7 Kasım 2021 Pazar

YILMAZ ÖZDİL : F35

YILMAZ ÖZDİL : F35

yozdil@sozcu.com.tr

04 Kasım 2021

F35'lerimizi vermiyorlar.

F35'lerin yerine F16 vermiyorlar.

F35'ler için ödediğimiz 1.5 milyar dolarımızı da geri vermiyorlar.

Çünkü…

Tee 160 yıl önceydi.

Ruslarla kapışmak üzereydik, savaşın eli kulağındaydı.

Tüfek lazımdı.

Padişahımız efendimiz zat-ı şahane hazretleri "tez haber edin, Bulak bey huzuruma gelsin" dedi.

Bulak bey, Washington büyükelçimizdi.

Asıl ismi, Edward Blacque'tı.

Fransızdı, eşi Amerikalıydı.

Gavur'dan huylanan sayın ahalimiz "bu ne biçim müslüman" demesin diye, "Edward bey" dememişler, kulağa hoş gelsin diye "Bulak bey" şeklinde tercüme etmişlerdi.

Doğma büyüme Edward'ı, sayın ahalimize Bulak bey diye kakalamışlardı.

Neyse, Bulak bey geldi.

Fevkalade bir öneri getirdi.

"Martini Henry marka tüfeklerden alalım, en iyisi bu" dedi.

Hani şu "at Martini debreli hasan" diyoruz ya…

Veya "aynalı Martin yaptırdım da narinim."

İşte o Martini Henry.

Drama Köprüsü ve Hekimoğlu türküleriyle Anadolu kültürünün parçası haline gelen Martini Henry, tek kurşun atıyordu, kara barutluydu, çok şiddetli patlama sesi çıkarıyordu.

Padişahımız efendimiz zat-ı şahane hazretlerinin aklına yattı, "fevkalade olur" dedi.

Bulak bey baktı ki, padişahımız efendimiz helva gibi… Daha fevkalade bir öneri getirdi.

"ABD devletinden almayalım, pahalıya gelir, Providence Tool Company'den alalım, özel bir şirket, daha ucuz olur" dedi.

Buna da "fevkalade olur" denildi.

Tanesi 15 dolardan 300 bin Martini aldık.

Süngüsü 1 dolar 25 sent'ti.

16 dolar 25 sent'e geliyordu.

Ama, ödemeyi ABD dolarıyla değil, İngiliz şiliniyle yapacaktık.

O niye?

Çünkü, şirket Amerikan'dı ama, tüfek İngiliz malıydı.

Kendisi Fransız, eşi Amerikalı olan, güya Türk büyükelçimiz, Amerikan şirketi üzerinden İngiliz malı tüfek ayarlamıştı!

Hayırlara vesile olmuştu!

Kabzasına da padişahımız efendimiz zat-ı şahane hazretlerinin tuğrası işlenmişti, pek fiyakalıydı, pek beğenildi.

Gel gör ki…

Tool şirketi durup dururken "ödemeyi geciktirdiniz" diye mazeret uydurdu, gecikme filan olmadığı halde, hepsini vaktinde tıkır tıkır ödediğimiz halde, 48 bin Martini ve dört milyon mermiyi teslim etmedi.

Üstelik "beni zarara uğrattınız" diyerek, tazminat davası açtı!

N'ooluyor azizim demeye kalmadı…

"50 bin Martini daha sipariş ederseniz, hem vermediğimiz Martinileri veririz, hem de tazminat davasını geri çekeriz" dediler.

Padişahımız efendimiz zat-ı şahane hazretleri düşündü taşındı, "peki" dedi iyi mi… 50 bin Martini daha sipariş etti.

Tool şirketi -ki bu kadar enayilik üzerine ben de olsam aynı şeyi yapardım- parasını ödediğimiz tüfekleri gene vermedi!

Elini verip kolunu kaptıran padişahımız efendimiz zat-ı şahane hazretleri, hukuk yoluna başvurdu, ABD mahkemelerinde karşı dava açmaya karar verdi.

Ama küçük bir pürüz vardı…

"Burada öyle kafana göre dava açamazsın, teminat göstermen lazım" dediler.

Padişahımız efendimiz naapsın, Konya, Kastamonu ve Adana vilayetlerinden gelecek vergileri teminat olarak gösterdi.

Dava nihayet açıldı.

Tam duruşmalar başlıyordu ki…

Tool şirketi iflas ettiğini açıkladı!

Böylece, hem ödediğimiz paraları kaptırdık, hem de 48 bin tüfek ve dört milyon mermi yerine babayı aldık.

Üstüne bir bardak soğuk su içtik.

Gel zaman git zaman…

Gene savaş çanları çalıyordu.

E tabii memlekete yönelik tehdit sadece karadan gelmiyordu, denizden de geliyordu, donanma lazımdı.

İngilizler fevkalade bir öneri getirdi.

"Şahane savaş gemilerimiz var, isterseniz size satalım" dediler.

Osmanlı tahtında başka bir padişahımız efendimiz zat-ı şahane hazretleri oturuyordu ama, kafa aynı kafaydı, "fevkalade olur" dedi.

Vickers şirketine zırhlı sipariş ettik.

Parasını İngiliz bankasına tiko ödedik.

İsmi "Reşadiye" olacaktı.

Vickers'ın rakibi Armstrong şirketi, sarayımıza haber gönderdi.

"Brezilya devleti bize savaş gemisi yaptırdı, ama biz sizi çok seviyoruz, sizi çok takdir ediyoruz, isterseniz bu gemiyi Brezilya'ya vermeyelim, hemen paketleyip size verelim" dediler.

Padişahımız efendimiz zat-ı şahane hazretlerinin aklına yattı, "fevkalade olur" dedi.

Onun parasını da İngiliz bankasına tiko ödedik.

İsmi "Sultan Osman" olacaktı.

27 bin ton ağırlığında, 204 metre boyunda, buhar türbinliydiler.

Reşadiye gemimiz denize indirildi.

Denizcilik gelenekleri gereği burnunda şampanya şişesi kırılacaktı.

Bu şeref, Londra büyükelçimiz Tevfik beyin kızı Naile hanıma verildi.

Şampanya şişesi getirdiler.

Kabul etmedik.

Gülsuyu şişesi kırdık!

Dünya tarihinde burnunda gülsuyu şişesi kırılan ilk gemiydi.

Tören gayet güzeldi, gayet itibarlıydı ama, törenden sonra gemi teslim edilmedi.

Çünkü "hazır" denilen geminin sadece kaportası hazırdı, donanımı devam ediyordu.

Aynı şekilde, öbür şirketin "Brezilya'ya yaptık, dört dörtlük hazır" dedikleri gemi de hazır mazır değildi, tersanede kızaktaydı.

Aslına bakarsanız, türlü türlü bahanelerle bizimkileri oyalıyorlardı.

Gemileri vermeye niyetleri yoktu.

Rauf Orbay komutasında 1.200 kişilik mürettebatımız, gemilerimizi teslim almak üzere İngiltere'ye gelmişti.

İki aydır haybeye bekliyorlardı.

Sözleşme gereği teslim alacağımız gün, şak… İngiltere devleti gemilerimize el koydu!

Padişahımız efendimiz zat-ı şahane hazretleri, Vickers şirketine ve Armstrong şirketine derhal telgraf çekti, "parasını son kuruşuna kadar ödedik, gemilerimizi verin" dedi.

İngiliz şirketleri cevap verdi…

"Bize gemileri yapın diye para ödediniz, biz de gemileri yaptık, gerisi bizi bağlamaz, gidin İngiltere devletine hesap sorun" dediler!

Bunun üzerine, padişahımız efendimiz zat-ı şahane hazretleri, İngiltere büyükelçisini huzuruna çağırdı, "gemilerimizi niye vermiyorsunuz?" diye sordu.

İngiliz büyükelçi tane tane izah etti…

"Sizin dünyadan haberiniz yok ama, dünya savaşı başlamak üzere, gemi memi vermeyiz, bence en iyisi üstüne bir bardak su için" dedi!

"Bari paramızı geri verin" dedik.

"Paranızı İngiltere devleti almadı, paranızı gemiyi yaptırdığınız şirketler aldı, bize ne, biz sadece gemilerinize el koyduk" dediler!

Reşadiye gemisinin ismini Erin yaptılar.

Sultan Osman gemisinin ismini Agincourt yaptılar.

Birinci Dünya Savaşı'nda bize karşı kullandılar!

O gün itibariyle gemiler için kaptırdığımız parayı bugünkü kurdan hesaplayınca, bir milyar dolara tekabül ediyordu!

Ama rezalet bununla sınırlı değildi.

Vickers ve Armstrong şirketlerine, ayrıca, Fatih ve Mesudiye isminde iki muhrip, altı torpido bot ve iki denizaltı sipariş etmiştik.

Bu siparişlerin de, bugünkü parayla 250 milyon dolara tekabül eden ilk taksitlerini ödemiştik.

Bu taksitlerin üstüne de soğuk su içtik.

Reşadiye ve Sultan Osman zırhlıları için cephane bile İngiltere'de satın alınmış, depoya konulmuştu.

Cephanemize de el koydular.

Reşadiye ve Sultan Osman zırhlılarının ihtiyacı olan kömür bile İngiltere'de satın alınmış, depoya konulmuştu.

Kömürümüzü bile vermediler.

Bitmedi…

Aynı dönemde, İtalya'ya bir muhrip ve iki denizaltı, Fransa'ya sekiz torpido bot sipariş etmiştik.

Bu siparişlerin, bugünkü parayla 300 milyon dolara tekabül eden ilk taksitlerini ödemiştik.

İngilizler gemilerimize el koyunca, İtalyanlar ve Fransızlar da salağa yattı, paralarımızın üstüne yattılar.

(Vickers şirketi bugün yok.

1999 yılında Rolls Royce bünyesine katıldı.)

(Armstrong şirketi de bugün yok.

1963 yılında, dünyanın en büyük savunma sanayi şirketlerinden BAE Systems bünyesine katıldı.)

1.5 milyar dolardan fazla para ödeyip, ala ala anca "maket" aldık!

Çünkü… Armstrong şirketi, "size işte bu muhteşem savaş gemisini yapıyoruz" diyerek, Sultan Osman gemisinin maketini yapmış, padişahımız efendimiz zat-ı şahane hazretlerine hediye etmişti.

Bu hazin maket, Heybeliada Deniz Lisesi'nde camekan içinde duruyordu.

Ekstra hazin tarafı, Heybeliada Deniz Lisesi'ni kapatıldı, Sultan Osman maketini Beşiktaş Deniz Müzesi'nin deposuna koydular.

Şimdi bildiğim kadarıyla Mersin Deniz Müzesi'nde sergileniyor.

Ve bilahare, kendilerine "Yeni Osmanlıyız, dünya lideriyiz" diyen bu arkadaşlar iktidara geldi.

F35'lerimizi vermiyorlar.

F35'lerin yerine F16 vermiyorlar.

F35'ler için ödediğimiz 1.5 milyar dolarımızı geri vermiyorlar.

İngilizler valla bonkör adamlarmış…

Amerikalılar bunlara maket bile vermiyor, maket bile!

https://www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/yilmaz-ozdil/f35-6747445/

=======================

YÜCEL ARI : RAĞMEN…

yari@sozcu.com.tr

04 Kasım 2021

Karşın da güzeldir fakat rağmeni daha çok severim. Arapça 'rağman' yani 'zıddına' sözcüğünden alıntı, 'zıt olma, nefret etme' sözcüğünün zarfı… Anlaşılacağı üzere bir insan 'rağmeni' ne zaman kullansa o anki duygularının arasında karşı tarafın yaptığı haksızlıklara duyulan 'nefret' de var!

***

Amerikalılar, Afganistan işgalinden vazgeçip Conilerini bu ülkeden çekiverince Taliban Kabil'e girdi. İlk günler şaşkın ördek gibiydiler, bizimkiler dahil pek çokları, 'Taliban değişmiş' falan dedi!

Az geçti, değişti denilen Taliban ilk iş kızların okula gitmesini, kadınların çalışmasını yasakladı! Bir avuç kadın eylem yaptı. Erkekler sırıtıp izlerken, kadınlar sopa ile dövüldü biber gazı sıkıldı.

Hukuksuzluk, kabalık, cahillik karabasanına 'rağmen' çok uzaklarda yaşayan bir insan, bir şey yaptı!

Angela Ghayur… 8 yaşındayken iç savaştan İran'a kaçan bir Afgan ailenin kızı. Yıllarca ülkesinden ayrı yaşamış İngiltere'ye yerleşmiş, memleketinde olup bitene rağmen bir şeyler yapmak isteyen bir kadın.

Aklına, okula gitmeleri yasaklanan Afgan kızlarına internet üzerinden eğitim verme fikri gelmiş. 'Online Herat Okulu'nu kurmuş. Çeşitli ülkelerden gönüllüler 'biz de öğretmenlik yaparız' demişler. Şu anda, Telegram ve Skype üzerinden 170 farklı online sınıfta matematikten müziğe ders veriyor onlarca öğretmen yüzlerce Afgan kızına!

Taliban'a ve her şeye rağmen…

***

Yasaklar, akla gelebilecek her türlü engelleme, sopalama, gaz sıkma, gözaltı, cezaevi ve yüklü para cezalarına 'rağmen' artık bir şey yapmak isteyeni, bir şey öğrenmek isteyeni, sorgulayanı, hesap soranı, bu neden böyle diyeni, yetmiyor diyeni, sana bal börek bana kuru ekmek diyeni, ben bir zamanlar şunlarla bunları yaptım, şimdi de ifşa ediyorum diyeni durdurmak mümkün değil!

Biri 'organize' olup okul kuruyor online, bir başkası 'organize örgüt lideri' falan dediğiniz Sedat Peker kirli çamaşırları ortaya seriyor online…

Millet ondan, yenilen ne çok 'haltı' öğrendi… Kim kimin kucağına oturmuş, kim kimin arkasını toplamış, kim kime niye köstek olmuş niye destek vermiş, kim malı götürmüş, kim neyi kaçırmış, kim başkasının canını yakmış, kim nereye çökmüş, kim kimin otelinde 99 yıldızlı tatiller yapmış, kimler gazeteci kılığında yıllarca avanta peşinde koşmuş, kim bakmış, kim hani bana hani bana demiş 'tek tek' sayıp dökmedi mi?

Adamı engellemeye çalıştınız. Engelleyebildiniz mi peki?

Engellenemez… Çünkü ortada koskocaman 'rağmen durumu' var!

Canı yanan, enayi yerine konulmaktan usanan, yarınından endişe duyan, kendisi görmese de kızının, oğlunun 'dürüst bir ülkede' yaşamasını isteyen, hak isteyen, adalet isteyen, öğrenmek, bilmek isteyen, kapalı kapılar ardında dolap dönmesin diyen, 21. yüzyılda geleceğini tek adamın iki dudağı arasına bırakmayı kendisine yediremeyen, parasının pul olmasına öfke duyan, okusa da okumasa da işsizler ordusunun neferi olan, yıllarca çalışıp üç kuruş emekli maaşı ile ayın ancak 10 günü geçinip sonrasında o yaşında kredi kartı ile cebelleşen, hava kararınca pazarlardan çürük çarık arasından evine götürecek öte beri aramasına bakıp 'buna da şükür' demeyen, 'kapıcıların bile arabası' var denmesinden gıcık kapan milyonlarca insan 'her şeye rağmen' daha iyiyi, daha dürüstü arayabiliyor artık.

Bak! Adam devam ediyor hala… Teknoloji bildiğiniz gibi değil çünkü. Attığı tweetler rahatsız etti peşine hafiyeler taktınız. Yer değiştirdi, tweet attı kafalara. Özel programlarla yeri belirlenmeye çalışıldı. Engellendi mi? Perdeleri kapattı, bulamadınız yerini. Ülke değiştirdi attı tweetleri. O ülkeyle anlaştınız, yine de engellenemedi. Bu kez başka birinin hesabından tweet attı. Yarın, yine atacak kafanıza kafanıza twitleri!

Her şeye rağmen deyip sadece Sedat Peker var sanıyorsanız, çok cahilsiniz! Milyonlarcası var! O milyonlar arasından 63 bin kişiye 'hakaret' suçlaması ile dava açıldı, 9 bin 554 kişi mahkum oldu! Kimi cezaevine girdi, kimi maaşının kat kat fazlasını para cezası olarak ödedi.

Bitti mi soru soranlar?

Bir okurum var, 76 yaşında! Hem mühendis, hem hukukçu… Sık sık kızıp sinirleniyor bana. Yazdıklarıma, 'az bile' diyor, korkup pıstığımızı ima ediyor kibarca… İlkeli, olan bitenlerden kaya gibi sertleşmiş, 42 yıllık evliliğinde bir kez bile cafeye gitmemiş; orada çaya 10 lira vereceğine evinde demleyip içmiş, biriktirdikleri ile üniversitelere, köy okullarına binlerce kitap bağışlamış, okuma olanağı bulamayan iki çocuğu memlekete yararlı olsunlar diye okutmuş bir Türk aydını… İşte bu memleket çınarı bile 'bu gidiş nasıl bir gidiş' diye sorduğu için sosyal medyasından 'cumhurbaşkanına hakaret' suçlaması ile yargılanıyor!

Görsen yazdıklarını; cezalara, sindirmelere, 76 yaşında hapse girme ihtimaline 'rağmen' o dik duruşunu hissedip, memlekette hesap soranların asla bitmeyeceğini anlarsın!

Onları da hallederiiiz diyenlere not: Türkiye, Instagram kullanıcı sayısında dünya 6'ncısı, Twitter kullanımı sıralamasında dünya 7'ncisi, Snapchat kullanıcı sayısında dünyadaki 10 ülkeden biri. Facebook kullanıcı sayısı azıcık düştü, 37 milyon… Her şeye rağmen dünyada 12. sırada! Yani, geçmiş olsun! Halledemezsiniz…

https://www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/yucel-ari/ragmen-6747237/

--

- - - - - - - - - - - - - - - -

Bana Iaf atan kızIara sesIeniyorum , yapmayın sizinde abiniz babanız var.

~Sadece gülmece olsun diye~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Olumu hatirlamak, hirs atesini sondurur.

~Anonim~

- - - - - - - - - - - - - - - -

#EYT Hukukçu Prof.Dr. Ersan Şen,EYT mağduriyetini işte böyle özetledi.
https://www.youtube.com/watch?v=9hQHN_fh_s0

- - - - - - - - - - - - - - - -

İstanbulu Dinliyorum

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.

~Orhan Veli Kanık~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Putların, Kabenin istediği:
Kölelik;
Çanların, ezanın dilediği:
Kölelik;
Mihraptı, kiliseydi, tespihti, salipti, Nedir hepsinin özlediği?
Kölelik.

~Ömer Hayyam~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Primus inter pares
Esitler arasinda birinci

~Latin Atasozu~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Benim naciz vucudum elbet bir gun toprak olacaktir, ancak
Turkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktir.

~K.Ataturk~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Karnin acken asla yiyecek-icecek alisverisine cikma

~Anonim Nasihat~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Ömer Hayyam Bütün Dörtlükler [ 144. - 389 ]

Can verinceyedek bu çorak yerde
Dertten başka ne geçer ki eline?
Ne mutlu çabuk gidene dünyadan;
Hele bu dünyaya hiç gelmeyene
OrajKalip


- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -



Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : 0raj.p0yraz@neomailbox.net  /  oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamiz : https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/
Özgürlük adam, henüz yeni kurdum.

Siyasi iktidarın sürekli yasakladığı, polisiye önlemler ile gizlemeye çalıştığı şeyleri burada biriktireceğim.

Videolar, resimler, makaleler falan.
:
http://insulaelibertatis.com/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder