6 Şubat 2022 Pazar

YILMAZ ÖZDİL: ÇOCUK

YILMAZ ÖZDİL: ÇOCUK

(Şero eliyle, Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na iletilmesi ricasıyla… Anadolu Bulvarı, No 12, Söğütözü, Çankaya, Ankara, posta kodu 06510)

Kemal bey…

İzin verirseniz önce kendimi tanıtayım, sadece zeybek oynarken diz çöken Kuvvacı bir ailenin çocuğuyum, Mustafa Necati'nin öğrencisiyim, dolayısıyla kalbinizi kırmak istemem ama, her Kemal'in değil, Mustafa Kemal'in askeriyim, ilkokuldan beri kompozisyon tarzı yazı çizi işlerinden pek anlamadığım için, mektubumda yazım hatalarım olursa, peşinen özür dilerim.

Etrafınızı kuşatan ve sizin de sırtını sıvazladığınız ikinci cumhuriyetçi bazı tiplerin lavuk olduklarını düşündüğüm için, posta kutusunda imha etmesinler diye, imzasız mektubumu size Şero eliyle gönderiyorum, bence orada en güvenilir isim o.

Kemal bey…

Trabzon'da yaşanan trajediyi dehşetle izledik.

Doğma büyüme bu ülkenin insanı olarak, tarihimiz boyunca, masum duygulara sahip çocuklarımızın böylesine korkunç şekilde alet edildiğini görmemiş, böylesine ürkütücü bir hadiseye şahit olmamıştık.

Kendi ağzıyla "ben dünyanın en kötü adamıyım" diyen içişleri bakanı süleyman soylunun organizasyonuyla, henüz dokuz yaşındaki evladımızı miting kürsüsüne çıkardılar, oyuncak otomobil verdiler, asrın liderimiz "mikrofona söyle" diyerek eline mikrofon tutuşturdu, size "hain" dedirttiler, gevrek gevrek gülerek izlediler.

(Mustafa Kemal'e "vatan haini" damgasıyla idam fermanı çıkardıkları için, Chp'nin gelmiş geçmiş tüm genel başkanları benzer iftiralara maruz kaldığı için, siyasal dinci rakiplerinizin yapıştırmaya çalıştığı "hain" yaftası, sizi küçültmez, aksine taltiftir.

Chp'nin tarihi, emperyalizmin ve maşalarının iftira tarihidir.

Dolayısıyla, bu utanç verici hadiseye sırıtanlara acıyarak, acı acı gülümsediğinizi tahmin ediyorum.)

Kutsal kitabımızı, bayrağımızı, şehitlerimizi alet edenlerin, çocuklarımızı da alet etmesi elbette şaşırtıcı değildi. Ama elbette, Türkiye'nin bir numaralı gündemi olması da şaşırtıcı olmadı.

Medyadaki haberlerden takip ettik, o masum evladımızın babasının 10 yıldır hapiste olduğu, cinayet nedeniyle 22 yıla mahkum edildiği, babasını kurtarmak için ağlaya ağlaya asrın liderimizin yanına gitmeye çalıştığı yazıldı, babasına olan hasreti sömürülmüştü.

O sırada siz bir tweet attınız, "lütfen küçük çocuğumuzla ilgili haberi paylaşmayın, o daha çok küçük" dediniz.

Gazetecilikten hiç anlamam ama, bana sorarsanız yanlış yaptınız.

Çünkü bu sadece sizinle ilgili değildi.

Sadece o masum çocuğumuzla da ilgili değildi.

Bizimle, hepimizle, bu ülkede yaşayan herkesle ilgiliydi.

Aynı korkunç muameleye, farklı farklı şekillerle, 20 yıldır hepimiz maruz kalıyoruz.

Çünkü, bu aslında bizatihi saray zihniyetiyle ilgiliydi.

"Haberi paylaşmayın" diyerek, bu tarihi haberin bütün yönleriyle tartışılmasını engellediniz, değişmemesi gereken gündemi değiştirdiniz, saray zihniyetinin yaptığı yanına kaldı.

Üstelik…

Chp'de ikbal arayan ne kadar goygoycu varsa, Chp ekranlarında boy göstermeye çalışan ne kadar mutant gazeteci varsa, tweetinizin üstüne atladı, sizin ne kadar asil bir yürek taşıdığınızı, siyasi ahlak timsali olduğunuzu, bu tweetiniz nedeniyle dünya siyasetine örnek olduğunuzu filan yazdılar.

Eminim, bu vıcık vıcık yağcılıkları görünce sizin içinizden de kusmak geliyordur ama, biliyorsunuz Türkiye böyle, yalaka tayfası sadece Akp'de değil.

Lakin, size mektup yazmamın sebebi de bu değil.

Kemal bey…

Az önce de ifade ettiğim gibi, gazetecilikten filan anlamam, hobi olarak gazete okuruyum, hepsi bu… Ama yaradılış itibariyle meraklı bir insanım, ayıptır söylemesi, halk arasındaki tabirle başıma ne geliyorsa ya meraktan ya kürekten geliyor, işin kötü tarafı, bazen gazetecilerin merak etmediği konuları merak ediyorum.

Mesela, o masum evladımızın babasına niye 22 sene hapis giydirmişler merak ettim.

Kendi çapımda kurcaladım.

Hayret etmedim desem yalan olur.

Çünkü "cinayet" falan yok.

Meğer… 2005 yılında, tee Erzurum mahkemesinden alınan bir teknik takip kararıyla, tee Trabzon'da bazı kişilerin telefonlarını dinliyorlar, miting kürsüsüne çıkarılan bu masum evladımızın babasının da aralarında bulunduğu altı kişiyi tutukluyorlar, otomobillerinde yapılan aramada iki tabanca, yüz kadar mermi, adam dövmek için muşta, alacak/verecek defterleri buluyorlar, içeri atıyorlar.

Bu masum evladımız henüz dünyada bile yok.

Babası o sırada 26 yaşında.

Malum, yirmili yaşlarda herkes bazı hatalar yapabilir, eğitimsizlik, çevre faktörleri, yanlış arkadaşlar, insanın başını belaya sokabilir.

Tam olarak öyle oluyor.

İçeri atıyorlar.

Biraz yatıyor.

E, somut suç yok.

Çıkıyor.

(Devletin görevi sadece suça karışanları kulağından tutup hapse atmaktan ibaret olmamalı, mümkünse rehabilitasyon da devletin görevi olmalı… Hapisten çıkınca toplumdan dışlananlara yardımcı olunmalı, yeniden fırsat tanınmalı… Ama bunlar yapılmıyor.

Bunlar yapılmadığı için, hapse girerek suçunun bedelini ödeyenler, çıktıktan sonra suçlu muamelesi görmeye devam ediyor.

O çevreye mahkum ediliyor.)

2010 yılı oluyor.

Henüz 26 yaşındayken cezaeviyle tanışan o masum evladımızın babası, bir barda kavgaya karışıyor, birini tabancayla vurarak yaralıyor. Karşılıklı ateş açıldığı için, mermiler sekiyor, tesadüfen yoldan geçen bir kadın da ayağından yaralanıyor.

Kimse ölmüyor.

Yani ortada "cinayet" yok.

O masum evladımızın babası yeniden tutuklanıyor, yeniden hapse atılıyor, o sırada eşi hamile, hapse girdikten sonra oğlu dünyaya geliyor.

Yargılanıyor.

Beş yıl önce karıştığı dava, bu dosyaya ekleniyor, organize çete deniyor, şak, 22 seneyi yapıştırıyorlar!

Cinayet yok.

Terör yok.

Organize suç yok.

10 senedir yatıyor.

12 sene daha yatacak.

Belli ki biri buna kafayı takmış…

Açık cezaevine aktarılmasına bile izin verilmiyor.

Eşi ve oğlu, on senedir çaresizce çırpınıyor.

Devlette çalmadıkları kapı kalmıyor.

Kapı duvar.

"Burada bir yanlışlık var" diye yalvarıyorlar, kimse dinlemiyor.

"Lütfen dosyaya tekrar bakın" diyorlar, nafile.

Bu çaresizlikle asrın liderimizin mitingine gidiyorlar.

Ve, bu hazin duygularla hüngür hüngür ağlayarak yardım isteyen o masum çocuğumuzun eline mikrofon tutuşturuluyor, çocuksu duyguları istismar ediliyor, gevrek gevrek gülünüyor.

Kemal bey…

Adalet yürüyüşü yaptınız.

"Bu ülkeye adaleti getireceğim" diyorsunuz.

Bu hadise, tarihi bir adalet fırsatını ayağınıza getirdi.

Hasreti ve çaresizlik duyguları istismar edilen o masum çocuğun babasının davasında adaletsizlik var.

Sizin de sık sık dile getirdiğiniz gibi, memleketi soyanlar elini kolunu sallayarak dolaşıyor. İzbe tarikat yurtlarında gariban çocukların ırzına musallat olanlar, intihar etmelerine, diri diri yakılarak can vermelerine sebep olanlar korunup kollanıyor. 12 yaşındaki kız çocuklarını koynuna alan dedesi yaşındaki sapıklara af çıkarılıyor. Kadına şiddet uygulayanlar karakolun bir kapısından giriyor, öbür kapısından çıkıyor, kadınları hunharca katledenlere mahkemede kravat taktı diye iyihal indirimi uygulanıyor. İçişleri bakanı süleyman soyluyla fotoğrafı olan illegal tiplerin kılına bile dokunulmuyor.

Bu çocuğun babasını 10 senedir yatırıyorlar.

Cinayet yok.

Terör yok.

12 sene daha yatıracaklar.

El insaf.

Yaralamaya 22 sene olur mu?

Açık cezaevine aktarılmasını bile engelliyorlar.

Belli ki, birileri kafayı özellikle takmış.

İçeri tıkmışlar.

Unutulmasını sağlamışlar.

(2010 yılında sayın hükümetimiz bu memleketin emniyet teşkilatını, adliye teşkilatını kumpasçılara teslim etmişti. Bu dava da öyledir demiyorum, asla… Ama 2010 yılındaki polisiye operasyonların, mahkeme kararlarının kaç tanesi doğruydu Allah aşkına?)

Hukuktan sorumlu genel başkan yardımcınız var.

İnsan haklarından sorumlu genel başkan yardımcınız var.

Hukukçu milletvekilleriniz var.

Trabzon'da CHP'li saygın avukatlar var.

Kemal bey…

Bu dosyaya baktırın.

Gördüğüm kadarıyla yeniden ele almak mümkün.

Bu dosyanın yeniden ele alınmasını sağlayın.

Kemal bey…

Hukukun herkese lazım olduğunu, herkese gösterin.

Tarihi terbiyesizliğe, tarihi cevapla karşılık verin.

Bu masum çocuğun babasıyla kavuşmasını sağlayın.

Takdir elbette sizin.

İkizleri öpüyorum.

Şero'ya selam.

Yengeye saygılar

İmza, bir dost

https://www.sozcu.com.tr/2022/yazarlar/yilmaz-ozdil/cocuk-2-6927998/

--

- - - - - - - - - - - - - - - -

SARKI..
. . . . . .
Gelin oldugun gun gordum seni-
Alevli bir pembelik yuzune indiginde
Mutlulukla sarilmistin, oyleyken
Tumden aska kesilmisti dunya onunde.
Ve senin gozlerinde tutusan isik
(artik her ne idiyse)
Guzellik diye gorduguydu
Sizlayan gozlerimin yeryuzunde.
O pembelik, kizlik utanci belki-
Gecip gider oyleyse-
Ama hala harli bir ates, oyleyken
Tutusturdu, yazik, o adamin gogsunde.
O, gelin oldugun gun seni goren
Hani su derin pembelik yuzune coktugunde
Mutlulukla sarilmistin, oyleyken
Tumden aska kesilmisti dunya onunde.

~Edgar Allan Poe~

- - - - - - - - - - - - - - - -

UZAYLI GÖREN HOCA KABEYİ SORAN UZAYLI

https://www.youtube.com/watch?v=H6W9Il-I1WU


- - - - - - - - - - - - - - - -

Senin için çok şey ifade eden birisiyle tanışırsın. Üzücü olan şey o'dur ki, iyice alıştıktan sonra biribirinize uygun olmadığınız anlaşılır, bırakmak zamanı gelmiştir.

~Anonim~

- - - - - - - - - - - - - - - -

"Şu an ne olduğunu, bugüne kadar ne olduğun; ileride ne olacağını, şu an yaptığın belirler."

~Buddha~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Herhangi bir bilgide sayilar cok dogru gozukuyorsa bosuna kontrol etmeyin, yanlistirlar.

~Murphy Kanunlari~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Bu dunyaya istedigimiz gibi gelmedik,bu dunyadan istedigimiz gibi gidemeyi.

~Omer hayyam~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Mektup..

Yeni mektup aldım gül yüzlü yardan
Gözetme yolları, gel deyi yazmış.
Sivrialan köyünden, bizim diyardan
Dağlar mor menevşe gül deyi yazmış.

Beserek'te lale sümbül yürüdü
Güldede'yi çayır çimen bürüdü
Karataş'ta kar kalmadı eridi
Akar gözüm yaşı sel deyi yazmış.

Eğlenme gurbette yayla zamanı
Mevla'yı seversen ağlatma beni
Benek benek mektuptadır nişanı
Gözyaşım mektupta pul deyi yazmış.

Kokuyor burnuma Sivr(i)alan köyü
Serindir dağları, soğuktur suyu
Yar mendil göndermiş yadigar deyi
Gözünün yaşını sil deyi yazmış.

Veysel bu gurbetlik kar etti cana
Karıştır göçünü ulu kervana
Gün geçirip firsat verme zamana
Sakın uzamasın yol deyi yazmış.

~Aşık Veysel~

- - - - - - - - - - - - - - - -

SALTANAT

Sobayı ben yakayım bırak
ben getireyim odunu
sen çayını iç
sabah keyfini çat
dağ başından kalkan duman gibi
uçup gitsin gözlerinden uyku
altına al ayaklarını
altına al içindeki bulutu
kurul durgunluğuna
kızgın güneşle esrimiş kentler
kıpırtısız mavi denizler gibi ol
usulca memelerini yokla
yan gözle sedirdeki gazeteye bak
yaraşır haspama bu kadarcık saltanat.


- - - - - - - - - - - - - - - -

Iki gonul bir olunca samanlik seyran olur.
Iki ciplak bir hamama yakisir

~Atalarımızın çelişkili sözleri~
OrajKalip

- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : 0raj.p0yraz@neomailbox.net  /  oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamiz : https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/
Özgürlük adam, henüz yeni kurdum.

Siyasi iktidarın sürekli yasakladığı, polisiye önlemler ile gizlemeye çalıştığı şeyleri burada biriktireceğim.

Videolar, resimler, makaleler falan.
:
http://insulaelibertatis.com/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder