8 Ekim 2017 Pazar

SAİT YILMAZ : AK PARA & KARA PARA; DÜNYAYI KİM YÖNETİYOR? PARAMIZ NASIL ÇALINIYOR?

 


SAİT YILMAZ : AK PARA & KARA PARA; DÜNYAYI KİM YÖNETİYOR? PARAMIZ NASIL ÇALINIYOR?

En azından 19. yüzyılın ikinci yarısından beri dünyayı şekillendiren esas itibariyle uluslar üstü sermayenin kontrolünü elinde bulunduran perde arkası güçlerdir. Uluslararası sermayenin mensupları sadece şirket sahiplerinden oluşmamakta; üst düzey yöneticiler, akademisyenler, siyaset adamları gibiseçkinler de bu güce katılabilmektedir. Küresel elit tabakanın izleri bu yapı içinde birbiri ile ilişkili üç temel örgüt içinde bulunabilir; CFR[1], Bildelberg ve Tri Lateral Komisyon[2]. İkisi de Yahudi kökenli olan İsviçre-Basel'deki Rothschild ailesi ile ABD'deki Rockefeller ailesi küresel sermayenin iki ana koludur. Bu sistem, İsviçre Basel'deki BIS[3] (Uluslararası Ödemeler Bankası[4]) tarafından yönetilir. Bu ana kolun Avrupa ayağında 12. yüzyıldan beri kıtada feodal yapıları ele geçiren soylu aileler grubu bulunmaktadır. BugünWindsor hanedanından İngiliz Kraliçesi II. Elizabeth'in liderliğinde;küresel ekonomiyi, bankalar, sigorta, ilaç, ham madde, ulaştırma, fabrikalar, ana perakende grupları, borsa ve ticari pazarı her yönüyle kontrol etmektedirler. Bunlara siyasiler, hükümetler, medya, istihbarat servisleri, uyuşturucu kaçakçılığı ve organize suç örgütlerini de eklemeliyiz[5]. Avrupa'nın asil hanedan aileleri arasında şunlar sayılmaktadır[6]; İngiltere'de Guelp ve Windsor, Belçika'dan Wettin, İsveç'ten Bernadotte, Liechtenstein'dan Liechtenstein, Danimarka'dan Oldenburg, Almanya'dan Hohenzollern, Hannover, Wittelsbach ve Württemberg, Fransa'dan Bourbon, Hollanda'dan Orange, Monaco'dan Grimaldi, Portekiz'den Braganza, Lüksemburg'dan Nassau, Avusturya'dan Habsburg, İtalya'dan Savoy, Sırbistan'dan Karacorceviç, Arnavutluk'tan Zogu.

Sekiz dev Amerikan finans şirketi (JP Morgan, Wells Fargo, Bank of America, Citigroup, Goldman Sachs, U.S. Bancorp, Bank of New York Mellon ve Morgan Stanley) %100 oranda 10 hissedar aile tarafından kontrol edilmektedir. Dört büyük (BlackRock, State Street, Vanguard ve Fidelity)şirket bütün kararlarda daima yer almaktadır. Federal Rezerv Bankası bu dört büyük özel şirket tarafından kontrol edilmekte ve bu şirketler aynı zamanda ABD ve dolayısıyla dünya para politikalarını da belirlemektedir[7].Rothschild'in başında olduğu BIS, IMF ve Dünya Bankası'ndan para beklemekte olan ülke merkez bankalarına "köprü borçları" verir[8]. Merkez bankaları diğer ülkelerin hükümetlerini bir daha kurtulamayacak şekilde borçlandırırlar. Bu borç o ülkenin parasına ve varlıklarına el koymak için meşruiyet sağlar. Neo-feodal düzende, geri kalan halk ve hatta hükümetler borçların esiridir. Herkes borç içinde boğulurken, borçlar bu kişileri daha da zengin yapar. Aynı kişiler parayı kasada tutmaz, dünya olaylarını yönetmek için kullanır, gezegendeki her şirketin ve her bankanın gerçek sahibi onlardır. Bu amaçla, gizli topluluklar, think-tank merkezleri ve gönüllü yardım kuruluşlarından oluşan geniş bir ağ kullanarak, tüm üyelerini bir safta tutarlar. Türkiye'deki zenginler onların franschising (bayi) uzantılardır. Birlikte hayırseverlik ödülleri düzenlerler. Sanırsınız ki hayatlarını insanlığa adamışlardır. Hâlbuki hedefleri kendilerine hizmet eden tek bir dünya devleti kurmak ve dünya nüfusunu azaltarak, ırkları ayıklamaktır. Bu yüzden moleküler biyoloji, nano-teknoloji, gen bilimleri, klonlama, genleri değiştirilmiş yiyecekler (GMO[9]), yeni aşılar; onların marifetleri, kurdukları vakıf ve araştırma merkezlerinin ana çalışma alanlarıdır.

Medya ve eğitim yolu ile dünyaya nasıl bakmamız gerektiğini kontrol ederler. Çoğu politikacıların seçim kampanyalarına fon sağlar ve BM, IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslararası kuruluşların içinde etkin olurlar. Ama bütün bu gerçekleri itiraf edecek ya da fark edecek pek az kişi vardır. Rothschild'e ait olan İsviçre bankaları Vatikan'ın ve Avrupa'nın diğer asillerinin kirli servetini saklar. Birleşmiş Milletler'in New York City'de kurulduğu yer John D. Rockefeller tarafından inşa edilmiştir. Arkasında birkaç aile hanedanının olduğu bir avuç yatırım bankası küresel ekonomiyi; üçüncü dünya ülkelerini borçlandırmak, şirketleri birleştirmek ya da parçalamak, ekonomideki boşluklara göre yeni şirketler kurmak, stokları ve değerli kâğıtları sigortalamak, özelleştirme ve küreselleşmeyi desteklemek sureti ile kontrol ederler[10]. Bu düzende kara para ile ak parayı ayırmak oldukça güçtür. Türkiye de bu kara para ağının içindedir. 17 Aralık 2003 sonrası iyice belirginleştiği gibi ülke yozlaşmasının geldiği hal, Türkiye'yi yönetenlerin kalibresi bakımından acıklı ve kabul edilemez bir durumdadır. Çok övündüğü ekonomimiz yabancıların kara parası ile ayaktadır. Bu makalede üzerinde duracağımız konu, dünyadaki kara para işleri ve bu çarkın Türkiye ile ilgisidir. Böylece gerçekte dünyanın dizginlerini elinde tutan uluslar üstü sistemin nasıl çalıştığını ve Türkiye'nin iç dinamikleri ile neden oynandığını, sadece AKP değil, Türkiye'deki diğer düzen partilerinin de neden çare olamayacağını daha iyi anlayacağız.

Uluslararası Parasal Sistemin Arka Yüzü

Ultra-zengin uluslararası bankerler, küresel bir finans sistemi içinde dünya genelinde hâkimiyet ve kontrol kurmuşlardır[11]. Bunun için temel olarak iki yöntem kullanılır[12]; (1) Küresel olarak para tüm para akışını kontrol altına almak ve borçları az bulunan bir meta (genellikle altın) üzerinden ödetmek. (2) Hükümetin ve siyasi otoritenin kontrolünden tüm mali vasıtaları almak, özel bankacılığı çıkarları için kullanmak. Finansal kapitalizmin iki temel direği olan' Wall Street' ve 'Londra City (City of London)' arasındaki ilişkiyi anlamadan cebimizden paranın nasıl çekildiğini anlamamız mümkün değildir[13]. Küresel sermayenin para planlama ve aklama merkezi Londra City'dedir. Aksiyon merkezleri ise Wall Street, Belçika-Brüksel ve Singapur'dadır. Bu sistemin tamamı BIS tarafından 600 bin terminal ile kontrol edilir. Dünyanın en güçlü uluslar üstü bankası olmasına rağmen BIS, her zaman düşük profilde kalmayı başarmıştır. BIS, sadece ABD ve Avrupa'nın değil dünyanın tüm ülkelerinin merkez bankalarının merkez bankasıdır. Savaş zamanında Vatikan, City of London veya İsviçre'ye saldırılamaz çünkü büyük satrançta bu bölgenin tarafsız olmasına karar verilmiştir. Yoksa para akamaz ve parasız savaş olmaz. City of London, İngiltere'nin bir parçası değil, egemen bir finansal devlettir. Yerel yetkili, City of London Şirketi'dir. Bu bölgede 225 yabancı banka bulunduğundan dünyadaki en zengin alan olarak kabul edilmektedir. Vatican City gibi City of London da kendi anayasası ve bayrağı olan, kanunlardan muaf bir bölgedir. Böylece uluslararası bankacılar için kendi oyunlarını (dünya hükümeti) oynayacak özel bir kartel alanı oluşturulmuştur[14]. Londra'da (Royal Bank of Scotland içinde) bir banka paneli tarafından açıklanan günlük faiz oranı (libor), küresel temel faiz oranıdır ve uluslararası finans piyasaları için çok önemlidir. Bu faiz oranına göre diğer bankaları kendi para politikalarını belirler.

Zürih'teki İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü tarafından dünyadaki 37 milyon şirket içindeki ulus aşan 43.060 şirket üzerinde yapılan bir çalışma sonucunda, çok küçük bir çekirdek şirket grubunun küresel ekonomi üzerinde orantısız bir güç sahibi olduğu ortaya çıkmıştır[15]. Bu dev, avcı çekirdek grup birbirine sıkı sıkıya bağlı 147 şirketten oluşmaktadır. Bu ultra-zengin grup arkasında katma katman birbirine geçmiş pek çok şirketi saklamakta ve en zengin 500 şirketi kontrol etmektedir. Bu zengin tabaka ABD Merkez Bankası (FED) sistemini kontrol eden Wall Street bankaları ve Avrupa'daki uzantılarından oluşmaktadır. Küresel ekonominin merkezinde olan 10 şirket şunlardır; Barclay's (İngiltere), Capital Group Companies (ABD), Fidelity Investments (ABD), AXA (Fransa), State Street Corporation (ABD), JP Morgan & Chase (ABD), Legal & General Group (İngiltere), Vanguard Group (ABD), UBS (İsviçre), Merrill Lynch (ABD). Bu 10 şirket küresel finansal ağın %19.45'ini kontrol ederken, ilk 50 şirket ele alındığında yaklaşık %40'ını kontrol etmektedir[16]. Rockefeller'ın bankaları ABD'deki en büyük 50 ticari bankanın varlıklarının %25'ini, 50 büyük sigorta şirketinin varlıklarının %30'unu kontrol eder. Rockefeller ailesi iki ana bankanın sahibidir; J.P. Morgan Chase ve Citigroup. Rothschild ailesi de iki ana bankayı kontrol etmektedir; Barclay Bank ve State Street Bank. Bu iki aile ana bankaları kontrol ederek FED'i, FED ise ABD ekonomisini kontrol etmektedir[17]. Rothschild ailesi; Bank of England, Federal Rezerv Bankası, Avrupa Merkez Bankası, IMF, Dünya Bankasıve BIS'i kontrol etmektedir. Londra Altın Borsası'na ilave olarak dünyadaki altının çoğuna sahiptir. Altının günlük değerini belirleyen ailenin dünyadaki gelirin yarısı olarak görülen 231 trilyon dolar serveti olduğu hesaplanmaktadır[18].

1990'ların başında Jacob Rothschild'in himayesinde Küresel Güvenlik Fonu oluşturuldu. Bu fon istihbarat servisleri tarafından jeopolitik mühendislik amaçları için kullanılmaktadır. AB Parlamentosu İngiliz üyesi Ashley Mote, istihbarat servislerinin bu fona katılımı ile ilgili bir soru önergesi verdi ama cevap alamadı[19]. Bu dev ve kanunsuz tröst fonu, örtülü şekilde 65 trilyon doların rüşvet, suikast, terörist faaliyetleri destekleme gibi amaçlar için bir finansör mekanizmanın mali kaynağıdır. Rothschild ailesi üyeleri, 1998-1999 yılları arasında Tayland, Endonezya ve Rusya parasını çökerten George Soros'un Quantum Fonu'nuna sermaye sağlayan Club of the Isles'in üyeleridir[20]. George Soros, sadece dünyanın önde gelen spekülatörü değil aynı zamanda Anglo-Amerikan mali yapısının ayak işleri memurudur. Ülkelerin yağmalanması için egemenliklerine el konulması işlerine yoğunlaşmıştır. Komünizm çökmeden çok önce Açık Toplum Vakfı ile mevzilenen Soros, Doğu Avrupa ülkelerinin ekonomik ve siyasi dönüşümünün aktörü oldu[21]. Soros, Mossad ve Jacob Lord Rothschild ailesinin de içinde olduğu bir zincirin halkasıdır. ABD'deki CFR, Rockefeller ailesi başta olmak üzere çokuluslu şirketler ve finans odaklarının sahipleri ve üst düzey yöneticileri ile vakıf temsilcilerini, kapalı-gizli oda (think-tank) üyelerini, ClA'ye hizmet verenleri, CIA'ye eleman yetiştiren devlet üniversitelerinin elemanlarını, muhafazakâr (demokrat ve cumhuriyetçi muhafazakâr) siyasetçileri, devletin dışişlerinde ile dış misyonlarda görev yapanları, George Soros ve adamları gibi para piyasası oyuncularını buluşturmaktadır. Soros aslında Hedge fon sihirbazı ve Soğuk Savaş'ın finansörüdür. Küreselleşme, NATO, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, serbest pazar ekonomisi, çok partili demokrasi ve savaşlar bu ailelere hizmet etmektedir.

Dünyayı Yöneten Elit Tabaka Nelerle Uğraşır?

Süper zenginlerin tüm dizginleri elinde tuttuğu neo-feodal bir dünyada yaşıyoruz. Daha çok kıyı bankacılığı (off-shore) ile ülke dışında sağlanan fonları kullanan ve her türlü yasadan muaf, uluslararası mali merkezlerin (vergi cennetleri) aktörleri olan bu kişiler ülkenizde üretilen her malı ve hizmeti alır ama vergi ödemez. 2012 yılı raporlarına göre sadece kıyı bankacılığında küresel elit 32 trilyon doları elinde tutmakta idi[22]. Hâlbuki 2011 rakamlarına göre ABD'nin GDP'si 15 trilyon, borcu ise 16 milyon dolardır. Bu elit kesimin kıyı bankacılığı dışında pek çok gayrimenkul, değerli metal ve diğer finansal olmayan varlıkların toplamı da 21-32 trilyon dolar arasında hesaplanmaktadır[23]. Sahip oldukları güç ve kontrolün sınırlarını çizmek kolay değildir. Bilinen aynı kişilerin uzun zamandır değişmediği, siyasi partilerin kontrol ettiği, liderlerini seçtiği ve politikalarını dikte ettiği, devlet içindeki önemli mevkilere tayinlere etkili oldukları ve bu kişileri usulsüz büyük iş bağlantıları için kullandıklarıdır. Bu elit tabaka, pek çok ülkedeki politikacıları ağına düşürmüştür. ABD Başkanını seçen Kongre üyelerinin belirlenmesi bu elit tabakanın işidir. Bu mutlu ve zengin kesimin gücü ülkenin şirketleri, bankaları, medyası, hukuk sistemi, üniversiteleri, yardım örgütleri, siyaset belirleme kurumları, gazinoları, spor alanları arasına dağılmıştır. Dünya para piyasasının denetimini sağlamak üzere 'Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) yasal ve teknik çalışmaları CFR tarafından yapılmıştır. Böylece Rockefeller, Mellon, DuPont, Rothschild vb. bankacıların oluşturduğu özel bankalar karteli; Federal Reserve System (Federal Merkez Bankası) vasıtası ile hükümete para akışını, para değerini ve faiz oranlarını dikte etmektedir[24].

Bu aileler sadece siyaseti ve ekonomiyi kontrol etmiyor, dünyanın sosyal güçlerine de hâkim olmak için think-tank'ler, NGO'lar, vakıflar kuruyor, hayırseverlik işlerine el atıyorlar. Böylece toplumu ve modern insan tarihini değiştirmeyi ve yeniden şekillendirmeyi hedefliyorlar.ABD eğitim sistemine hâkim olan Rockefeller Vakfı ve diğer elit örgütler Ivy Ligi Okulları'na yıllardır büyük miktarda para aktardılar. Bugün bu okullar Amerikan kolej ve üniversitelerinin standart okuludur ve son dört ABD başkanı Ivy Ligi Okulları'nda yetişmiştir. Bu elit aynı zamanda gizli topluluklar (Skull and Bones[25], Mason vb.), güçlü think-tank merkezleri (CFR, Trilateral Komisyonu, Bildelberg, Bohemian Grove, Chatham House vb.), büyük bir gönüllü yardım ağı ve NGO'lar (Rockefeller Vakfı, Ford Vakfı, World Wildlife Fonu vb.) yolu ile büyük bir güç kullanmaktadır. Medya boyutunda ise altı büyük dev şirket tekeli televizyonlarımıza, müzik kanallarımıza ve web sitelerimize karar vermektedir. Rothschild ailesi Reuters ve Associated Press haber ajansları yanında ABC, CBS & NBC gibi televizyon kanallarının sahibidir. 1600 CFR üyesinin 120'si kendi gazete, dergi radyo ve tv ağını yönetmekte ve akademik dünya ile iç içedir. CFR üyeleri dünyanın en önemi vakıflarını yönetir ve kurulduğu günden beri CIA onların kontrolü altındadır. 90 üyesi Wall Street'in ana uluslararası bankacılık kuruluşlarına sahiptir. Başkanlar, Başkan Yardımcıları ve dev şirketlerin yönetim kurulu başkanları CFR üyesidir.

Uluslararası finansörler vergiden muaf olan vakıfları eğitim, bilimsel ve diğer kamusal amaçlar için kullanır. Vakıflar; özel servetlerin hâkim olduğu Wall Street ile Harvard, Yale, Columbia ve Princeton gibi Ivy Ligi kolejleri ile bağ kurmak için gereklidir[26]. Hayırseverlik kurumları gibi hareket eden bu vakıfların verdiği bağış ve burslar ile aslında kurucularının çıkarlarına katkıda bulunulur. Moleküler biyoloji ve genler ile ilgili çalışmalar Rockefeller Vakfının yarattığı bir alandır. Nüfus azaltması ve GMO'lar büyük bir stratejinin parçasıdır ve dünya nüfusunda önemli bir azaltmayı hedeflemektedir. Bill ve Melinda Gates Vakfı, Sahra Altı Afrika'da kullanılacak GMO ürünlerinin geliştirilmesi 10 milyon dolar bağışladı. Vakıfların el attığı diğer bir alan aşılardır. Bill Gates'e göre; "Dünyanın nüfusu bugün 6.8 milyardır ve 9 milyar civarına ulaşacaktır. Eğer yeni aşılar üretir, yeniden üretim sağlık hizmetleri ile birlikte bu nüfusu %10-15 azaltabiliriz[27]." Rockefeller Vakfı, Nüfus Konseyi, Dünya Bankası, BM Kalkınma Programı (UNDP), Ford Vakfı ve diğerleri Dünya Sağlık Örgütü ile birlikte 20 yıl boyunca, tetanoz ve diğer aşıları kullanarak üremeyi önleyici aşı üzerinde çalıştılar[28]. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), BM Çevre Dairesi, BM Nüfus Fonu, Bill ve Melinda Gates Vakfı bütün insanlar üzerinde kullanılacak kitlesel aşı programları ve GMO ürünleri üzerindeki çalışmalarda işbirliği yapmaktadır. Rockefeller kurumları sosyal kontrol ve sosyal mühendisliği (soy arıtımı) en önemli vasıtalardan biri olarak görmektedir. Rockefeller Vakfı, Carnegie Şirketi (New York) ve Carnegie Endowment for International Peace dış politika, propaganda ve hükümetlere sızma konularında büyük fonlar kullanmaktadır[29]. Ford, Rockefeller ve Carnegie gibi vakıflar CIA'nın örtülü faaliyetleri için örtü sağlamakta, özel fonlardan gelen cömert paralarla CIA sınırsız bir şekilde gençlere, sendikalara, üniversitelere, yayın organlarına ve diğer özel kurumlara ilişkin örtülü programlar uygulamaktadır[30].

Kara Para Dünyası

Zbigniew Brzezinski'ye göre[31]; "Bütün ülkelerin insanları, hükümetleri ve ekonomileri çok uluslu bankaların ve şirketlerin ihtiyaçlarına hizmet eder." Aldığımız her şeyin %35-40'ı bankacıların, finansçıların ve hissedarların faizlerine gider[32]. Bu da paramızın başta Wall Street olmak üzere küresel sermayenin cebine gittiğini gösterir. Bu acımasız özel bankacılık sistematiği zengini daha zengin fakiri daha fakir yapar. Eğer kredi kartı borçlarınızı zamanında ödüyorsanız bu saklı haracın sizi ilgilendirmediğini düşünebilirsiniz ama gerçek öyle değildir. Tüccar, tedarikçi, toptancı ve perakendeci gibi bu zincirde yer alan herkes faturalarını ödemek için kredi kullanmaktadır. Bir ürün tüketici tarafından satın alınana kadar malı üretmek için işçilik ve malzemeye para ödemelidir. Bu yüzden zincirdeki her aktör üretim masraflarına faiz ekler ve son tüketiciye kadar eklenerek gelir. Bu faiz ürünün özelliğine göre %10-80 arasında olabilir ama bankacılık faaliyetleri bu faizleri etkiler. Sonuçta en alttaki %80 bu faizleri öderken, en üstteki %10 fakirlerin vergisini toplar. Aşağıdan yukarıya doğru bu çığ etkisi durdurulamaz. Bu bileşik faiz toplumu yiyip bitiren parazitler ve kanserdir. Kredi kartınızı zamanında ödemediğinizde faiz oranları bileşik olarak her gün artmaktadır. Minimum ödemeyi yapsanız bile faiz ödemekten kurtulamazsınız. Bu faiz ödemelerinin son durağı olan Visa-MasterCard ve bankalar her işlemde 4 sent masraf yapmasına rağmen 44 sent ücret almaktadır. Her üründe %35 paranız uçmakta yani üç ödeyip iki almaktasınız.

Federal Rezerv Bankası sistemi içinde gizlice uygulanan mafya tipi bir bankacılık süreci gizli hesaplarda bu işlemleri yürütmektedir. Trilyonlarca dolar kara para uluslararası bankacılık sisteminin kontrol etiği kıyı bankacılığı denilen İsviçre, Lüksemburg, İngiliz Kanal Adaları, Cayman Adaları ve dünyanın 50 diğer yerindeki bankalarda tutulmaktadır[33]. 15 sanayileşmiş ülkenin 8'inde kara para trafiği suç olarak bile görülmez ve kimse bununla suçlanmaz. İsviçre, dünyanın en büyük kara para ülkesidir. 2009 yılında 2.1 trilyon dolar bankalarındaki kara para miktarı 2008 krizi öncesi 2007 yılında 3.1 trilyon dolar idi[34]. Büyük Batılı bankalar ve finansal kurumlar uyuşturucudan gelen paraları bu hesaplarda saklamaktadır[35]. İngiliz HSBC[36], uyuşturucu parası trafiğine liderlik etmektedir. HSBC, uyuşturucu trafiği içinde Asya'da diğer yasal olmayan altın, elmas ve diğer değerli maden trafiğini de yönetmektedir[37]. Uyuşturucu parası çökmekte olan bankalar için en iyi likit yatırım sermayesidir. 2008 krizinde de bankalar sisteminin likidite sorunu büyük ölçüde uyuşturucu ve diğer illegal faaliyetlerden sağlanan para ile karşılandı[38]. İllegal yollardan kazanılan paranın sonunda gittiği yer New York ve London City'deki merkezleridir[39]. Uyuşturucu trafiğinde yer alma ve kara para temizleme konusunda adı çıkmış büyük bankalar şunlardır; Bank of England, Federal Rezerve Bankaları, BIS, Dünya Bankası, HSBC, American Express. American Express Bankası'nın Seyahat Çekleri, uyuşturucu dolarlarının taşınmasında kullanılan bir yöntemdir. Yukarıdaki bankaların altında ve kontrolünde dünya genelinde binlerce büyük ve küçük banka da kara para trafiğinin içindedir.

Dünyada uyuşturucu ticareti tek bir şebekenin kontrolü altındadır ve bu dünyadaki en büyük iş alanıdır. Uyuşturucu trafiği, tarladaki afyondan caddenin köşesindeki eroin satıcısına dünyada tek bir entegre operasyon ağı ile çalışır[40]. İngiliz monarşisi 200 yıllık tecrübesi ile Uzak Doğu'ya yönelik uyuşturucu trafiğini yönetmektedir. Anglo-Dutch (İngiliz-Hollanda) kıyı bankacılığı sistemi ve ilgili değerli metal ve mücevher ticareti kara para üzerine dizayn edilmişken, dünya uyuşturucu trafiği baştan aşağıya İngiliz ve müttefiki monarşilerin kontrolü altında çalışır[41].İngiltere'de 6, dünya uyuşturucu trafiğinin Lordu olarak bilinir[42]. Hong Kong, İngiliz uyuşturucu trafiğinin merkezi idi[43]. Kokain dünyanın en karlı ticaret maddesidir[44]. 1951 yılında Mİ 6'dan Sir William Stephenson tarafından kurulan Mossad'a aynı zamanda bu tür görevleri yapma yeteneği kazandırılmıştı[45]. BCCI[46], İran Körfezi'nin petro-dolarlarını uyuşturucu parası ile karıştırıp finans dünyasına örtülü şekilde süren CIA, MOSSAD ve Mİ6 ağının kasası idi[47]. ABD'nin 1950'de Güney Asya'ya, 1959'dan sonra Hindiçini'ne, 2001'de Afganistan'a müdahaleleri bir yandan dünya uyuşturucu pazarının da restorasyonunu getirdi[48]. ABD Uyuşturucu Mücadele İdaresi (DEA[49]) ve ilgili teşkillerinin hedefi olan kişiler sorgulamalar sonrası CIA adına çalışmaya başladılar. CIA, Meksika'dan Honduras, Panama ve Peru'ya kadar ülke istihbarat servisleri uyuşturucu işlerinde işbirliği ağı kurdu[50]. 1980'lerde BirleşikArap Emirlikleri'nin Dubai'si serbest liman ve kara para aklama merkezi haline getirildi[51]. CIA artık Hong Kong yerine Dubai'den afyon ve gizli silah satışını yürütmeye başladı. Yaratılan bu Altın Hilal'de İran, Afganistan ve Pakistan bulunmaktadır.

Uyuşturucu ve Kara Para Trafiği

Uluslararası uyuşturucu ticareti yukarıdan aşağıya dünya siyasi yapılanması içinde en iyi organize olmuş, İngiltere'nin koruması altında ve ABD'nin büyük görünmez gelirler elde ettiği bir iş alanı olmaya devam etmektedir[52]. Uyuşturucu geliri Amerikan ve dünya ekonomisinin ayrılmaz bir parçasıdır. ABD'nin yıllık 700 milyar dolarlık illegal uyuşturucu geliri büyük ölçüde Wall Street'deki finans kurumları tarafından yutulur[53]. Halkının büyük çoğunluğunun fakir olduğu ve 56 milyon kişinin yiyecek kuponu ile beslendiği ABD'de sosyal çalkantıların önüne geçmek için 'din' dışında iki şeyin ucu açılmıştır; seks ve uyuşturucu. ABD, hem uyuşturucudan para kazanmakta hem de ülkeye giren uyuşturucuyu kontrol altına almaktadır. ABD'ye yıllık 400 ton uyuşturucu girmesine müsaade edilmektedir. ABD'nin uluslararası uyuşturucu trafiğini kontrol sistemi Meksika'dan Kolombiya ve pek çok ülkeye Pentagon, CIA ve ülke liderlerinin yer aldığı bir sistemle yürütülmektedir. Latin Amerika'da uyuşturucu trafiğini kontrol etmek; ABD'ye aynı zamanda siyasi baskı ağı sağlamakta, bu alış verişte ABD şirketleri mağdur ülkelerin kamu teşebbüslerini skandal denecek ucuz fiyatlara satın almakta ve pazarlarına girmektedirler[54]. Bu sistemin bir aracı olan Panama diktatörü Noriega, izin verilenden fazla uyuşturucu satınca, demokrasi adına bir askeri harekâtı müteakip ABD'ye getirildi, yargılandı ve hapse konuldu. ABD dünya genelinde uyuşturucu (narkotik) ile mücadele görüntüsü altında silahlı kuvvetleri ve istihbarat örgütleri ile birlikte operasyonlar yaparak, bu trafiği kontrolü altında tutmaya ve para kazanmaya devam etmektedir.

ABD tarafından işgalini müteakip ABD-NATO kontrolü altındaki Afganistan'da eroin üretimi ve satışı patlama yaptı. Azerbaycan, en stratejik eroin geçiş merkezi oldu. ABD hava üslerinin olduğu Kırgızistan, Azerbaycan ve Türkiye bu geçiş güzergâhının üzerindeki ülkelerdir. Bu güzergâh Türkiye'den sonra Bulgaristan, Kosova, Bosna istikametini izlemektedir. Deniz güzergâhı ise Korsika adasına uğramaktadır. Afganistan harekâtı başladığından beri 10 yılda Akdeniz'de bir gram bile uyuşturucu yakalanmadı[55]. Afganistan'da Batılılar bir yandan uyuşturucu üretimi, ulaşımı ve dağıtımını kontrol altına aldı. Petrol ve enerji hatlarının jeopolitik ve askeri kontrolü kadar uyuşturucu rotalarının da kontrolü stratejik bakımdan önemlidir. İstihbarat servisleri, iş dünyasının güçlü merkezleri, uyuşturucu ticareti yapanlar ve organize suç örgütleri bu rotaların stratejik kontrolü için rekabet halindedir[56]. Amerikan uyuşturucu trafiği ve ilgili suç faaliyetleri için Bahama önemli bir merkezdir. Küresel uyuşturucu ticareti, istihbarat servisleri tarafından yönetilir ve bu işe İngiliz istihbaratı liderlik eder. 6'nin edindiği uyuşturucu parası Bank of England, Barclays Bank ve diğer bağlı bankalara aktarılır. Bu para orijini kaybolana kadar büyük bir işlem trafiği içinde hesaptan hesaba aktarılır. Para ne kadar temizlense de tamamen temizlenemez. Bu para ile illegal değerli taş trafiğini yöneten Oppenheimers gibi iş dünyası ailelerinden elmas satın alınır. Elmaslar uyuşturucu parası temizlenene kadar satılır[57]. ABD bir yandan ülkeleri uyuşturucu ile mücadelede yetersiz kalmakla suçlarken, CIA elemanları dünya genelinde uyuşturucu gelirlerinden yolsuzluk cennetleri yaratır. Uyuşturucular, petrol ve silahtan sonra dünyanın en değerli üçüncü ticari metasıdır[58].

Ortadoğu'yu İngilizlerden devralan ABD, 1950'lerden beri bir Arap aristokrat tabakası yetiştirdi; bir şah (İran), sultanlar (Abu Dabi, Umman), emirler (Bahreyn, Kuveyt, Katar, Dubai) ve krallar (Suudi Arabistan, Ürdün, Fas). Fas'tan İran'a bu istikrarsız bölgede Amerikan silahlarına bağımlı askeri ittifaklarla kendine sadık rejimler oluşturdu. Bu ülkelerin iç güvenliğini, Amerikan sermayesinin ve ülke elitlerinin özel beklentilerini karşılamak için CIA sağladı[59]. 1974 yılında petrol fiyatları aniden artınca ABD ile Suudi Arabistan arasında yapılan gizli anlaşma ile petro-dolarların Amerikan ekonomisine dönüşü garanti altına alındı[60]. Bu anlaşmaya göre Suudi Arabistan'ın petrol gelirleri ABD'ye yatırım olarak giderek, ülke borçlarının kapatılmasında kullanılacaktı[61]. Genç bir Wall Street yatırım bankacısı Suudi Arabistan'a gönderildi ve Suudi Petro-dolarlarının Londra ve New York'da hangi bankalara yatırılacağına karar verildi. 1974'den itibaren OPEC gelirlerinin üçte biri olan 60 milyar dolar en büyük üç Amerikan bankasına gitmeye başladı[62]; JP Morgan Chase, Citigroup ve Bank of America. Körfez İşbirliği Konseyi Ülkeleri (Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Bahreyn, Umman ve BAE) Batılı bankalara ve şirketlere 1 trilyon doların üzerinde yatırım yaptı. Bu yatırım uzun dönemli ABD ve Japon hükümet tahvilleri ile gerçekleşmektedir. Körfez şeyhlerinin bu garanti parası ABD borçlarının satın alınması demektir. Arap emirleri ve onların elit dostları aynı zamanda CIA'nın örtülü operasyonlarını finanse eder, fazla paraları ile ABD silahı da alarak böylece ülke içinde kendi hanedanlıklarının ayakta kalmasını sigorta altına alırlar[63]. 1973 yılından beri ABD silah satışlarının %65'i Ortadoğu'ya gitmiştir.

Sonuç; Türkiye'de Kara Para Trafiği ve Yolsuzluk Batağı

Özetle ABD, İngiliz ve İsrail istihbaratı uyuşturucuyu örtülü bir şekilde taşımakta ve satmaktadır. Para, Batılı bankalar vasıtası ile terör örgütlerine silah alınmasında ve diğer örtülü operasyonların desteklenmesinde kullanılmaktadır. ABD ve Avrupa silah üreticileri gelirlerinin önemli bir bölümünü silah için küresel uyuşturucu trafiğinden sağlamaktadır. Türkiye'deki hükümetler de bu çanaktan izin verildiği ölçüde yalanmakta ama başlarına örülen terör belası nedeni ile büyük ölçüde mağdur konumundadırlar. AKP ile birlikte işler değişti, kendini sınırsız ve karşı konulmaz bir güçte gören Erdoğan, kendi özel para trafiğinin başına geçti. AKP hükümeti 11 Eylül 2001'den sonra Batı'dan kaçan Arap sermayesini Türkiye'ye çekmeyi ve bu para ile rejimin dönüşümü projesinin finansman sorununu aşmayı planladı. ABD'nin önde gelen stratejistlerinden Michael Rubin, AKP hükümetinin Arap sermayesini illegal yollardan Türkiye'ye getirdiğini açıkça yazıyordu. Bu paraların Suudi Arabistan kaynaklı olduğunu belirtiyordu[64]. Buna karşılık İstanbul, Arap sermayesine peşkeş çekiliyordu.Taksim Gezi Parkı'ndaki paylaşım İstanbul rant pazarı haline gelmesinin bir yansımasıdır. Küresel sermayenin yeni bir finans merkezi ve para ekonomilerini canlı tutacak, sıcak geçişleri sağlayacak, bir mekân olarak ülkemizde İstanbul seçilmiş ve bunun alt yapısı hazırlanmıştır. İstanbul, yeşil sermayeye peşkeş çekilirken, her yeri saran AVM ve site inşaatları hükümete yakın olanlara ihale edildi.[65]. 28 Şubat süreci bağlamında Refah Partisi'ne karşı topluca isyan eden büyük gruplar, birkaç yıl sonra, bu partinin içinden çıkan AKP'yi benimsemekte tereddüt etmemiştir. Türkiye'nin büyük burjuvazisi, AKP'nin birinci döneminde herhangi bir 'çatlak ses' çıkarmamaya özen göstermiştir. Birçok büyük sermaye grubu, birinci AKP iktidarı döneminde varlıklarını birkaç kat arttırdı.

ABD'nin ılımlı İslam projesi için üretilen ve her seçim öncesi yelkenleri şişirilen AKP, küresel sermayenin de desteğini hemen arkasında bulmuştu. Verilen krediler 2007'deki genel seçimler için kurtarıcı oldu. Bu destek sonraki seçimler için de devam etti ve AKP hükümetinin iyice pervasızlaşmasına uygun bir zemin hazırladı. Bütün bu kredilerin nedeni küresel sermayenin neo-liberal politikalarına harfiyen uymak yani yabancı sermayeyi ülkeye açmak ve özelleştirme önündeki engelleri kaldırmaktı. Halka yansımayan ama yaratılan refah yanılsamasının üzerine "demokratikleşme" oyunu içinde Kürt açılımı ve Ergenekon komploları sahnelendi. Batı zamanla AKP'nin başka yönlerini görmeye başladı. AKP de Ortadoğu'da ılımlı İslam diye getirilen diğer rejimler gibi radikal ve otoriter hale geldi. Dayatılan Kürt politikasına rağmen kendi İslamcı tezleri için ABD ve AB çıpasından kurtulmaya çalıştı, bağımsız bir mezhep politikası izlemeye başladı. Hükümet, Ortadoğu'da terör bataklığına bulaşırken, kara para trafiğine de daldı. İran ile altın-gaz alışverişi, Suriye'deki cihatçılar, Yasin el Kadı, Saleh al Aruri, Hamas bağlantıları, İnsani Yardım Vakfı (İHH) ile bağlantıları bu trafiğin ifşa olmuş kanallarıdır. Uçak ve TIR'lar ile para, altın ve silah taşıma işlerine başlayan MİT, kargo şirketine döndü. El Kaide finansörü Yasin El Kadı'nın kara parasını Türkiye'de akladığını ortaya koyan görüşme kayıtları rüşvet ve yolsuzluk soruşturması dosyasına girdi[66]. Başta ATV-Sabah medya grubu ve BMC gibi TMSF tarafından el konulan kuruluşların el değiştirmesinde kayıt dışı paraların sisteme sokulduğu söylenmektedir.Başbakan Erdoğan'ın bizzat telefonla iş adamlarını arayarak, para topladığına ilişkin ses kayıtları medyada yayınlanmaya başladı ve bu tür ifşaatların devam edeceği anlaşılmaktadır. Nitekim Erdoğan para sıfırlamaya çalıştığı evde bulunan 1 milyar dolardan fazla paranın 400 milyon avro kadar bölümü, ATV-Sabah medya grubunun satın alınması için toplanan paralardan arta kalanlardı.

Türkiye'nin 2013'ün altı ayında Esad karşıtlarına 47 ton silah yolladığı ifade ediliyor. Hamas'ın önde gelen liderlerinden Saleh al Aruri de dışardaki faaliyetlerini Türkiye üzerinden yürütüyor. Aruri, Türkiye toprakları üzerinde finansal kaynak sağlayıp bunu terör gruplarına aktarıyor. Türkiye, Gazze'deki Hamas yönetimine finansal ve materyal destek sağlıyor. İnsani Yardım Vakfı'nın El Kaide'ye destek sağladığı iddia ediliyor. Türkiye'ye kayıt dışı olarak giren ve kaynağı belli olmayan yüklü miktarda altın ve dövizin, aklanarak sisteme sokulduğu iddia edilmektedir[67]. Kara para trafiğinin en ilginç boyutu Halkbank'ın marifetleri oldu. Halkbank, üçüncü kişilere sattığı ürünlerin ödemelerini tahsil edebilmek için İran'ın çalıştığı bankalardan sadece biridir. Büyük kısmı İran'dan olmak üzere 87 milyar Avro'yu transfer eden Reza Zerrab, son 1-1.5 yılda yaklaşık 1 metrik ton altını her gün İran'a taşıdı. Zerrab'ın bunun karşılığında bakanlara ve bakan ailelerine milyonlarca dolarlık nakit ve hediye verdiği iddia ediliyor[68]. Zerrab'ın ilk başta Rusya odaklı bir sistemle kara para akladığı, bu yöntemin deşifre edilmesinin üzerine Halk Bankası üzerinden yeni bir kara para aklama yöntemi geliştirildiğini belirlendi. Toplanan külçe altın ve nakit paraları kuryeler aracılığıyla havalimanından İran'a veya İran'a göndermek üzere Dubai'ye fiziki olarak yollandı. Halk Bankası'nı kullandıkları işlemlerde de Dubai-İran-Türkiye üçgeninde gerçekte olmayan gıda gibi ihracat belgelerini kullandılar[69]. Son olarak, ABD merkezli Demokrasileri Koruma Vakfı'nın (FDD[70]) 21 Şubat 2014 günü yayımladığı raporda; Türkiye, uluslararası terörü finansa etmekle ve yasa dışı faaliyetlerin aktarım merkezi olmakla suçlandı. Ne demeli? Dinime küfreden Müslüman olsa… Dünyada hiçbir gücün bu para, uyuşturucu ve altın vb. değerli metal trafiği bozmasına müsaade edilmez. Kendi geleceklerini bu sisteme bağlamış ne AKP, ne de diğer düzen partileri bu güce karşı koyamaz.

[1]ABD Dış İlişkiler Konseyi (Council on Foreign Relations)

[2]Sr. Robert Gaylon Ross: The Elite Don't Dare Let Us Tell the People, Ross International Enterprises, (San Marcos, 2004), p.3-26.

[3]Bank for International Settlements

[4]BIS, 17 Mayıs 1930'da 1. Dünya Savaşı sonrası Versay Anlaşması ile Almanya'dan istenen borçların ödenmesini yönetmek üzere kuruldu. Bu banka dünyadaki en gizli ve güçlü küresel finans kurumu oldu.

[5]İngiliz Kraliyet Ailesinin kurduğu dünya genelindeki kartel için bakınız; Richard Freeman: The Windsors' Global Food Cartel: Instrument for Starvation,Executive Intelligence Review, (December 8, 1995). www.larouchepub.com/other/1995/2249_windsor_food.html

[6]Bu ailelerin kontrol ettiği kontrol ettiği banka ve şirketler arasında ise şunlar bulunmaktadır; Bank of England, Anglo-American Corp of South Africa, Rio Tinto, De Beers Consolidated Mines and De Beers Centenary AG, N.M. Rothchild Bank, Barclays Bank, Lloyds Bank, Midland Bank, National Westminster Bank, Barings Bank, Schroders Bank, Standard Chartered Bank, Hambros Bank, S. G. Warburg, Toronto Dominion Bank, Lazard Brothers, Lonrho, J. P. Morgan and Co, British Petroleum, Shell and Royal Dutch Petroleum, General Electric, HSBS Holdings (Hong Kong and Shanghai Bank), Imperial Chemical Industries, ING Group, Jardine Matheson, Peninsular and Oriental Steam Navigation Co, Reuters, GlaxoSmithKline, Unilever, Vickers.

[7]Lisa Karpova:The LargeFamilies that Rule the World,Pravda.Ru,(November 18, 2011).

http://english.pravda.ru/business/finance/18-10-2011/119355The_Large_Families_that_rule_the_ world 0/

[8]Frank de Varona:The Bank for International Settlements Who Rules the World, Enviado por ei en, (Septiembre 17, 2013).

http://eichikawa.com/2013/09/the-bank-for-international-settlements-who-rules-the-world.html

[9]Genetically Modified Organisms

[10]Dean Henderson: Big Oil &Their Bankers in the Persian Gulf, CreateSpace Independent Publishing Platform, (2010), p.47.

[11]Carroll Quigley: Tragedy & Hope: A History of the World in Our Time, GSG and Associates, (1975), p.321.

[12]Des Griffin: Fourth Reich of the Rich, Emissary Publications, (1994), p.78.

[13]Michael A. Peters: The Crisis of Finance Capitalism and the Exhaustion of Neoliberalism, Truthout, (21 July, 2013).

http://truth-out.org/opinion/item/17536-the-crisis-of-finance-capitalism-and-the-exhaustion-of-neoliberalism

[14]Nicholas Shaxson: Treasure Islands: Tax Havens and the Men Who Stole the World, Vintage, (2012), p.156.

[15]New Scientist: The Capitalist Network that Runs the World, (October 2011). Forbes: The 147 Companies that Control Everything, (22 November, 2011). http://www.forbes.com/sites/bruceupbin/2011/10/22/the-147-companies-that-control-everything/

[16]Washinton Post: 10 Firms that Rule the World, (07 Nov, 2012). http://www.washingtonpost.com/ blogs/wonkblog/post/the-10-firms-that-rule-the-world/2011/11/07/gIQAqR3KvM_blog.html

[17]Antony C. Sutton: Wall Street and the Rise of Hitler, G S G & Associates Pub, (1976), p.119.

[18]Henderson: ibid, (2010), p.127.

[19]Finance, Geopolitical Warfare, Politics: Ashley Mote Raises an Issue in EU Parliament, (Feb 7, 2010).http://www.indybay.org/newsitems/2007/12/02/18464823.php

[20]Des Griffin: Descent Into Slavery?,Emissary Publications, (2008), p.57.

[21]Executive Intelligence Review: The True Story of Soros the Golem, (April 1997) in Peter Mayers: Soros As Rothschild Agent, (July 31, 2001). http://www.bibliotecapleyades.net/sociopolitica/esp_sociopol_rothschild06.htm

[23]James S. Henry: Pirate Bankers, Thunder's Mouth Press, (2006), p.156.

[24]Turgut Gürsan: Yeraltındaki Gizli Dünyalar, Delis Kitaplar, (İstanbul 2003), s.194.

[25]1832 yılında Alman İllüminati topluluğunun, ABD ayağı olarak kurulduğu öne sürülen Skull and Bones (Kafatası ve Kemikler) bir öğrenci topluluğu kulübüdür. Masonik ve İllüminist görüşlerden oldukça etkilenerek kurulmuş ve çalışmalarını bu doğrultuda sürdürmüştür.

[26]Quigley: ibid, (1975), p.284.

[27]Bill Gates: Meeting the Millennium Development Goals, at the World Economic Forum in Davos, Switzerland Friday, (Jan. 29, 2010.)

[28]Gary Allen: None Dare Call It Conspiracy, Gsg & Associations, (1971), p.211.

[29]F. William Engdahl: Seeds of Destuction: Hidden Agenda of Genetic Manipulation,Global Research, (2007), p.257.

[30]Frances Stoner Saunders: The Cultural Cold War: The CIA and the World of Arts and Letters, New Press, (2001), p.133.

[31]Zbigniew Brzezinski: Between Two Ages: America's Role in the Technetronic Era, Praeger, (1982), p.211.

[32]Margrit Kennedy: Occupy Money. Creating an Economy Where Everybody Wins, New Society Publishers, (2012), p.88.

[33]John le Carre: Our Kind of Traitor, Viking Books, (2010), p.43.

[34]Nicholas Shaxson: Treasure Islands: Tax Havens and the Men Who Stole the World, Vintage, (2012), p.321.

[35]Michel Chossudovsky: America's War on Terrorism, Global Research, (2005), p.141.

[36]Hong Kong and Shanghai Bank

[37]Catherine Austin Fitts: Narco-Dollars For Beginners, Narco News, (October 24, 2001). http://www.narconews.com/narcodollars1.html

[38]The Guardian: Drug Money Saved Banks in Global Crisis, Claims UN Advisor, (December 13, 2009). http://www.theguardian.com/global/2009/dec/13/drug-money-banks-saved-un-cfief-claims

[39]Ed Vulliamy: How a Big US Bank Laundered Billions from Mexico's Murderous Drug Gangs, Observer, (April 3, 2011).

[40]Michael C. Ruppert: The Bush-Cheney Drug Empire, Nexus Magazine, Vol.8, Nu.2 February-March 2001. http://www.bibliotecapleyades.net/sociopolitica/esp_sociopol_bush11.htm

[41]Konstandinos Kalimtgis, David Goldman, Jeffrey Steinberg:Dope Inc. Britain's Opium War Againts the U.S., Part II: How the Drug Empire Works, (April 24, 2008). www.bibliotecapleyades.net "How the Drug Empire Works"

[42]James Casbolt: MI-6 Are The Lords of the Global Drug Trade, The Truth Seeker, (May 29, 2006). http://www.thetruthseeker.co.uk/?p=4640

[43]Executive Intelligence Review:DOPE, INC.: The International Drug Cartel, Money-Laundering, and State Power, 1992. http://www.thirdworldtraveler.com/Drug_War/DOPE_INC_part2.html

[44]Economist: Link in the Cocain Chain, (August 1989).

[45]Chossudovsky: ibid, (2005), p.232.

[46]Bank of Credit and Commerce International.

[47]Henderson: ibid, (2007), p.122.

[48]Peter Dale Scott: American War Machine: Deep Politics, the CIA Global Drug Connection, and the Road to Afghanistan,Rowman & Littlefield Publishers, (2010), p.310.

[49]Drug Enforcement Agency

[50]Peter Dale Scott and Jonathan Marshall: Cocaine Politics,University of California Press, (1998), p.69.

[51]Henderson: ibid, (2007), p.178.

[52]Daniel Estulin: Shadow Masters, Time Day, (2010), p.231.

[53]Estulin: ibid, (2010), p.234.

[54]James Petras and Henry Veltmeyer: Globalization Unmasked, Zed Books, (2001), p.146.

[55]Sibel Edmonds:NATO, Terrorism, 9/11 and Drug Running, (Jan 30, 2013). http://www.boilingfrogspost.com/2013/01/30/sibel-edmonds-on-nato-terrorism-911-and-drug-running/

[56]Michel Chossudovsky: The Global Economic Crisis: The Great Depression of the XXI Century,Global Research Publishers, (2010), p.223.

[57]Casbolt: ibid, (2006).

[58]Jesse Ventura: American Conspiracies: Lies, Lies, and More Dirty Lies that the Government Tells Us, Skyhorse Publishing, (2011), p.233.

[59]Henderson: ibid, (2007), p.145.

[60]Scott: ibid, (2010), p.97.

[61]John Perkins: Confessions of an Economic Hitman, Plume Publications, (2005), p.177.

[62]Alfred W. McCoy and Brett Reilly: Washingtonon theRocksAnEmpireofAutocrats, Aristocrats, andUniformed Thugs BeginstoTotter, (April 25, 2011). http://futurefastforward.com/images/stories/geopolitical/WashingtonOnTheRocks.pdf

[63]Henderson: ibid, (2007), p.167.

[64]Michael Rubin: Green Money/Islamist Politics in Turkey, The Middle East Quarterly, Winter 2005, p.13-23.

[65]Nusret Kebapçı: Küresel Sermaye Kazandı, Milliyet, (04 Ekim 2010).

[66]Özer Sürmeli: El Kadı, Erdoğan'ın Yardımı ile Türkiye'de Kara Para mı Aklıyor? (02 Mart 2014).

http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/el-kadi-erdoganin-yardimi-ile-turkiyede-kara-para-mi-akliyor-h20376.html

[67]Sol Gazetesi: CHP'liErdoğdu Erdoğan'a Kara Para Trafiğini Sordu, (21 Ocak 2014). http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/chpli-erdogdu-erdogana-kara-para-trafigini-sordu-haberi-86185

[68]Cumhuriyet: Cihat'ın Finansörü, (02 Mart 2014).

[69]Zaman: Halk Bankası Üzerinden Kara Para Aklama, (21 Aralık 2013). http://www.zaman.com.tr/gundem_halkbank-uzerinden-karapara-aklama_2186648.html

[70]Foundation of Defense for Democracies



http://www.21yyte.org/tr/arastirma/ekonomik-arastirmalari-merkezi/2014/03/06/7476/ak-para-kara-para-dunyayi-kim-yonetiyor-paramiz-nasil-caliniyor


a45UyF587661-170708175234 Oraj Poyraz At 0raj.p0yraz@neomailbox.net 0raj.p0yraz@neomailbox.net
2017/10/09  03:28 2  65  alelma@yahoogroups.com


 
--

DAL
. . . . . .
Dag uzanir gokyuzune,
Oluler karanliga uzanir.
Nerelerden nerelere varir yasamak,
Acidan, igde sariligindan, dusunuden uzanir.
Sever misin, opuler ardi bos,
Iste biraktigi guzelin, bir cirkin uzanir.
Yankilar, gezegenlerden agri gelip gider,
Basi kopmus gok mamurlariindan bir uzanir.
Uzandigimiz, belki de bu gece, belki de bu yatakta
En bilinmeze uzanir.

Fazil Husnu DAGLARCA

Tum kara kopekleri oldurunuz.
Cunku onlar seytandir.

Hanbel 4/85; 5/54

DOGA YASALARI UZERINE DUSUNCELER -2-

Nasil ve nicin...ve ... akilli tasarim

Simdi artik bazi alengirli konulara geldik. Ele alinacak olan konular dogrudan din ve Tanri inancini ilgilendirdigi icin elbette, dogalari geregi, her tur yoruma ve tartismaya aciktir. Kitaplarinda Dr Hawking ve L.Mlodinow bu konulari tarafsiz bir uslup ile anlatmislar. Ben de onlarin anlayisini takip edecegim. Ustune basa basa belirtmek isterim; asla su veya bu inanci one cikarmak veya kotulemek gibi bir gayem yoktur. Sadece, tezleri ve anti-tezleri tarihsel akis icinde belirtmek istiyorum. Karar, okuyanlara aittir.

Dogal surecler incelenirken, ister istemez ortaya nasil ve nicin sorulari cikar. Birinci soruya bilimsel dusunce kendi yontemleri icinde cevap arar. Isin icine tanrilari, ruhlari, lanetlenmeyi, cezalandirilmayi, iyilik meleklerini ve benzer inanclari katmadan doganin isleyisi yine doganin kendi kanunlarina uygun olarak aciklanir. Bir nesnenin yuksekce bir yerden dusmesinden tutun, bir kova icindeki suyun donduruldugunde gosterdigi davranisa, hastaliga yol acan bir mikrobun yasam cevrimine kadar her sey formule edilebilir, modellemesi ve matematigi gelistirilebilir. Bunlar elbette basit surecler degildir, bazen bir modeldeki yanlisligin farkedilebilmesi icin yuzyillarin gecmesi gerekebilir. Yine de nasil sorusuna cevaplar getirilir.

Ama nicin sorusu farklidir. Bir seyin olus sebebini sordugumuzda ister istemez amaca yonelik sorgulamalar yapmaya baslariz. Dunyanin bir amaci var midir, nesnelerin belli bir formda olmalarinin veya bir yasaya uymalarinin amaci var midir? Elmanin lezzetli olmasinin, suyun, havanin ve Gunes in bize yasam vermesinin amaci var midir? Bunlar sadece dogalarinin geregini mi yerine getirirler yoksa varoluslarinin insana yonelik ozel bir misyonu var midir? Oyle gorunmekte ki insanlar yuzyillar boyunca, doganin isleyisini incelerken ona tanrisal amaclar, misyonlar yuklemis durumdalar. S.Hawking ve L.Mlodinow dan alintilamaya devam ediyorum.

Seylerin belli bir amaca hizmet etmek icin davrandiklari dusuncesi yuzyillar boyunca pek cok dusunuru etkiledi. 13. yuzyilin basinda ilk Hristiyan filozoflardan olan Aquino lu Aziz Tommaso (1225-1274) bu gorusu benimseyerek Tanri nin varliginin ispati olarak kullandi: Cansiz nesnelerin sonlarina tesadufen degil, kasitli olarak ulastigi aciktir. Bu nedenle, dogadaki her seyin bir yolu ve bir sonu olmasini buyuran akilli bir varlik mevcuttur. Hatta, 16. yuzyil gibi gec bir tarihte bile buyuk Alman astronomu Kepler (1571-1630), gezegenlerin duyuma sahip olduklarina, zihinleriyle kavradiklari hareket yasalarina bilincli olarak uyduklarina inaniyordu.

Yukardaki kisacik pasajda, bugun bile hararetle tartistigimiz temel sorulari gorebilirsiniz. Aciyorum:

Eger ortada doga yasalari varsa, bir yasa koyucunun olmasi gerekmez mi?
Eger ortada, elma gibi, bocek gibi kompleks bir canli varsa, o zaman, bunlarin ardinda akilli bir varligin, bir zekanin olmasi gerekmez mi?

Oncelikle birinci soruya deginmem gerekmekte. Bu soruya karsi en guzel yaklasimlardan birini Ingiliz felsefeci Bertrand Russell getirmistir. (1872-1970) Russell, ilk olarak 1925 yilinda basilan goreliligin ABC si (ABC of Relativity) isimli calismasinda, Albert Einstein in ozel ve genel gorelilik kuramlarini gercekten sasirtici bir ustalikla, konuya asina olmayanlara aktarir. Eger bu calismayi okumadi iseniz, mutlaka bir yerlerden bulup okumanizi oneririm. Sadece bilimsel ve felsefi bir yapit degil, ayni zamanda bir edebiyat ziyafetidir. Ben defalarca okudum ve her seferinde ayri bir keyif aldim. Russell, calismasina su cumle ile baslar: Herkes Einstein in harika bir sey yaptigini soyler ama hic kimse gercekte ne yaptigini bilmez. Sonra Russell, havadaki bir balonun icinde bulunan ve karanliktan dolayi etrafini goremeyen bir gozlemcinin, icinde bulundugu ortam hakkinda ne tur cikarimlarda bulunabilecegini sorgulamaya baslar. Ozel ve genel gorelilik kuramlarinda zaman, kutle ve hiz arasindaki iliskileri acikladiktan sonra, konunun can damarina gelir. Ortada, bir yasa koyucu tarafindan konulan doga yasalari mi vardir, yoksa bu sadece bizim dogayi algilamamizdan kaynaklanan bir yanilsama midir? Bir baska ifade ile, bizler her gun cesitli ve guclu etkiler, fenomenler gordugumuz icin mi bunlari asla degismeyen, olasi tek gerceklik olarak kabul eder ve sonra bunlarin ardinda bir yasa koyucu aramaya baslariz ?

Bazi felsefi ekoller, insan zihninin aliskanliktan dolayi herhangi bir varolus durumuna adapte oldugunu ve aklin da bu sablon icinde kaliplastigini one surerler. Kalemi havaya atariz ve yere duser, bu kadar basittir. Aslinda biz bunu, orta yerde bir yasa oldugu icin degil, her gun gordugumuz ve o fenomene alistigimiz icin kabul ederiz. Eger, cok farkli yasam kosullarinda yasayan canlilar olsaydik, simdi normal kabul ettigimiz durum anormal olacak, anormal olarak kabul ettigimiz durum ise normal gorunecekti. Bu sorgulamayi yapanlardan biri de, aslinda cok dindar bir insan olan Baruch Spinoza idi.

(1632-1677) Spinoza, insanin kan damarlarinda dolasan bir parazitin kendisini ne tur bir varolussal konum icinde hissedecegini sorguluyordu. Aciktir ki, bizim icin cok onemli olan yercekimi kuvveti, o parazit icin onem tasimayacakti, hatta boyle bir seyin varligindan bile haberi olmayacakti. Parazitin bakis acisindan bazi seylerin etrafta oylece ucusmasi son derece normal kabul edilecekti. (Etrafinizda taslarin, agaclarin, ciceklerin ve bir suru seyin ucustugunu hayal edin.) Kendi icinde bulundugu varolus kosullarindan yola cikan parazit, bizimkinden cok farkli doga yasalarina ulasacak ve bu yasalar onun kendi gerceklikleri olacakti. O zaman bizler, kendi varolus konumumuzdan dolayi gelistirdigimiz yasalari neye dayanarak mutlak gerceklikler olarak goruyorduk? Spinoza tanrisiz bir insan degildi, O na inaniyordu, hatta Tanri nin varligini bir dizi aksiyom yolu ile ispat etmeye calistigi meshur Ethica kitabini bile yazdi. Sorun suydu ki, Spinoza nin tanrisi ile, ayni tanrinin kendini disavurum yolu olan doga birbirlerine cok fazla benzemekteydi ve bu durum Hollanda daki gelenekci Yahudileri rahatsiz etti. Amsterdam Yahudi cemaati tarafindan yargilandi, dinsiz olarak goruldu ve cemaatten aforoz edildi! Bu da inancin ne kadar farkli yorumlanabilecegine bir ornek. Kati ve asla taviz vermeyen bir ateist icin Spinoza koyu bir dindar olarak gorulebilirken, gelenekci dindarlar ise onu dinsiz ve sapkin ilan ediyorlardi!

Eger bir yasa varsa, bunun ardinda bir yasa koyucu olmalidir fikrine karsilik, bizim dogadaki her tur akisi incelerken bunlari yasa olarak yorumladigimiz fikri gelismekteydi. Dogadaki seyler kendilerine deklare edilen belli yasalara uymuyorlardi, onlarin hareketini biz yasa olarak yorumlamaktaydik. Eger hareketleri, ortak olarak gozlemlediklerimizden farkli olsa idi, bu sefer de o hareketleri ayri bir yasa olarak yorumlayacak ve alistigimizdan farkli bir matematik gelistirmek zorunda kalacaktik.

Ikinci soruya gelince: Eger ortada, elma gibi, bocek gibi kompleks bir canli varsa, o zaman, bunlarin ardinda akilli bir varligin, bir zekanin olmasi gerekmez mi? Dahasi, hicbir tasarim yetenegine sahip olmayan ve tamamen dogal gudulerle hareket eden canlilar, kendi iclerindeki tasarimi nasil olusturabilirler ?

Bu sorular, gunumuzde bile farkli dinlere mensup dindarlar tarafindan kullanilan akilli tasarim argumanina gonderme yapar. Aquino lu Aziz Tommaso gibi ruhiyatci dusunurler, ortaya, curutulmesi gercekten de cok zor olan bir arguman koymuslardir. Hristiyan teologlar bunu kisaca soyle aciklarlar.

Diyelim ki ormanda gezinirken, yerde bir kostekli saat buldunuz. Ne dusunursunuz ? Muhtemelen saati birisi orda unutmustur veya dusurmustur. Bir suru farkli ihtimal olabilir. Fakat bir seyi dusunmezsiniz. Tam da saatin bulundugu yerde, topragin veya cesitli maden filizlerinin eridigini, saatin camini olusturacak kadar inceldigini, seffaflastigini, sonra yuvarlak bir gorunum aldigini; bunlarin ardindan akrep, yelkovan, cesitli pimler, disliler ve spirallerin isi ve ruzgarin etkisi ile, birbirlerine mukemmel uyacak bicimde sekillendigini, bunlarin biraraya gelerek tek seferde ve tesadufen birlestiklerini dusunmezsiniz. Bu oylesine uzak bir ihtimaldir ki, gerceklesmesi icin evrenin bilinen yasi bile yetmez. Buraya kadar benim de hicbir itirazim olamaz. Ortada bir tasarim varsa, elbette onun ardinda bir tasarim sureci ve tasarimcilar, imal ediciler bulunacaktir.

Peki, doga gercekten boyle mi islemektedir? Doga, bir tasarimcinin ortaya koydugu sasmaz kurallar cercevesinde mi islemektedir, yoksa tum bunlarin farkli bir aciklamasi olabilir mi? Acaba insan kendisine ait olan tasarim yetenegini dogaya uyarlarken ve dogayi da boyle isliyormus gibi dusunurken insanca bir yanilgi icinde olamaz miydi ?

Bu sorulara daha sonra yeniden donmek uzere, simdilik Ortacaga hakim olan genel dusunce uzerinden ilerliyecegim. Yuzyillar boyunca, bilimsel dusunce ile dinsel dusunce kucak kucaga ilerlediler. Filozoflar, teologlar, doga bilimciler seylerin ardindaki davranis mekanizmalarina ulasiyorlar, fakat bunlari yorumlamakta ciddi gorus ayriliklarina dusuyorlardi. Kitaptan alintiliyorum:

O donemlerde insanla fizik yasalari arasinda net bir ayrim yoktu. M.O. 5. yuzyilda, ornegin, Anaksimandros, her seyin bir ilk cevherden ortaya ciktigini ve yaptiklari kotuluklerin cezasini odemek icin yeniden ona (bu ilk cevhere) geri dondugunu yazmisti. Iyonyali yazar Herakletios a gore Gunes, adalet tanricasi pesinde oldugu icin bu sekilde hareket etmektedir. (...) Bu gelenek, yuzyillar boyunca Yunanlilari izleyen pek cok dusunuru de etkiledi. Doganin yasalarina uyulmasi gerektigi dusuncesi, eskilerin doganin nasil boyle davrandigina degil, nicin boyle davrandigina odaklandiklarini gosteriyor. Antik caglarda kesin olcumler ve matematiksel hesaplamalar yapmak her bakimdan zordu. Aritmetik icin cok ikna edici buldugumuz on rakamli sistem ancak MS 700 lu yillarda, bu konuda dev adimlar atan Hindular sayesinde bulunmustur. Toplama ve cikartma icin kullanilan kisaltmalar icin ise 15. yuzyili beklememiz gerekti. Esittir isareti ve zamani saniyesine kadar olcen saatler 16. yuzyildan once mevcut degildi.

Aristotales, fizik yasalarinin icine bir parca dinsel dusunce katti. Ornegin, onun hareket kuramina gore, agir cisimler agirliklariyla orantili olan sabit bir hizla duserler. Nesnelerin duserken hizlarinin arttigi gercegini aciklamak icin yeni bir ilke icat etti. Dogal durma noktalarina yaklasan nesneler daha bir coskuyla ilerler ve bu yuzden hizlari artar. Bu ilke, gunumuzde cansiz nesnelerden cok bazi insanlar icin daha uygunmus gibi gorunuyor. Aristotales in kuramlari genel olarak cok az ongoru degeri tasisa da insan dusuncesini yakla$ik iki bin yil boyunca egemenligi altina aldi.

Yunanlilari takip eden Hristiyanlar, evrenin onlara ilgisiz kalan doga yasalari tarafindan yonetildigi gorusunu reddettiler. Ayrica insanlarin bu evrenin merkezinde ayricalikli bir yere sahip olmadigi dusuncesini de reddettiler. Ortacagda tutarli bir felsefe sistemi olmasa da genel egilim, evrenin Tanri nin oyun alani oldugu yonundeydi ve dogal fenomenler yerine din uzerine calismak cok daha degerli goruluyordu. (Dr Hawking konuya deginmemis, ben eklemek isterim, din uzerine calismanin sadece teolojik degil siyasal, ekonomik ve sosyal sinif atlama gibi sebepleri de bulunmaktaydi.) 1277 de, Paris Piskoposu Tempier, Papa XXI. Johannes in talimatlari uzerine harekete gecerek 219 maddelik bir lanetlenecek gunahlar veya sapkinliklar listesi yayinladi. Bu sapkinliklar arasinda doga yasalari dusuncesi de vardi. Cunku bu dusunce Tanri nin kadir-i mutlak olusuna aykiriydi. Birkac ay sonra sarayin tavani uzerine coktugunde Papa Johannes in yercekimi yasasi yuzunden olmesi ilginctir.

Doganin yasalari kavrami 17. yuzyilda ortaya cikmistir. Daha once belirttigimiz gibi, fiziksel nesnelere iliskin animist bir goruse sahip olmasina karsin, bu fikri modern bilim anlaminda ilk kavrayan Kepler olmustur. (Burda bir saptama yapmak isterim. Semavi dinlerin teologlari animizmi her ne kadar reddetmis, onu sapkinlik, Tanri ya ortak kosmak gibi gostermis olsalar da, pratikte animist yaklasimlar sergilemislerdir. Yalnizca, bu animizm kilik degistirmis, eski caglarda, bir ruha canliliga sahip oldugu icin davranan seylerin yerine, Tanri ya kavusmak icin veya onun dilegini yerine getirmek icin davranan seyler almistir. Animist inanc, insanligin bilinen en eski inanclarindan biridir.)

Galilei (1564-1642) bilimsel calismalarinda yasa sozcugunu kullanmamistir; buna ragmen pek cok yasanin aciga cikmasini saglamis, bilimin temelinin gozleme dayandigini ve bilimin amacinin da fiziksel fenomenler arasinda varolan nicel iliskilerin arastirilmasi oldugunu savunmustur. (Galilei nin dusunce bicimini merak edenlere, Tubitak bilim yayinlarindan cikan Galileo nun buyrugu kitabindaki nesnelerin dususleri uzerine bir diyalog bolumunu okumalarini tavsiye ederim. Bu uzun diyalogta Galilei acikca doga yasalarindan soz etmez, ama nesnelerin dusus bicimlerini aciklarken kullandigi yontemlerdeki dogal yasalari farketmemek imkansizdir.) Ancak, doga yasalari kavramini bugun anladigimiz haliyle acik ve ayrintili bicimde formule eden ilk kisi Rene Descartes (1596-1650) olmustur.

-devam edecek

Levent ERTURK
LEVENTERTURK1961
https://leventerturk1961.wordpress.com/


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/

BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder