6 Şubat 2022 Pazar

DENİZ ZEYREK : BÜYÜKLERE MASALLAR!

DENİZ ZEYREK : BÜYÜKLERE MASALLAR!

denizzeyrek@sozcu.com.tr

04 Şubat 2022

Maaile oradaydılar. "Ne zaman başladığı bilinmeyen ve geçmek bilmeyen zor günler" yaşıyorlardı.

TOPRAK DAMLI TAŞ EVLERİ MAĞARAYI ANDIRIYORDU.

Girişine ördükleri duvar ile kendi yaptıkları derme çatma tahta kapının arasından içeri kar doluyordu. Aynı deliklerden geçen rüzgarın uğultusu ise sinir bozucuydu.

O ZAMANLAR DOĞALGAZ DA KÖMÜR DE YOKTU!

Köşede tezek yakılan bir soba vardı ve üzerinde isten kararmış bir tencere fokur fokur kaynıyordu. Suyun içinde her zamanki gibi patates vardı. O zamanlar tavuk ancak iki durumda yeniyordu: Ya tavuk hasta olacaktı, ya ev ahalisinden biri.

Onlar da son tavuğu, 10 gün önce evin son beşiği hasta olduğunda pişirmişti. Yani kar kalkana kadar patates, ekmek ve lahanayla yaptıkları borç çorbasına talim edeceklerdi.

O ZAMANLAR ELEKTRİK DE YOKTU!

Toprak damlı evin taşıyıcı kolonları ağaçtandı. Damdaki naylon kaplı bacadan ışık geliyordu. Bir de en kalın direğe çakılmış bir çivide bir gaz lambası asılıydı. Kapının kenarından sızan rüzgar, (rahatsız edici gürültüsü yetmiyor gibi) gaz lambasının alevini söndürecek gibiydi. Abdurrahim Karakoç'un deyişiyle lambada titreyen alev üşüyordu!

Allah'tan bakkaldan aldıkları mumlar vardı. Lambanın gazı bitse, imdatlarına o mumlar yetişecekti.

EVDE TELEVİZYON, BULAŞIK MAKİNASI, ÇAMAŞIR MAKİNASI VE BUZDOLABI DA YOKTU! (zaten elektrik de yoktu)

Badvaldaki (yeraltı deposu) patatesten, kilerdeki lahanadan, çinko kaplarda saklanan sarı yağdan, koyun derisine basılmış çeçil peynirden ve Vaso Dayı'nın değirmende öğütülmüş undan başka saklanacak bir şey de kalmamıştı.

Bozulacak şey olsa ne yazar. O kadar soğuktu ki buzdolabına da hacet yoktu.

TARIMLA UĞRAŞTIKLARINDAN KIŞIN İŞ DE YOKTU!

Evin reisi iş bulmak için şehre inmişti. Sobanın kenarında oturan KADIN, bir taraftan kucağındaki aç bebeğini doyurmaya çalışıyor, diğer taraftan eşinin bu tipide boranda gittiği şehirde iş bulabilmesi için dua ediyordu.

En büyük hayali şehre taşınmak ve üç çocuklarını şehirde büyütmekti.

Bir de "ne zaman başladığını bilmediği o zor günlerin" artık geçmesini istiyordu.

★★★

Milenyum geçti. İki yıl sonra 2002'de AK Parti iktidar oldu. Recep Tayyip Erdoğan isminde bir kahraman geldi.

Önce MAĞARA gibi evleri değiştirdi.

(Çocuklara okulda Akdeniz Bölgesi'nin bitki örtüsünün "maki" olduğu öğretiliyordu.)

Erdoğan ve AK Parti sayesinde bütün ülkenin bitki örtüsü "TOKİ" oldu. O köhne mağaraya benzeyen taş evler gitti yerine kibrit kutusu tarlasını andıran "TOKİ" geldi.

AK Parti o kadar ileri görüşlüydü ki sembolünü "ampul" yapmıştı. İlk işi de ELEKTRİĞİ BULMAK oldu. Haliyle her eve bir ampul temin ettiler.

Yaşasın!

Artık evler ışıl ışıldı.

SONRA DOĞALGAZ BULUNDU. Gün geçmiyordu ki yeni bir "müjde" gelmesin!

Peşi sıra tezek gitti doğalgaz geldi. Haliyle tezek yakılan isli soba gitti yerine kalorifer geldi.

Ve tabi en önemlisi: ARTIK BUZDOLABI VARDI

Zaten köylülerin, yumurtayı, sütü, unu, eti saklamasına da gerek yoktu.

Zira artık tarlalar arsaya dönmüş, her köyde yumurta, et, süt, ekmek satılan bir zincir market şubesi açılmıştı.

★★★

Aradan yıllar geçti. Aile şehre taşındı. Küçük, şirin TOKİ evinde buzdolabı vardı ama boştu. Elektrik ve doğalgaz faturası o kadar yüksek geliyordu ki maaş yetmiyordu. Artık tezek dahi olmadığından evi ısıtamıyorlardı ve kat kat giyip yine MAAİLE televizyon karşısında oturuyorlardı.

Artık mum da yoktu. Çok elektrik gitmesin diye ampulleri söndürüp, televizyonun ışığıyla yetiniyorlardı. Eskinin mumlarını mumla arıyor, yerini televizyon ışığıyla dolduruyorlardı. Ekranda her zamanki gibi Cumhurbaşkanı vardı:

"Elektrik yoktu, gaz lambası ve mum yakıyordunuz!"

Kadın anladı ki "ne zaman başladığı belli olmayan zor günler" yine devam ediyordu.

Gökten üç elma düştü.

Biri ülkeyi yönetenlere, biri yandaş müteahhitlere, biri ülkeyi güllük gülistanlık gösterenlere. Aileye yine yoksulluk kaldı!

https://www.sozcu.com.tr/2022/yazarlar/deniz-zeyrek/buyuklere-masallar-3-6930112/

--

- - - - - - - - - - - - - - - -

Biz sahsi hicbir cikar gozetmeden, halkimizin bagimsizligi ve mutlulugu icin savastik

~Deniz GEZMIS~

- - - - - - - - - - - - - - - -

"Dağların tepelerinde bulacağınız tek Zen, sizin oraya çıkaracağınız Zendir."

~Robert M. Pirsig~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Atiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak Şiiri
. .
Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş...
Sesler de: Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş
. .
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır...
. .
Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar...
Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.
. .
Feryâd ile kurtulması memûl ise haykır Hele azmindeki zincirleri bir kır deme, yılma.
Ey millet-i merhûme, sakın yese kapılma..

~MEHMET AKİF ERSOY~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Sevgi Durağı

sözverdiğimiz yerde buluştuk
sözverdiğimiz zamanda değil.
ben yirmi yıl erken gelip bekledim
sen geldin yirmi yıl geç
ben seni beklemekten yaşlıyım
sense beklettiğin için genç

~Aziz Nesin~

- - - - - - - - - - - - - - - -

ONLINE EĞİTİM BAŞLIYOR

https://www.youtube.com/watch?v=5LHHPrcM4D8


- - - - - - - - - - - - - - - -

Evli bir çiftin aynı konuda "evet" dediği son yer nikah masasıdır.

MURPHY KANUNLARINDAN
Murphy kanunları ilk olarak 1949 yılında Captain Ed Murphy tarafından "Anything that can go wrong will go wrong" "yanlış gitme olasılığı bulunan bir şey, yanlış gider" olarak emrindeki proje yöneticisi George Nicholsun yarattığı bazı durum ve tersliklerden mülhem olarak vazedilmiştir.
Zaman içinde pek çok kişi benzer terslikleri Murphy kanunu adı altında listeye eklemiş, kurallar anonim bir hal almıştır.
1917 doğumlu Edward A.Murphy Jr.ABD Hava Kuvvetlerinde 1949da roketler üzerine deney yapan mühendislerden biriydi.
İnsan üzerine ivmelenmenin etkilerini inceliyordu (USAF proje MX981).
Deneylerden biri pilot üzerinde 16 değişik noktaya akselometre takılması gerekiyordu.
Sensör bir yapıştırıcı ile ancak iki türlü takılabiliyordu ve birisi 16 sensörün tamamını da yanlış takmayı becerdi.
Bunun üzerine Murphy, daha sonra kanun olarak nitelendirilecek ilk söylemlerini bir basın toplantısında açıkladı.
Bir kaç ay içinde "Murphynin Kanunları" mühendislik sahasında çalışanlar arasında yayıldı ve 1958de de nihayet Websterin sözlüğüne girdi.

- - - - - - - - - - - - - - - -

. . . . . .
DARAGACI
. . . . . .
Ve gunlerden bir gun, bir sabah erken
Kusluk vaktinde, bulbuller oterken
Kentin meydaninda bir daragaci.
Sallaniyor boslukta bir yabanci.
Geciyor sabahin yolu alnindan
Ve yalin ayaklari bir gecede...
(Yeni yollarini mi dusunmede
Bu ayaklar\? .. son duragina kadar
Ne uysal yurumustur bu ayaklar Desem, bu uykudan\?,
Yuzunu kapardi hemen, korkudan.
. . . . . .
Cekilirken gece batiya dogru,
Konmus da bir catiya karga ruhu
Soylenip duruyordu: \?Gun dogmada
Ben miyim bu\? ben mi, bu bas bu eller,
Bu ayaklar\? .. ya hani nerde yollar\? \?
(Anlamamis ne olup bittigini
Zavalli karga; atin yittigini.
Sadece bir goge, bir yere bakip
Oluyu oluye cekistirir hep.)
\?Niye geldin bu cikmaza, be ayak\?
Var mi beni boslayip, burda barinmak\?
Ben insanoglunun aynasi miyim\?
Su garip yolcunun aynisi miyim\?
Benzeten kim bana bu dagarcigi*
Orda sadece bir daragaci
Ve onda ruzgarla sallanan bir dal \?
. . . . . .
Bir yagmur golcugu yerde aksamdan,
Icinde titrek bir yansi idamdan...
. . . . . .
Bu bicim uzre bitecekken gece,
Dagilacakken artik seyirci de,
Birden, kargalarla doldu gok yuzu.
Tum asilmislarin ruhlar surusu
Tamusal bir koroyla, disi erkek,
Alcalarak, yukselerek, donerek,
Ilenirlerdi bagrisa cagrisa
Hem asilana, hem asan nebbasa:
. . . . . .
\?Iste Olen, ama iste Olduren,
Iste Bulan, ama iste Bulduran,
Filozof ve kurtarici, hem yalvac,
Hem dogrucu bir ruh ve de yalanci
Ve siyasaci ve hakci ve hirsiz
Ve can calan ve ovungen ve arsiz...\?
. . . . . .
Gun dogmak uzre, esya kabariyor,
Yeryuzunun catisi agariyor;
Aci bir gun Karga aglanir durur,
Adam daragacinda sallanir durur..

~Ahmet Muhip DRANAS~

- - - - - - - - - - - - - - - -

İstanbul Türküsü

İstanbul'da Boğaziçi'nde
Bir fakir Orhan Veliyim,
Eli'nin oğluyum,
Tarifsiz kederler içinde.
Rumeli Hisarı'na oturmuşum;
Oturmuşta bir türkü tutturmuşum:

'İstanbul'un mermer taşları;
Başıma da konuyor aman martı kuşları;
Gözlerimden boşanır hicran yaşları;
Edalım
Senin yüzünden bu halim.
İstanbul'un orta yeri sinema;
Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
El konuşur, sevişirmiş; bana ne\?
Sevdalım
Boynuna vebalim'

İstanbul'da Boğaziçi'nde
Bir fakir Orhan Veli;
Eli'nin oğlu;
Tarifsiz kederler içindeyim.

~Orhan Veli Kanık~

- - - - - - - - - - - - - - - -

"Ahlak temelden bir krizle karşı karşıyadır.
Bu krize sadece sözleşmecilik makul çözümler öneriyor."

~David Gauthier~
OrajKalip

- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : 0raj.p0yraz@neomailbox.net  /  oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamiz : https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/
Özgürlük adam, henüz yeni kurdum.

Siyasi iktidarın sürekli yasakladığı, polisiye önlemler ile gizlemeye çalıştığı şeyleri burada biriktireceğim.

Videolar, resimler, makaleler falan.
:
http://insulaelibertatis.com/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder