18 Mayıs 2013 Cumartesi

15-BASINDAN....


  1. Erdoğan: Yeni bir dünya düzenine ihtiyaç var
    1. "ADALETİN OLMADIĞI YERDE İNSANLIK DA YOKTUR"
    2. "SOMALİ'DE 2011′DE 250 BİNDEN FAZLA ÇOCUK ÖLDÜ"
    3. "BİR JİLETLE 3 ÇOCUK SÜNNET EDİLİYORDU"
  2. Erdoğan ve Gül'e çok sert eleştiri
    1. TAYYİP'E BAŞBAKAN DEMEYE DİLİM VARMIYOR
    2. CİHANER'DEN POLİS KAMERASI TEPKİSİ
    3. BECERİKSİZLİKLERİNİ ÖRTMEK İÇİN CHP'Yİ SUÇLUYORLAR
  3. "Borcumuzu tahsil edemezsek Turkcell'e bile gidebiliriz"
    1. ÖDEME YAPMADI
    2. İnterbank borcu nereden kaynaklanıyor?
  4. Mustafa Mutlu: Hollywood artık İslam yerine yeni bir hedef buldu
  5. Mümtaz Soysal: Politika ve Ruhbilim

Erdoğan: Yeni bir dünya düzenine ihtiyaç var

18 Mayıs 2013

Başbakan Erdoğan, SETA tarafından Washington'da Mayflower Otel'de düzenlenen konferansta '21.
Yüzyılda Küresel Düzen ve Adalet' başlıklı sunum yaptı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Suriye'den Filistin'e, Myanmar'dan Afrika'nın yoksullukla mücadele eden pek çok ülkesine kadar dünyanın acilen ve derhal yeni bir dünya düzenine ihtiyacı vardır" dedi.

Başbakan Erdoğan, SETA tarafından Washington'da Mayflower Otel'de düzenlenen konferansta '21.
Yüzyılda Küresel Düzen ve Adalet' başlıklı sunum yaptı.
"Son dönemlerde Myanmar'da yapılan zulümleri, Myanmar'da katledilen insanları o çocukları acaba katledenler hangi inancın hangi dinin mensuplarıydı?"
diye soran Erdoğan, "Peki bunlara karşı insanlığın verdiği bir refleks var mı?
Sorduğu bir soru var mı?
Nasıl böyle bir şey yapıyorsunuz diyorlar mı?
Hayır.
Adaletin olmadığı yerde barış olmaz.
Adil olmayan barış barış değildir ve kalıcı olmaz.
MLK'in de ifade ettiği gibi bir yerdeki adaletsizlik diğer yerlerdeki adalete yönelmiş bir tehdittir.
Bu yüzden adalet söz konusu olduğunda banane tavrı içine giremezsiniz.
Başkalarını acılarına duyarsız kalamazsınız"
diye konuştu.

"ADALETİN OLMADIĞI YERDE İNSANLIK DA YOKTUR"

Adalet arayışının insanlık tarihi kadar eski olduğuna vurgu yapan Erdoğan, "Adaletin olmadığı yerde insanlık da yoktur.
Çünkü adaletin olmadığı, adaletin dışlandığı, adaletin ötelendiği bir yerde insanın kimliğinden söz etmek insanın insanca bir hayat kurabileceğini iddia etmek mümkün değildir.
Adalet aslında hakkı teslim etmektir.
Adalet aynen özgürlük gibi insan onurunun bir gereğidir.
Siyasetten ekonomiye, hukuktan küresel düzene kadar her alanda adalet ilkesini gözetmeyen bir dünyanın insanlığa barış huzur ve mutluluk getirmesi mümkün değildir.
Bugün insanlık olarak elimizde muazzam ekonomik bilimse ve teknolojik imkanlar bulunuyor.
Fakat bunlar tezat bir şekilde küresel ölçekte adalet ilkesi her gün ciddi saldırılara maruz kalıyor.
Siyasi alandaki, ekonomik alandaki adaletsizlikler ve eşitsizlikler giderek artıyor.
Adalet dağıtması gereken küresel düzen bürokratik süreçlerin ulusal çıkarların sadece kendini ayakta tutmak isteyen adaleti sadece kendine reva gören politikaların kurbanı oluyor"
şeklinde konuştu.

"SOMALİ'DE 2011′DE 250 BİNDEN FAZLA ÇOCUK ÖLDÜ"

Başbakan Erdoğan, dünyada 1 milyardan fazla insanın günde 1 doların altında gelirle yaşadığını belirterek, "Halbuki gelişmiş ülkeler şöyle kendini bir silkelese oradan ne dolarlar düşecek ne dolarlar düşecek.
On milyonlarca insan gıda, sağlık ve temiz su gibi en temel insani ihtiyaçlardan mahrum yaşıyor.
Her yıl yüz binlerce insan açlık kuraklık doğal afetler savaşlar ve salgın hastalıklardan dolayı hayatını yitiriyor.
Bu durumdan en çok etkilenen de maalesef en savunmasızlar, en masumlar yani çocuklar oluyor.
Evet adaletsizliğin en büyük kurbanı maalesef çocuklardır.
En çok acıyı hayatımızın neşesi olması gereken çocuklar çekiyor.
Sadece Somali'de 2011 yılında 250 binden fazla çocuk ne yazık ki açlık ve kuraklıktan dolayı hayatını kaybetti.
Ölenlerin yarıya yakını 6 yaşın altındaki çocuklar.
Çocukları arasında tercih yapmak zorunda bırakılan, bir çocuğunu yanına alırken diğerini geride bırakmak zorunda kalan bir annenin acısını tarif etmek mümkün müdür?
Bu acıya duyarsız kalan bir sistemin insanlık vasfımızla uyuşması mümkün müdür?
Ben bu trajediyi 2011 yılının Ağustos ayında Somali'de bizzat müşahade ettim.
Ziyaret ederek yerinde gördüm.
Yüzlerce kilometre öteden yalın ayak aç ve yorgun insanların başkent Mogadişu'ya nasıl akın ettiklerini bizzat gördüm.
Oradaki kampları hastaneleri ziyaret ettim.
Gördüğüm manzara dehşet vericiydi"
ifadelerini kullandı.

"BİR JİLETLE 3 ÇOCUK SÜNNET EDİLİYORDU"

Dünyanın bir tarafı büyük bir bolluk ve israf içinde yaşarken diğer kesimin yokluğa ve açlığa mahkum edilmesinin insanlık adına kabul edilebilir bir durum olmadığını kaydeden Erdoğan, şunları söyledi:
"Bu bir insanlık ayıbıdır.
Bu insanlık adına bir utançtır.
Aynı şeyi Sudan'da yaşadım.
Darfur'a gittim.
Darfur'daki kampları gezdim ve o kampların halini gördüm.
O kamplarda da yine çok açık söylüyorum bir jiletle 3 tane çocuğun o kirli çadırlar içerisinde sünnet edildiğini gördüm.
İnsanın orada adeta kanlar beynine hücum ediyor.
Bu nasıl bir dramdır?
Somali'de yaşanan, Darfur'da yaşanan bütün örneklerin yanında dolaşın, Afrika'nın birçok ülkesini aynı şeyi göreceksiniz.
İnsani değerlerin test edilmesini hep birlikte yaşamak ve anlamak durumundayız.
Bu sınavı insan olarak hep birlikte vermek zorundayız.
Türkiye'nin çok yoğun çabaları neticesinde iki yıl öncesine kıyasla Somali bugün çok daha iyi bir yerde duruyor.
Fakat hala yapmamız gereken çok şey var."

Adaletin sadece maddi refahın adil dağıtımıyla sınırlı olmadığına dikkat çeken Erdoğan, "Önyargılara dayalı ırkçı ayrımcılık da bir adaletsizlik ve haksızlık türüdür.
Çünkü ırkçılık insanlığın onurunun ayaklar altına alınmasıdır.
Yani insanın hakkı olan en temel şeyden eşit ve adil muameleden mahrum edilmesidir.
Sosyal adaletsizliğin temnelinde farklı olana karşı haksız muamele yatmaktadır.
Bu bazen karşımıza ırkçı bir saldırı olarak çıkıyor.
Bazen de İslam karşıtlığı olarak çıkıyor"
sözlerini sarf etti.

SÖZCÜ

- - - - - - - -   ^^^^^ - vvvvv

Erdoğan ve Gül'e çok sert eleştiri

18 Mayıs 2013

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Merkez İlçe Başkanlığı'nın düzenlediği 'Gündemdeki Türkiye' konulu panele katılan Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir, Tunceli Milletvekili Kamer Genç ve Denizli Milletvekili İlhan Cihaner AKP hükümetini sert bir dille eleştirdi.

Tunceli Milletvekili Kamer Genç, "Bunların bakanlarına bakan demeye dilim varmıyor.
Ne Tayyip'e Başbakan demeye varıyor ne de Abdullah'a Cumhurbaşkanı demeye varıyor"
dedi.

CHP Sivas Merkez İlçe Başkanlığı tarafından Sivas Belediyesi Nikah Salonu'nda 'Gündemdeki Türkiye' konulu panel düzenlendi.
Yaklaşık bin 500 partilinin katıldığı paneli Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.
Dr.
Nevzat Güldigen yönetti.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başlayan panele konuşmacı olarak Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir, Tunceli Milletvekili Kamer Genç ve Denizli Milletvekili İlhan Cihaner katıldı.
Panelin açılış konuşmasını yapan Sivas Milletvekili Özdemir, AKP hükümetinin Türkiye'yi kötü yönettiğini ileri sürerek, "AKP iktidara geldiği zamandan bu yana bu ülke nasıl daha iyi yönetilir diye bakmadı.
Tam tersine, bu ülke nasıl yönetilemez hale gelir diye gayret gösterdi.
10 yıllık sürece şöyle bir bakalım.
Önce Cumhuriyet'in bütün kurumlarını ya birer ikişer tasviye etti ya değiştirdi ya dönüştürdü.
Medyanın bir kısmını satın adlı, bir kısmında da korku imparatorluğu kurdu.
Ve bugünlere ses çıkaracak ne kadar aydın, demokrat, gazeteci, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin subayları varsa, her kim varsa, bu kötü gidişe karşı koyacak herkesi Silivri toplama kampına koydu"
dedi.

TAYYİP'E BAŞBAKAN DEMEYE DİLİM VARMIYOR

AKP lideri Başbakan Erdoğan'ın barış yanlısı olmadığını ve her gün kavga ettiğini belirten Tunceli Milletvekili Kamer Genç ise, "Tayyip Erdoğan her gün kavga ediyor.
Her gün saldırıyor.
Her gün ana muhalefet partisinin başkanına küfrediyor.
Ben milletvekiliyim arkadaşlar.
Bana diyorki, 'Ben ona ne milletvekili derim, ne de insan derim.
' Ondan sonra, 'O müsvettedir diyor, O edepsizdir' diyor.
Ben dava açtım kendisine.
Şimdi eğer kendi hakimleri eğer bunda hakaret yok derse her gün çıkıp bu kelimeleri Tayyip'in yüzüne söyleyeceğim.
Benim de hakkım değil mi?
Bunların bakanlarına bakan demeye dilim varmıyor.
Ne Tayyip'e Başbakan demeye varıyor ne de Abdullah'a Cumhurbaşkanı demeye varıyor.
Çünkü o makamları bu milletin şerefine haysiyetine uygun temsil etmiyorlar"
diye konuştu.

CİHANER'DEN POLİS KAMERASI TEPKİSİ

Denizli Milletvekili İlhan Cihaner ise, paneldeki polis kamerasına tepki göstererek, "Muhetemelen bu arkadaşlar aldıkları emri yerine getiriyorlardır.
Ama bu bile Türkiye'de Ak Parti iktidarının kendisinden olmayana nasıl bir şüpheyle baktığının, toplumu nasıl ayrıştırdığının, nasıl baskı altına aldığının büyük bir göstergesidir.
Şimdiye kadar hiç bir şeyden kormadık, kameralardan da kormayız herhalde"
dedi.

BECERİKSİZLİKLERİNİ ÖRTMEK İÇİN CHP'Yİ SUÇLUYORLAR

Cihaner, daha sonra Reyhanlı'daki patlamaya değinerek yetkililerin uyarıldığını, ancak bu uyarıların dikkate alınmadığını ifade etti.
Cihaner şöyle konuştu:
"Suriye'de olaylar başladığından beri hem bölge milletvekillerimiz, hem genel başkanımız Suriye politikasının Türkiye'yi adım adım bir çatışmaya felakete sürüklediğini söylediler.
Bu uyarıları dikkate almadılar.
Üstelik bir kaç gün önce bu patlamaların meydana geleceğine dair istihbarat aldılar.
Kendi beceriksizlerini örtmek için sorumlu CHP'ymiş gibi bir hava yaymaya çalıştılar.
Lütfen kendimizi bu propagandaya kaptırmayalım.
Çok tehlikeli bir ayrıştırmaya götürüyorlar Türkiye'yi.
Suriye'de varolan iç çatışmasının Türkiye'ye yansımasını isteyecek kadar gerçeklikten kopmuşlar.
Aynı mezhepçi, ırkçı politikayı Türkiye'ye de yürütüyorlar.

SÖZCÜ

- - - - - - - -   ^^^^^ - vvvvv

"Borcumuzu tahsil edemezsek Turkcell'e bile gidebiliriz"

18 Mayıs 2013

TMSF, İnterbank'tan kalan 446 milyon dolarlık borcunu ödemediği için Show TV, Sky Türk ve BMC şirketlerine el koydu.

Borcun ödenmesi için uzun süre beklediklerini kaydeden TMSF Başkanı Gül, "Borcumuzu tahsil edemezsek Turkcell'e bile gidebiliriz" diye konuştu

Mehmet Emin Karamehmet'in Interbank'tan gelen 448 milyon dolarlık borcunu ödememesi nedeniyle Çukurova Grubu şirketlerine şok baskın yapıldı.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Show TV ve Sky Türk televizyonları ile araç üreticisi BMC'ye el koydu.
Protokol hükümleri gereğince Çukurova'nın borcunu ödemesi için uzun süre sabrettiklerini belirten TMSF Başkanı Şakir Ercan Gül, Show TV, Sky TV ve BMC'yi kısa sürede satıp alacağımızı tahsil edeceğiz" dedi.
Gül bu şirketlerin satışı ile borcun kapanmaması durumunda ise Çukurova grubunun hissedarı olduğu Turkcell'e gidilerek borcun tahsil edileceğini ifade etti.

ÖDEME YAPMADI

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) yaptığı resmi açıklamada "Çukurova Grubu'ndan olan alacaklarının tahsilini teminen 5411 sayılı Bankacılık Kanunundan kaynaklanan yetkilerini kullanarak 16 Mayıs 2013 tarihinde aldığı kararla AKS Televizyon Reklamcılık ve Filmcilik San.
Tic.
Aş ve BMC San.
ve Tic.
Aş' nin yönetimini devralmıştır.
Daha önce de çeşitli zamanlarda yönetim ve denetimi TMSF'ye devrolunan şirketler, Çukurova Grubu ile yapılan protokoller çerçevesinde Gruba iade edilmişti.
Ancak gelinen aşamada, Çukurova Grubu, protokol kapsamında ödemekle yükümlü bulunduğu borcunu zamanında ödememiş ve Ekim 2012 tarihinden bugüne kadar Fon tarafından kendilerine verilen makul sürede de temerrüt halini ortadan kaldırıcı ödeme yapmamıştır.
Bu durumda, ileride telafisi mümkün olmayacak kamu zararına yol açılmaması için ilgili borçlu grup hakkında temerrüt hükümlerinin uygulanmasına ve ilgili şirketlerin yönetim ve denetiminin Fon'a devri zorunluluğu doğmuştur"
denildi.

İnterbank borcu nereden kaynaklanıyor?

TMSF, İnterbank'ın Nergis Grubuna satışı sırasında Çukurova Grubu firmalarına edindirilen 249 milyon dolar banka kaynağının tahsili amacıyla Çukurova Grubu ile 15 Mayıs 2009 tarihinde protokol imzaladı.
Çukurova, faizi ile birlikte 600 milyon doları bulan borcu ödemeyi kabul etti.
Görüşmelerde TMSF de faizde indirim yaptı ve taraflar 398 milyon dolarlık borcun ödenmesi için protokol imzalandı.
Çukurova Grubu, Interbank'ın borçlarını taksitler halinde ödemeye başlamıştı.
Borcun 8 yılda ödenmesi planlanıyordu.

SÖZCÜ

- - - - - - - -   ^^^^^ - vvvvv

Mustafa Mutlu: Hollywood artık İslam yerine yeni bir hedef buldu

Mustafa Mutlu

18 Mayıs 2013

Başbakan şu günlerde resmi bir ziyaret için ABD'de.
Obama'yla görüştü ve ülkemizdeki "barış süreci" (!) ile ilgili gelişmeleri ilk ağızdan anlattı.

Yani "büyük ağabey"e bilgi verdi;
desteğini tazeledi.

Destek tazelenen bir başka konu da kuşkusuz Suriye başta olmak üzere "Orta Doğu politikası"ydı…

Ben bugün size, bu ziyarette asla konuşulmayan ama ABD'nin ısıtarak gündeme sürmeye çalıştığı eski bir "senaryo"dan söz edeceğim.
Çünkü göreceksiniz bu senaryo çok yakında bütün dünyanın kilitlendiği en önemli konulardan biri olacak…

Hollywood devrede!

Bilirsiniz ABD yönetimi, dünya kamuoyunu yönlendirmek için onlarca yıldır Hollywood'u kullanır…

Hedefteki düşmanlar önce Hollywood senaristlerinin kulağına fısıldanır;
onlar da o düşmanları aşağılayan ve karalayan, ABD'yi yücelten ve kutsayan senaryoları ardı ardına tedavüle sürer…

Vietnam'la, Çin'le, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği'yle, Doğu Almanya'yla, Irak'la, Libya'yla, hatta eski Yugoslavya'yla ilgili onlarca filmin altında hep "Pentagon senaristleri"nin imzası vardır.

Pentagon, elbette Hollywood yapımcılarının bu hizmetini karşılıksız bırakmaz ve "Amerika'nın güvenliği ile ilgili" filmler için kesenin ağzını hep açık tutar.

Hatta öyle ki bazı filmlerin baştan aşağı Pentagon senaryosu olduğu bile söylenir…

O filmlerde anlatılan olaylar da yıllar sonra aynen yaşanır!

Örneğin gişe rekorları kıran Swordfish (Kılıçbalığı) adlı film, 11 Eylül saldırısından aylar önce çekilmişti ama neredeyse bire bir bu saldırıyı anlatıyordu!

Sonra hep buna benzer filmleri izledik…

Çünkü devir, Pentagon'un "İslamcı teröristlerle mücadele devri"ydi!

Teröristler değişti!

Hollywood bugünlerde hedefe eski bir düşmanı koydu:

Kuzey Kore!

Artık terör filmlerinin kötü kişileri bu ülkeden seçiliyor.

Bugünlerde ülkemizde de vizyonda olan "Olimpos düştü" isimli film bunlardan biri…

Filmde Olimpos denilen bir yer var;
burası aslında Beyaz Saray…

Ancak "Olimpos'u düşürmeye çalışan teröristler" bu kez İslamcı değil, Kuzey Koreli.

Kuzey Koreli teröristler Beyaz Saray'ı silahlı çatışmayla ele geçiriyor.

Önce bir uçak aniden rota değiştirip Beyaz Saray'a yönleniyor, dikkat dağıtmak için aşağıya ateş açıyor, çıkan kargaşa sırasında halkın içinde sanki gezintiye çıkmış gibi davranan 50 kadar terörist ellerinde bombalar ve otomatik silahlarla Beyaz Saray'a saldırıyor.
Güvenlik güçleri hazırlıksız yakalandığı için de teröristler kolaylıkla Beyaz Saray'ı işgal ediyor.

Sonrası tabii ki klasik Amerikan kahramanlık öyküsü…

Bugüne kadar buna benzer onlarca film izledik…

Bu filmin tek farklı yanı, teröristlerin milliyeti…

Demek ki yakın bir gelecekte Kuzey Kore, ABD'nin açık hedefi olacak ve bütün dünya bu ülkeye yönelik askeri ve ekonomik yaptırımları konuşur hâle gelecek…

Bu yazı size fazlaca mı "senaryo" geldi…

Teveccühünüz!

Çünkü Pentagon ve Hollywood senaristlerinin yanında, "çırağın çırağı" bile olamayız!

GÜNÜN SORUSU

İçişleri Bakanlığı'nın Reyhanlı'daki patlamadan sonra yaptığı açıklamada ilginç bir ayrıntı vardı:

"Patlamayla ilgili 9 kişi gözaltında.
Hepsi Türk."

Sorum başka konularda "Türk" demeyi ırkçılık sayan iktidar yetkililerine:

Peki;
neden Türk vatandaşı, Türkiyeli ya da Türkiye'den değil de "Türk?"
Aralarında Kürt, Laz, Çerkez, Arnavut, Boşnak olmadığını nereden biliyorsunuz?
Neden sıra sadece kötü bir işe gelince "Türk" sözcüğünü büyük bir rahatlıkla kullanabiliyorsunuz?
Bu ırkçılık olmuyor mu?

Biber gazı, bal gibi kimyasal silahtır!

Artık hayatımızın bir parçası hâline geldi biber gazı…

Kimi nerede nasıl vuracağı hiç belli değil.

Örneğin polis, geride bıraktığımız hafta Ankara'da ve İstanbul'da, Reyhanlı'daki patlamayı protesto eden öğrencilere karşı acımasızca kullandı.

1 Mayıs'ta da iki kişinin kafatası, başlarına isabet eden gaz bombası yüzünden kırıldı.

Biber gazı dediğimiz şey aslında bir tür kimyasal silah…

Bu nedenle tüm dünyada kullanım alanı çok dar tutuluyor.
Ayrıca insanların üzerine değil, büyük kalabalıkları dağıtmak için etrafa atılıyor.

Gaz tüplerinin üzerinde "insan vücuduna yakın mesafede kullanmayınız, vücuda temas ettirmeyiniz" türü uyarılar da yer alıyor ama Türkiye'de buna kimse uymuyor!

Durup dururken nereden mi aklıma geldi bunları yazmak?

Günlerdir Suriye'de halka kimyasal bomba atıldığı konuşuluyor.

Başbakan Erdoğan, bu konuda Esad'ı açık açık suçladı…

Kimyasal gaz kullanılmasını şiddetle kınadı.

Ancak kimse bizim ülkemizde her gün, her yerde doğrudan insanlara atılan gaz bombaları konusunda tek çift söz söylemiyor.

Tamam;
biber gazı sonuçta bir sarin gazı değil ama o da kimyasal silah…

Başkaları kimyasal silah konusunda kınanırken, bizde bu kadar çok kullanılması ve kimsenin sesini çıkarmaması garip değil mi?

VATAN

- - - - - - - -   ^^^^^ - vvvvv

Mümtaz Soysal: Politika ve Ruhbilim

Cumhuriyet

18 Mayıs 2013

DEĞERLİ diplomatımız ve dış politika yazarımız emekli Büyükelçi Onur Öymen'in de hep vurguladığı gibi devletler arası ilişkilerin temel kavramı hâlâ ulusal çıkarların savunulması olmayı sürdürüyor.

Belki, "kavram" kavramı yerine "öz, amaç, hedef" gibi başka kavramlardan söz etmek daha doğru olabilir.
Her neyse, şöyle ya da böyle ulusal yarar sözü etmeden günün dış ilişkilerini, diplomasisini tanımlamak kolay olmuyor.
Değişen boyutlara ve koşullara karşın.

Tabii, ulusal çıkarın ya da çıkarların ne olduğunu iyi bilerek, doğru tanımlayarak ve başka şeylerle karıştırmadan…

Çünkü, çok kişi, devlet adamı yahut diplomat da olsa, kendi bilinçaltını işine, resmi görevine karıştırmadan, onu yerli yerine, yani benliğinin derinliklerine itmeden duramaz ve sinsi etkisine kapılır.

Çoğu zaman farkına bile varmadan.

Böyle düşününce, devletler arası politika gibi yüksek düzeydeki bir alanın kişilerin tutumlarını ve davranışlarını anlamak kolaylaşır, anlam verilemeyen tutumlar berraklaşır, yanıtsız sorular yanıt bulur.

Örneğin, birkaç yıldır içte ve dışta şu soru var:
Vaktiyle Erdoğan ile Beşşar Esad arasında müthiş bir yakınlık ve ailece muhabbete dönüşen bir sıcaklık vardı.
Sonra ne oldu da Erdoğan'ın muhabbeti husumete, sıcaklığı buz gibi soğukluğa dönüştü?

Yanıt olarak elbet Suriyelinin gaddarlığından, diktatörlük eğiliminden, aradaki mezhep ve tarikat farkından söz edilecektir.

Ama iki tarafın devlet adamlıkları, benzer ulusal çıkarları ve dostça birlikteliğin her iki ülke halklarına sağlayabileceği huzurla, ortak ekonomik yararların bu farklılıkları ikinci plana itmesi ve güçlüklerin dostça aşılması beklenirdi.
Peki, Erdoğan'ın şimdiki kızgınlığı neden?

Şöyle bir senaryo akla geliyormuş:
Arap Baharı'nda bölge ülkeleri teker teker ABD'nin çizgisine düşmektedir ve sıra Suriye'ye gelince Türkiye Başbakanı her zamanki Osmanlıcı yaklaşımıyla aynı sürecin bu aşamasında görev üstlenerek o zamana kadarki başarıları gölgede bırakacak parlak bir sonuç vaat etmiş ama Suriyeli Başkanı'nın direnişini gururuna yediremeyip köprüleri atmaya karar vermiş.

Suriye'deki halkı makûs talihine terk ederek ve Şam'la bozuşmanın Türk ekonomisine vereceği zararı ve dışsatım yollarına getireceği engelleri de hiçe sayarak hiç olmazsa "ego"sunu korumuş.

"Osmanlıdır, yapar" deniyormuş Şam'da.

Cumhuriyet

a45UyF587661-201305181001-15
^^^^^ - vvvvv

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder