================================
AİLE HEKİMLERİ 10-11-12 MAYIS TARİHLERİNDE İŞ BIRAKIYOR: GİTMEYECEĞİZ
"Covid-19 Kapsamında Kamu Çalışanlarına Yönelik Tedbirler" genelgesine tepki gösteren Aile Hekimliği Çalışanları Sendikası "10-11-12 Mayıs tarihlerinde işe gitmeyeceğimizi duyuruyoruz. " açıklaması yaptı.
04 Mayıs 2021 Salı 13:53
Aile Hekimliği Çalışanları Sendikası (AHESEN) 'Covid-19 Kapsamında Kamu Çalışanlarına Yönelik Tedbirler' genelgesinde belirtilen 10-11 Mayıs tam gün 12 Mayıs yarım gün idari izin verilmesi kararına karşrı harekete geçti ve kararın bozulması sonrası iş bırakma kararı verdi.
AHESEN "Genelge ile duyurulan izin hakkının hiçe sayılmasına karşı geliyor ve Aile Hekimliği çalışanları olarak 10-11-12 Mayıs tarihlerinde işe gitmeyeceğimizi duyuruyoruz" denilerek şu ifadelere yer verildi:
"İŞE GİTMİYORUZ"
○ AHESEN olarak hem çalışanların hem de toplumun yararına olacak önermelerimizi bugüne kadar her platformda sunduk ve sunmaya devam edeceğiz. Defaten belirttiğimiz gibi uygulamada en büyük sıkıntılardan birisi keyfiyete dayalı ve iller arasında farklılık gösteren işleyişlerdir.
○ Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü "Covid-19 Kapsamında Kamu Çalışanlarına Yönelik Tedbirler" genelgesinde 10-11 Mayıs tam gün 12 Mayıs yarım gün idari izin verilmesine rağmen Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü iller ve hatta ilçelere yetki vererek idari izinde kısıtlama yapılabileceğini bir yazı ile bildirmiştir.
"İZİN MESELESİNDEN ZİYADE İTİBARIN İADESİ HALİNİ ALMIŞTIR"
○ Söz konusu durumda Cumhurbaşkanlığı kararına aykırı olmakla kalınmamış inisiyatif il ve ilçe müdürlüklerine bırakılmıştır ve aile hekimliği mevzuatı hiçe sayılmıştır. Bu durumu kabul etmemiz mümkün değildir ve konu AHESEN için idari izin meselesinden ziyade itibarın iadesi halini almıştır.
○ Konu tarafımızdan pandemi sürecinde dahi bu denli özveri ile ilk safta yer alan aile hekimliği çalışanlarının yok sayılması addedilmiştir. Bu yok sayılmaya karşı aşağıdaki gerekçelerimiz ve taleplerimize dikkat çekmek için 10-11 ve 12 Mayıs tarihlerinde işe gitmiyoruz.
○ Aile hekimliği çalışanları gerek pandemi öncesi gerek pandemi süresince büyük başarılara imza atmışlardır. Gelişmişlik göstergesi olan anne-bebek ölüm hızları gittikçe düşmeye başlamış yapılan araştırmalarda halk memnuniyet oranı hep zirvede kalmış çocukluk çağı aşılamalarında da yüzde 95'lere çıkan oranlarla Avrupa'da birincilik kazanmışlardır. Üstelik Avrupa'daki meslektaşlarımızın kayıtlı kişi sayısı bizlerden yüzde 50 ila yüzde 30 daha az iken. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da işimizi aynı heyecan ve istekle yapacağımız muhakkaktır.
"MEVZUTA AYKIRI İŞLEMLERE TEPKİLİYİZ"
○ İçinde bulunduğumuz durumda aile hekimliklerinde birinci doz aşı için randevu alınamamaktadır. İlk doz aşı yapılamadığından az sayıda ikinci doz aşı randevularımız mevcuttur. İlgili tarihte varsa aşı randevularının tarihi değiştirilebileceği gibi üyelerimizin de bu konuda hassasiyetle gerekli düzenlemeleri yapacakları muhakkaktır. Özetle anılan tarihlerde işe gitmemek ne pandemi açısından ne de halk sağlığı açısından sorun teşkil etmeyecektir. Bu sebeple mesele izin gündeminden ziyade mevzuata aykırı işlemlere karşı tepkimizdir.
○ Pandemi başladığından bu yana 14 aylık süreçte salgının birinci basamakta kontrol edilebileceğinin bilinciyle aile hekimliği çalışanları olarak hiçbir görevden kaçınmadık.
○ Ancak bu süreçte özverili çalışmaların hak görmesi durumu bir kenara bırakılarak söylenen ek ödeme dahi sadece 3 ay için verilmiş o da kriterlere bağlanarak ya kesintilere uğramış veya hiç ödenmemiştir. Özlük haklarımız bu süreçte iyileştirilmemiş izin hakkımız emeklilik hakkımız istifa hakkımız defalarca kaldırılmış Covid-19 sebebiyle hastalandığımızda rapor kesintisi yapılmıştır. Hastalık illiyet bağı aranarak meslek hastalığı dahi kabul edilmemiş ve Covid-19 hastalığından vefat eden sağlık çalışanları şehit sayılmamıştır.
"HAK EDİŞ KAYIPLARI YAŞADIK"
○ Yıllık izin hakkımız yoktur ve yerimize vekalet eden olmadığı takdirde ücret kesintisi yapılmaktadır. Nüfuslarımız yıllardır 2000-2500'lere hak ediş kaybı yaşamadan düşürülecek ve görevimizi hakkıyla yapabileceğimiz söylenmesine rağmen nüfuslar düşürülmemiş yeni açılan birimlerle nüfuslar ve dolayısıyla hak ediş kayıpları yaşanmıştır.
○ 14 aydır çoğu kamu çalışanı evden çalışırken bizler sahada salgınla birebir yeterli koruyucu ekipmana dahi sahip olmadan çalıştık. Halen de çalışıyoruz ve çalışmaya da devam edeceğiz. Ancak bizlerin tükenmişliğini yorulmuşluğunu hiçe sayarak alınan popülist kararlara da körü körüne uymayacağımızı ilan etmek isteriz. Bu haklı taleplerimize dikkat çekmek için 10-11-12 Mayıs 2021 tarihlerinde işe gitmeyeceğimizi duyuruyoruz.
================================
MÜBARİZ MANSİMOV MEHMET AĞAR'LA İLGİLİ NELER ANLATTI?
Sedat Peker Mehmet Ağar'ı FETÖ'den ceza alıp tahliye edilen Palmali Holding'in sahibi Mübariz Mansimov Gurbanoğlu'na kumpas kurmakla suçladı. Bu açıklama akıllara Mübariz Mansimov'un dava sürecini getirdi. Mansimov'un sorgusunda Ağar'la ilgili neler anlattığına ulaştık.
Furkan Karabay
04 Mayıs 2021 Salı 14:12
Hakkında "organize suç örgütü yöneticisi ve üyesi olmak" suçlamasıyla soruşturma başlatılan Sedat Peker'in açıklamaları tartışma yarattı.
Peker sosyal medya hesaplarından yayınladığı açıklamasında hakkındaki operasyonun perde arkasında eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ve Pelikancıların olduğunu dile getirdi.
Peker açıklamasının devamında Mehmet Ağar'ı FETÖ'den ceza alıp tahliye edilen Palmali Holding'in sahibi Mübariz Mansimov Gurbanoğlu'na kumpas kurmakla suçladı.
Bu açıklama akıllara Mübariz Mansimov'un dava sürecini getirdi. Peki bu süreçte Mübariz Mansimov Mehmet Ağar ve FETÖ suçlamalarıyla ilgili neler anlattı?
Dün yayımlanan haberimizde Peker'in de bahsettiği Yalıkavak Marina'ya (Bodrum Yalıkavak Turizm ve Yat Limanı Yatırımları) 2014 yılında eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın oğlu AKP Milletvekili Zülfü Tolga Ağar'ın şube müdürü olarak atandığını yazmıştık. Daha sonra Mansimov'un geçen sene tutuklanmasıyla Marina'nın Yönetim Kurulu Başkanlığı koltuğuna Mehmet Ağar'ın nasıl oturduğunu anlatmıştık.
Peki Mehmet Ağar ve Mübariz Mansimov arasında geçenler sadece Yalıkavak Marina'dan ibaret miydi?
SORGUSUNDA TEK TEK ANLATTI
Takvimleri geri sarıp neler yaşandı bakalım. Erdoğan'ın kardeşi Mustafa Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan'la da iş ilişkileri bulunan AKP'li yıllarda Forbes'in dünyanın en zengin 500 iş insanı listesine giren Mansimov FETÖ üyesi olduğu iddiasıyla 17 Mart 2020'de tutuklanmıştı.
O gün Emniyetteki işlemleri tamamlanan Mansimov savcılık ifadelerinin ardından tutuklanma talebiyle nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği'ne sevk edildi. Burada Mansimov'un hakim tarafından sorgusu alındı.
Cumhuriyet'in ulaştığı sorgu kaydında Mansimov Mehmet Ağar hakkında çok sert ifadeler kullandı. Sorguda Peker'in de yeniden gündeme getirdiği Yalıkavak Marina'dan başka ayrıntılar da yer aldı.
"AĞAR'A PEYGAMBER GİBİ BAKIYORDU"
Mansimov sorgusunda kendisine kumpas kurulduğunu öne sürerken bunu da Mehmet Ağar çalışanları ve SOCAR tarafından organize edildiğini söyledi. Bir dönem Ağar'ın ofisinin kendi şirketi içerisinde olduğunu anlatan Mansimov FETÖ'nün Rusya yapılanmasında kilit isimlerinden "Saffet" kod adıyla bilinen Ahmet Hamdi Vural'ın sık sık Ağar'ı ziyaret ettiğini öne sürdü ve "Vural Ağar'a peygamber gibi bakıyordu" dedi.
Mansimov ayrıca Ağar'ı birçok kişinin ziyaret ettiğini bu kişilerin kim olduğunu sorduğunda ise "İyi çocuklar MİT'çiler" diye yanıt aldığını söyledi.
ERDOĞAN'IN İSTEĞİYLE GÜLEN'LE GÖRÜŞTÜĞÜNÜ İDDİA ETTİ
Sorgu sırasında en dikkat çeken ifadeler ise FETÖ lideri Fethullah Gülen'e yapılan ziyarette yaşananlar.
Fethullah Gülen'i hayatında iki kere gördüğünü öne süren Mansimov ilk kez 2007 yılında dönemin Başbakanı şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın isteği üzerine gördüğünü ikinci kez ise 2012 yılında görüştüğünü öne sürdü.
AĞAR: "SEN DE GEL HOCANIN YANINA"
Mansimov'un 2012 yılında Gülen ile görüşmesine dair anlattıkları ise dikkat çekiciydi.
Mansimov'un o görüşmeye dair dile getirdiği iddialar şöyle:
"İkinci görüşmem 2012'de. Mehmet Ağar cezaevinden çıktı. Mehmet Ağar New York'a gitmek istediğini söyledi. 'Tamam' dedim 'benim de orada şirketim var gidelim. ' Geldik benden rica etti 'sen de gel hocanın yanına'. Ben de Mustafa Erdoğan'a (Tayyip Erdoğan'ın kardeşi) telefon açtım ve 'beni çağırıyor gideyim mi' diye sordum. 'Git gör ne konuşuyorlar' dedi. Geldim Fethullah denen şerefsiz çok özür diliyorum acayip ağır laflar söylüyor Tayyip beyin arkasından. Bu arada beni sancıyor 'okulları sen kapattın ben biliyorum'. Mehmet Ağar aramızda arabuluculuk yapıyor sanki o Ağar'ı serbest bıraktırmış. Ben de ona küfür ettim 'Tayyip beyin arkasından konuşma'. Orada İhsan Kalkavan da vardı Mehmet Ağar'ı oraya götüren İhsan Kalkavan'dı. Oradan çıktık ben döndüm Mehmet Ağar orada kaldı daha ne konuştu bilmiyorum. Hemen İstanbul'a dönüp Tayyip beye Mustafa Erdoğan'a ve MİT müsteşarına yapılanları anlattım. "
Mansimov Ağar ile arasındaki iplerin kopuşunun ise bu görüşmelerin ardından yaşandığını söyledi. Mansimov güvendiği önemli kaynaklardan Mehmet Ağar'ın Pelikan grubunun bir dönem yargıda en güçlü olduğu İstanbul Adalet Sarayı'nda savcılara ciddi paralar verdiğini ve kendisini hapse attırmak için kumpas kurduğuna dair duyum aldığını öne sürdü.
"O AN ORADA OLSAYDI VURUP ÖLDÜRÜRDÜM"
Mansimov'un Ağar ile arasındaki gerilimi ise şu ifadelerle anlattı:
"En önemlisi Mehmet Ağar denilen şahıs benim hanımın önünü kesiyor 'seninkinin başına gör daha neler gelecek her şeyi hazırladık' diye. Biz bu konuda dava açtık ama sayın başsavcı bizi ciddiye almadı. Biz Türküz bir hanımın önünü kesmek ne demek ya bir de kendi evimizin önünde buraya arabanı bırakamazsın kapıdayım yani yalan niye söyleyeyim. O an orada olsaydı vurup öldürürdüm onu ben. Marinaya karşı dava açtım mallarımı geri almak için. Bütün bunları davadan vazgeçirmek için yaptılar. "
Evet daha önce Mübariz Mansimov'un iddianamesinde neler yer aldığını Sedat Peker'in dilinin altında ne olduğunu kaleme almıştık. Şayet Mansimov'un sorgu kaydında anlattıkları doğruysa mesele sadece Yalıkavak Marina ve davalardan ibaret değil.
https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/mubariz-mansimov-mehmet-agarla-ilgili-neler-anlatti-1833415
================================
SARAY PROFESÖRÜNDEN 'SEKÜLERLEŞME' ÇIKIŞI! DİKKAT ÇEKEN SÖZLER
Cumhurbaşkanlığı Sosyal Politikalar Kurulu Üyesi Prof. Dr. Edibe Sözen "İkinci sekülerleşme hızlandırıldı" dedi ve "Bizim gibi toplumlara düşen direnmek ve yeniden diriliştir" ifadelerini kullandı.
4 Mayıs 2021 13:46 / Siyaset
Diriliş Postası bugün "İkinci sekülerleşmeye direnmeliyiz" manşetiyle çıktı.
Haberde çeşitli kişilerin görüşlerine yer verildi. O görüşlerden birisi Cumhurbaşkanlığı Sosyal Politikalar Kurulu Üyesi Prof. Dr. Edibe Sözen'e ait.
"KÜLTÜREL DAYATMALARA DİRENMEK VE YENİDEN DİRİLİŞTİR"
Gazetenin manşetindeki haberde şunlar yer aldı:
"Zihin işgaline karşı direniş çağrımıza bilim ve fikir insanlarından destek gelmeye devam ediyor.
Cumhurbaşkanlığı Sosyal Politikalar Kurulu Üyesi Prof. Dr. Edibe Sözen: 'Batı dünyasında dinden kopuş anlamındaki birinci sekülerleşme süreci bitti. İkinci sekülerleşme hızlandırıldı. Bizim gibi toplumlara düşen küresel uyarı sistemleri dışında var olmayı sürdürmek kültürel dayatmalara direnmek ve yeniden diriliştir. '
Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedri Gencer: 'Ülkemizdeki zihni işgal ve çürümenin ideolojik ve sosyolojik olarak iki ana sebebi ayırt edilebilir. Karmaşık sosyolojik sebepler derin tahlile muhtaç iken 1071 ve 1453 Anadolu ve İstanbul fetihleriyle başlayan ideolojik mücadele daha net görülebilir. '
Sosyolog ve Argetus Araştırma Danışmanı Erol Erdoğan: 'Milletler ve ülkeler zihin ve kültür işgali başta olmak üzere her türlü edilgenleştirici tavra karşı hem ulusal mücadele yürütmeli hem de 'coğrafya şuuru' çerçevesinde bölgesel direniş ortaya koymalıdır. '"
================================
KUZEY MARMARA OTOYOLU İÇİN 2.1 MİLYAR TL GARANTİ ÖDEMESİ YAPILDI
04.05.2021 - 10:50
Ankara'da; köprü otoyol ve karayolu müteahhitlerine yapılacak garanti ödemeleri ve hak ediş için mesai arttı. 2020 yılı için Kuzey Marmara Otoyolu'nu işleten ortaklığa 2 milyar 150 milyon TL Ankara-Niğde Otoyolu'na da 150 milyon TL araç geçiş garantisi kapsamında ödemede bulunuldu. Şirketlere yakın kaynaklar ödemenin geçen hafta yapıldığını söyledi. Karayolu bakım-onarım ve yapımını üstlenen diğer yüklenicilere de bayram öncesinde biriken alacaklarına karşılık bir miktar ödeme yapılması bekleniyor. Tutar henüz netleşmedi. 1-2 milyar TL aralığında bir ödeme konuşuluyor. Müteahhitlerin 14-15 milyar TL alacağı olduğu ifade ediliyor.
Olcay Aydilek
Yavuz Sultan Selim Köprüsü Kuzey Marmara Otoyolu Osmangazi Köprüsü ve Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu Avrasya Tüneli Ankara-Niğde Otoyolu yap-işlet devret (YİD) modeliyle inşa edildi. Bu projelerde araç geçiş bedelleri döviz olarak belirlendi. Devlet bu projelere belli sayıda araç geçiş garantisi verdi. Araç geçişleri garanti sınırının altında kalması halinde aradaki farkı devlet ödüyor. Bu projelerden bazılarında dolar bazılarında da Euro üzerinden geçiş garantisi ödemesi yapılıyor.
KUZEY MARMARA
Kuzey Marmara Otoyolu Asya ve Avrupa kıtasını birbirine bağlıyor. 400 kilometre uzunluğundaki otoyolu Kuzey Marmara Otoyol İşletmesi işletiyor. Kuzey Marmara Otoyol İşletmesi Avrupa Yakası'nda Avrupa Otoyolu Yatırım ve İşletme AŞ ve Asya yakasında KMO Anadolu Otoyolu İşletme AŞ adlarıyla iki ayrı görevli şirketten oluşuyor.
Kuzey Marmara Otoyolu Kınalı-Çatalca kesiminin açılışı 8 Mart 2020'de yapıldı. Geçen yılın ikinci yarısında projenin diğer bölümleri hizmete sunuldu.
Kuzey Marmara Otoyolu'nu işleten ortaklığa araç geçişleri sözleşmede öngörülen sınırların altında kalması nedeniyle (2020 yılı için) 2 milyar 150 milyon TL garanti ödemesi yapıldığı belirtildi.
ANKARA-NİĞDE
Garanti ödemesi yapılan bir diğer proje de Ankara-Niğde Otoyolu oldu. Projeyi ERG Otoyol Yatırım ve İşletme AŞ üstlendi. Ankara-Niğde Otoyolu'nun ilk bölümü 2020 yılının ortalarında kalanı da yılın sonunda açıldı.
Ana güzergahı 277 kilometre olan Ankara-Niğde Otoyolu'nun bağlantı yolları dahil toplam uzunluğu 332 kilometre.
Bu projeyi üstlenen işletmeciye de (2020 yılı için) 150 milyon TL dolayında garanti ödemesi yapıldığı belirtiliyor.
HABERTÜRK şirketlere yakın kaynaklarla görüştü. Kaynaklar ödemenin geçen hafta yapıldığını ifade etti.
YÜKLENİCELER ÖDEME
Karayolu bakım-onarım ve yapımını üstlenen diğer müteahhitlere de bayram öncesinde biriken alacaklarına karşılık da bir miktar ödeme yapılabileceği belirtiliyor. Tutar henüz netleşmedi. Yükleniciler 1-2 milyar TL aralığında bir ödemenin beklendiğini kaydetti. Müteahhitlerin Karayolları'ndan 14-15 milyar TL alacağı olduğu kaydediliyor.
================================
MURAT AĞIREL : İBB'NİN KİRASINI ÖDEYİP BENZİNİNİ KOYDUĞU ARAÇLARI SARAY KULLANMIŞ
3 Mayıs 2021 Pazartesi
Daha önce hatırlarsanız İstanbul Büyükşehir Belediyesinden yapılan araç kiralama işleri hakkında yazılar yazmıştım.
Çok ses getirmişti.
Sanırım bu konuya yeniden dönmemiz gerekiyor.
Biliyorsunuz İBB'de 2011-2018 yılları arasında 2 milyar 200 milyon liralık araç kiralandığını belirtmiş ve sadece Platform Turizm adlı şirketin bu yıllar arasında İBB'ye 1 milyar 352 milyon liralık araç kiralama işi yaptığını açıklamıştım.
Platform Turizm adlı firma Yeni Şafak gazetesinin ve TVNET'in sahibi olan Nuri Albayrak'ın damadı Adem Altunsoy ile Mehmet Altunsoy ve Yılmaz Aytaş'a ait. Adem Altunsoy'un firması İBB ve İstanbul ilçe belediyeleri dahil olmak üzere toplam 1 milyar 642 milyon 146 bin liralık araç kiralama işi yapmış. Sadece İBB ile ise 1 milyar 352 milyon liralık iş yapmıştı.
İstanbul seçimleri bittikten sonra Ekrem İmamoğlu araçları Yenikapı miting alanına dizmiş ve araçları iade etmişti.
İşte o araçların peşini ben bırakmamıştım. Benim gibi teftiş kurulu da peşini bırakmamış. OGS-HGS ve GPRS kayıtları tahsisler tüm engellemelere rağmen tek tek incelenmiş ve raporlaştırılmış.
Nihayet Ekrem İmamoğlu'nun iade ettiği ve "israf" diye nitelendirdiği o araçların kimlere tahsis edildiği belirlenmiş.
Tek tek yazalım…
İBB tarafından 2018/586860 ihale kayıt numarası ile "2019 yılı Araç Kiralama Hizmet Alım İşi" kapsamında 138 milyon 757 bin TL ile ihaleyi alan Platform Turizm A. Ş. 'ye 879 adet araç iade edilmiş.
İade edilen araçların içinde Audi Volkswagen Opel Insignia gibi üst segment araçlar da var. Hatta Vakıflar Bankası ile İBB arasında yapılan protokol kapsamında tahsis edilen Grand Cherokee Audi A8L yine Belediye iştiraki İGDAŞ'tan Mercedes 5350 ve Grand Cherokee marka araçlar da iade edildi.
Bilgi İşlem Daire Başkanlığı'nın yaptığı çalışma neticesinde ortaya çıkan tabloya göre ('geçici-süresiz-nakil' şeklinde üç ayrı başlıkla) Cumhurbaşkanlığına 480 araç AKP Genel Merkezine 8 AKP İl başkanlığına 62 Irak Devlet Başkanı'na 6 TBMM Başkanlığı'na 54 Okçular Vakfı'na 4 TÜGVA'ya 5 araç tahsis edilmiş.
Bu liste uzayıp gidiyor.
Yapılan tespitler ile ilgili İstanbul Valiliğinden izin istenilmiş ancak cevap verilmemiş.
İade edilen araçlara ilişkin tespit edilen giderler ise şöyle…
509 araca ilişkin kira bedeli 18 milyon TL.
599 adet araca ilişkin personel gideri 5.8 milyon TL.
434 adet araca ilişkin akaryakıt gideri 4.4 milyon TL.
302 adet araca ilişkin HGS-OGS/Köprü ve Otoyol Geçiş Ücreti 1.1 milyon TL.
Toplamda ise 29.4 milyon TL gider oluşmuş.
Bakın Esenler Erok Spor (985 bin 997 TL) AKP Genel Merkezi Genel Başkan Yardımcıları İstanbul İl Başkanlığı ve Silivri İlçe Başkanlığı (2 milyon 225 bin TL) Türkiye Gençlik Vakfı ve Sıcak Yuva Vakfı (550 bin 308 TL) tarafından kullanılmak üzere toplam 87 adet araç mevzuata aykırı şekilde tahsis edilmiş ve bu araçlara ait toplam 3.7 milyon TL. kira sürücü yakıt ve HGS-OGS gideri Belediye bütçesinden karşılanmış.
Bu apaçık kamu zararıdır.
Bu kamu zararının daniskasıdır.
Bu rakamlar sadece tespit edilen bir kısmı.
Çünkü ulaşılamayan HGS-OGS'ler için Vakıflar Bankası Valide Sultan Şubesine ve Ziraat Bankası İkitelli Kurumsal şubeden bilgiler istenilmiş ancak yazılara cevap verilmemiş.
Buyurun listeye bakın:
https://cdn.yenicaggazetesi.com.tr/news/2021/05/020520211837332582478 . JPG
Toplamda 827 araç bu şekilde bizim paralarımızla iktidar yanlısı grup ve kurumlara kullandırılmış.
Benzinini biz koymuşuz masrafını biz ödemişiz ama Okçular Vakfı Irak Devlet Başkanı Sıcak Yuva Vakfı vs. binip gezmiş.
Bu anlayış sadece arabaya binen bir anlayış değil milletin sırtına binip gezen de bir anlayıştır.
Ama unutmayın millet sandık zamanı geldiğinde sırtına bineni de atmasını bilir.
================================
DÜNYANIN EN BÜYÜK TAKI ÜRETİCİLERİNDEN PANDORA ÜRÜNLERİNDE SAF ELMAS YERİNE YAPAY ELMAS KULLANACAK
Gökhan Kurtaran | 04.05.2021
London City of
Dünyanın en büyük takı üreticilerinden Pandora artık ürünlerinde saf elmas yerine yapay elmas kullanacağını duyurdu.
Merkezi Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da olan Pandora'dan yapılan açıklamada şirketin ilk kez yapay ortamda üretilen elmaslardan oluşan bir koleksiyonu satışa sunduğu belirtilerek takılarda bundan sonra madenlerden çıkarılan elmaslara yer verilmeyeceği bildirildi.
Açıklamada şirketin elmas piyasasını dönüştürmeyi ürünü sürdürülebilir ve herkesin ulaşabileceği bir hale getirmeyi hedeflediği kaydedildi.
Elmas piyasasında yapay elmasın payının arttığı belirtilen açıklamada yapay elmasın elmasta aranan "4 C kriterine (kesim renk netlik ve karat)" birebir uyduğu aktarıldı.
Şirket geçen yıl ürünlerinde madenlerden çıkarılan yaklaşık 50 bin parça saf elmas kullanmıştı.
Elmas piyasasının merkezi olarak bilinen Belçika'nın Antwerp kentindeki Dünya Elmas Merkezi'nin verilerine göre yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle geçen yıl küresel elmas talebi yüzde 15 düştü.
Elmas madenciliği Afrika ülkelerinde yıllardır süren iç savaşların başlıca nedenlerinden biri olarak görülürken Afrika ülkelerinde elmas madenlerindeki insani olmayan çalışma koşulları ve çocuk işçilerin çalıştırılması konusu da giderek tüketiciler tarafından daha fazla sorgulanıyor.
================================
DOĞU KUDÜS'TE BİR YAHUDİ'DEN İŞGAL ETTİĞİ EVİN SAHİBİ FİLİSTİNLİYE 'EVİNİ BEN ÇALMASAM BAŞKASI ÇALACAK' CEVABI
İşgal altındaki Doğu Kudüs'ün Şeyh Cerrah Mahallesinde bir Yahudi "evini ben çalmasam başkası çalacak" diyerek Muna el-Kerd isimli Filistinlinin evinden çıkmayacağını söyledi.
Abdel Ra'ouf D. A. R. Arnaout Gülşen Topçu | 03.05.2021
Kudüs
İşgal altındaki Doğu Kudüs'ün Şeyh Cerrah Mahallesinde yıllar önce evlerinden çıkarılan ancak sürekli olarak evinin önüne giderek hakkını aramaya çalışan Kerd ile şu an o evde ikamet eden Yakup isimli Yahudi yerleşimci arasında geçen diyalog sosyal medyaya yansıdı.
Yayınlanan görüntüde Kerd evini işgal eden Yahudiye "Yakup bu ev senin değil biliyorsun. " diyerek karşı çıkıyor. Yahudi ise "Evet ama ben gitsem bile sen bu eve geri dönmeyeceksin. Bunun ne anlamı var. Bana neden bağırıyorsun bunu yapan ben değilim. " diyerek cevap veriyor.
Kerd'in "Sen benim evimi çalıyorsun" diye devam etmesi üzerine ise Yahudi "Evini ben çalmasam başkası çalacak. " diyor.
Kimsenin evini çalma izni olmadığını söyleyen Kerd'e Yahudi "burası benim değil ki geri vereyim" diyerek cevap veriyor.
Şeyh Cerrah'taki Filistinliler İsrail'in zorunlu göç tehdidiyle karşı karşıya
İşgal altındaki Doğu Kudüs'ün Şeyh Cerrah Mahallesi'nde 1956'dan beri yaşayan Filistinliler bugün İsrail'in zorunlu göç tehdidiyle karşı karşıya bulunuyor.
Şeyh Cerrah Mahallesi'nde Filistinli Mülteciler Ortak Komitesi ve UNRWA ile 1948'den sonra Doğu Kudüs ve Batı Şeria'yı yöneten Ürdün devleti arasında yapılan anlaşma çerçevesinde 1948'deki Nekbe'de (Büyük Felaket) mülteci konumuna düşen Filistinliler yaşıyor.
Yahudi yerleşimcilere ait örgütler ise Filistinlilerin bugün yaşadıkları Şeyh Cerrah Mahallesi'ndeki arazileri 1948'den önce satın aldıklarını iddia ediyor.
Ne olmuştu?
Yıllardır yerlerinden edilme tehlikesi yaşayan 27 Filistinli ailenin korku ve endişeleri İsrail makamlarının baskılarıyla yeni bir boyut kazanmış durumda.
Kudüs Sulh Mahkemesi Yahudi yerleşimcilerin talebi üzerine 2019'da Şeyh Cerrah Mahallesi'nde oturan 12 Filistinli ailenin evlerini yerleşimciler lehine boşaltmaları kararı vermişti.
Karara göre bu ailelerden 4'ünün ocakta evlerini boşaltmaları gerekiyordu. Ailelerin itirazı üzerine kararın temyiz edilerek yeniden mahkeme sürecinin başlaması kararlaştırılmış ancak İsrail Merkezi Mahkemesi şubat ortalarında bu 4 ailenin itirazını reddetmişti.
İsrail Merkezi Mahkemesi bu yılın başında 7 ailenin evlerini Yahudi yerleşimcilere bırakmak üzere boşaltması kararı vermişti.
İsrail mahkemesi son olarak 4 Mart'ta Şeyh Cerrah Mahallesi'nde yaşayan Filistinli 3 ailenin evlerini boşaltmaları kararına yönelik itirazlarını reddetmişti.
İşgal altındaki Doğu Kudüs'te 18 yasa dışı Yahudi yerleşim birimi bulunuyor. Bu yerleşim birimlerinde 220 binden fazla Yahudi yerleşimci ikamet ediyor
================================
İÇKİ SATIŞ YASAĞI | "SINIRLAMA ANCAK KANUNLA OLABİLİR"
İçki satış yasağı hangi yönleriyle hukuka aykırı? Esnaf ne yapabilir? Genelgenin ihlaline ilişkin ceza ne olabilir? Ankara Barosu Toplumsal Dava ve Hukuk Araştırmaları Merkezi Başkanı Avukat Doğan Erkan anlatıyor.
Dilek Şen İstanbul - BİA Haber Merkezi 04 Mayıs 2021 Salı 13:36
○Bu söyleşi İçişleri Bakanlığı'nın "Market Tedbirleri" genelgesinden önce (3 Mayıs'ta) yapıldı
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 26 Nisan'da açıkladığı ülke genelinde "tam kapanma" beraberinde alkollü içki satış yasağı tartışmalarını getirdi.
Zira marketlerde içki satılıp satılmayacağı böyle bir yasağın doğrudan yaşam biçimine yönelik bir müdahale olduğu kararın uygulanamayacağı günlerce tartışıldı.
En nihayetinde İçişleri Bakanlığı bugün alkollü içki satışını da içeren "Market Tedbirleri" genelgesini yayımladı ve doğrudan "alkollü ürün" satışını "kısıtladı. "
Ankara Barosu Toplumsal Dava ve Hukuk Araştırmaları Merkezi (TDHAM) Başkanı Avukat Doğan Erkan kararı bianet'e değerlendirdi.
YASAK HANGİ YÖNLERİYLE HUKUKA AYKIRI?YASAK HANGİ YÖNLERİYLE HUKUKA AYKIRI?
Birincisi biz bu evde içki içme meselesini özel hayatın gizliliği kapsamında görüyoruz. Özel hayatın gizliliğini ihlâl eden bir alana müdahale ediyor burada iktidar.
Anayasa 20. Maddenin üst başlığı 'özel hayatın gizliliği ve korunması'. Yani hem gizlidir hem de korunması gerekir.
Milli güvenlik kamu düzeni kamu sağlığı gibi sebeplerle sınırlanabilir. Ama kanunla ya da kanuna dayanan mahkeme kararıyla diyor Anayasa.
Dolayısıyla idarenin herhangi bir temsilcisinin düzenleyici işlemle yasaklama yetkisi yoktur bunu.
İkincisi bu ancak saydığımız üç sebebe bağlı olarak sınırlanabilir. Yine evde içilebilecek bir içkinin buradan yayılacak bir hastalıkla ilgisi olmadığı da çok açık.
Eve kapandıktan sonra içilecek içkinin kamu sağlığıyla da ilgisi artık yok. Bu durumda devlet kısıtlama yetkisini kötüye kullanıyor demektir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 17. Maddesi anlatır bunu da.
"HUKUKİ NORM DA FORM DA YOKTU""HUKUKİ NORM DA FORM DA YOKTU"
İlk başta arkasında hukuki normu olmadığı gibi hukuki formu da yoktu. Herhangi bir genelge çıkarmadılar ya da belge tanzim etmediler.
Siyasi iktidar temsilcilerinin ağzından çıkan sözlerle başladı. Ama buna hukuk diyemeyiz en fazla emir verme deriz. Buna da kanunsuz emir dedik. Aslında uyma zorunluluğu da yok. Bu emri vermenin kendisi anayasaya aykırı.
Sonrasında valiliklere bağlı hıfzıssıhha kurullarına yazılı alkol satış yasağı kararları aldırmaya başladılar.
Ben "Bu anayasaya aykırı yasağa uymayın çağrısı" yaptım. Hâlâ da yapıyorum. Uyulacak anayasal bir yasak yok ortada Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) uzantısı olmuş sözde kurulların anayasayı ihlal eden yazıları var.
TIKLAYIN - İçki satış yasağı var mı yok mu?
https://bianet.org/bianet/toplum/243328-icki-satis-yasagi-var-mi-yok-mu
TIKLAYIN - "Esnaf yasaklarla iyice zora düşüyor"
Anayasa ve yasalarca yasaklanmamış bir tüketim maddesinin tüketici tarafından satın alınmasını engelliyor. Bu da tüketici hakları ihlali.
Örneğin aynı market içinde kola alabiliyoruz da neden şarap alamıyoruz? İkisi arasında pandemiyle bağlantı toplum sağlığını ilgilendiren nasıl bir fark var? Tek fark var. Burada bir din kuralı var. Bu çok açık. Neden bir tek alkollü içki? Dinsel kurala dolanıyor iktidar. Biz de bunu görüyoruz.
İçkiyi alıp götürüp evde içmemize de müdahale ediyorsa dinsel kuralı evin içine sokuyor demektir. Bu doğrudan laikliğe aykırı. Buna karışamaz iktidar. Karışırsa laik değildir. Anayasal hukuk kuralı koyma usullerine temel hak ve özgürlüklere ve dolayısıyla laikliğe aykırı.
Diğer yandan buradan para kazanan ve geçinimini sağlayan esnafın çalışma hakkına da müdahale var. Anayasal çalışma hakkı da ihlal ediliyor.
Ne yapsın esnaf evine nasıl ekmek götürsün? Bir yardım bir katkı sağlıyor musun çalışma yasağında devlet olarak? O da yok. Hukuk devleti de yok sosyal devlet de yok laik devlet de yok ceberrut devlet kalıyor geriye.
AKP'NİN MEMURLUĞUNU YAPMAKAKP'NİN MEMURLUĞUNU YAPMAK
ESNAF NE YAPABİLİR BU YASAK KARŞISINDA?ESNAF NE YAPABİLİR BU YASAK KARŞISINDA?
Ben kendi adıma "Bu fiili duruma direnin" diyorum. Çünkü hukuki norma uymayan fiili durum yaratılıyor. Sonuçta bu idari bir tasarruftur. Dirensinler başlarına gelecek her yaptırıma karşı dava açarız.
Eni sonu para cezası yer esnaf. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) kadar götürürüz onları da. Fiili durumlar dirençle aşılır. O nedenle ben hukuki bir direnme öneriyorum. Hukuksuzluğa karşı direnme haktır 1789'dan beri haktır.
Birincisi anayasaya açıkça aykırı sözde hıfzıssıhha kurulu kararları var. İkincisi bunlarda da kurul üyelerinin imzalarının tamamlanmadığını görüyoruz.
Usulen de kurul kararları oluşmadı aslında. AKP'nin memuru olmuş mülkiyenin amirleri olduğunu unutmuş siyasal ve ideolojik valilerin kurul adına aldıkları kararlar var. Bunları kabul etmiyoruz.
"BUNA MI HUKUK DİYECEĞİZ?""BUNA MI HUKUK DİYECEĞİZ?"
Dördüncüsü hıfzıssıhha kararı görünümlü bu valilik emirnamelerinde alkollü içkinin pandemi tedbirleriyle bağlantısı ortaya konmuş değil. Kısıtlama yetkilerinin ölçütleri olan meşru amaç orantılılık ölçülülük yok. Belirlilik yok gerekçelilik yok. Kağıda yazılmış yazı var. Buna mı hukuk diyeceğiz?
Hiç unutulmasın temel hak ve özgürlüklere çalışma hakkına evlerimizdeki özel yaşamlarımıza ve tüketici haklarına uzanmış bir sınırlama Anayasanın 13. Maddesi gereğince ancak kanunla olabilir. Ve yukarıdaki ölçütlerle birlikte olabilir ancak bunların hiçbiri yok.
Kapanmak zorunda kalan ya da satış yasakları sebebiyle gelirleri azalan her esnaf "kamu külfetlerinin denkleştirilmesi ilkesi" gereğince öncelikle İçişleri Bakanlığı'na ya da kurul kararı var görünen valiliklere zarar tazmini başvurusu yapmalı. Bunun reddi halinde idari dava açmalı.
SUÇ DEĞİLSUÇ DEĞİL
Genelgeye uymamanın cezası ne olabilir? Yurttaşlar ya da esnaf neyle karşılaşabilir?
Zabıta gelir. Burada uygulayıcı olan valiliğin ya da hıfzıssıhha kurulunun yetkilileridir. Bunlar gelir para cezası keser gider. Bundan başka bir işlem yapamazlar. Bu bir suç değil gözaltı yetkisi yok. Bir idari tedbir. Buna adli soruşturma yürütemez.
Öte yandan kanuna aykırı emir yerine getireni ceza almaktan kurtarmaz. Yazılı bir emir almadan esnafa müdahale eden polis suç işliyor demektir. Kolluk görevlileri asla gözaltı yakalama gibi tedbirlere başvuramazlar. Para cezalarına karşı da ayrıca iptal ve itiraz davaları açılır.
27 NİSAN'DAN BU YANA İÇKİ SATIŞI27 NİSAN'DAN BU YANA İÇKİ SATIŞI
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 6 Nisan'daki Kabine toplantısının ardından koronavirüs salgınına önlem olarak 29 Nisan ile 17 Mayıs arasında "tam kapanma" uygulanacağını açıkladı. İçişleri Bakanlığı da yayımladığı genelgeyle bu uygulamanın içeriğini belirledi.
Genelgede hafta sonları uygulanan alkollü içki satışı yasağına ilişkin herhangi bir madde yer almadı. Mesele kamuoyunda tartışmalara neden oldu.
SOYLU: SORU İŞARETİ YOKSOYLU: SORU İŞARETİ YOK
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu 27 Nisan'da tekel bayilerinin kapalı olup olmayacağı sorusuna "İstisnada yer almıyor ve kapalı. Bu açıdan hem bir muafiyet yok hem de soru işareti de söz konusu değil" diye yanıt verdi.
Türkiye Tekel Bayileri Platformu Başkanı Özgür Aybaş ise genelgede satış yasağıyla ilgili bir maddenin yer almadığını hatırlatıp "Satışı yasal bir ürün kanuna aykırı şekilde yasaklanamaz" dedi ve tekel bayi esnafına kendilerine gelen tebliğleri imzalamama çağrısı yaptı.
TESK BAŞKANI PALANDÖKEN: OLMAYAN YASAK!TESK BAŞKANI PALANDÖKEN: OLMAYAN YASAK!
Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken de genelgede böyle bir yasağa yer verilmediğini söyleyip şöyle konuştu:
"Ne yapacağız biz kendi kendimize 'Yasal düzenleme yayımlanmadı ama yasak var' deyip kafamıza göre yasak mı uygulayacağız? Şu anda ülke olarak olmayan bir yasağı konuşuyoruz. Biz doğal olarak satmaya devam edeceğiz. Yasakla ilgili bir genelge yayımlanır da bize yazı gelirse o zaman gereğini yapar tüm teşkilatımıza 'Yasak geldi satmayın' deriz. "
"YASAKLAMA" DANIŞTAY'DA"YASAKLAMA" DANIŞTAY'DA
Ankara Barosu ise dün (29 Nisan) İçişleri Bakanlığı genelgesinde yer almamasına rağmen "tam kapanma" sürecinde işletmelere içki satışı yasağı getirilmesinin yürütmesinin durdurulması talebiyle Danıştay'da dava açtı.
Baro'nun Twitter hesabından yapılan açıklamada "Baromuz tarafından İçişleri Bakanlığı'nın genelgesinde yer almamakla birlikte Anayasa'ya aykırı şekilde fiili olarak uygulanan alkollü içki satışı yasağına ilişkin uygulamanın yürütmesinin durdurulması ve iptali istemli olarak Danıştay'da dava açılmıştır" denildi.
İÇİŞLERİ BAKANLIĞI: KASITLI TUTUMİÇİŞLERİ BAKANLIĞI: KASITLI TUTUM
Türkiye Tekel Bayileri Platformu Başkanı Özgür Aybaş da 30 Nisan'da tam kapanma sürecinde uygulanacağı belirtilen içki satış yasağının kalktığını duyurdu. Ancak İçişleri Bakanlığı'nın Twitter hesabından yapılan paylaşım bu açıklamayı "yalanladı.
Bakanlık açıklamasında içki satışına ilişkin doğrudan bir yasaktan bahsetmese de "kapanma döneminde yanlış bilgilendirmeye yönelik kasıtlı tutumlarla ilgili gerekli hukuki müracaatların başlatılacağını" belirtti.
ESNAF "SATACAĞIZ" DEDİESNAF "SATACAĞIZ" DEDİ
Aybaş da bazı tekel bayilerde yasağın sürdüğüne ilişkin sosyal medya paylaşımlarının ardından "yasak yok" duyurusunu Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken'in dünkü açıklamasına dayandırdığını söyledi:
"Şu anda tekel bayilerini kapatmaya zorluyorlar hatta kapattırıyorlar. Zincir marketlerde alkol satışı serbest küçük esnaf tekel bayilerine baskı var. TESK Başkanı Bendevi Palandöken dün açıklama yaptı 'Satış yapacağız' diye. O konuşmaya istinaden yasak yoktur. "
SOYLU KARARI SAVUNDUSOYLU KARARI SAVUNDU
Soylu Kütahya Valiliği'nin içki satışına ilişkin açıklamasını "retweet" yaptı. Valilik açıklamasında marketlerdeki içki satışının 81 ilde olduğu gibi Kütahya'da da yasak olduğunu ve tekel bayilerinin faaliyetlerinin tam kapanma süresince sınırlandırıldığını yazdı.
Gazeteci Candaş Tolga Işık da Soylu'nun kendisine 17 günlük "tam kapanma" süresince marketlerde içki satışının yasak olduğunu söylediğini yazdı.
Işık'ın Twitter'dan aktardığına göre Soylu "Doğru değil tam kapanma boyunca devam edecek. Kısıtlamalar başladığında 63 bin olan vaka sayısını bugün 31 binlere getirdik. Demek ki aldığımız kararlar doğru..." dediğini söyledi.
CHP'Lİ BELEDİYELERİN İMZASI YOKCHP'Lİ BELEDİYELERİN İMZASI YOK
Yasak il hıfzıssıhha kurullarının kararlarına dayandırıldı. Kurullar kararları "oybirliği" ile aldıklarını açıkladı. Cumhuriyet Halk Partili (CHP) belediyeler bu açıklamaları yalanladı.
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer Aydın Büyükşehir Belediyesi Başkanı Özlem Çerçioğlu Kırklareli Belediyesi Mehmet Siyam Kesimoğlu ve Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan bu kararlara imza atmadıklarını söyledi.
GENELGE YAYIMLANDIGENELGE YAYIMLANDI
İçişleri Bakanlığı son olarak bugün (4 Mayıs) alkollü içki satış yasağını bir genelgeye "konu etti" ve sorunu böylece "çözmüş" oldu.
81 ilin valiliklerine gönderilen "Market Tedbirleri" başlıklı genelgeye göre marketlerde vatandaşların zorunlu temel ihtiyaçları dışında herhangi bir ürün satışına izin verilmeyecek.
(DŞ)
================================
AYÇİÇEK YAĞI YİNE 'EN FAZLA İTHAL EDİLEN ÜRÜNLER' ARASINDA
04.05.2021 16:59
Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu'nun Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan Dış Ticaret Verileri baz alınarak hazırlattığı verilere göre; 2020'de en fazla ithal edilen üçüncü ürün olan ayçiçeği yağında ithalat trendi devam etti. Ayçiçeği yağı 2021 yılında da en çok ithal edilen ürünler arasında yer aldı.
Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu'ndan yapılan açıklamaya göre 2021 yılının ilk 3 ayında tarım gıda ve içecek sektörü 5 2 milyar dolar ihracat 4 4 milyar dolar ithalat gerçekleştirdi. 2021'in ilk 3 ayında sektörün dış ticaret dengesi önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 28 5 geriledi.
Özet Ticaret Sistemi'ne göre yayınlanan dış ticaret verilerine göre 2021'in ilk 3 ayında ihracat önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 9 2 artarak 5 19 milyar dolara ithalat yüzde 21 4 artarak 4 35 milyar dolara ulaştı.
Aylık bazda bakıldığında Mart 2021'de ihracat önceki yılın aynı ayına göre yüzde 15 6 artarak 1 87 milyar dolar aylık ithalat yüzde 41 5 artarak 1 67 milyar dolar olarak gerçekleşti. Aylık ithalattaki yıldan yılda bu büyük artış olumsuz bir durum olarak dikkati çekti. Son dönemde yurt içinde fiyat artışları ile sıkça gündeme gelen ve 760 milyon dolarlık ithalat ile 2020'de en fazla ithal edilen üçüncü ürün olan ayçiçek yağında ithalat trendi devam etti. Ayçiçeği yağı 2021 yılında da en çok ithal edilen ürünler arasında yer aldı.
2021 yılı mart ayında en çok ihraç edilen ürünler ise fındık içi buğday unu ve rafine ayçiçeği yağı olarak sıralanırken en çok ithal edilen ürünler buğday ham ayçiçeği yağı ve soya fasulyesi oldu.
İTHALATTAKİ ARTIŞ TRENDİ 2021 YILI BAŞINDAN BERİ DEVAM EDİYOR
Aylık bazda ithalattaki bu önemli artış dış ticaret dengesine de olumsuz yansıdı. Ocak 2021'de dış ticaret dengesi önceki yıla kıyasla yüzde 38 4 daha düşüktü. 2021'in ilk 2 ayında dış ticaret dengesi önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 13 düşük seviyede 0 64 milyar olarak gerçekleşmişti. 2021'in ilk 3 ayında ise dış ticaret dengesi önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 28 5 düşerek 0 84 milyar dolar olarak gerçekleşti. Şubat ayında bir toparlanma olsa da dış ticaret dengesinin halen önceki yıldan belirgin şekilde düşük olması dikkati çekti.
Birim ihracat değeri 2021'in ilk 3 ayında önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 1 artarak 1.088 dolar/ton olarak gerçekleşti. İthalat birim değeri ise önceki yılın aynı ayına göre yüzde 28 7 artışla 583 dolar/ton'a yükseldi. Birim ithalat değerindeki bu büyük artış da olumsuz bir gelişme olarak değerlendirildi.
DIŞ TİCARETTE ÖNE ÇIKAN ÜLKELER
2021'in ilk 3 ayında dış ticaret verileri ülkeler bazında incelendiğinde Türkiye'nin en çok ihracat yaptığı üç ülke 586 milyon dolar ile Irak 402 milyon dolar ile Almanya ve 356 milyon dolar ile Rusya şeklinde sıralandı.
Bu 3 ülkeye yapılan ihracat toplam ihracatın yüzde 25 9'unu oluşturdu. Ülkelere göre en çok ihraç ettiğimiz ürünler Irak için un tavuk eti gofret ve waffle; Almanya için ambalajlı fındık fındık içi ve fındık püresi; Rusya içinse mandalina domates ve alabalık oldu.
Ülke bazında ithalat verileri incelendiğinde 2021 yılının ilk 3 ayında en fazla ithalat yapılan ülkeler 1.116 milyon dolar ile Rusya 314 milyon dolar ile Ukrayna ve 251 milyon dolar ile Brezilya oldu. Rusya Ukrayna ve Brezilya yapılan ithalat toplam ithalatın yüzde 38 6'sını oluşturdu.
Rusya'dan yapılan ithalatta öne çıkan ürünler buğday ham ayçiçeği yağı ve dane mısır; Ukrayna'dan dane mısır soya fasulyesi ve buğday; Brezilya'dan yapılan ithalatta soya fasulyesi kahve ve sığır öne çıktı. (ANKA)
https://www.birgun.net/haber/aycicek-yagi-yine-en-fazla-ithal-edilen-urunler-arasinda-343596
================================
EMNİYETİN GENELGESİNE KARŞI BİR DAVA DA KAYSERİ BAROSU'NDAN
04.05.2021 11:36
Ankara Diyarbakır Kars ve Eskişehir barolarının ardından Kayseri Barosu da Emniyet Genel Müdürlüğü'nün toplumsal olaylarda görüntü ses ve fotoğraf alınmasına engel olan genelgesine karşı dava açtı.
Kayseri Baro Başkanlığı basının toplumsal olaylarda görüntü ses ve fotoğraf almasına engel olan Emniyet Genel Müdürlüğü genelgesinin iptali istemiyle Danıştay'a dava açtı.
Kayseri Baro Başkanı Av. Cavit Dursun "Kamusal olaylarda kolluğa ses kaydı ve görüntü alınmasını engelleme emri veren ve bu kapsamda temel hak ve özgürlükler ile anayasa ve kanunlara açıkça aykırı" dediği genelge hakkında yürütmeyi durdurma ve iptal istemiyle Danıştay nezdinde dava açtıklarını söyledi.
Daha önce Ankara Diyarbakır Kars ve Eskişehir baroları da Emniyet Genel Müdürlüğü genelgesinin iptali için dava açmıştı.
Ankara Barosu açtığı davanın dilekçesinde genelgeyi "Özel hayatın gizliliği" argümanıyla savunan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun demeçlerine de yanıt vererek şöyle demişti:
"Ses ve konuşmaların kayıt edilmesinin suç olarak değerlendirilebilmesi için öncelikle özel hayat ve özel hayatın gizliliği kavramlarının açıklanması gerekmektedir. TCK m.134'ün gerekçesinde 'başka suretle başkaları tarafından görülmesi mümkün olmayan bir özel yaşam olayı' denilmektedir. Buna göre herkes tarafından bilinebilecek durumdaki olayların ve olaylar esnasında yapılan konuşmaların ses kaydının alınması özel hayatın ihlali suçunu oluşturmamaktadır. (…) Yargıtay CGK kazai içtihat niteliğindeki kararında iddialarını ispat etmek amacına yönelen ses ve görüntü kaydetme kişisel veri kaydetme özel hayata ilişkin ses ve görüntüleri dinleme izleme ya da kaydetme kişisel verileri kaydetme ele geçirme eylemlerini hukuka uygunluk sebebi saymıştır. Açıkça Yargıtay ceza usul hukukundaki delil-ispat hakkını özel yaşam/kişisel veri olgusundan daha üstün değer olarak görmüştür. "
detay
Ankara Barosu Emniyet genelgesinin iptali için dava açtı: Her yurttaş suçu delillendirme ihtiyacı hissedebilir
https://www.birgun.net/haber/emniyetin-genelgesine-karsi-bir-dava-da-kayseri-barosu-ndan-343555
================================
DÖVİZ BİTİNCE SIRA ALTINA GELDİ
04.05.2021 08:41
Dünya Altın Konseyi bu yılın ilk 3 ayında en çok altın satan merkez bankasının TCMB olduğunu duyurdu. 3 ayda 31 5 ton altın satıldı. Dünya Altın Konseyi raporunda satışların krizden kaynaklandığını vurguladı.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) döviz rezervleri son iki yılda iktidarın para politikasını finanse edebilmek için eritildi. Bu süreçte döviz rezervlerinden 128 milyar dolar büyüklüğünde kaynak piyasaya döviz kurlarını ucuz tutabilmek adına sermayedarlara satıldı.
Aynı süreçte ise altının dolar karşısında değerinin yükselmesi ve döviz rezervlerinin erimesi nedeniyle Merkez Bankası'nın altın rezervleri önem kazandı. En son açıklanan 23 Nisan'la biten haftada Merkez Bankası'nın brüt toplam 88 milyar 676 milyon dolar büyüklüğünde rezervi var. Ancak bunların 40 milyar 730 milyon doları altın şeklinde tutuluyor. Altının dolar cinsinden değeri artıkça rezervler içinde altının ağırlığı da artıyor.
Geri kalan döviz rezervleri ise Merkez Bankası'nın borçları çıkarıldığında eksiye düşüyor. Ancak son aylarda yaşanan bir gelişme rezervlere ilişkin yeniden tedirginlik yaratmaya başladı.
Dünya Altın Konseyi (World Gold Council) 2021'in ilk çeyreğine ilişkin verilerini yayımladı. Verilere göre ilk çeyrekte en çok altın satan merkez bankası TCMB oldu. Konseyin raporunda altın satışlarının ekonomik krizden ve kur krizinden kaynaklandığı vurgulanırken raporda şu ifadelere yer verildi: "Bu çeyrekte en büyük altın satıcısı altın rezervleri 31 5 ton azalarak 512 6 tona gerileyen Türkiye oldu. Türkiye'nin altın rezervleri 3 çeyrektir azalıyor ve 2017'den bu yana Türk altın rezervlerindeki en büyük üç aylık düşüş 2021'in ilk çeyreğinde yaşandı. Satışlar kısmen liranın o zamandan bu yana neredeyse yüzde 18 oranında düştüğü ülkede devam eden ekonomik krizden ve kur krizinden kaynaklandı. "
https://www.birgun.net/haber/doviz-bitince-sira-altina-geldi-343536
================================
SİSTEM DÖKÜLÜYOR TADİLATI İMKANSIZ
04.05.2021 07:57
Ülkeyi daha iyi yönetecekleri iddiasıyla getirdikleri başkanlık sistemi tıkandı. Tüm kurumlar işlevini yitiriyor ülke kararname ve genelgelerle yönetiliyor. Kurgusu baştan yanlış altyapısı iktidarda kalmak üzerine inşa edilmiş sistem ne ekonomiye ne de sağlığa çözüm üretiyor. Ülke felakete sürükleniyor.
Mehmet Emin KURNAZ
Parlamenter sistemin açmazlarının "daha hızlı etkili ve istikrarlı" bir karar alma mekanizması ile aşılacağı iddiasıyla hayata geçen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi krizden çıkamıyor. Referandumun üzerinden geçen üç yılı aşkın sürede tüm yetki Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bağlanırken TBMM ve bakanlıklar başta olmak üzere bütün kurumlar birer birer işlevini yitirdi. Meclis Saray'ın gerek duyduğunda kararlarına onay aldığı bir aparata dönüştü. Bakanlıklar ise birer gölge haline geldi. Tüm kamu idarelerinde görevli memurların disiplin amirliği bile doğrudan Saray'a bağlandı.
Saray gelinen noktada ülkeyi kararname ve genelgelerle yönetiyor. Büyük meselelerde Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri devreye giriyor. Bir gecede İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılıyor. "Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin değişmesine yönelik Cumhurbaşkanlığı kararnamesi" şeklinde zincirleme trajikomik kararnameler hayata geçiyor. Daha küçük ölçekli meselelerde ise genelgeler devreye giriyor. Hatta çoğu zaman önce karar alınıyor ardından bir genelge çıkıyor.
'TELEVİZYONDA SÖYLEDİLER'
Tam kapanma öncesinde yayımlanan genelge ise durumu en net anlatan fotoğraflardan biri oldu. İktidar genelgede yer almamasına rağmen içki satışını valilikler eliyle yasaklamaya çalıştı. Markette ceza kesen bir polisin "tebligat yok televizyonda söylediler" cümlesi durumu özetliyor. Keyfilik bir yönetme biçimine dönüşürken sokağa çıkma yasağından kimin muaf olacağı sorusuna bile net yanıt verilemiyor. Hemen ek genelgeler çıkıyor eksikler giderilmeye çalışılıyor. O da yetmezse Valilikler devreye giriyor parti binalarına pankart asmak da içki satmak da komik bahanelerle yasaklanıyor.
HALK ONAY VERMİYOR
Kamuoyu yoklamaları milyonların yönetimden duyduğu rahatsızlığı anlatmaya yetiyor. MetroPOLL'ün anketine göre AKP'ye destek ilk kez yüzde 27'ye düştü. MHP ise tüm anketlerde baraj altında. Son yayımlanan Türkiye Raporu haftalık bültenine göre halkın yüzde 78'i salgının ekonomi boyutundaki yönetiminin yüzde 75'i ise eğitim boyutundaki yönetiminin çok kötü olduğunu düşünüyor. Merkez Bankası'nın kayıp rezervleri sorusundan İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılmasına kalabalık kongrelerden kendilerine serbest olan kalabalık cenaze törenlerine dek halk hiçbir konuda Saray ittifakına onay vermiyor.
HER ŞEY İKTİDAR İÇİN
Bugün ülke sorunlarına çözüm üretecek mekanizma çözülmüş durumda. Tüm yönetim Saray'a sıkıştı. Üstelik Erdoğan'ın etrafında güvenebileceği bir ekibi de yok. Yolsuzluklar ve gölge bakanlıklara yapılan atamalar vasatlığın boyutunu gösteriyor. Sağlık Bakanı'ndan İçişleri Bakanı'na tüm kabine diken üzerinde. Başkanlık sisteminin kaçınılmaz bir sonucu olan bu tıkanma üstelik dönemsel değil bizzat yapısal bir krize işaret ediyor. Tüm yetkinin bir merkeze toplandığı kurgusu baştan yanlış tüm altyapısı iktidarda kalmak üzerine inşa edilmiş sistem kısa sürede çöktü. Erdoğan ve küçük ortak Bahçeli için U dönüşü yapmak da neredeyse imkansız. İçinde bulunduğumuz rejim komple bu sistem üzerine kurulu. Saray ittifakı içinse krizleri aşmanın bir yolu bulunmuyor.
HİÇ KİMSE SORUMLULUK ALMAK İSTEMİYOR
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin anlatıldığının tam tersi bir durum yarattığına vurgu yapan Sabancı Üniversitesi Öğretim Görevlisi Berk Esen son genelgelerin yansımalarını şöyle ifade ediyor:
"Birincisi başkanlık sistemi söylendiği gibi etkin başarılı hızlı karar alan bir sistem değil. Hızlı ama yanlış kararlar alan aynı hızla da bu kararları değiştiren bir sistem. Bunun yanında bürokrasiyi de hallaç pamuğu gibi atan bürokrasinin işlemesine de engel olan bir sistem. Normalde bürokrasinin bakanlıkların yapacağı politikalar sonucu karar alınması gerekirken tam tersi oluyor. Aşılanma nasıl işleyecek kimler kapanma kapsamı dışında kalacak bunların hepsi ilgili bakanlıkların rahatça politika üretip düzenleyebileceği alanlarken sistem gereği böyle olmuyor. Herhangi bir politika ortaya konmadan hızla karar alınıyor karar alındıktan çok sonra genelge çıkarılıyor.
Bürokratik açıdan bu içinden geçtiğimiz dönemin absürtlüğünün bir sebebi de kimsenin sorumluluk almak istememesi. Çünkü tek karar mercii var ve onun dışında hükümet içerisinden de hiç kimse hiçbir kurum bu kararlar ve yasaklar konusunda sorumluluğun altına girmek istemiyor. Sadece İçişleri Bakanlığı yasaklar kapanma konusunda öne çıkıyor o da kendine göre süreci işletiyor. Tabii bakanların da yetkileri sınırlanmış durumda bu hükümet sisteminde. Artık bakanlıklar yok kabine var bakanlar zaten sorumluluk alabilecek durumda değil. Yani bu sistem sadece parlamentoyu değil bakanlıkları da devre dışı bırakıyor ve etkisiz bir kabineye dönüştürüyor. İkincisi kapanmayı bahane olarak kullanarak kendi gündemlerini hayata geçiriyorlar. Bu son içki yasağından da gördüğümüz kapanma bahanesiyle kendi İslamcı gerici politikalarına kapanmayı da bahane etmiş oldular genelge yoluyla. Bunun yanında turistlere sağlanan ayrıcalıklar da yurttaşlara sağlanmıyor bunun da yolu açıldı. "
KARARNAMELERİN KARARNAMESİ ÇIKARILIYOR
Son dört ayda gerçekleşen bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile genelgeler şöyle:
Şubat ayında Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi isimli bir kararname yayımlandı. Bu kararname ile Erdoğan'ın daha önce yaptığı düzenlemeler değiştirildi çeşitli birimler yeniden şekillendirildi.
Nisan ayında yayımlanan bir diğer Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile de yeni bakanlıklar kuruldu.
İstanbul Sözleşmesi'nin feshedilmesi "kararlaştırıldı. "
İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürü Mehmet Aktaş'ın imzasıyla yayımlanan genelgeye göre eylemler sırasında polislerin görüntülerini ya da seslerini kaydetmek yasaklandı.
Valilikler ve İl Hıfzısıha Kurulları'nın kararları ile sokağa çıkma kısıtlamasının olduğu günlerde içki satışı sınırlandırıldı.
https://www.birgun.net/haber/sistem-dokuluyor-tadilati-imkansiz-343526
================================
BU FOTOĞRAFLARIN NESİ ÖZEL HAYAT?
04.05.2021 07:50
Emniyet'in 'kişisel veri' ve 'özel hayat' bahanesinin arkasına saklanarak yayımladığı genelge polis şiddetinin saklanmasını amaçlıyor. Birçok olayda polisin uyguladığı şiddet de bunu kanıtlıyor.
Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan ve polislerin toplumsal olaylarda görüntü ile ses kaydının alınmasının engellenmesini öngören genelgeye ilişkin tartışmalar sürüyor. 1 Mayıs protestolarında fiili olarak uygulanmaya başlanan genelgeyle polislerin uyguladığı şiddetin görüntülenmesi birçok noktada engellenmek istendi. Hem gazeteciler hem de yurttaşlar görüntü alırken polis müdahalesiyle karşılaştı.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun 'kişisel veri' ve 'özel hayat' bahane ederek savunduğu genelge aslında hem yurttaşa hem de basına sansür niteliği taşıyor. Soylu gazetecilerin engellenmesine ilişkin genelgede bir ifade olmadığını söylese de durum hiç de öyle değil. Öte yandan yalnızca 1 Mayıs değil polisin içinde olduğu birçok vakada Emniyet'in gizlemek istediği oldukça fazla done bulunuyor. Örneğin 2017 Newroz'unda üstünde bomba olduğu öne sürülerek öldürülen Kemal Kurkut bunlardan birisi. Ayrıca Gezi direnişinde ülkenin birçok noktasında süren eylemlerde polisin yurttaşlara uyguladığı şiddet de Emniyet'in gizlemek isteyeceği türden. Bunun yanında son olarak Boğaziçi direnişindeki görülenler… Polisin müdahale sırasında öğrencilere uyguladığı orantısız şiddet günlerce ülkenin en önemli gündemlerinden oldu.
GENELGEYE DAVA
Ankara ve Diyarbakır baroları ile CHP genelgenin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Danıştay'da dava açtı. Yapılan başvurularda genelgenin Anayasa'ya ve hukuka aykırı olduğu vurgulanarak "Her bir yurttaş üstelik de kamusal bir alanda gerçekleşen bir olayı suç şüphesiyle delillendirmek ihtiyacı hissedebilir" denildi.
394 KİŞİYE 1 MAYIS GÖZALTISI
1 Mayıs'ta düzenlenen eylemlere katıldıkları gerekçesiyle gözaltına alınan 256 kişiden 247'si polis merkezindeki sorgularının ardından 9'u ise sevk edildikleri adliyeden serbest bırakıldı. Serbest bırakılanların tamamına koronavirüs tedbirlerine uymadıkları gerekçesiyle toplam 888 bin 64 lira para cezası uygulandı. Emniyet Genel Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada ise 19 Nisan-1 Mayıs arasında işçi bayramını kutlamak isteyen 394 yurttaşın gözaltına alındığı ifade edildi.
https://www.birgun.net/haber/bu-fotograflarin-nesi-ozel-hayat-343525
================================
AKP'Lİ BELEDİYE BAŞKANI GENELGEYİ HİÇE SAYDI TOPLU İFTAR DÜZENLEDİ
04.05.2021 00:06
İçişleri Bakanlığı'nın 81 il valiliğine gönderdiği genelgede Ramazan ayında toplu iftarların yasaklandığı bildirilmesine rağmen Kocaeli AKP'li Kartepe Belediye Başkanı Mustafa Kocaman yasağı hiçe sayarak bugün Fen İşleri Müdürülüğü personeliyle toplu iftar yaptı.
İçişleri Bakanlığı'nın 81 il valiliğine gönderdiği genelgede Ramazan ayında toplu iftarların yasaklandığı bildirilmişti. Kocaeli AKP'li Kartepe Belediye Başkanı Mustafa Kocaman bakanlığın genelgesine uymadı.
Sözcü'nün haberine göre Türkiye vaka sayılarındaki artışın önüne geçebilmek için tam kapanma yaşarken Belediye Başkanı Kocaman İçişleri Bakanlığı'nın toplu iftarı yasaklayan genelgesini ihlal ederek Fen İşler Müdürlüğü personeliyle toplu iftar yaptı.
Kocaman "Rabbim niyetlerimizi kabul eylesin. Bu akşam orucumuzu fen işlerimize bağlı çalışma arkadaşlarımızla sahada açtık" diyerek toplu iftarın görüntülerini sosyal medya hesabından paylaştı.
================================
AİHM'DEN DOKUNULMAZLIĞI KALDIRILAN KERESTECİOĞLU İÇİN KARAR
2016'da HDP'li milletvekillerinin dokunulmazlıkların kaldırılmasından sonra yapılan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvurularından ilk defa sonuç çıktı. Mahkeme HDP'li Mahkeme Filiz Kerestecioğlu hakkında "ihlal" kararı verdi.
04 Mayıs 2021 Salı 13:46
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Ankara Filiz Kerestecioğlu'nun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) yaptığı başvuru sonuçlandı.
Evrensel'in haberine göre; AİHM 4 Mayıs 2021 tarihli Kerestecioğlu kararında milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin 20 Mayıs 2016 tarihli Anayasa değişikliğinin AİHS'in 10. Maddesini ihlal ettiğine karar verdi.
AİHM Kerestecioğlu'nun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. Maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetti 5 bin avro manevi tazminat ile 4 bin avro mahkeme masrafı ödenmesine karar verdi.
Kerestecioğlu kararla ilgili "Bugün dokunulmazlığımın kaldırılmasına ilişkin başvuruma AİHM 10. maddeden ihlal verdi. Sevgili avukatlarım Ayşe Akkaya Gülşah Kaya ve uzaklardan bile yetişen Ayşe Bingöl'e çok teşekkürler. İyi ki kadın avukatlar var. İyi ki emeğimizi görünür kılan dayanışmamız var" açıklamasını yaptı.
================================
KARACA HÜKÜMETİN 'KEYFİLİĞİNİ' YAZDI: 'AKP SEÇMENİ ÜRPERİYOR'
HaberTürk gazetesi yazarı Nihal Bengisu Karaca yasal dayanağı olmayan alkol satış yasağının AKP'li seçmenler tarafından da iyi karşılanmadığını aktardı. Karasu yazısında "Muhafazakar ve dindar AK Partililer de bağlandıkları sevdikleri partinin 'keyfilik' tuzağının pençesinde olduğunu görüyor ve ürperiyorlar" dedi.
04 Mayıs 2021 Salı 13:13
Nihal Bengisu Karaca tam kapanma sürecinde uygulanan alkol satışı yasağının AKP'li seçmenin de tepkisini çektiğini aktardı. Karaca yazısında alkol yasağına ilişkin "Muhafazakar ve dindar AK Partililer de bağlandıkları sevdikleri partinin 'keyfilik' tuzağının pençesinde olduğunu görüyor ve ürperiyorlar" dedi.
Hükümetin bu tür politikaların seçmeni tarafından onaylanmadığını bildiğini de dile getiren Karaca "AK Parti sosyal hayata ilişkin geçici ya da kalıcı regülasyonlara girişirken yanlış algılanmak istemiyorsa her şeyden önce kendi algısının farkında olmalı. Ama yanlış algılanmak zaten planın parçası ise o başka tabii. Kendi halinde yılbaşı kutlayan insanların burnuna 'Mekke'nin fethi' etkinliğini dürtmek bir seküler tarafından nasıl anlaşılacaksa Ramazan ayında 'Çatlasanız da patlasanız da içkimi içeceğim' gündemi de normal bir Müslüman tarafından öyle anlaşılır. Ve hükümet bunu biliyor" dedi.
Karaca şöyle devam etti:
"Yani diyorum ki belki de tam olarak muhalefeti oluşturan kitlelerin kendisini körkütük bir 'alkol' savunması içinde bulması ve bu görüntünün muhafazakar çoğunluktaki kutuplaşma istencini derinleştirmesi öngörüldü. Ama 'kötü haber' şu ki bu öngörü işe yaramadı. Çünkü muhafazakar ve dindar AK Partililer de bağlandıkları sevdikleri partinin 'keyfilik' tuzağının pençesinde olduğunu görüyor ve ürperiyorlar.
Siz bakmayın sosyal medyadaki kötülük çetelerinin yaptıkları operasyonel hashtag kampanyalarına. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan ve yazının girişinde 'Çok daha vahim' ifadesini kullandığım genelge de tam olarak böyle bir ürpertiye tosluyor. "
https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/karaca-hukumetin-keyfiligini-yazdi-akp-secmeni-urperiyor-1833395
================================
TÜRK ŞİRKET ASLANLI METALÜRJİ AVRUPA'NIN ÜNLÜ ÇELİK DEVİNİ SATIN ALIYOR. İLK ADIM ATILDI
Eski Doğu Avrupa ülkelerinde iflasın eşiğinde olan veya kepenk indiren şirketler Türk yatırımcıların ilgisini çekmeye devam ediyor. Eyüpoğlu Ailesi'ne ait olan Epaş Grubu'na bağlı Türk şirket Aslanlı Metalürji Letonya'nın en ünlü metal şirketlerinden olan KVV Liepajas Metalurgs Steelworks'ü 3 milyon euroya satın almak istiyor.
4 Mayıs 2021 Salı - 11:01
Dünya gazetesinden Kerim Ülker'in haberine göre Türk şirketleri tarafından satın alınan sanayi firmalarına bir yenisi daha ekleniyor. Epaş Grubu'na bağlı Türk şirket Aslanlı Metalürji Letonya'nın en ünlü metal şirketlerinden olan KVV Liepajas Metalurgs Steelworks'ü satın almak istiyor.
TEKLİF 3 MİLYON EURO
Letonya'nın batısında yer alan Liepajas kentinde yer alan tesis için Türk firmanın 3 milyon Euro'luk teklifte bulunduğu ifade edilirken elektrikli çelik eritme kompleksine sahip olan tesis için alım sözleşmesi imzalandı.
Letonya Hükümeti tarafından onay verilmesi halinde Türkiye'nin Letonya'daki en büyük yatırımı da tamamlanmış olacak.
TAM 139 YIL ÖNCE KURULDU
KVV Liepajas Metalurgs hem Baltık hem de Slovenya tarihi açısından en önemli şirketlerden biri. Baltıklar ve Slovenya'nın ilk demir-çelik tesisi olan Liepajas Metalurgs 1882 yılında kuruldu.
Slovenya'nın ilk sanayi şirketi olarak da bilinen Liepajas Metalurgs beton yapıların güçlendirilmesi için çelik haddelenmiş çubuklar üretiyor.
Çelik şirketi Slovenya liginin en ünlü takımlarından olan FK Liepajas Metalurgs'un da sahibi. 2016 yılında krize giren şirket iflas etti. 2018'de Slovenyalı şirketi İngiliz çelik devi British Steel dahil birçok Avrupalı firma istedi ancak Slovenya makamları sadece satış değil Liepajas Metalurgs'un tekrar ayağa kaldırılmasını şart koşuyor.
200 MİLYON EUROLUK YATIRIM
Türk firma Aslanlı Metalürji ise bu şartı yerine getireceğini taahhüt etti. Türk firma 3-5 yıl içerisinde Liepajas Metalurgs'a 200 milyon Euro yatırım yapmayı planlıyor. Şu anda üretimin durduğu firmada yaklaşık 500 kişi işe alınacak. İleriki dönemde bu rakam bine ulaşacak.
================================
ALPER AKSOY : RABİA İŞARETİ YASAKLANIYOR
May 04 2021 15:10
ABD ya da Rusya Türkiye'nin içişlerine karışmaya kalkarsa kızarız tepki veririz. Ama biz Mısır'ın içişlerine her türlü karışma hakkını kendimizde gördük son sekiz yıldır.
"Ümmetin lideri" diye kendimize görev yükledik bir de… Osmanlı sultanları bile 400 yıl "Hilafet bizde ümmetin lideri biziz" demesine rağmen Arap dünyasına kendini kabul ettirememiş. Osmanlı'nın yanında etin ne budun ne?. . Biz kim oluyoruz ki?. .
PKK ve PYD'yi terör örgütü olarak kabul etmeyen devletlere kızıyoruz ağzımıza geleni söylüyoruz. Haklıyız da… Mısır'ın "Terör örgütü" gördüğü "İhvan-ı Müslim"e arka çıkıyoruz militanlarına Türkiye'de oturum veriyoruz aylık bağlıyoruz İhvan simgesi olan Rabia işaretini ekranlarda mitinglerde kullanıyoruz Mursi için gıyabi cenaze namazları kılıyoruz… Kendimize yapılmasını istemediğimiz ne varsa biz Mısır'a yaptık.
Yunanistan ABD'yi arkasına alıp "Mavi Vatan"ı işgale kalkınca Mısır'ın önemini anladık... Ve şimdi Mısır ile ikili ilişkileri geliştirmek için görüşmeler başladı. Mısır'ın masaya koyduğu haklı şartlar:
1. İhvanı bir terör örgütü olarak kabul edip Türkiye'de oturum verdiğin İhvancıları bana iade edeceksin.
2. Cumhurbaşkanı ve Bahçeli Rabia işareti yaparak İhvan terörüne destek vermeye devam edecekse buyrun kapı açık çıkabilirsiniz.
3. Türk Televizyonlarında İhvan propagandasını derhal durdurun ve içişlerimize asla karışmayınız.
4. Siz Mursi'ye gıyabi cenaze namazı kıldınız ama biz PKK'lı teröristlere bunu yapmadık. Aklınızı başınıza alın!. .
Görüşmelerden sızan bilgilere göre 3. madde hemen kabul edilip "Ekranlarda İhvan propagandası yasağı" örtülü olarak başlatılmış. Göreceksiniz diğer 3 maddeyi de kabul edeceğiz. Ülke çıkarı için etmemiz de gerekir.
İmam-Hatip Ortaokulu ideolojisi ve seviyesi ile devlet yönetilemez. "Camdan köşkü olanlar başkasının penceresine taş atmasın" demiş atalarımız ama biz İhvan'a sahip çıkmak adına Mısır'a her türlü taşı attık.
"Demir tava geldi kömür tükendi
Akıl başa geldi ömür tükendi. "
Alper Aksoy
https://www.guncelmeydan.com/pano/rabia-isareti-yasaklaniyor-t50071.html
================================
CHP'Lİ SARIBAL ATATÜRK DÖNEMİNİ HEDEF ALDI! DERSİM HAREKATI'NA 'KATLİAM' DEDİ
CHP Bursa Milletvekili ve Parti Meclisi Üyesi Orhan Sarıbal gerici isyana karşı Kemalist önderliğin başlattığı Dersim Harekatı'nı "katliam" olarak tanımladı!
04 Mayıs 2021 16:53
Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili ve Parti Meclisi Üyesi Orhan Sarıbal bölücü ve feodal karakteriyle bilinen Dersim İsyanı'na sahip çıktı.
İsyana karşı Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün Başbakanlığı döneminde başlatılan Dersim Harekatı'nı "katliam" olarak tanımlayan Sarıbal Twitter hesabından yaptığı paylaşımda "Unutmadık asla unutmayacağız! Dersim katliamında yitirdiğimiz canları saygıyla anıyorum. " ifadelerini kullandı.
https://www.veryansintv.com/chpli-saribal-ataturk-donemini-hedef-aldi-dersim-harekatina-katliam-dedi
================================
TOPLU BALIK ÖLÜMLERİ TÜRKİYE GÜNDEMİNDE!
Tekirdağ'da yaşanan toplu balık ölümleri Türkiye'nin gündemine oturdu. Ölümlerin çevredeki fabrikadan kaynaklandığı öne sürülürken Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ekipleri dere suyundan ve ölü balıklardan numune aldı. Yaşanan olayla ilgili olarak çevreciler sosyal medyadan durumu protesto etti.
Cihan Kayalı
Tekirdağ'ın Malkara ilçesinde bulunan Çimendere Deresi'nde yaşanan balık ölümleri vatandaşları tedirgin etti. Vatandaşlar olayı yetkililere bildirdi. Yapılan ihbar üzerine Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ile Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi ekipleri bölgeye gönderildi. Ekipler dereyi inceledi sudan ve balıklardan numune aldılar. Alınan numuneler incelenmek üzere laboratuvara gönderildi.
"10 YILDIR SESİMİZİ YETKİLİLERE DUYURAMIYORUZ"
Çimendere Deresi'nde bulunan balıkların can çekişerek öldüğünü belirten Çimendere Muhtarı Tolga Güngör derenin kirlendiğini söyledi. Kirlilikteki en büyük payın fabrika atıkları olduğunu söyleyen Güngür "Biz bu dereden 15 sene önce tarla suluyorduk balık tutuyorduk. Şimdi balıklarımız ölüyor tarlalarımızı sulayamıyoruz. 10 yıldır sesimizi yetkililere duyuramıyoruz. İnşallah yetkililer bu sefer sesimizi duyar. Deremiz eski haline döner" ifadelerini kullandı.
BESİCİLER VE ÇİFTÇİLER ZOR DURUMDA
Balık ölümlerinin nedeni olarak derenin geçtiği güzergâhtaki peynir fabrikası olduğunu öne süren mahalle sakini Fedai Işık ise yetkililere seslendi. Besicilerin ve çiftçilerin derenin kirlenmesiyle zor zamanlar geçirdiğini belirten Işık "Yaklaşık 10 yıldan beri dere bu şekilde akıyor. Sürekli bu derede balıklar ölüyor. Bizler hayvancılık yapıyoruz. Buradan hayvanlarımızı sulayamıyoruz. Tarlamızı sulayamıyoruz" dedi.
https://www.canlihaber.com/haber/7046907/toplu-balik-olumleri-turkiye-gundeminde
================================
TÜRK MALLARINI YASAKLAYAN ARAPLAR TÜRKLER SAYESİNDE DAHA DA ZENGİN OLDU. ARAPLARA TAVIR ALINMADI
Suudi Arabistan'ın Türk mallarına dönük boykotu devam ederken ithalat ile ihracat rakamları arasındaki fark dikkatleri çekiyor. Suudi Arabistan'ın Türkiye'den ithalatı nisanda 11 milyon dolarla rekor düşük seviyeye gerilerken Türkiye'nin Suudilerden ithalatı 284 milyon dolarla martta rekor yüksek seviyeye ulaştı.
Haber Giriş: 4 Mayıs 2021 Salı - 10:30
Sözcü gazetesinin internet sitesinden Emre Deveci'nin haberine göre martta Türkiye'nin Suudi Arabistan'dan ithalatı 284 3 milyon dolarla aylık bazda en yüksek seviyeye ulaşarak rekor kırardı. İthalat ve ihracat rakamları arasındaki makas giderek açıldı.
İHRACAT 11 MİLYON DOLARA GERİLEDİ
Bugün açıklanan Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre Türkiye'nin Suudi Arabistan'a ihracatı nisanda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 94 4'lük düşüşle 201 milyon dolardan 11 milyon dolara geriledi.
YÜZDE 93 DÜŞÜŞ
Ocak-nisan döneminde Türkiye'nin Suudi Arabistan'a toplam ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 93 3'lük düşüşle 1 milyar 12 milyon dolardan 67 4 milyon dolara geriledi.
BOYKOT 2021'DE AĞIRLAŞTI
Suudilerin Türk mallarına dönük fiili boykotu 1 Ekim 2020 tarihinde başlamış ve Kasım ayında belirgin hale gelmişti. Türkiye'nin Suudi Arabistan'a ihracatı 2020'de bir önceki yıla göre yüzde 23 4'lük düşüşle 3 1 milyar dolardan 2 4 milyar dolara gerilemişti.
Ankara'nın diplomatik girişimlerine rağmen boykot 2021 yılında ağırlaştı ve nisanda 11 milyon dolarla en düşük rakama ulaştı.
SUUDİLERDE İTHALAT YÜKSELİŞTE
Suudilerin Türkiye'ye ihracatı ise azalmak bir yana artıyor. Bunda Suudilerin Türkiye'ye ihraç ettiği petro-kimya ürünlerinin küresel fiyatlarındaki artış etkili oluyor.
TÜİK verilerine göre 2021'in ilk üç ayında Türkiye'nin Suudi Arabistan'dan ithalatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 35 6'lık artışla 441 milyon dolardan 598 milyon dolara yükseldi.
================================
KÜLE DÖNEN EVDE SADECE KUR'AN-I KERİM SAĞLAM!
Yangın nedeniyle küle dönen evde ilk günkü gibi duran 2 adet Kur'an-ı Kerim bulundu.
04 Mayıs 2021 Salı 08:30 6
Sinop'un Ayancık ilçesine bağlı Pazarcık köyü Tanışman Mahallesi'nde Kerim Kaya'ya ait iki katlı evde geçtiğimiz günlerde yangın çıkmış yangında ev tamamen yanarak küle dönmüştü. Yangın sonrasında enkaz kaldırılarak yeni yapılacak evin temel atma çalışmasına başlanırken inşaat ustası Mehmet Kırbacı sayfaları yanmamış halde iki adet Kur'an-ı Kerim buldu.
Bulunan Kur'an-ı Kerim'lerin cilt kabı yanarken sayfalarının ise yangında zarar görmediği tespit edildi. Bu durumu inşaat ustası Mehmet Kırbacı sosyal medya hesabından paylaştı. Kırbacı paylaşımında "Tanışman'da geçtiğimiz günlerde evi yanan Kerim Kaya'nın inşaat temelini hayırlısı ile bugün atacağız. Yangında hiçbir şey kalmaksızın kül olup yanan evde çıkan 2 adet Kur'an-ı Kerim'de ayetlere hiçbir şekilde zarar gelmemiş" dedi.
https://www.haberhergun.com/asayis/kule-donen-evde-sadece-kur-an-i-kerim-saglam-h14554.html
================================
SELCAN TAŞÇI HAMŞİOĞLU : AİLE BAKANI "NE" OLMALI "NE" OLMAMALI
4 Mayıs 2021 Salı
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı olarak atanan Derya Yanık ilk gördüğüm andan itibaren AK Parti'nin irite edici bulduğum ekran yüzlerinden biriydi. Epey bir süre anlayamadım kerametini.
Çiçeği burnunda bakanlık performansı da -şimdilik- bu algıyı tersine çeviremedi. Hatta 23 Nisan'da imza attığı tuhaflık ve sonrasındaki "kaş yapayım derken göz çıkarıcı" teviliyle daha da pekiştirdi.
○**
Atanmasını takiben ortaya dökülen sosyal medya arşivi malum; siyasi liderlerden gazetecilere… Atar gider listesinde kimler yokmuş ki!
Keza bakanlığa tercih edilme sebebinin Cumhurbaşkanı'nın kızının da yönetici olduğu KADEM'deki görev ve ilişkileri değil "kişisel yetkinleri ve donanımı" olduğunun kamuoyuna kendisini bakanlığa tercih eden makamca değil bizatihi KADEM tarafından açıklanması da az tüy dikici değildi…
Peşin hüküm vermek istemem ama vaat ettiği "malzeme memba"ı ile daha uzun bir süre "eleştirilenler" listesinden inmemeye namzet kendisi.
○**
Yeni Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı'yla alakalı bu kadar açık olan karşıt konumuma rağmen hafta sonunda "inanç dünyası" temelinde iktidara benden fersah fersah yakın olan bir günlük gazete(!)de kendisi hakkında "eleştiri" adı altında yazılan bu satırları okurken ben mahcubiyet duydum:
"Yeni Aile Bakanı'nın atanması feminist çevrelerde sevinç içinde karşılanmış ve destek yazıları yayınlanmıştır. Ülkemizde temayüz etmiş anne ve eş olmuş; kadim medeniyetimizin ve inanç değerlerimizin yılmaz savunucusu bir kadınımızın tercih edilmemesi bizleri derin üzüntülere sevk etmiştir…. "
○**
Ne bu şimdi?
Eleştiri mi?
Neyin eleştirisi?
Bir kadın "eş" veya "anne" değilse yeterince kadın olamıyor mu yani?
Kadının bir "kız çocuğu" "evlat" "abla" "kardeş" "yeğen" "kuzen" "teyze" "hala" vs. olarak "aile"nin parçası olma hakkı yok mu?
Güreş hakemini şehir tiyatrolarının başına getirince sorun olmuyor başçavuşu devlet televizyonunda haber müdürü yapınca sorun olmuyor da hukukçu bir kadını Aile Bakanı yapınca mı kıyamet kopuyor; sırf "evli/çocuklu" değil diye!
Hayır sanırsın ki "eş" yahut "anne"lik mevkisinde bulunan kadınlara saygıları var! Misal bir kadına iftira atmadan önce onun bir "eş" olarak nasıl zor bir durumda kalabileceğini bir kadına kara çalmadan önce onun "anne" olarak bundan zarar görebileceğini bir kadını hedef göstermeden önce onunla birlikte ailesinin eşi ve evladının da hangi rezilliklerle muhatap olabileceğini eni konu düşünüyor ince ince hesap ediyor ve ellerini vicdanlarına koyup da geri duruyorlar.
Çok uzağa gitmeye gerek yok; hem bir "eş" hem bir "anne" hem bir "babaanne" hem de bir "Hacı" olan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener hakkında eşini de evladını da hatta torununu bile rencide edici yayınlar ortada!
○**
Hepsi bir yana; ne "eş"ler ne "anne"ler gördü o koltuk; zaten yoktular!
45 çocuğun tacize uğradığı kurumu koruyup kollamak uğruna "Bir kere olması karalamak için gerekçe olamaz" diyebilmiş bir kadın anne olsa ne yazar!
Kaldı ki Aile Bakanı'nın neden eş yahut anne olmayan bir kadın olduğunu sorgulamak yerine neden hep kadın olduğunu da sorgulamanın zamanı gelmiştir belki; erkek de "aile"ye dahil değil mi? Aile içi şiddetten istismar olaylarına kadar birçok trajediyi "kadının meselesi" "kadının mücadelesi" olmaktan çıkarıp erkeğin de mesele edeceği mücadele vereceği bir alana taşımak gerekmez mi?
Pardon ama ya…
O zaman "Bakın kadın bakanımız da var işte" demek için "erkeklere rezerve" koltuklardan feragat etmeleri gerekir ve bunu hiç istemezler değil mi?
○**
Derya Yanık'ın liyakatini "anne veya eş olmadığı için yetersiz" bulan eleştiri kendisini "herkesten daha dindar" varsayan ve sair ekseriyetle "paçavra" olarak anılan bir yayında yer aldı.
Ama sanmayın ki toplumun diğer kesimlerinde klişe ifadeyle "öteki mahalle"lerde durum farklı.
Günlerdir yayınlanan "Anneler Günü" reklamlarına bakın; evin hizmetlisi mesleğini daha iyi icra edebilsin diye kullandığı araç gerecin teknolojisini yenilemek üzere hemen hepsi… Mutfak robotu elektrik süpürgesi tencere-tava. "Anne"yi buraya hapseden kafa "kadın"ı da "eş/anne" olmadan "kadın" saymadığına göre "kadın"ın yeri de mutfakla salon arasında bir yerlerde işte günün sonunda!
Orada da olmasına hiç karşı değilim ama layık görüldüğü yerin "oradan ibaret" olmasına fena halde alerjiliyim.
○**
Derya Yanık'ı eleştirecek sayısız vesilemiz olabilir olacaktır da… Ancak "eş/anne değil" diyerek belden aşağı vurmak en hafif tabirle izansızlık densizliktir.
Rakiplerine "zürriyetsiz" yakıştırması yapan bir siyasi yapının parçası dahi olsa bir kadının hâletiruhiyesini bu şekilde kanırtmaya çalışmak kabul edilebilir değil benim değerler sistemimde.
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/aile-bakani-ne-olmali-ne-olmamali-450085h.htm
================================
ÖZCAN YENİÇERİ : TÜRKİYE DÜŞMANLIĞI VE HDP
4 Mayıs 2021 Salı
Ziya Gökalp'ın Vatan diye bir şiiri vardır. Orada milletvekillerinden söz ederken Bir meclis ki "Mebusları temiz orda Boşoların sözü yok!" der.
Boşo Efendi Manastır vilayetine bağlı Serfice'den Osmanlı Meclisi'ne giren Rum kökenli bir mebustur. Görevi süresince yalnız Patrikhane'nin Rum okul ve kurumlarının çıkarı için gayret gösteren Boşo Efendi sonuçta bir Osmanlı mebusu olduğunu biraz da ülkenin sorunları için çalışması gerektiğini kendisine hatırlatanlara şu cevabı verir:
"Osmanlı Bankası'nın sermayesi yöneticileri ve bütün çalışanları yabancı olup yalnız adı Osmanlı'dır! Benim Osmanlılığım da Osmanlı Bankası'nınki kadardır. "
Meclis'i Mebusan'da onun kadar meşhur bir diğer Rum milletvekili de Harisiyos Vamvakas'tır. Bu Vamvakas ilk Helen öğrenci derneği olan "Minerva"nın kurucu üyeleri arasındadır. 16 Şubat 1910 tarihinde yasaların yayın ve ilânına dair tasarı görüşülürken Ermeni ve Rum milletvekilleriyle 'yasaların Yunanca ve Ermenice de yayınlanmasını' savunmuştur. Süreç içindeki bütün faaliyetleri ve hizmetleri Yunanistan için olmuştur.
Paris Konferansı'nda Yunanistan'ı temsilen görev almıştır. Vamvakas hainane faaliyetleri dolayısıyla İstanbul'da gıyabında yargılanarak kâğıt üzerinde ölüme mahkûm edilmiştir.
Bunları burada niye hatırlattık? Çünkü TBMM'de bugün de Vamvakas ve Boşo kafalı kişiler var da ondan.
HDP'nin ne farkı var?
HDP Türkiye'nin istikrarsızlaştırılması ve parçalanması için ABD adına terör uygulayan PKK'nın vesayeti altındadır. PKK'nın amaçlarını bulundukları konum dolaysıyla silahsız ve siyasi bir biçimde yerine getirmeye çalışıyorlar.
Türkiye'deki 84 milyonun çıkarları aleyhine eline geçirdikleri dokunulmazlıkları ve devletin hazinesinden aldıkları paraları kullanıyorlar.
HDP Türkiye'nin düşmanlarının yanında Türk halkının çıkarlarının da karşısındadır.
28 Şubat 2020 günü İdlib'de alçak bir saldırı sonucunda 33 askerimiz şehit edilmiş 32 askerimiz yaralanmıştı. Bu olayın kınanmasına ilişkin dört partinin yayınladığı bildiriyi HDP imzalamamıştır.
Beşiktaş'taki canlı bomba saldırısına karşı Meclis'teki partilerin yayınladığı ortak bildiriye de HDP katılmamıştır.
18 Temmuz 2020 tarihinde TBMM'de grubu bulunan siyasi partiler
'Doğu Akdeniz'de Kıbrıs Türk'ünün ve Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası hukuk temelindeki meşru hak ve çıkarlarını yok sayan girişimleri lanetleyen' bir bildiri yayınladı.
HDP Türkiye'nin Mavi Vatan'ına sahip çıkan bu bildiriye de imza atmayarak ABD ve AB gibi emperyalist güçleri desteklediğini açıkça ortaya koymuştur.
28 Eylül 2020 tarihinde TBMM'deki grubu bulunan siyasi partiler bu kez Azerbaycan'a saldıran Ermenistan'a karşı bir bildiri yayınladılar.
HDP doğal olarak bu bildiriye de imza koymadı.
27 Ekim 2020 tarihinde de TBMM'de dört parti Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un İslam'a ilişkin açıklamalarına tepki göstermek için ortak bildiri yayınladı. HDP bildiriye imza koymayarak Macron'un yanında yer aldı.
27 Kasım 2020 tarihinde Yukarı Karabağ'la ilgili olarak yine dört parti ortak bir bildiriyle Fransa Senatosu'nu kınadılar. HDP bu bildiriye de imza koymayarak Fransa'nın yanında yer aldı.
ABD'nin Türkiye'ye yönelik yaptırım kararına dört parti TBMM Genel Kurulu'nda okunan ortak açıklama ile tepki gösterdi. HDP bu açıklamayı da imzalamamıştır.
Son olarak ABD Başkanı Biden'in Türk Milleti'ni "soykırım"la suçlayan açıklamasına karşı AKP CHP MHP ve İYİ Parti'nin yayınladığı bildiriye HDP hem katılmamış hem de emperyalist ABD gibi Türkiye'yi "soykırım"la suçlayan bir bildiri yayınlamıştır.
Öyle görülüyor ki HDP'li milletvekilleri TBMM'de bir zamanların Boşo'larından Vamvakas'larından daha çok Türkiye düşmanıdır. Hem de bunu saklamamaktadır.
Bu HDP'nin dünün açılımcıları bugün demokrasi adına 'Türkiye partisi olsun' diye kapatılmasına karşı çıkıyorlar. Bu nedenle de olmayacak duaya amin deme seansları düzenliyorlar. Allah akıl fikir versin!
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/turkiye-dusmanligi-ve-hdp-450084h.htm
================================
TTB AÇIKLADI: TÜRKİYE'NİN SALGINLA MÜCADELEYE AYIRDIĞI PAYIN MİLLİ GELİRE ORANI SADECE YÜZDE 1.1
TTB'nin sosyal medya hesabı üzerinden paylaştığı verilere göre Türkiye'nin salgınla mücadeleye ayırdığı payın milli gelire oranı sadece yüzde 1.1 oldu.
03-05-2021 18:38
Türk Tabipler Birliği (TTB) sosyal medya hesabından çeşitli ülkelerin salgınla mücadeleye ayırdıkları payın milli gelire oranlarını içeren ve IMF ile DİSK-Ar verilerine dayanılarak hazırlanan bir harita paylaştı.
TTB'nin paylaştığı verilere göre dünyada salgınla mücadeleye en yüksek bütçeyi milli gelirinin yüzde 19.1'lik dilimine denk gelen Yeni Zellanda yaptı. Güney Afrika'nın salgınla mücadeleye ayırdığı pay milli gelire oranı yüzde 5.5 olurken Türkiye'de bu oran yüzde 1.1 oldu. Salgın yönetiminde zorlu sınavda başarısız olan ülkelerin başında gelen ABD yüzde 16.7 Brezilya yüzde 8.3 İtalya ise yüzde 6.8 oldu.
İlgili haber2021'de de bütçe Diyanet'e çalışacak
Yeni bir sağlık sisteminin kurulmasını talep eden TTB paylaşımında "Sağlık politikalarının başarısızlığı artık kabul edilmeli; sağlığa bütüncül bakan ekonomik-sosyal dayanışmayı önceleyen toplumun ve sağlık örgütlerinin katılımını sağlayan yeni bir sağlık sistemi kurulmalıdır!" ifadelerini kullandı.
================================
TÜRKİYE BİONTECH AŞISI HAKKINDAKİ BU KRİTİK BİLGİYİ KONUŞUYOR
Gazeteci Serdar Akinan Prof. Dr. Uğur Şahin'in BioNTech aşısını Türkiye'ye kâr etmeden vermek istediğini ama Ankara'nın bunu kabul etmediğini söyledi. Bu bilgi sosyal medyada büyük ses getirdi. Ancak ne Sağlık Bakanlığı'ndan ne de Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'dan hiçbir açıklama yapılmadı.
03 Mayıs 2021
Gerçekleri duymaya cesareti olanların beklediği izlediği 'Ne Oldu?'da; gazeteciler Adnan Bulut ve Serdar Akinan yine gündemi sarsan bilgiler verdi kritik değerlendirmede bulundu. Akinan BioNTech CEO'su Prof. Dr. Uğur Şahin'in aşıyı Türkiye'ye kar etmeden vermek istediğini ama Ankara'nın bunu kabul etmediğini söyledi.
Akinan "Sonradan öğrendim ki Uğur Şahin diyor ki; 'Ben iki ülkeye bu aşıyı kar etmeden vereceğim. Bir tanesi Almanya. Yetiştiğim doğduğum ve vatandaşı olduğum yer. Diğeri Türkiye benim ana vatanım. Bununla ilgili görüşmeler yapılıyor Ankara'da. Ve diyorlar ki Çin aşısını referans alarak biz size 9 dolar vereceğiz' ve Ankara kabul etmiyor" ifadelerini kullandı.
NEDEN KABUL EDİLMEDİ?
Aşıda aracı firma iddialarını gündeme getiren Akinan teklifin kabul edilmemesiyle ilgili ise "Niye çünkü havuza para gitmeyecek? Hangi firma alacak? Adam diyor ki; 'Ben bunu yapmam. Rakam neyse o rakamdan veririm. ' Bu büyük bir skandal. Ben bunun ileride bir şekilde ortaya çıkacağını düşünüyorum" diye konuştu.
"SPUTNİK V İLE İLGİLİ PAZARLIKLAR ÖNCEDEN YAPILMIŞ"
Sinovac aşısında aracı firma iddialarını "Aşı krizi başlandığında medyaya yansıdı aslında Sinovac'ı getirmek için 'DMO direk alım yapacak' dediler. Sonra ne yaptılar? Türkiye'de bir sağlık firmasının yöentim kurulunu ele geçirdiler Keymen İlaç adında.
Ve Keymen İlaç Sinovac firmasıyla anlaştı. Anlaştığı rakam basına da yansıdı Flakon'u 12 dolar. Sonradan ortaya çıktı Çin'den çıkış fiyatıyla Türkiye'ye giriş rakamı arasında 5 dolar civarında fark var. Bu kimin cebine gitti? Burada bir skandal patladı" ifadeleriyle hatırlatan Akinan benzer bir durumun Sputnik V aşısı için de yaşandığını belirtti.
Akinan "Sputnik V aşısıyla ilgili de aslında daha önce pazarlıkların yapıldığı ortaya çıktı. Ve ortaya bir firma çıktı Viscoran. Sahibi kim Öztürk Oranç. AK Parti Ümraniye İlçe Başkanı. Ve bakıyoruz adam roket gibi yükselmiş ve en son Vakıf Katılım Bankası Yönetim Kurulu Başkanı olmuş. Şimdi Viscoran firma aşıyı kaç paradan kaç satacak? Bunları sorabiliyor muyuz?" dedi.
https://www.gunlukbakis.com/turkiye-biontech-asisi/
================================
ÇIRILÇIPLAK DENİZE GİREN TURİST!
Tenha plajda çırılçıplak denize giren turist pes dedirtti.
04 Mayıs 2021 Salı
https://www.haberhergun.com/images/haberler/2021/05/cirilciplak_denize_giren_turist_h14572_6e816.jpg
Koronavirüs tedbirleri kapsamında alınan tam kapanma önlemleri ülke genelinde geçtiğimiz günlerde başladı. Sahiller ise turistlere kaldı.
Boş kalan plajlardan biri olan Didim Altunkum sahilinde ise bir turistin yaptığı pes dedirtti. 3 kilometrelik plaj adeta eski günlerini ararken kısıtlamadan muaf olan yabancı bir turist kadın çırılçıplak denize girdi.
https://www.haberhergun.com/asayis/cirilciplak-denize-giren-turist-h14572.html
================================
CİNAYET GENİ NEDİR? CİNAYET GENİ BELİRTİLERİ NELERDİR?
03.05.2021 - 22:34
Cinayet geni kavramı Kağıt Ev dizisinde geçiyor. Dizide bir psikiyatr kişilerde cinayet geni olmasının cinayete ve suç işlemeye yatkınlık yaratabileceğini söylüyor. Aynı zamanda bu kişilerde beynin vicdan ile ilgili bölümün çalışmayabildiği belirtiliyor. Peki Cinayet geni nedir? Cinayet geni belirtileri nelerdir?
Kağıt Ev dizisinde Cemre İnci'yi öldürüyor ve onu öldürdükten sonra hiçbir vicdan azabı çekmiyor. Konu ile ilgili psikiyatr kişilerde cinayet geninin olmasının o kişinin cinayete yatkın olmasına neden olduğunu belirtti.
CİNAYET GENİ NEDİR? BELİRTİLERİ NELERDİR?
Pisa Üniversitesi'nde yapılan genetik incelemesinde serotonin taşıyıcı gen katekol-o-metil transferaz geni monoamino oksidaz- A geni (MAOA) ve dopaminerjik reseptör D4 genindeki polimorfizimler saldırganlıkla ilişkili olarak bulundu. Raporda bazı genlerin belli çevresel koşullarla birlikte insanı belirli davranışlara yatkın kıldığı görüşü bildirildi.
Majör depresif bozukluk olan insanlar beyinlerinde% 34 daha fazla MAO-A vardır.
Buna göre yüksek MAO-A üretimini destekleyen genlere sahip kişilerde majör depresyon intihar ve uyku bozuklukları olma olasılığı daha yüksektir.
Bu nörotransmitterlerin majör depresyonu önlediği ve özellikle dopamin ve serotoninin ruh halimizi artırabileceği anlamına gelir
Düşük aktiviteli MAO-A geni (2R 3R) olan insanlar genel olarak şiddete daha yatkındır.
Özellikle bu insanlar çok provoke olduklarında veya toplumsal olarak yalıtıldıklarında saldırganlıkları ortaya çıkacaktır.
Düşük MAO-A olan insanlar daha çok risk alma sorumluluğu altındadır. İntikam alma duyguları daha fazladır.
Düşük MAO-A'lı fareler genel olarak daha agresiftirler ve savaş başlatmaya daha müsaittirler.
Düşük MAO-A'lı insanlar ve fareler daha fazla dürtüsel ve agresiftir.
Yüksek testosteron düşük yaşam standartları ve / veya düşük Zeka derecesine sahip düşük MAO-A (3R) kişileri şiddete daha yatkındır.
https://www.haberturk.com/cinayet-geni-nedir-cinayet-geni-belirtileri-nelerdir-3060335
================================
KUZEY MARMARA OTOYOLU İÇİN 2.1 MİLYAR TL GARANTİ ÖDEMESİ YAPILDI
04.05.2021 - 10:50
Ankara'da; köprü otoyol ve karayolu müteahhitlerine yapılacak garanti ödemeleri ve hak ediş için mesai arttı. 2020 yılı için Kuzey Marmara Otoyolu'nu işleten ortaklığa 2 milyar 150 milyon TL Ankara-Niğde Otoyolu'na da 150 milyon TL araç geçiş garantisi kapsamında ödemede bulunuldu. Şirketlere yakın kaynaklar ödemenin geçen hafta yapıldığını söyledi. Karayolu bakım-onarım ve yapımını üstlenen diğer yüklenicilere de bayram öncesinde biriken alacaklarına karşılık bir miktar ödeme yapılması bekleniyor. Tutar henüz netleşmedi. 1-2 milyar TL aralığında bir ödeme konuşuluyor. Müteahhitlerin 14-15 milyar TL alacağı olduğu ifade ediliyor.
Olcay Aydilek
Yavuz Sultan Selim Köprüsü Kuzey Marmara Otoyolu Osmangazi Köprüsü ve Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu Avrasya Tüneli Ankara-Niğde Otoyolu yap-işlet devret (YİD) modeliyle inşa edildi. Bu projelerde araç geçiş bedelleri döviz olarak belirlendi. Devlet bu projelere belli sayıda araç geçiş garantisi verdi. Araç geçişleri garanti sınırının altında kalması halinde aradaki farkı devlet ödüyor. Bu projelerden bazılarında dolar bazılarında da Euro üzerinden geçiş garantisi ödemesi yapılıyor.
KUZEY MARMARA
Kuzey Marmara Otoyolu Asya ve Avrupa kıtasını birbirine bağlıyor. 400 kilometre uzunluğundaki otoyolu Kuzey Marmara Otoyol İşletmesi işletiyor. Kuzey Marmara Otoyol İşletmesi Avrupa Yakası'nda Avrupa Otoyolu Yatırım ve İşletme AŞ ve Asya yakasında KMO Anadolu Otoyolu İşletme AŞ adlarıyla iki ayrı görevli şirketten oluşuyor.
Kuzey Marmara Otoyolu Kınalı-Çatalca kesiminin açılışı 8 Mart 2020'de yapıldı. Geçen yılın ikinci yarısında projenin diğer bölümleri hizmete sunuldu.
Kuzey Marmara Otoyolu'nu işleten ortaklığa araç geçişleri sözleşmede öngörülen sınırların altında kalması nedeniyle (2020 yılı için) 2 milyar 150 milyon TL garanti ödemesi yapıldığı belirtildi.
ANKARA-NİĞDE
Garanti ödemesi yapılan bir diğer proje de Ankara-Niğde Otoyolu oldu. Projeyi ERG Otoyol Yatırım ve İşletme AŞ üstlendi. Ankara-Niğde Otoyolu'nun ilk bölümü 2020 yılının ortalarında kalanı da yılın sonunda açıldı.
Ana güzergahı 277 kilometre olan Ankara-Niğde Otoyolu'nun bağlantı yolları dahil toplam uzunluğu 332 kilometre.
Bu projeyi üstlenen işletmeciye de (2020 yılı için) 150 milyon TL dolayında garanti ödemesi yapıldığı belirtiliyor.
HABERTÜRK şirketlere yakın kaynaklarla görüştü. Kaynaklar ödemenin geçen hafta yapıldığını ifade etti.
YÜKLENİCELER ÖDEME
Karayolu bakım-onarım ve yapımını üstlenen diğer müteahhitlere de bayram öncesinde biriken alacaklarına karşılık da bir miktar ödeme yapılabileceği belirtiliyor. Tutar henüz netleşmedi. Yükleniciler 1-2 milyar TL aralığında bir ödemenin beklendiğini kaydetti. Müteahhitlerin Karayolları'ndan 14-15 milyar TL alacağı olduğu kaydediliyor.
================================
FATMA ÇELİK : BU GENELGE DERHAL İPTAL EDİLMELİDİR
4 Mayıs 2021 Salı
Konumuz yine bir genelge: Emniyet Genel Müdürlüğü'nün (EGM) 27.04.2021 tarihli "ses ve görüntü kaydı alınması" konulu genelgesi.
Duymuşsunuzdur EGM'nin yayınladığı bu genelgede polislerin görevlerini ifa ederken ses ve görüntülerinin alınmasına dair davranışlara izin vermemesi eylemin ve durumun niteliğine göre kayıt yapan kişinin engellenmesi ve hatta kayıt alan kişi hakkında adli işlemlere başvurulması ifade ediliyor.
Sebebi ise polislerin özel hayatının (?) korunması.
Hemen belirteyim konumuz güvenlik ve istihbarat görevlilerinin kimlikleri ve görüntüleriyle alakalı değil; bunlar zaten suç (3713 sayılı Kanun m.6 ve 2937 sayılı Kanun m.27/2). Burada mevzubahis olan toplumsal veya bireysel olaylara müdahale ederek güvenliği sağlayan güvenlik güçlerinin görüntülerinin alınması.
Görüntüden kastedilen ise ilgili görevliyi keyfi olarak evinde arkadaşlarıyla sohbette kafede falan görüntülemek değil elbet.
Güvenlik görevlisinin hukuka uygun hareket etmediği hususunda bir şüpheye düşülmesi halinde görevlinin davranışlarının kayıt altına alınarak adaleti tesis etmek amacıyla delil toplanması için görüntü almaktan bahsediyoruz. Zira genelge polislerin "görevlerini ifa ederken" görüntülerinin alınmasından bahsediyor.
GÖREV ALANI VE ÖZEL HAYATGÖREV ALANI VE ÖZEL HAYAT
Peki ama görevini hukuka aykırı ifa eden polisin görüntüleri özel hayatının gizliliğini ihlal eder mi?
Anayasamızda (m.20) ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nde (m.8) özel hayata dair hükümler aynıdır ve özel hayata dair hak mahkemelerce geniş yorumlanır.
Bu açıdan özel hayat bireyin kişiliğini gerçekleştirmesi veya geliştirmesi için yaptığı hareketler olarak değerlendirilir.
Yani kişi bir faaliyeti görevi dışında kişiliğini gerçekleştirmek geliştirmek ve kendini ifade etmek için yapıyorsa o faaliyet özel hayatı kapsamındadır.
Polisler mesai saatleri içerisindeyken kamusal görev icra ederler ve kamuya yönelik kamusal alanda gerçekleştirdikleri bu kamusal faaliyetlerin hiçbir şekilde özel hayat olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
Burada tartışılabilir mesele vatandaşlar tarafından çekilerek sosyal medyada yayınlanan görüntülerde (polis veya değil fark etmeksizin) kişilerin yüzlerinin (masumiyet karinesi açısından) gizlenmesi hususudur ancak söz konusu genelge bu tartışmayla ilişkili olmayıp doğrudan görüntü ve ses kaydı alınmasının engellenmesine yöneliktir.
POLİS ŞİDDETİ VE BU SUÇU BELGELEMEPOLİS ŞİDDETİ VE BU SUÇU BELGELEME
Ayrıca polisin bu kamuya yönelik eylemleri hukuksal ve kamusal denetim altında olmalıdır.
Burada gazetecilik mesleğinin icrası kapsamında bireylerin haber alma hakkının engellenemeyeceği hususunda şüphe yok elbet. Ancak vatandaşın da tanık olduğu bir hukuk dışı davranışı belgelemesi demokratik bilincinin yanı sıra Ceza Kanunu uyarınca da bir yükümlülüğüdür. Nitekim suç işlendiğini gören kimse bunu yetkili makamlara bildirmek zorunda. Bu suçu belgelemek için kayıt altına alması da adalete hizmet etmek anlamına geliyor.
Üstelik Yargıtay kararlarına göre de kişi başka türlü delil elde etme imkânının olmadığı olaylarda tuzak kurmadan kendisinin veya başkasının içine düştüğü zorluğu suçsuzluğunu veya karşı tarafın suçluluğunu ispatlamak için kayıt altına alabilir.
Bunun yanı sıra polisin hukuka aykırı eyleminin belgelenmesi ve tespitiyle adalete ulaşılması polisin görüntüsünün veya sesinin kaydedilmesinin yasaklanmasıyla elde edileceği düşünülen yarardan daha üstün kamu yararı taşımaktadır.
Hukuki dayanaktan yoksun bu genelge ile getirilen düzenlemenin kamu yararı niteliği de bulunmamakta aksine kamuya zarar getirmektedir.
Polisin hukuka aykırı eylemlerinin denetim dışında kalmasına neden olacak bu genelge görevini kötüye kullanmaya meyilli görevliler tarafından uygulanan kontrolsüz güç kullanımını artıracak ve ne yazık ki bu hukuksuzluk belgelenemeyecektir.
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/bu-genelge-derhal-iptal-edilmelidir-450082h.htm
================================
MASAK KRİPTO VARLIK HİZMET SAĞLAYICILARININ TABİ OLACAĞI YÜKÜMLÜLÜKLERİ BELİRLEDİ
MASAK suç gelirlerinin aklanmasının ve terörün finansmanının önlenmesine dair tedbirler kapsamında yükümlü şirketlere kripto varlık hizmet sağlayıcılarının da dahil edilmesinin ardından bu hizmet sağlayıcıların uyması gereken esasları belirledi.
Deniz Çiçek Palabıyık | 04.05.2021
Kripto varlık hizmet sağlayıcıları 1 Mayıs'ta Resmi Gazete'de yayımlanan Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmelik'le MASAK yükümlüleri arasına eklenmişti. Bu kapsamda Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) internet sitesinden kripto hizmet sağlayıcılara ilişkin rehber yayımladı.
Buna göre kripto varlık hizmet sağlayıcıların tabi oldukları yükümlülükler müşterinin tanınması şüpheli işlem bildirimi bilgi ve belge verme devamlı bilgi verme ile muhafaza ve ibraz olarak belirlendi.
"Müşterinin tanınması yükümlülüğü" kapsamında müşterilere yönelik "kimlik tespiti" yapılacak. Kripto varlık hizmet sağlayıcıları ile bu platformlardan hizmet alacak kullanıcılar arasında sözleşme yapılması esas olduğundan kimliğe ilişkin bilgilerin alınması ve bu bilgilerin doğruluğunun teyit edilmesi suretiyle sözleşme yapılan kullanıcılar ve bu kullanıcıların adına veya hesabına hareket edenlerin kimliğinin tespit edilmesi önem taşıyor.
Kripto varlık hizmet sağlayıcıları sürekli iş ilişkisi tesisi dışında da şüpheli işlem bildirimini gerektiren durumlarda tutar gözetmeden daha önce elde edilen müşteri kimlik bilgilerinin yeterliliği ve doğruluğu konusunda şüphe olduğunda tutar gözetmeden işlem tutarı ya da birbiriyle bağlantılı birden fazla işlemin toplam tutarı 75 bin lira veya üzerinde olduğunda kimlik tespiti yapmak zorunda olacak. Kimlik tespitinin iş ilişkisi tesisinden veya işlem yapılmadan önce tamamlanması gerekecek.
Kripto varlık hizmet sağlayıcılarının müşterileri ile yüz yüze gelmediği durumlarda kurye ve dış destek birimleri (destek hizmeti kuruluşları) aracılığıyla kimlik tespit yükümlülükleri yerine getirilebilecek.
"Şüpheli işlem bildirim yükümlülüğü" tüzel kişi yükümlünün kanuni temsilcileri tarafından yerine getirilecek. Bu kişiler şüpheli olabilecek işlemler hakkında yetki ve imkanları ölçüsünde araştırma yaparak edinilen bilgi ve bulguları değerlendirmek ve şüpheli olduğuna karar verdiği işlemleri MASAK'a bildirmekle sorumlu olacak. Kripto varlık hizmet sağlayıcısı tüzel kişinin kanuni temsilcisi tarafından "Elektronik Ortamda Şüpheli İşlem Bildirimi Taahhüt Formu" düzenlenerek ıslak imzalı olarak MASAK'a iletilecek. Şüpheli işlemler şüphenin oluştuğu tarihten itibaren en geç 10 iş günü içinde gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise derhal bildirilecek.
"Bilgi ve belge verme yükümlülüğü" kapsamında bu şirketler Başkanlık ve denetim elemanları tarafından istenilecek her türlü bilgi belge ve bunlara ilişkin kayıtları bu kayıtlara erişimi sağlamak için gerekli tüm bilgi ve şifreleri tam ve doğru olarak vermekle sorumlu olacak. "Devamlı bilgi verme yükümlülüğü" kapsamında da kripto varlık hizmet sağlayıcılar tarafından Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar dahilinde devamlı bilgi verilmesi zorunlu olacak. Yükümlüler taraf oldukları veya aracılık ettikleri işlemlerden Bakanlıkça belirlenecek tutarı aşanları Başkanlığa bildirecek.
"Muhafaza ve ibraz yükümlülüğü" kapsamında da yükümlülüklere ve işlemlerine ilişkin her türlü ortamdaki belge düzenleme tarihinden defter ve kayıtları son kayıt tarihinden kimlik tespitine ilişkin belgeler ise son işlem tarihinden itibaren 8 yıl süreyle muhafaza edilecek ve istenmesi halinde yetkililere verilecek.
Para cezası uygulanacak
Rehberde yükümlü şirketlere yönelik yaptırımlar konusunda da bilgi verildi. Buna göre yapılan denetimler soncunda belirlenen yükümlülüklerin ihlal edildiğinin tespiti halinde MASAK tarafından ilgili kanunda belirlenen miktarlarda ve işlem başına idari para cezası verilecek. Üst tutardan ceza uygulanan yükümlüler nezdinde takip eden yılda aynı neviden bir yükümlülük ihlali olması durumunda bu hadler iki kat olarak uygulanacak. Tek bir ihlal için verilecek para cezaları müşterinin tanınması yükümlülüğü ile devamlı bilgi verme yükümlülüğünün ihlalinde 30 bin lira şüpheli işlem bildirimi yükümlülüğünün ihlalinde 50 bin lira olarak uygulanacak. İlgili kanuna göre bilgi ve belge verme ile muhafaza ve ibraz yükümlülüklerinin ihlali halinde bir yıldan üç yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezası da verilebilecek.
================================
LEKELENMEME HAKKI KAPSAMINDA YAKLAŞIK 359 BİN DOSYADA 'SORUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA' HÜKMEDİLDİ
Lekelenmeme hakkı düzenlemesi kapsamında 3 5 yıllık süreçte yaklaşık 359 bin kişi hakkında Soruşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar (SYOK) verildi.
İsmet Karakaş | 04.05.2021
Ankara
Adalet Bakanlığının internet sitesinde yer alan bilgilendirmede 2017'de 694 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 158'inci maddesinde düzenleme yapıldığı hatırlatıldı. Düzenlemeyle yargılamalarda soyut ve maddi dayanaktan yoksun soruşturma dosyalarıyla kişilerin herhangi bir denetimden geçmeksizin şüpheli olarak nitelendirilmesinin önüne geçildiği belirtildi.
Düzenlemenin ardından yaklaşık 3 5 yıllık süre geçtiği anımsatılan bilgilendirmede bugüne kadar 358 bin 887 kişi hakkındaki dosyada SYOK kararı verildiği aktarıldı.
Yıllara ait verilerin yer aldığı bilgilendirmeye göre 2017'de açılan 13 bin 931 ihbar dosyasından 3 bin 738'i 2018'de 80 bin 865 dosyadan 38 bin 682'si 2019'da 176 bin 380 dosyadan 119 bin 621'i 2020'de 200 bin 285 dosyadan 141 bin 973'ü hakkında SYOK kararı verildi. 2021'in 3 aylık döneminde ise 65 bin 380 ihbar dosyasından 54 bin 873'ünün SYOK ile sonuçlandığı ifade edildi.
Masumiyet karinesinin ihlal edilmesi engelleniyor
Bakanlığın internet sitesinde lekelenmeme hakkına ilişkin düzenleme hakkındaki detaylara da yer verildi.
Buna göre Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS) uygun olarak hayata geçirilen düzenleme yargı reformuyla da güçlendirildi. Böylece kişilerin vazgeçilmez ve devredilmez haklarından masumiyet karinesinin ihlal edilmesinin önüne geçilmesi amaçlandı.
Lekelenmeme hakkıyla bir araştırma yapılmasını gerektirmeyecek derecede açık şekilde anlaşılan ihbar ve şikayetler artık doğrudan soruşturma konusu yapılmıyor. Kişiler yersiz şekilde adli kayıtlarda "şüpheli" sıfatıyla anılmıyor. Böylelikle telafisi mümkün olmayan zararlara sebebiyet verilmesi ve lekelenmeme hakkının zedelenerek masumiyet karinesinin ihlal edilmesi engelleniyor.
Uygulama kapsamında Cumhuriyet Başsavcılıklarınca da kişilerin lekelenmeme hakkı gözetilerek soyut ve genel nitelikte olmadığı veya konusunun suç oluşturmadığı açıkça anlaşılan ihbar ve şikayetlerde SYOK veriliyor.
SYOK'a ilişkin ayrı kayıt tutuluyor
SYOK'a ilişkin başsavcılıklar tarafından ayrı bir kayıt tutulurken soruşturma yapılmasına yer olmadığına dair kararlar ilgili kolluk birimine bildirilip kolluk kayıtlarının da düzeltilmesi sağlandı. Asılsız şikayete konu olan kişilerin iradesi dışında oluşmuş suç ve soruşturma kayıtları üzerinden yeni mağduriyetlere uğramasının önüne geçildi.
Düzenleme ile ayrıca lekelenmeme hakkı ve hak arama hürriyeti arasında bir denge kurulabilmesi de sağlandı. Hak arama hürriyeti kapsamında soruşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin kararlara karşı ihbar ve şikayette bulunanlara itiraz hakkı da tanındı.
================================
ERDOĞAN'IN YEĞENİ TARAFINDAN HAKARETE UĞRADIĞINI İDDİA EDEN NURİ BAŞKAPAN TUTUKLANDI
03 Mayıs 2021 20:01
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeğeni Ali Erdoğan tarafından hakarete maruz kaldığını iddia eden Nuri Başkapan cumhurbaşkanına hakaret suçlaması ile tutuklandı.
Sosyal medya hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeğeni Ali Erdoğan'a ait olduğunu iddia ettiği ses kayıtlarını yayınlayarak hakarete maruz kaldığını iddia eden Nuri Başkapan gözaltına alındı. Başkapan çıkarıldığı İstanbul 3. Sulh Ceza Hakimliğince "cumhurbaşkanına hakaret" suçlaması ile tutuklandı.
Başkapan geçtiğimiz günlerde Twitter hesabından ses kaydının bulunduğu bir paylaşım yaptı. Söz konusu paylaşımda Başkapan kendisine hakaret ve tehdit eden kişinin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeğeni Ali Erdoğan olduğunu iddia etti. Bu paylaşımın ardından birçok kişi Başkapan'a destek oldu tehdit eden kişi hakkında işlem yapılmasını istedi. Başkapan söz konusu bu paylaşımla ilgili suç duyurusunda bulunduğunu ancak herhangi bir işlem yapılmadığını söyledi.
Başkapan gözaltına alınarak Vatan Emniyet Müdürlüğüne götürülmüştü. Savcılıktaki ifadesinin ardından mahkemeye sevk edilen Başkapan İstanbul 3. Sulh Ceza Hakimliğince "cumhurbaşkanına hakaret" suçlaması ile tutuklandı.
Başkapan Erdoğan'ın 'lebaleb' dediği kongrelerini de pandemi önlemlerini ihlal ettiği gerekçesiyle yargıya taşımıştı. (HABER MERKEZİ)
Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ihtarname çekmek isteyen kişi noterde gözaltına alındı
================================
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'A İHTARNAME ÇEKMEK İSTEYEN KİŞİ NOTERDE GÖZALTINA ALINDI
04 Şubat 2020 14:03
İstanbul'da yaşayan bir kişi Cumhurbaşkanı Erdoğan'a seçim döneminde sarf ettiği sözleri nedeniyle ihtarname göndermek istedi. Başkapan noterde gözaltına alındı.
İstanbul'da yaşayan Nuri Başkapan isimli bir yurttaş Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a seçim döneminde sarf ettiği sözleri nedeniyle ihtarname göndermek istedi. Başkapan'a 'Cumhurbaşkanına hakaretten' işlem başlatıldı.
İstanbul'da yaşayan Nuri Başkapan Sarıyer 2. Noterliği'ne giderek AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a ihtarname göndermek istedi. Erdoğan'ın daha önce sarf ettiği 'İllet zillet…' gibi sözleri nedeniyle Başkapan "Cumhurbaşkanlığınızı tanımıyor ve kabul etmiyorum" dedi. Ancak noter çalışanlarının çağırdığı polisler Başkapan'ı gözaltına alarak 'Cumhurbaşkanına hakaret etmekten' işlem başlattı.
'O ZAMAN BANA BUNU YAZIYLA BİLDİRİN'
Gazete Duvar'dan Hacı Bişkin'in haberine göre Başkapan Erdoğan'a göndermek istediği ihtarnamede 'tarafsız bir cumhurbaşkanı gibi davranmadığını' ileri sürdü. Erdoğan'ın seçim döneminde sık sık kullandığı 'İllet zillet…' gibi sözleri kabul etmediğini ifade eden Başkapan bunları yazıya dökerek Erdoğan'a "Cumhurbaşkanlığınızı tanımıyor ve kabul etmiyorum" dedi. Noter ise bu ihtarnameyi Erdoğan'a gönderemeyeceklerini Başkapan'a iletti. Başkapan "O zaman bana bunu yazıyla bildirin" deyince noter polis çağırdı.
İFADESİ ALINDI
Olay yerine gelen polisler Başkapan'ı Sarıyer Polis Karakolu'na götürdü. Emniyete götürülen Başkapan hakkında 'Cumhurbaşkanına hakaretten' işlem başlatıldı. Başkapan da bu durumda tepki göstererek "Hakaret etmedim. Bir vatandaş olarak Cumhurbaşkanına ihtarname çekmek istedim. Bunun gerekçeleri de ihtarnamede yazılı" diyerek kendisini savundu.
Konuyla ilgili emniyet savcılığa bilgi verdi. Burada ifadesi alınan Başkapan savcılık talimatıyla saatler sonra serbest bırakıldı. Duruma tepki gösteren Başkapan "Bu ihtarnameyi işleme koyacak işini korkmadan yapacak bir noter arıyorum" diye konuştu. (HABER MERKEZİ)
================================
DİSNEYLAND'DA PRENSİN PAMUK PRENSES'İ ÖPME SAHNESİNE CİNSEL SALDIRI İTİRAZI
Disneyland'da yenilenen 'Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler' temalı platforma prensin uyuyan Pamuk Prenses'i öptüğü bir bölüm eklendi. Uzmanlar prensin Pamuk Prenses'i izin almadan öpmesine tepki gösterdi.
4 Mayıs 2021 10:05 / Kültür - Sanat
Disneyland'da yenilenen 'Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler' temalı platforma prensin uyuyan Pamuk Prenses'i öptüğü bir bölüm eklendi. Uzmanlar ise prensin Pamuk Prenses'i izin almadan öpmesine tepki göstererek "Bu bir cinsel saldırı çocuklara kötü örnek" dedi.
ABD'nin California eyaletinde Anaheim şehrindeki ünlü eğlence parkı Disneyland Koronavirüs salgını nedeniyle bir yıl kapalı kaldıktan sonra cuma günü tekrar açıldı. Disneyland açılır açılmaz da Pamuk Prenses ile ilgili tartışma başladı.
Dünyaca ünlü eğlence parkında 1937 yapımı Walt Disney çizgi filmi "Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler"in bir platformu bulunuyor. Bu platforma orijinal çizgi filmdeki gibi prensin uyuyan Pamuk Prenses'i öptüğü bölüm eklendi. "Pamuk Prenses'in Korkunç Yolculuğu" olarak bilinen platforma yeni eklenen bölümde prens öldüğünü sandığı Pamuk Prenses'i öperek kötü kraliçenin lanetini kaldırmaya çalışıyor. İşte prensin öldüğünü sandığı Pamuk Prenses'i izinsiz öpmesi büyük tepkiye neden oldu.
"Çocuklara kötü örnek"
NTV'de yer alan habere göre 2021 yılında Disneyland'ın böyle bir sahneyi koymasının kabul edilemez olduğunu söyleyen uzmanlar prensin izin almadan Pamuk Prenses'i öpmesinin bir cinsel saldırı olduğunu savundu.
Söz konusu öpücüğün rızaya dayalı olmamasının çocuklara kötü örnek olduğunu ve cinsel istismar modeli oluşturduğunu öne süren uzmanlar eğlence parkına yeni eklenen bölümün hemen kaldırılmasını istedi.
SFGate gazetesinde yayımlanan eleştiride "Prensin Pamuk Prenses'i izin almadan öpmesi kesinlikle gerçek bir aşk öpücüğü değil. Sadece bir cinsel saldırı. Eski Disney filmlerinde rıza dışı davranışların büyük bir sorun olduğunu kısa süre önce kabul ettik. Çocuklara iki tarafın da etkileşime girmeye istekli olduğu belirlenmemişse cinsel davranışların istismar olduğunu öğretmeye çalışırken bu yapılan büyük bir yanlış. Ayrıca Disneyland'ın bu kadar tartışmalı bir bölümü ısrarla eğlence parkına eklemesini de anlamıyoruz" denildi.
================================
GÜNER YİĞİTBAŞI : BU GENELGE POLİSİN SUÇ İŞLEDİĞİNE İLİŞKİN BİR SUÇÜSTÜ TUTANAĞIDIR
Kemalın Askeri 11:48 ÖS
Bu Genelge Polisin Suç İşlediğine İlişkin Bir Suçüstü Tutanağıdır
Ülkemiz; her geçen gün özgürlüklere kapanıyor ve giderek tam otoriter antidemokratik totaliter bir toplum olmaya doğru koşar adım ilerliyor maalesef.
Bakıyorsunuz; bir gün pandemi bahane ediliyor ve içki satışları yasaklanıyor bu yasak daha gündemden düşmeden bir başka yasak gündeme oturuveriyor.
Ülkenin asıl çözüm bekleyen acil sorunlarını tartışmayı bırakıyoruz bu yasakları tartışmaya başlıyoruz.
Son olarak Emniyet Genel Müdürlüğü bir genelge yayınlayarak toplumsal olaylarda polislerin görüntü ve seslerinin kaydedilmesi yasaklanıyor görevli polisler ile sivillerin ses ve görüntü kayıtlarının sosyal medyada paylaşılmasının "özel hayatın gizliliğini ihlal ettiği" savunuluyor ses ve görüntü almanın polislerin görev yapmalarını engellediği ifade ediliyor.
Tam bir polis devleti zihniyetinin uygulamaya konulduğu bir genelge.
Bu genelge anayasaya ve yasalara açıkça aykırıdır.
Emniyet Genel Müdürlüğü de biliyor yayınladığı bu genelgenin hukuksuzluğunu. Ama ne yapsın emir büyük yerden gelince bu genelgeyi yayınlamak zorunda kalmış olmalılar.
Şunu herkes bilsin evet AKP iktidarının yetkilileri; sayenizde ülkemizde demokrasinin ve özgürlüklerin zerresi kalmadı anayasayı rafa kaldırdınız rafta da duruyor olsa darbeci olduğunu iddia ederek yargılattığınız Kenan Evren Anayasası da olsa rafa kaldırdığınız bu darbe anayasasını bile gündüz fenerle arıyoruz bizleri darbe anayasasını dahi aratır hale getirdiniz bu darbe anayasanın bile tam uygulanması halinde biraz nefes alabileceğimizi çok iyi biliyoruz.
12 Eylül darbesine ve darbecilere karşıyız ama sizler bu darbecileri dahi geride bıraktınız ve Kenan Evreni vicdanlarımızda akladınız maalesef bu ayıp da sizlere yeter sanırım.
Beğenmediğiniz Kenan EVREN darbe anayasasına göre bile egemenlik kayıtsız şartsız millete ait olup egemenliğin üç erkinden biri olan yürütme yetki ve görevini yerine getiren partili Cumhurbaşkanı ve onun emrindeki yürütme organının bir ajanı olan emniyet ve polis teşkilatı yasaların kendisine verdiği yürütme yetkisi ve görevi içinde kalan ülkenin emniyetine ilişkin görev ve yetkilerini bu yetki ve görevin asıl sahibi olan Türk Milleti adına ve onu temsilen yerine getirir.
Toplumsal olaylarda görev alan polisler bu görevlerini Türk Milleti adına yaparlar ve görev hudutlarını da anayasa ve ilgili yasalar çizer.
Polisin görevi başındayken anayasa ve yasaları çiğneyen hukuk dışı şiddete yönelik eylemlerini denetlemek bu amaçla gerekli görürse polisin görüntü ve seslerini kaydetmek egemenlik hakkının asıl sahibi olan halkımızın en doğal ve tabii hakkıdır.
Siz kimin malını kimden sakınıyorsunuz?
Tereciye tere mi satmak istiyorsunuz?
Nedir bu endişeniz?
Görevinizi anayasa ve yasalar çerçevesinde hukukun dışına çıkmadan yapın halkımız da sizin o hukuk dışı acımasız şiddet görüntülerinizi cep telefonlarıyla görüntülemek zorunda kalmasınlar ellerine cep telefonu kameralarını almasınlar ve boş kalan elleriyle avuçları patlayana kadar alkışlasınlar sizleri.
Bu genelge; asayişin ve güvenliğin sağlanmasına ilişkin yürütme yetkisinin ve görevinin anayasa ve yasalara uygun olarak kullanılmadığının ve suç işlendiğinin bilinci ve paniği içinde hazırlanmış talihsiz bir genelgedir.
Bu genelge; polisin suçüstü yakalandığına ilişkin bir suçüstü tutanağıdır.
Polisin şerefini düşünüyorsanız yetkinin asıl sahibi millete saygınız varsa bu genelgeyi derhal kaldırınız.
03/05/2021
Güner YİĞİTBAŞI
================================
TESUD'UN YENİ BAŞKANI EMEKLİ KORGENERAL ERDOĞAN KARAKUŞ
104 emekli amiralin bildirisi soruşturmasında görevden alınan Türkiye Emekli Subaylar Derneği yöneticilerinin yerine kayyum atandı. Ankara Valiliği ataması ile eski TESUD Genel Başkanı emekli Hava Korgeneral Erdoğan Karakuş yeniden görevi devraldı.
03.05.2021 18:35 04.05.2021 07:46
TESUD'un yeni başkanı Emekli Korgeneral Erdoğan Karakuş
Türkiye Emekli Subaylar Derneği'ne kayyum ataması yapıldı. Eski başkan yeniden görevi devraldı.
104 emekli amiralin bildirisine ilişkin başlatılan soruşturma sonrası TESUD Genel Başkanı Namık Kemal Çalışkan ifadeye çağrıldı. Çalışkan hakkındaki işlem incelenen dijital veriler sonrası yapılmıştı.
İçişleri Bakanlığı da soruşturma sürecinde bir adım atarak TESUD Genel Başkanı Namık Kemal Çalışkan ve yönetim kurulu üyelerini geçici olarak görevden aldı.
3 Mayıs'ta Ankara Valiliği ise derneğe kayyum atadı. Valilik tarafından yapılan kayyum heyeti de belli oldu.
Görevlendirilen isimler arasında derneğin eski genel başkanı emekli Hava Korgeneral Erdoğan Karakuş Ömer Çelikkesen Memiş Karabörk Gıyasettin Ersin Ali İhsan Gönüldaş Arif Çetinkaya Hüseyin Yüksek yer aldı. Erdoğan Karakuş'un başkan olarak görevlendirildiği öğrenildi.
İZLEYİN:
================================
a45UyF587661
Ne kadar zengin ve mureffeh olursa olsun istikllden mahrum bir millet meden insanlik karsisinda usak olmak mevkiinden yuksek bir muameleye lyik sayilamaz.
Gazi Mustafa Kemal ATATURK
- - - - - - - - - - - - -
JEAN MESLIER : SAGDUYU TANRISIZLIGIN ILMIHALI
60. ALLAH'IN SOZDE SANAT ESERLERI ILAHIYATIN YUCELIGI DENILEN SEYI ASLA KANITLAMAZ
Bize surekli olarak tanrisalligin yuceligini overler. Bu yuceligin kanitlarini sorar sormaz, uzerlerinde silinmez harflerle bu yuceligin yazili oldugunu ileri surdukleri eserleri gosterirler. Oysa butun bu eserler kusurludur ve icinde kotulugu tasir.
Tanrisalligin saheseri, en sasirtici eseri olarak gosterilmekten bir an geri kalinmayan insan, yarattigi her seye kadir etkenin (yani Allah'in) gozunde, begenilmeyen, nefret edilen eksikliklerle doludur. Bu eser, yaraticisi icin cogu kez o kadar igrenctir ki, yaratici onu atese atmak zorunda kalir. Ancak Allah'in en nadir eseri mukemmel olmayinca, tanrisalligin yuceligine hangi kanitla inanilabilir? Bizzat yaraticisinin bu kadar az hosnut oldugu bir urun, bir eser (yani insan), bizi, yaraticisina hayran ve takdirhan edebilir mi?
Insan fizigi sayisiz hastaliklara ve nihayet olume maruzdur. Insan ruhu ve maneviyati kusurlarla doludur. Bununla birlikte insanin, yaratilanlarin en olgunu ve mevcutlarin en sereflisi oldugunu soyleye soyleye bitiremiyorlar!
- - - - - - - - - - - - -
Biz dusmanlarimizi yok etmek icin ugrasmayiz, onlari degistiririz.
Bilmem, anlatabiliyor muyum ?
George Orwell1984
- - - - - - - - - - - - -
Butun dinler aynidir Temelde hepsi suctur, yalnizca tatil gunleri farklidir.
LADMAN,CATHY (1955) ABD'li komedyen.
Ateistin Kutsal Kitabi - Aforizmalar - Derleyen Joan Konner
- - - - - - - - - - - - -
TCK Madde 205 Resmi belgeyi bozmak yok etmek veya gizlemek
1) Gercek bir resmi belgeyi bozan yok eden veya gizleyen kisi iki yildan bes yila kadar hapis cezasi ile cezalandirilir. Sucun kamu gorevlisi tarafindan islenmesi halinde verilecek ceza yari oraninda artirilir.
- - - - - - - - - - - - -
| Grup eposta komutlari ve adresleri | : | |
| Gruba mesaj gondermek icin | : | ozgur-gundem@googlegroups.com |
| Gruba uye olmak icin | : | ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com |
| Grup kurucusuna yazmak icin | : | 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc |
| Grup Sayfamiz | : | https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ |
| Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz | : | http://orajpoyraz.blogspot.com/ |
Özgürlük adam, henüz yeni kurdum.Siyasi iktidarın sürekli yasakladığı, polisiye önlemler ile gizlemeye çalıştığı şeyleri burada biriktireceğim. Videolar, resimler, makaleler falan. | : | http://insulaelibertatis.com/ |
Özgürlük adam, henüz yeni kurdum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder