyları kastederek "Biraz eksiğimiz vardı şimdi onu tamamlayacağız" diye aslında kaybettiğini itiraf eden Binali Yıldırım'a tepki göstermesi normaldir. "Ah ne iyi ettiniz de seçimleri tekrar ettiniz" denilmesi mi bekleniyordu?

Siz de meşruiyetinizi tartışmalı hale getirmeseydiniz!

A'dan Z'ye her alanını kontrol ettiğiniz halde İstanbul'u kaybetmeyi hazmedemediniz gerginliğin sebebi bu!

Şimdi taraflar seçimin tekrarını kabul etmişse niçin korkuyorsunuz? Yoksa seçimi kazanmak için yanlış işler yapılmasına yol mu verilecek de muhalefet bu yüzden meşruiyet tartışması başlatacak? Böyle olacağını nereden biliyorsunuz? Seçimin her türlü güvenliğini sağlamak sizin yetkinizde değil mi?

***

Gerçi Soylu da "Bu seçim er meydanıdır. Millet ne karar verecekse başımızın üzerinde yeri var. " diyor Tayyip Erdoğan da "23 Haziran'da bir belediye seçimine gidiyoruz. Bu bir hükümet seçimi değil bir kabine seçimi değil bir başkanlık seçimi değil. " diye konuşmaya başladı yani yerel seçimi beka sorunu olarak göstermekten vazgeçtiler ama muhalefetin meşruiyet kavgası başlatacağından korkmak ne demek?

Böyle bir tartışma çıkarmak istemiyorsanız seçimlerin adalet içinde gerçekleşmesini sağlarsınız stadyumlarda halkın açtığı pankartlardan rahatsız olmazsınız muhalefetin stadyumda operada ses çıkarmasına tahammül edersiniz.

***

Gelelim yazıya neden "Ben yazmazdım ama Soylu söyledi" diye girdiğime… Dört Batılı ülkenin haber ajanslarından oluşan yeni bir ajansın kurulduğuna Türkiye'de faaliyete başladığına ve görev yapacak muhabirleri için çelek yelek depoladığına dair duyumlar var! Bu ajansların kendi istihbarat servislerine çalışmakta olduğunu dünyada bilmeyen yoktur. O halde İstanbul üzerinden Türkiye'yi Otpor tipi bir çatışmaya sürüklemek gibi bir senaryo kotarılıyor gerçekten! Peki ne tedbir alınmıştır? Neden bu tür şeytani hazırlıklar olduğu kamuoyuna duyurulmuyor?

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/istanbul-secimleri-uzerinden-ic-catisma-tezgahlaniyor-51975yy.htm

================================

BEKİR COŞKUN: NEHİR…

Şu uluslararası alemde gurur duyacağımız bir ürünümüz yok…

Bir televizyon markası…

Bir araba…

Uçak falan…

Dünya çapında bir üniversite…

Bir ünlü marka…

Modada ekonomide tarımda sanayide bir gurur…

Bir eser bir buluş…

Yok…

Ama nereye gitsek gururluyuz…

Çünkü bizim Atatürk'ümüz var…

Onun destan destan zaferleri…

Ve kurduğumuz T. C…

Bugün; modern cumhuriyete atılan ilk adımın yıl dönümü değil sadece… İhanete ve yıkıma uğrayan vatanın ikinci kurtuluşunun da ilk adımıdır…

Hadi yürüyün…

Demiştim size; çağdaşlık nehir gibidir asla tersine akmaz…

İhanetlerin karşısında donup kalmış kar taneleri baharla birlikte eridi… Çakıl taşlarından süzülüp minik minik derelere dereler ırmaklara dönüştü…

Bugün 19 Mayıs

Meydanlara caddelere bakın nehir gibiyiz…

Yeniden onarılacak cumhuriyet…

Yeni bir anayasa…

Yeni yasalar…

Yeni bir adalet hukuk yargı…

Kuvvetler ayrılığının işlediği yeni bir parlamenter sistem…

Sarayın değil devletin bakanları devletin valileri devletin savcıları devletin yargıçları devletin polisleri…

Yeniden T. C…

Bugün 19 Mayıs

Coşkuya bakın…

Cumhuriyetimizin kuruluşuna doğru atılan o ilk adımdan yüz yıl sonra… İhanete uğramış cumhuriyetimizi kara zihniyetin elinden kurtarıp onarmak için yeniden bu coşku…

Cumhuriyet sevdamız nehir gibidir…

Asla geriye akmaz nehir…

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/bekir-coskun/nehir-4850531/

================================

CAN ATAKLI: EN YAŞLIDAN EN GENÇ 19 MAYIS MESAJI "TEK ADAMLIKTAN HEMEN VAZGEÇİLMELİ"

Milli Merkez Başkanı Hüsamettin Cindoruk 86 yaşında Türkiye'nin en eski siyasetçilerinden biri. Ancak ne siyasetten ne hayattan asla kopmadan duayen kimliğini büyük bir saygınlıkla sürdürüyor.

Cindoruk bu yıl 19 Mayıs için Milli Merkez adına bir bildiri yayınladı.

En gençlerin bayramına en yaşlı olarak çok önemli katkı sağlayan Cindoruk iktidarı uyararak "bir an önce tek adam rejiminin sona erdirilmesinin ülke çıkarları için yararlı olacağını" belirtiyor.

Cumhuriyetin siyasal kurgusunun 19 Mayıs 1919'da Atatürk ve arkadaşlarının Anadolu toprağına ayak basmaları ile yapılanmaya başladığına dikkat çeken Cindoruk geçen sürede pek çok badirenin atlatıldığını kaydederek "Ne var ki kurucumuz Yüce Meclis'e yansıyan milli iradenin gücü ile bu engelleri aştık geliyoruz. Bugün Türkiye'nin gündeminde ön mesele var. Bir sistem değişikliği oldu bittisi dayatılmak isteniyor"dedikten sonra AKP iktidarının bugün yarattığı sorunları özetle şöyle sıralıyor;

"1920'de Meclis Hükümeti ile başlayan Yüce Meclis'in güvenoyuna dayalı meşru başbakanlık parti disiplinlerini temsil eden hükümetler de artık yoktur.

Cumhurbaşkanı tayin ve azil yetkisini elinde bulundurduğu kimi kişileri Bakan sıfatı ile görevlendiriyor Başkanlık Sarayı'nda bakanlıklara eş değer ofisler kuruyor.

Bu yürütme organlarının eylem ve işlemlerinin denetimi Yüce Meclis'imizin yetkileri dışındadır.

Parlamentolar özgürce söz söylemek için kurulmuştur. Yüce Meclis'te sözlü önerge yasağı ile bakanlara soru sorma bilgi isteme olanağı kalmamıştır.

Cumhurbaşkanlığı görevi ile iktidar partisi genel başkanlığı işlevinin birleştirilmesi çok genişletilmiş bir Anayasa yorumudur. Böyle bir uygulama devlet geleneğimizde var olan yurttaşların son sığınağı tarafsız bilge her yurttaşı kollayan ve kapsayan bir siyasal kimliğin boşluğunu doğurmuştur.

İçte ve dışta her alanda zorluklar çoğalıyor. Yüce Meclis'in desteği partilerin uzlaşmaları uluslararası kuruluşlarla dayanışma yoksunluğu çoğalıyor. Ekonomik göstergeler düzelmiyor.

Çok partili hayatın başladığı yıllardan bu yana tarafsızlığı tartışılmayan bir hakem olan Yüksek Seçim Kurulu'nun tahkim niteliğinin taraflarca tartışılır hale gelmesi de bir rastlantı değildir.

Başkanlık Sistemi başarısız yersiz gereksiz ve nafile bir dayatmadır. Demokrasimiz açısından ise tehlikelidir.

Devletimizin geçmiş yüz yılın deneyimlerinden yararlanan iyileştirilmiş parlamenter sisteme hızla dönmesi gerekiyor.

Yüz yıllık bir devlet sistemi bir heves bir deneme düşüncesi ile değiştirilemez.

Milli Merkez hukukun üstünlüğüne bağlı taraf olduğumuz demokratik kuruluşlarla iş birliğine ve demokratik laik tam bağımsız Cumhuriyetimizin temel değerlerine dayalı bir huzur iklimine dönüş çağrısını dile getirmektedir.

19 Mayıs Bayramı milletimize ve tüm gençlerimize kutlu olsun. "

BUNU YAZMAK GEREK

Başakşehir 150 milyon Euro'luk maça çıkıyor

Süper Lig'de sonuç bugün alınacak.

Şampiyon belli olacak.

Galatasaray-Başakşehir maçını kim alırsa şampiyonluğu kazanacak.

Bu yıl süper lig bir ilk yaşadı.

Görünürde hiçbir geliri olmayan bir İstanbul takımı milyonlarca liralık transferler yaptı.

Maçlarını kazandı.

Çoğunu belki bileğinin hakkıyla kazandı ama kazamayacağı maçları da hakemler hediyeetti.

Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere iktidarın bütün birimleri bu takımın arkasında durdu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi takıma çok büyük maddi katkılarda bulundu.

Futbolcuların ve yöneticilerin sportmenlik dışı tüm davranışlarına göz yumuldu hakemlere parmak sallanmasına "Görürsün gününü" denmesine bile ses çıkarılmadı.

Peki neden?

Takımın arkasında Erdoğan'ın olmasından mı sadece?

Elbette Erdoğan'ın desteği başlı başına bir olay.

Medeni ülkelerde asla olmayacak bir şey yaşandı Türkiye'de.

Ama işin bir de maddi tarafı var.

Aldığım bilgiler şöyle;

Sarayın girişimiyle Başakşehir'e Katarlı bir müşteri bulundu.

Bu Katarlı Başakşehir'in yüzde 60'ı için 120 milyon Euro vermeyi taahhüt etti ve bir protokol imzalandı.

Katar tarafı protokola "Başakşehir şampiyon olursa bu protokol aynen uygulanır aksi halde vazgeçme hakkı da saklıdır" yazdı.

İşte bu nedenle Başakşehir'in şampiyon olması için resmi kurumlar ve belediyeler de kolları sıvadı.

Şampiyon olursa Başakşehir Avrupa Şampiyonlar Ligi'ne gidecek ve buradan da en az 30 milyon Euro alacak.

İşte bu nedenle bugün Saray da federasyon da futbolcular da hakemler de çok heyecanlı.

Sonuçta ortada Başakşehir'e gidecek 150 milyon Euro ve bunun takipçisi bir iktidar var.

Kimsenin işi kolay değil bugün.

BAŞIMDAN GEÇENLER

Bir çay bir kahve bir tost kaç lira eder

Sorun para değil öncelikle onu belirteyim. .

Tabii para da sorun ama asıl canımı sıkan kimi esnafın fırsatı ganimet bilip canlarının istediği gibi davranabilmeleri.

Geçen hafta için Sultanahmet'te caminin arkasındaki kafelerden birine soluklanmak için oturduk.

Bir konuğumuz vardı.

Sultanahmet'i camiyi ve çevreyi gezdirdik.

Amacımız oruçlu olan bu dostumuzla iftarı da Sultanahmet'te yapmaktı.

Oruçlu olmayanlar bir çay bir Türk kahvesi ve bir tost istedi.

Hepsi bu kadar.

15-20 dakika sonra da kalktık.

Garson "63 lira" dedi.

İster istemez şaşkınlığa düştük.

Garson "Ne bu böyle?" tepkimize son derece nezaketsiz magandaca bir bakışla karşılık verdikten sonra "Sen" dedi "Hiç Avrupa gördün mü?"

Bu durumlarda insan ne diyeceğini bilemiyor.

Yüzüne tuhaf biçimde baktığımı görünce "Gidin görün bakalım Euro kaç para?" diye yine aynı azarlayıcı tonda devam etti.

"Burası Türkiye ama" diyebildim sadece.

Kalite ahlak ve namus bu kadar seviye kaybedince açıkçası tartışmanın bile anlamı yok

Magandalık her zaman galip gelecek çünkü.

Merak edene; iftar için elbette Sultanahmet'te kalmadık.

Oranın esnafı Arap turistleri kazıklamaya devam etsin.

ÖNERİ

CHP her gün çağrı yapmalı

Bu köşede dün yazdığım yazıda "Uygar demokratik ülkelerde olduğu gibi iki aday kamuoyunun karşısına birlikte çıkmalı ve yapacaklarını anlatmalı" demiştim.

Bugüne kadar edindiğimiz deneyimlere göre bu tür tartışmadan AKP hep kaçtı.

Muhalefetteyken karşılıklı tartışmaları hararetle savunan Erdoğan iktidar olduktan sonra hiçbir şekilde rakipleri ile aynı platforma çıkmadı tartışmadı.

Bunu da "Ben en tepedeyim altlarda olanlarla birlikte tartışamam" kibiriyle açıkladı.

Nitekim dünkü yazımdan sonra muhalefet "Yıldırım korkmasın tartışmaya gelsin"derken AKP'liler parti yönetiminin kibirine ayak uydurarak "Aradaki sıklet farkı var Binali Yıldırım rakibiyle aynı hiç aynı kantara çıkar mı Ekrem İmamdoğlu da kimmiş Yıldırım'ın onu muhatap alması mümkün mü?" diyerek buna karşı çıktılar.

Anladığım kadarıyla hem Binali Yıldırım hem de AKP yönetimi ve özellikle Saraybundan çok korkuyor.

Çünkü biliyorlar ki iki aday karşı karşıya geldiklerinde Binali Yıldırım perişan olacak.

CHP'ye önerim şu: Bu işin peşini bırakmasın. Yıldırım'ı hangi platformda olursa olsun Ekrem İmamoğlu'nun karşısına çağırsın. AKP'nin en zayıf noktası burası. Yıldırım Saray izin vermeyeceği için elbette böyle bir tartışmaya asla katılmayacaktır. Ve katılmaması katılmasından daha büyük etki yapacaktır üzerinde.

CHP bu fırsatı iyi değerlendirmeli.

Ben olsam bütün billboardları "Korkma gel" afişleriyle doldurur gazetelere tam sayfa ilan verir televizyonları reklama boğarım.

CHP bütün parasını buna harcasa değer.

Düşünsenize sonunda pes etmiş ve Yıldırım ikili tartışmaya katılmış.

ÇOK GÜLDÜM

Üç pazar fıkrası

Bu pazar da Yıldırım Tuna'dan gelen üç fıkrayı sizlere sunuyorum…

Bilgisayar ve Ben

Geçen gün bir bilgisayar aldım sistemin kuruluşu sırasında hayli sıkıntılar çektim… Bizim yaş gurubuna yabancı bir alet.

Sonunda bilgisayarı aldığım mağazanın yardım masasını aradım telefonu açan adam yapmam gereken işlemin son derece basit bir şey olduğunu söyleyerek ve tamamen bilgisayar jargonları kullanarak konuyu daha da kavrayamayacağım hale getirdi.

Benim olayı anlayamamam onun da konuyu bana kesinlikle izah edemeyeceğini anlaması adamı hayli sinirlendirdi abuk sabuk konuşmaya başladı.

Sonunda kibarca ona "Affedersiniz" dedim "Sanki karşınızda 5 yaşında bir çocuk olduğunu farz ederek konuşur musunuz?"

Adam "Tamam" dedi sinirini bastırmaya çalışarak "Yavrum babanı telefona verir misin?"

Aile Lokantası

Kız arkadaşımı dün gece bir lokantaya götürdüm Etrafı bir müddet gözleriyle taradı masalara kulak kabarttı daha sonra "Hayatım burası gerçek bir aile lokantası" dedi.

"Nereden çıkardın bunu?" diye sordum.

Hemen cevapladı; "Baksana masalardaki her çift birbirleriyle münakaşa ediyor!"

Alkolizm

İki arkadaş uzun süredir birlikte içtikleri arkadaşlarını aşırı alkol bağımlılığı nedeni ile kaybetmişler.

Kilisede düzenlenen cenaze töreninde üzeri açık tabutun önünden geçerlerken una bak" demiş biri "Ne kadar iyi görünüyor. Değil mi?"

Diğeri "Tabii oğlum" demiş "3 gündür içemiyor ya ondan!"

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/can-atakli/en-yaslidan-en-genc-19-mayis-mesaji-tek-adamliktan-hemen-vazgecilmeli-4850111/

================================

CAN ATAKLI: VALLA ERDOĞAN HAKİKATEN ÇOK DOĞRU BİR NOKTAYA TEMAS ETTİ

Seçimler yaklaştıkça Cumhurbaşkanı'nın daha öfkeli olduğu bana mı öyle geliyor yoksa sizlerin de dikkatini çekiyor mu?

Zaten bağırarak konuşuyordu şimdi daha çok bağırıyor.

Muhalefeti oy çalmakla suçluyor.

İş dünyasına sanatçılara akademisyenlere ateş püskürüyor.

Bütün sıkıntı İstanbul'u kaybetmiş olmalarından kaynaklanıyor elbette.

Gerçi YSK marifetiyle şimdilik işi biraz uzattılar ve İstanbul Belediye Başkanlığı binasını henüz ellerinde tutuyorlar ama 23 Haziran'dan belli ki kendileri de çok umutlu değil.

23 Haziran'a kadar İBB'de "kozmik oda muamelesi yapılan" bilgisayarlar temizlendi temizlendi yoksa yandı gülüm keten helva durumu yaşanabilir.

Cumhurbaşkanı en son TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan'a öfke saçtı.

"Sen" dedi "Dolarına Euro'na güvenme. Bize karşı çıkmanın hesabını çok fena sorarım. "

Ardından Tuncay Özilhan'la bir hafta önce özel görüşme yaptığını söyledi ve "Anlatayım mı orada neler söylediğini?" dedi.

En sonunda da "Neredeeen nereye… 2002'de neydin şimdi ne oldun bunu da anlatırım" diye tuhaf bir şey söyledi.

Ama bence çok doğru bir noktaya temas etti Cumhurbaşkanı.

Elbette Tuncay Özilhan 2002'de nerede olduğunu şimdi ne durumda olduğunu kamuoyuna açıklamalı.

Ama Özilhan'la yetmez.

Herkes katılmalı bu kervana.

Bu bir "mal varlığı açıklama" değildir.

Geçen yıllar içinde oluşan yeni durumların ortaya konmasıdır.

Kim neydi ne oldu? Bu kadar basit.

Hepimiz bilelim kimin nereden nereye geldiğini.

Türkiye'de icraat diye anlatılan büyük inşaatları yapan AKP müteahhitleri sahi 2002'de ne durumdaydılar acaba?

Ellerinde kaç iş vardı?

Kimlerden ne kadarlık ihaleler almışlardı?

Şimdi ihale portföyleri ne kadar?

Bakan olarak parti yöneticisi olarak davanın ileri gelenleri olarak bilinen isimler de "Neydik ne olduk" demeli ve geldikleri noktayı kamuoyu ile paylaşmalı.

Örneğin İstanbul'a aday olarak atanan kişi çıkıp açıklamalı aile fertlerine ait 2002'de kaç gemi vardı şimdi ne kadar var?

İktidar sahiplerinin yakınları da 2002'de ne durumda olduklarını şimdi hangi işleri yaptıklarını ne kadarlık bir sermayeyi kontrol ettiklerini kimlerden nasıl ve ne kadar iş aldıklarını halka açıklamalı.

Vallahi gerçekten Cumhurbaşkanımız çok iyi bir noktaya temas etti.

Muhalefet bu soruyu sorsaydı yandaş tetikçiler anında linç operasyonu başlatırdı.

Sağ olsun Cumhurbaşkanı bu konuda öncülük etti herkes rahatladı.

Haydi bakalım herkes ama herkes – tabii ki İmamoğlu da dahildir buna – 2002 ile 2019 arasındaki kıyaslamalarını yapsınlar.

BUNU YAZMAK GEREK

Erdoğan'dan izin çıktı bakalım YSK oy çalmayı nasıl anlatacak

İki hafta geçti üzerinden seçimlerin iptal edilmesinin.

Seçimi kazanan Ekrem İmamoğlu'nun mazbatası iptal edildi.

İstanbul'un skürdarlı" Valisi tarafsızmış gibi belediyenin başına oturtuldu.

Ama iptal gerekçesi hâlâ yazılıp açıklanmadı.

YSK Başkanı "Arkadaşlar çalışıyor" demişti geçen hafta.

Artık nasıl çalışıyorlarsa bitmiyor bir türlü.

Gerçi AKP kaynakları YSK'nın gerekçeli kararı bugün yayınlayacağını bildirmişti iki üç gün önce.

Erdoğan da cumartesi akşamı gençlerle buluşmasında "Gerekçeli karar pazartesi açıklanacak" dedi.

Artık saraydan da izin çıktığına göre gerekçeli karar açıklanacak.

Muhtemelen YSK'ya "ne açıklayacağı" da bildirilmiştir.

Erdoğan ısrarla AKP oylarının çalındığını seçimlerin bu nedenle iptal edildiğini söylüyor.

En son muhtarlarla yaptığı iftarda konuştu Erdoğan.

Şunları söyledi; "Kanuna aykırı her iki işlemin gerçekleştiği toplamda 42 bin oya tekabül eden 123 sandık ortaya çıkartılmıştır. Bu 123 sandıktan 42 bin oyun akıbeti belli değildir çünkü oylar çalındı. Oyları çaldılar bu kadar açık ve net. "

Erdoğan çalınmayı geçersiz oyların sayılması sonucu Yıldırım'ın oylarının artmasınabağlıyor. İyi güzel de belli ki YSK bunu kılıfına uyduramıyor.

Erdoğan açıklama yapılacağını söylediğine göre bir formül bulunmuş mutlaka.

Ama bu formül Erdoğan'ın "Fark kapandığına göre oylar çalındı" varsayımına dayanır ve "Kimin nasıl ve ne kadar oy çaldığı" kanıtlarıyla ortaya konamazsa büyük skandal olacaktır.

Böyle bir skandal gerekçeli kararı şaibeli hale getireceği gibi Cumhurbaşkanı'nın meşruiyeti de tartışılır hale gelecektir.

NOSTALJİ

Ülkeyi bu hale bugünkü hükümet getirdi

Şimdi şu cümleleri dikkatlice okuyun lütfen;

"Bu ülke bu hale geldiyse… Bugün benim vatandaşım evine çöp rızık topluyor götürüyorsa; hafta pazarlarının atıklarını topluyor götürüyorsa… Meydanlar; 'Açız açız' diye bağırıyorsa evinin kirasını ödeyemiyorsa suyunun elektriğinin parasını ödeyemiyorsa ve artık 'Yandım Allah' diyorsa benim halkım… Yüzde 25'i açlık sınırının altındaysa yüzde 50'si yoksulluk sınırının altındaysa bu hale Türkiye'yi kim getirdi? Elbette bugünkü hükümet. "

İnsan ister istemez "Bu sözleri muhalif biri söylemiştir inşallah başına bir şey gelmez" diye düşünüyor değil mi?

Yanıldınız bu sözleri 2002 yılında henüz iktidara gelmemiş olan AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan katıldığı bir televizyon programında söylemişti.

ŞAŞIRDIM

Erdoğan aynı zarftaki 4 oydan birinin nasıl hileli olduğunu anlattı

Son seçimlerle ilgili bizde ve dünyada en çok merak edilen konu şu;

Oylarımızı bir zarfa koyup sandığa attık. Her zarfta 4 oy pusulası vardı. YSK bu pusulalardan üçünün temiz birinin ise hileli olduğunu belirterek seçimi iptal etti. İyi de hileyi yapanlar neden hepsinde yapmadılar da sadece birini tercih ettiler?

İşte buna kimsenin aklı ermiyor.

Kimileri gerçekten şaşkınlığını belirtirken büyük çoğunluk ise sadece gülüyor. Ama saray ve AKP elbette böyle düşünmüyor.

İşte Erdoğan son konuşmalarından birinde herkesin merak ettiği durumunu şöyle anlattı;

"YSK kararını itibarsızlaştırmak isteyenler şunu söylüyor: Aynı zarfa dört farklı oy konduğu halde neden sadece Büyükşehir seçimleri yenilenir? Kendi kurdukları dünyanın dışındaki her şeye gözlerini ve gönüllerini kapatmış olanlar gerçekleri duymuyor. "

Anladınız herhalde. Gözleriniz kapalı bu yüzden olanı biteni göremiyorsunuz. Dağılabilirsiniz.

ÇOK GÜLDÜM

Akılsız yorumlara çok gülüyorum ama halimize de çok üzülüyorum

İktidar partisi ve yandaş-tetikçileri panik halinde.

Bir taraftan lke çapında büyük başarı kazandık. Belediyelerin çoğunu kazandık oylarımızı da yüzde 50'nin üzerinde tuttuk" diyerek övünüyorlar ama İstanbul olmayınca bunların hiçbir değeri olmadığını kendileri de biliyorlar.

Bu nedenle bıkmadan usanmadan seçim iptalini savunmaya ve oyların çalındığını söylemeye devam ediyorlar.

Bu arada kendilerini zeki ve akıllı sananlar ise muhalefete "Madem kazandığınıza inanıyorsunuz seçimlerin yenilenmesinden niye kaçıyorsunuz?" diye çemkiriyorlar.

Elbette çok akılsızca bir yorum bu.

Seçimler olmuş bitmiş ama gücü elinde tutanlar "Olur mu yahu?" demişler "Biz İstanbul'u kaybedemeyiz. Kazanana kadar seçim yapılacak. "

Bu mantığın karşısında muhalefet 'seçimden kaçan' oluyor iyi mi?

Bu kadar aptal bir söylemle nasıl başa çıkılır bilemiyorum.

Ama madem böyle bir söylem akıllı ve mantıklı sayılıyor o halde referandumu da tekrarlayalım.

İktidar kazanacağına inanıyor nasıl olsa. Korkusu olmaz ki bir daha referandum yapalım.

Aynı şekilde 24 Haziran için de korkusu olmamalı iktidarın öyle değil mi?

Nasıl olsa kazanacağını biliyorsa gelin bir çırpıda 24 Haziran'ı da tekrar edelim.

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/can-atakli/valla-erdogan-hakikaten-cok-dogru-bir-noktaya-temas-etti-4857496/

================================

FATMA ÇELİK: "1919 YILI MAYISININ 19'UNCU GÜNÜ SAMSUN'A ÇIKTIM"

1919 yılı Mayısının 19 uncu günü Samsun'a çıktım. "

Atatürk NUTUK' a bu unutulmaz cümle ile başlar…

Bu başlangıcın devamında 19 Mayıs 1919'da ülkenin içinde bulunduğu durumu ayrıntılı bir şekilde anlatır…

"Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu topluluk Genel Savaşta yenilmiş Osmanlı ordusu her yanda zedelenmis koşulları ağır bir Ateşkes Anlaşması imzalanmış.

Büyük Savaşın uzun yılları boyunca ulus yorgun ve yoksul bir durumda.

Ulusu ve yurdu Genel Savaşa sürükleyenler kendi başlarının kaygısına düşerek yurttan kaçmışlar. Padişah ve Halife olan Vahdettin soysuzlaşmış kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini umduğu alçakça yollar araştırmakta.

Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki Hükümet güçsüz onursuz korkak yalnız padişahın isteklerine uymuş ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş.

Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta..."

Ve işte vaziyetin bu özetiyle başlayan NUTUK Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi ile sona erer.

Öncelikle şunu bilelim: Tarih bilgisi olmayan toplum geleceğe umutla bakamaz.

Bilmek lazım… 23 Nisan'ı 29 Ekim'i 19 Mayıs'ı bilmek o dönemin koşullarını iyi analiz etmek ve yaşananlardan ders almak lazım…

Bu yüzden NUTUK' u okumak lazım…

NUTUK neden 19 Mayıs'la o günkü mevcut koşulların anlatımıyla başlıyor bilmek lazım…

Atatürk bu başlangıcı tesadüfen veya bilinçsizce mi yapmıştı?

Tabi ki hayır!

O halde bir vapurun Samsun'da bir limandan Anadolu'ya hareket etmesi neden bu kadar önemliydi?

Neden önemliydi 1919'un Mayısındaki günün şartlarını bilmek?

19 Mayıs uzun ve meşakkatli bir yolun başında atılan ilk adımdı. Ülkenin kuzeyinden kalkan o gemi Anadolu'nun doğusundan batısına daha sonra elde edilecek başarılarla haklı olduğu anlaşılacak o "umudu" taşıdı.

Ve Atatürk önderliğinde umutla başlanılan bu yol sonucunda düşman kovuldu tek kişiden oluşan egemenlik anlayışı devrildi millet iradesiyle Meclis egemen kılındı ve nihayetinde Cumhuriyet ilan edildi…

Tüm bu kazanımları edinebilmek için ne kanlar döküldüğünün; özgürlüğün Cumhuriyetin demokrasinin ne kadar önemli olduğunun bilinciyle yeni nesiller yetişsin diye bugün onlara armağan edildi…

Zira bugünün Türkiye'sine baktığımızda durum çok mu farklı? Olaylar şahıslar koşullar pek tabi farklı ama vaziyet aynı.

Yönetim; kendi başının kaygısına düşenlerde…

Dış güçlerin salladığı parmakla politikalar şekilleniyor…

Üretim; yok… Tüketim; gittiği yere kadar…

Millet; yoksul ve bıkkın…

Yaklaşık 100 yıl sonra yeniden her şey tek adamın ağzından çıkan iki kelimeye bakıyor…

Ve tüm bu çamura batmış durumumuzdan güçlenerek çıkma zorunluluğumu var.

İşte Atatürk NUTUK' ta tüm o vaziyeti bizlere bunun için anlatmıştı… Koşullar nasıl olursa olsun ne kadar umutsuz görünürse görünsün… Her zaman "umut var" demek için… "Koşullar böyleyken elde ettiğimiz başarıları siz de kendi koşullarınıza karşı koruyabilirsiniz" demek için… "Yılmayın" demek için…

İşte bu yüzden 19 Mayıs hepimiz için çok çok önemli…

Gençliğe armağan edilen bu önemli günün 100. yıl dönümünde tüm çabalara rağmen adını silemedikleri Ulu Önder'in izinde O'nun ilke ve değerlerine bağlı neslin çabalarıyla inanıyorum ve umut ediyorum ki; her şey güzel olacak!

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/1919-yili-mayisinin-19uncu-gunu-samsuna-ciktim-51968yy.htm

================================

MEHMET FARAÇ: 31 MART 19 MAYIS VE IŞIK...

Atatürk'ün kendi kaleminden Kurtuluş Savaşı'nı anlattığı yol gösteren ışık tutan anımsatan ve "uyaran" muhteşem bir eserin adıdır "Nutuk..."

Cumhuriyet Halk Partisi'nin 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara'da toplanan İkinci Kurultayı'nda 36.5 saat süren ve altı günde okunan tarihi bir sunuma dayandığı için adı "Nutuk"tur o eserin...

İşte o Nutuk "1919 yılı Mayıs'ının 19. günü Samsun'a çıktım" diye başlar...

Bu cümle ne kadar sıradan geliyor değil mi insana?. .

Oysa o cümle yani "Kurtuluş" için ilk adımın atıldığına dikkat çeken o cümle sadece İstanbul'dan Samsun'a yapılan zorlu bir yolculuğun başlangıcı değil o yolculuğun gerekçesi olan bir muhteşem mücadelenin "ilk adım"ı olarak da tarihe geçti...

Atatürk'ü İstanbul'dan Samsun'a götüren İskoçya yapımı gemide neler yaşandı nasıl bir yolculuk yapıldı ve en önemlisi de o gemide kaç kişi vardı sorusuna cevap olacak onlarca farklı görüş olduğu biliniyor...

Ancak İsmail Hakkı Durusu kaptanlığındaki gemide görev alanlar o gün çizilen rotanın farkındaydılar...

Bandırma'nın o gün; asıl görevi olan bir "posta gemisi" yolculuğu ya da sıradan bir yük taşımacılığı yapmadığını çok iyi biliyordu mürettebat...

Herkes detaylarını çok bilmese de o muhteşem yolculuğun asıl amacının "kurtuluş" için çare aramak olduğunun da farkındaydı herkes...

Kaptanın yanında ya da güvertede gözlemledikleri Mustafa Kemal'in bakışlarında konuşmalarında duruşunda elbette yaşanacakları ve hedefi sezinlemiş olmalıydı Bandırma'nın yoldaşları...

O gemide görev alanları başta Atatürk'ü bir kez daha saygıyla anmadan geçmeyelim ama bugün ne kadar anımsanıyorlar- önemseniyorlar acaba?. .

100 YIL ÖNCEKİ UMUT...

Atatürk'ün işgal altındaki Anadolu'nun kurtarılması için bundan 100 yıl önce İstanbul'dan Samsun'a yaptığı yolculuk "ilk adım"ından itibaren tarihin gidişatına neşter atacak kadar önem arzediyordu...

İşgal altındaki İstanbul'da kontrolden geçerek ve limanı izinle terk ederek yola koyulan geminin başına her şey gelebilirdi... Atatürk işte o yüzden gemi kaptanı İsmail Hakkı Durusu'ya şu talimatı vermişti;

"Düşman devletlerinin herhangi bir vasıtasının gadrine uğramamak için sahile yakın bir rota tutunuz!. . Şayet kesin tehlike görürseniz gemiyi karaya en yakın sahile oturtunuz!. . "

Bu direktif yolculuğun ne kadar takip altında ve ne kadar tehlikeli olduğunun işareti olsa da Atatürk ve mürettebatın o gün bir adım geri atmamak uğruna yola çıktıkları konusundaki inanç meyvesini vermişti... 100 yıl önceki sonuç ortada işte; Laik Cumhuriyet...

Çünkü 19 Mayıs 1919'da Samsun'a atılan "ilk adım" cehalet-sefalet -yokluk ve işgalle sarsılmış Osmanlı topraklarından hem bir ulus yarattı hem de uygarlığa emin adımlarla ilerleyen kocaman ve soylu bir Cumhuriyet...

1919'UN ASIL RUHU...

Yarının umudu olacak çocuklar ve gençler çok şanslılar ki; 19 Mayıs 1919'un 100. yılını yine cumhuriyet topraklarında yaşadılar kutluyorlar kutlayacaklar...

Her ne kadar cumhuriyetle ilgili gelecek kaygısının büyüdüğü ve AKP iktidarının ulusal bayramlardan Tevhid-i Tedrisat'a kadar içinde "Atatürk" geçen her gerçeği yozlaştırdığı bilinse de 19 Mayıs sadece yüzüncü yıla erişmesiyle değil örnek olduğu azimle de yüzyıllarca daha kutlanmayı hak edecektir...

Çünkü "Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır..."

İşte bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti'nin "muasır medeniyet" hedefine inatla yürümesi için 100 yıldır uygarlığa doğru ilerleyen Bandırma Vapuru'nun içinden çıkan mücadeleyi çocuklarınıza iyi anlatınız zihinlerine kazımalarını sağlayınız...

Hiç kuşku yok ki; Bandırma Vapuru'nun yolculuğunu Atatürk'ün "ilk adım"ını ve 19 Mayıs'ın gerçek manasını anlamayanlar cumhuriyetin "muasır medeniyet" hedefine ve "ilelebet payidar" kalma amacına kesinlikle bir katkı sunamazlar...

Cumhuriyetin ideolojik ve siyasi açıdan işgal altında tutulduğu bu dönemde karanlık ne kadar büyüse de 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde yeşeren "umut" da gösterdi ki Bandırma Vapuru'nun 100 yıl önce karanlık suları aydınlatan ışığı Cumhuriyet için meşale olmaya devam edecek...

Bugün zafere yani Kurtuluş'a yürüyen yolun başlangıcı olan 19 Mayıs...

İşte o muhteşem tarihin 100. yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü Bandırma Vapuru mürettebatını ve Samsun'da "ilk adım"la başlatılan Kurtuluş Savaşı mücadelesinin tüm kahramanlarını bir kez daha saygıyla anıyorum...

19 Mayıs mücadesi bize ışık tutuyor Gazi'nin emanet ettiği cumhuriyet de yüreklerimizde korunuyor…

Hepinizin "19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı"nızı yürekten kutluyorum...

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/31-mart-19-mayis-ve-isik-51969yy.htm

================================

MURAT İDE: SAMSUN'A GİTMEK BAŞKA SAMSUN'A ÇIKMAK BAŞKA. .

Hasan Tahsin'in harici bedhahlara milleti adına ilk kurşunu sıktığı gün o milletin varlığına göz dikmiş dahili bedhahın yasaklarını kaldır. .

Aynı gün ekranlarda borazanların yine Öcalan güzellemelerine başlasın. .

Sonra da o Hasan Tahsin'in kurşunuyla kararı verilen Samsun'da 'Millicilik' oynamak üzere harekete geç. .

Tabelalardan koşa koşa TC'yi kaldıran valiler de neşe içinde davetiyeler göndersin. .

Adımı basarım Çanakkale'de Mustafa Kemal'i yok sayan zihniyet Samsun'da da kıyısından köşesinden dolanacak. .

Peki nereden icap etti bu?

Hasan Tahsin'in ilk kurşunu sıktığı gün yaptığıyla siyasal kürtçülerin oylarına

Samsun harekatıyla da milliyetçi oylara ışık yakıyor. .

Hep yaptığı şeydi aslında. .

Ama bu kez biraz alelacele oldu. .

Zaman dar. .

Kaybettiği İstanbul seçimini alabilmek için yapmayacağı şey yok çünkü. .

Dahili bedhah üzerinden bir kesime Samsun üzerinden tam da aksi istikamete göz kırpıyor hepsi bu. .

**

Bu fakir MHP'nin televizyonunu yönetirken Yenikapı organizasyonu için şöyle demişti;

-Muhalefet dikkatli olmalı. . Sahibi belli bir senaryoda figüran olup bundan sonra olabileceklere teşne olmamalı. . Özetle muhalefet Yenikapı'ya gitmeyerek bu oyunun sahibini tek başına bırakıp meşrulaşmasına izin vermemeli. .

**

Aradan onca zaman geçti. .

Dün Yenikapı'da yıllarca elele yürüdükleri bir hainliğin sorumlusuyken milletin arkasına sığınıp yırtmaya kalktılar. .

Bugün de ihtiyaç hasıl oldu ve "iki ayyaş" dedikleri kahramanların ardına sığınacaklar. .

Bu gerçek ortadayken muhalefetin hiçbir şey için değilse o "iki ayyaş"tan Samsun'a çıkan kahramanın hatırına "Ben almayayım" demesi gerekiyordu. .

Ama İYİ Parti Genel Başkanı'nın sıkça vurguladığı bir şey var; "Konforlu siyaset"

Dedim ya tüm gerçekler ortadayken hiçbir şey olmamış gibi davetlere icabet edip sahneye süs olmak bir tercih. . Ancak ısrarla ve yüksek sesle söylüyorum ki yanlış bir tercih. .

"Samsun'u onlara bırakamayız" diyerek giderseniz Samsun'u onlara bırakmış olursunuz. .

Bugün göreceğiz. . Yazın bir kenara. . Şovunu yapacak ve gidenler de gittikleriyle kalacak. .

ki ayyaş" diyebilen dilin zerre samimi olmadığını bilerek orada oturmak belki de Meral Akşener'in işaret ettiği o konforlu siyasetin bir gereği. .

Onlar iktidar benim de sistemim yürüyor gerisi hikaye. .

Hayata ve siyasete böyle bakmak da bir tercih. .

Ama Samsun'a giderken herkesin kendine şunu sorması gerekir;

- Mustafa Kemal de işin konforunda olsaydı Samsun'a çıkar mıydı?

**

19 Mayıs 2019'da siyaseten ihtiyaç hasıl olduğu için Samsun'a gidebilirsiniz. .

Ama emin olun o kahraman gibi asla ama asla "Samsun'a çıkamazsınız"

BU KAFAYLA YARIŞILMAZ. .

Dedi ki Binali Yıldırım;

- Birinin belediyenin kayıtlarını kopyalamakla kaybettiği zamanı Ak Parti telafi ediyor. . Ve suda ulaşımda indirimler yapıyor. .

O biri Ekrem İmamoğlu oluyor. .

Mazbatasını aldıktan sonra o indirim tekliflerine belediye meclisine getiren Ekrem İmamoğlu. .

Ve o indirim teklifleri Ak Partili ve MHP'li üyeler tarafından reddedilen Ekrem İmamoğlu. .

Daha iki hafta önce indirim teklifini reddeden bugün sahiplenmekle kalmıyor bir de dün yaptığını indirim isteyenin üzerine yapıştırıyor. .

Hep söyledim; Bu kafaya karşı siyaset yapmak gerçekten zor. . Ne tarifi var ne izahı. .

Nasıl bir fıtratsa artık gerçeği yüzüne vurdukça yağmur yağdı sanıyor. .

İYİ BENİM ATAMSIN

"Fakr-u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş" bir millete umut olmak ateşe atılıp önder olmak her babayiğidin harcı değil elbet. .

Her sıkıştığında milletin arkasına saklananları gördükçe

Millet sıkıştığında önüne düşenin kıymetini daha iyi anlıyoruz. .

Ruhun şad mekanın Cennet olsun. .

Ölümlerde doğar mı insan?

İyi ki doğdun ATAM!

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/samsuna-gitmek-baska-samsuna-cikmak-baska-51970yy.htm

================================

NECATİ DOĞRU: KAYITLARA GEÇSİN!

Yer: TBMM

Gün: Mayıs'ın 15'i.

Dışişleri Komisyonu toplanmıştı. Türkiye ile Venezuela arasında "video konferans" yoluyla imzalanan 1282 sayfalık "ticaretin geliştirilmesi kanun teklifini" görüşüyordu.

Parti temsilcileri gelmişti.

Bakanlık temsilcileri oradaydı.

Başkan toplantıyı açtı.

Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Genel Müdürü Büyükelçi Ahmet Rıza Demirer ile Ticaret Bakanlığı Uluslararası Anlaşmalar ve Avrupa Birliği Genel Müdür Vekili Hüsnü Dilerme milletvekillerine bilgi sundular. Başkan "söz isteyenler" diye sordu. CHP Milletvekili Ünal Çeviköz (o da eski bir büyükelçi) söz aldı.

★★★

Şöyle konuştu:

" Venezuela'nın hali malum. Önümüzdeki dönemde pek parlak bir geleceği olmayacağı gözüküyor. Her ne kadar Latin Amerika'nın en zengin ülkesi olsa da çok ciddi bir iç siyasi karışıklıkla mücadele ediliyor. Bu karışıklık aslında zengin gözüken ülkenin halkının neredeyse artık tam bir fakir ülke statüsüne indirgenmiş olmasından. Bunların hepsini zaten kamuoyundan izliyoruz görüyoruz. Yalnız mesele sadece bundan ibaret değil. Ben özellikle kayıtlara geçmesi açısından Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısına yazılı olarak cevaplandırmasını istediğim bir soru önergesi yönelttim. Bugün Türkiye kamuoyunun en önemli meselesi olan İstanbul seçimlerinin yenilenmesinin gündeme geldiği bir sırada Venezuela'nın Yüksek Seçim Kurulu olan Ulusal Seçim Konseyi'nin Başkanı Tibisay Lucena İstanbul'a geldi. 2 Mayıs tarihinde geldi. 14 Mayıs tarihinde ayrılacaktı. 14 Mayıs tarihinde Türkiye'yi terk etmediği anlaşıldı. Demek ki hâlâ İstanbul'da. Şimdi bu Tibisay Lucena'nın ismi aslında Venezuela'daki seçim şaibelerine karışmıştır. Venezuela halkının büyük bir bölümünden tepki gören bir isimdir. Lucena'nın Venezuela'da Temmuz 2017'de yapılan ve 1 milyon hileli oy nedeniyle şaibeli olduğu düşünülen seçimlerde çok önemli bir rol oynadığı belirtiliyor. Katılım oranına ilişkin verilerin de sahte olduğu ileri sürülen iddialar arasında. Tibisay Lucena birçok ülkenin yaptırım listesinde. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri Kanada Avrupa Birliği ülkeleri Meksika Panama İsviçre; Lucena'ya yaptırım uyguluyorlar. Yaptırım uygulanan birçok Venezuelalı yetkiliden sadece 6 kişiye saydığım bütün ülkeler yaptırım uyguluyorlar. Bu 6 kişinin arasında Lucena var. Demek ki dünya kamuoyu açısından kara listeye alınmış bir şahsiyetten söz ediyoruz. Kendisine uygulanan yaptırımların temel gerekçesi de Venezuela seçimlerindeki şaibeyle ilgili durumu. Şimdi bu şartlar altında adı geçen on beş gündür İstanbul'da. Biletindeki dönüş tarihine rağmen Türkiye'den bu dönüş tarihi geçtikten sonra bile ayrılmamış vaziyette. Dolayısıyla Venezuela sadece ülkedeki iç karışıklıklar nedeniyle değil bir de bu boyutuyla Türkiye kamuoyu nezdinde önem kazanmış bir ülke haline gelmiş durumda. Bu genel tabloyu bir şekilde bir kere vurgulamak isterim…"

★★★

Gerçekten!

Kayıtlara geçirin.

İstanbul'da seçimler yenilenecek. Venezuela seçimlerine hile ve şaibe karıştıran Lucena İstanbul'da şeref misafiri yapıldı. 9 valizle gelen Lucena'nın hâlâ İstanbul'da olduğu tahmin ediliyor.

Neden?

Vardır bir hikmeti?

Acaba Lucena bizim Yüksek Seçim Kurulu'nun iptal ettiği İstanbul seçimi kararına gerekçe yazmalarına yardımcı mı oluyor?

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/necati-dogru/kayitlara-gecsin-4856474/

================================

- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
Ey Turk Gencligi!
Birinci vazifen Turk istikllini Turk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve mudafaa etmektir.

Gazi Mustafa Kemal ATATURK

- - - - - - - - - - - - -
JEAN MESLIER : SAGDUYU TANRISIZLIGIN ILMIHALI

11. DIN, CAHILLERI MUCIZEYLE KANDIRIR

Din acik olsaydi, cahiller icin daha az cekici olurdu. Onlar icin, karanlik ve esrarli seyler, korkular, masallar, kerametler ve surekli olarak beyinlerini isletecek, yoracak, akla sigmaz seyler gereklidir. Romanlar, inanilmaz cin ve cadi hikayeleri, siradan insan ruhu icin, gercek tarihlerden daha cekicidir.

Din konusunda insanlar buyuk cocuklardir. Bir din ne kadar sacmalik ve mucizelerle dolu olursa, halkin ruhu uzerinde o oranda tahakkum hakki kazanir. Sofu, bonlugune hicbir sinir koymamak zorunda olduguna inanir. Bir sey ya da seyler ne kadar cok anlasilmaz olursa, halka o oranda ilahi gorunur. Bu seyler ne kadar az inanilabilir olursa, bunlara inanan siradan insanlar, o oranda erdem ve ustunlukler oldugunu sanir.

- - - - - - - - - - - - -
Buyuk Birader seni izliyor.

George Orwell1984

- - - - - - - - - - - - -
Tanri'nin en yuce ovgusunun, Yaratilis'in bir yaratici olgusuna gerek duymayacak kadar mukemmel oldugunu dusunen ateistlerin onu reddetmesinde yattigi bile soylendi.

PROUST,MARCEL (1871-1922) Fransiz romanci.
Ateistin Kutsal Kitabi - Aforizmalar - Derleyen Joan Konner

- - - - - - - - - - - - -
Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/

 


 




-------------------------------------------------
ONLY AT VFEmail! - Use our Metadata Mitigator™ to keep your email out of the NSA's hands!
$24.95 ONETIME Lifetime accounts with Privacy Features!
No Bandwidth Quotas!   15GB disk space!
Commercial and Bulk Mail Options!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder