15 Ağustos 2015 Cumartesi

Cennet nerededir?

2fSIJNoA0xfSNxA      

-------- Forwarded Message --------
Date:     Thu, 13 Aug 2015 18:01:54 +0300
From:     ismet gedik <ismet.gedik@gmail.com>

Değerli dostlar,

"Cennet-Ülke" slaytını ve açıklamasını okuduktan sonra, şu sorulara bir yanıt verin:

1-Din adamları topluma ve tüm insanlığa, yaralı işler mi yaparlar, yoksa yaptıkları işler topluma ve insanlığa zararlı mıdır?

2- Yeni bir eğitim yılına başlarken, "din dersleri", "peygamberimizin hayatı" gibi derslerin okutulması, toplumumuza yararlı mıdır, zararlımıdır?

Cennet Nerededir?

Neden "öteki dünya" diye bir kavram oluşturulmuş?

55. sure: Er-Rahman Suresi "Cennet" hakkında bilgi veren en önemli suredir.

55:46 - Rabbinin makamından korkan kimselere İKİ CENNET vardır.

55:48 - İkisinin de çeşitli ağaçları, meyvaları vardır.

55:50 - İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır.

55:52 - İkisinde de her türlü meyvadan çift çift vardır.

55:62 - Bu ikisinden başka İKİ CENNET DAHA vardır.

55:64 - (Bu cennetler) yemyeşildirler.

55:66 - İkisinde de fışkıran iki kaynak vardır.

55:68 - İkisinde de her türlü meyva, hurma ve nar vardır.

Şimdi soru şu: kutsal kitabımızda 2+2 = 4 adet cennetten söz ediliyor. Bu nasıl açıklanır?

(Bu soruyu Diyanet işleri başkanlığı ilgililerine -15 kişiye- ve İlahiyat Fakültelerinden yine 15 profesöre de yönelttim, ama hiçbir yanıt gelmedi)

13 – 125 bin yılları arası dünyamız iklimi çok soğuktur ve Würm-buzul devri denilen bir dönemden geçmektedir (İmbrie ve diğ. 1984, Hays ve diğ. 1976).

Buzullar denizlerdeki suyun buharlaşıp, kar ve buz olarak karalarda depolanması sonucu oluştuğundan, denizlerdeki su seviyesi, karalardaki buzul miktarına denk gelecek derecede düşüktür; bu da sıcaklığının en düşük olduğu 20 binyıl öncesinde yaklaşık 130 metrelik bir deniz seviyesi alçalması demektir. Deniz seviyesinin bu kadar alçalması, en fazla coğrafik değişikliği Basra-Hürmüz-boğazı arasındaki bölgede gösterir (Meteor-Forschungsergebnisse, 1971). Çünkü Basra körfezinin en derin noktası yaklaşık 90 metredir ve Dubai – Bander-e Lengeh hattının hemen batı tarafında bulunmaktadır. Dubai – Bander-e Lengeh hattı ise yaklaşık 70 m. derinlikte bir sırt şeklinde İran ile Dubai arasında uzanır. Bu coğrafik özellikler nedeniyle, deniz seviyesi 130 m. düşünce, tüm Basra Körfezinden deniz çekilmiş olur ve bu devasa bölge, iki tane büyük ırmakla sulanan çok verimli bir ovaya dönüşür. Sadece güney-doğu ucunda 15-20 m. derinliğinde sığ bir göl kalır. Bu gölün suyu da, birkaç yıl içinde tatlı suya dönüşür. Üzerinde ise birkaç tane adası vardır ve bu adalarda da yoğun insan yaşamı vardır.

Kuzeydeki Zagros dağları kar ve buz örtüsü altında, güneydeki Arabistan düzlüğü susuz kurak bir bölge olarak yaşama pek imkan vermez iken, bu devasa ova, hem soğuk kuzey rüzgarlarından korunmuş olması, hem deniz seviyesinin bile altında olması ve iki büyük ırmak tarafından sulanır olması nedeniyle, orada yaşayan insanlar için büyük bir nimettir. Bu verimli ovada her tür meyve ve sebze bol olarak yetişmekte, onlara bağlı olarak da yoğun bir hayvan topluluğu bulunmakta, bu ise avcılık ve toplayıcılıkla geçinen o devir insanları için olağan-üstü bir yaşam ortamı sunmaktadır.

Şekil: 20 bin yıl önceleri, Basra-Hürmüz Boğazı arasının paleocoğrafik görüntüsü.

Şekildeki harita Alman araştırma gemisi Meteor'un (1971) verileri, Roberts (1984), Swift and Bower (2003), Yao (2008) ve Würm-buzul çağına ait diğer jeolojik bilgilerden yararlanılarak hazırlanmıştır.

Şimdi bu ideal CENNET-ÜLKENİN sonunun nasıl olduğunu görelim.

Buzul devri süresince en ideal yaşam yeri olan bu CENNET-ÜLKE, buzul sonrası dönemdeki insanlık için tam bir işkence ortamına dönüşmüştür. Çünkü yüksek dağların (Zağros Dağları) tepelerinde ve yamaçlarında bulunan buzul örtüleri, iklimin gittikçe ısınması nedeniyle ergimeye başlamışlar; buzulların ergimesiyle oluşan sulara, buzul örtüsü altındaki donmuş topraktaki buz kristallerinin de ergimesiyle, akışkan bir çamura dönüşen toprak da eklenir; böylelikle vadilerde her yıl tekrarlanan büyük çamur ve sel felaketleri oluşmaya başlar. (Jeolojide solifluksiyon olarak bilinen olay).

Her yıl tekrarlanan bu çamurlu sel felaketlerine, bir yeni felaket daha eklenir: Deniz ilerlemesi ve yükselmesi. 15 bin yıl öncelerine gelindiğinde, dünyadaki sıcaklık artmış ve buzullar tekrar ergiyerek deniz seviyesini yükseltmeye başlamıştır. 14 bin yıl önceleri, deniz tekrar Basra Körfezine girmiş ve CENNET-ÜLKE yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştır. Denizin istila ettiği düzlüklerde yaşayan insanlar:

-ya ırmak vadileri boyunca kuzey-batıya doğru gitmek,

- ya kuzeydeki Zagros dağları yönünde,

- ya güneydeki Arabistan düzlüklerine

- ya da, bu devasa ovada rastlayacakları 50-60 m. yüksekliğindeki yükseltilere sığınmak zorunda kalmışlardır.

Bunlardan ilk üç şıktan birini tercih edenler, bu felaketler zincirinden kurtulmuşlardır. Ama son seçeneği tercih edenler (ve daha önceleri zaten bir ada üzerinde yaşayanlar) için işkenceler daha yeni başlamaktadır. Çünkü onlar bu yükseltilerde hapis edilmişlerdir! Deniz seviyesi her yıl yaklaşık 1 cm kadar yükselmektedir dolayısıyla, Basra-körfezinin tekrar denizle kaplanması –yani sel felaketleri ve deniz seviyesi yükselmesi- yaklaşık 7-8 bin yıl daha sürecektir (Brentjes (1981)).

Gittikçe sulara gömülen ve her yıl sürekli sel felaketlerine maruz kalan adalarda mahsur kalan yabani insanlar, bu zor durum karşısında çare arayışına girerler.

Adanın çevresine set şeklinde duvarlar örmek, taşkınlara karşı alınacak tek önlemdir. Duvar örme ve sürekli olarak bu duvarların yıkılan kesimlerinin onarımı için belli insanların görevlendirilmesi gerekmiştir. Duvarcıların geçimini sağlayacak besin maddelerini de başkalarının temin etmesi gerekmiş, bu şekilde insanlar arası karşılıklı bağımlılık sistemi, yani toplumsallaşma başlatılmıştır!

Dinamik sistemde sürekli yeni kavramlar, yeni özellikler çıkar (Haken (2000)). Eskiden duvarcı diye bir kavram yokken, ortaya "duvarcı" diye bir meslek kavramı çıkar. Önceden herkes kendi ihtiyacı kadar meyve toplarken, şimdi duvarcı için de pay ayırmak zorunda, onun için daha fazla meyve toplaması gerekiyor. Bu sayede, bazı insanlar sel felaketlerine karşı adanın kenarına duvar örmekle meşgul olurken, bazıları onların yiyeceklerini temin etmek için, daha fazla besin maddesi elde etme çabası içine girerek hayvancılık, ziraat gibi farklı alanlarda uzmanlaşmışlardır.

Bu zor koşullar insanları karşılıklı olarak birbirlerine bağımlılık içine sokmuştur. Avcılık ve yabani meyve toplayıcılığına dayalı bireysel yaşam tarzında, 100 km2lik bir alanda yetişen hayvan ve bitki ürünleri ancak bir ailenin ihtiyacını karşılayacak düzeydedir. Karşılıklı bağımlılığa dayalı sistemde ise, bu alanda binlerce aile yaşayabilmektedir. Toplumsallaşmanın gizemi bu özelliğinde yatar.

Toplumsal hayat, yeni bir anlaşıp-uzlaşma sistemi gerektirmiş ve insanları tekrar büyük bir sorunla karşı-karşıya getirmiştir. İlk yazılı anlaşma öğeleri resimlerden oluşur. Zamanla resimler gittikçe basitleşen simgelere dönüştürülmüş ve yaklaşık 5-6 bin yıl önceleri ilk çivi yazısı belgeler oluşturularak, toplumsal hayattaki karşılıklı ilişkilerin düzenlenmesinde devreye sokulmuş ve bu sayede yeni birçok meslek türü ve yeni yapısal öğeler (çeşitli yasa kitapları, yazılı meslek metinleri, vs.) ortaya çıkmaya başlamıştır.

Böyle bir ortamda toplumsallaşmayı başlatan Sümerlerin, tufan sonrası geldikleri Mezopotamya'da "kültürlü efendiler" olarak adlandırılmasının nedeni budur (Ceram 1972).

Buzulların ergimesiyle oluşan çamurlu sel felaketlerinin en korkuncu, en son "buzul" kütlesinin ergidiği yıldır. Çünkü en son yıla kalan buzlar, son yıl ergimeye başladıklarında, suyla dolu bir balon gibidirler. Daha önceki yıllarda buz kütlesinin dış-zarı gibi az bir kısmı ergirken, son aşamada tüm kalan buz kütlesi aniden sıvılaşır ve patlayan bir balondan boşalan su misali, çevresinde çok büyük hasara yol açar. Bu son sel felaketinde boşalan su, daha önceki yıllarda boşalan sudan onlarca kat fazladır. İşte tufan denilen olay bu son yılda gerçekleşir. Sözün kısası, CENNET-ÜLKEnin adalarında hapis kalan insanlar, zorluklarla mücadele ederek, bilgi düzeylerini geliştirmişler, karşılıklı hizmet-alış-verişi sistemi olan toplumsal hayatı başlatmışlar, ama son tufan olayıyla birlikte, yaşadıkları adadan sallarla, sandallarla, vs kaçarak, kendilerini kaderlerine terk etmişledir. Bilgi düzeyleri diğer çevre toplumlarına göre, inanılmaz derecede yüksek olan bu insanlar, ulaştıkları yerlerdeki insanlarca, "efendiler"gibi muamele görmüşlerdir.

Arkeolojik bulgular, bereketli hilal denilen bölgedeki bu muazzam gelişmenin Sümerler denilen bir kavmin buraya gelmesiyle başladığını ortaya koymaktadır. Sümer ismi, yörede yaşayan semitik (Arap-İsrail) ırka mensup Akad'ların dilinde "land of the civilised lords = kültürlü efendilerin ülkesi" anlamında "Sumeru" sözcüğünden gelmektedir. Sümerler ise kendilerini "the black-headed people = kara başlı toplum" olarak tanımlamışlar ve denizden iki-ırmak ülkesine geldiklerini belirtmişlerdir (Ceram 1972). Sümerler insanlık tarihinde yazı yazmayı ve yazılı belgeler oluşturmayı ilk defa bulan ve uygulayan kavim olarak büyük önem taşır. Arkeolojik kazı verilerine göre, Sümerlerin tarihi tufan öncesi ve tufan sonrası olarak iki farklı döneme ayrılmaktadır. Tufan öncesi dönemin Dilmun denilen ve yaratılışın ilk başladığı yer olan bir adada geçtiği, insanlığın o dönemde çok mutlu olduğu ve altın çağını yaşadığı belirtilir. Dilmun aynı zamanda güneşin doğduğu yer olarak da tarif edilmiştir.

Bu şekilde atalarımızın kafasında, eskiden mutluluk içinde yaşadıkları bir (Dilmun, Eden (Adn), Cennet bahçesi) ve tufan sonrası geldikleri günümüz dünyası diye iki farklı dünya kavramı oluşur. Yani öteki-dünya diye bir kavram oluşturulmasının tek nedeni budur. Diğer taraftan, Sümerlerin doğa anlayışı statik sistemli olduğundan, dinamik sistemli doğum-ölüm döngüsünü anlayamamışlardır. Bu nedenle de hayata bir anlam veremediklerinden, öteki dünya şeklinde bir tasarım, onların hayata bir anlam kazandırma yöntemi olarak (yani öteki dünya gibi yerde ebedi bir hayata devam edileceği gibi yorumlamak) onların işine gelmiştir.

Şimdi önce "Öteki-dünya" ile "cennet" arasındaki bağlantıyı oluşturalım:

Cennet Neresi?

Kutsal kitaplara göre,

Allah önce ışığı (geceyi gündüzü) yaratır (1. gün);

Sonra gök kubbeyi yaratarak, gökteki tatlı sularla yerdeki tuzlu suları birbirinden ayırır (2. gün);

Sonra yeryüzünde karaları denizlerden ayırır ve karalardaki bitkileri yaratır (3. gün);

Sonra güneşi, ayı ve diğer ışık kaynaklarını (4. gün);

Sonra denizlerdeki hayvanları ve havalardaki kuşları, (5. Gün);

Ve en son olarak da, dünyadaki tüm bu yaratıklardan yararlanması için insanı yaratır (6. Gün). (Tekvin, 1.Musa, Martin Luther tercümesi -Bibel)

Görüldüğü üzere kutsal kitaplarda anlatılan tüm bu olaylar yeryuvarının ve hayat sisteminin oluşumunu açıklamaya çalışan görüşlerdir ve hepsinin Dünyamız üzerinde olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla Âdem'le Havva'nın ilk yaratıldığı yer dünyamızda bir yerdir.

Dünyamızdaki bu ilk yaratılış noktası Cennet olarak tanımlandığına göre, o Cennet, dünyada bir yerde olmak zorundadır. Daha sonra, Âdem'le Havva bir "günah" işledikleri için, Cennetten kovulurlar. Peki, Cennet neresiydi? İnsanlar nereyi terk edip, nereden nereye geldiler?

Bu sorunun yanıtı ise 10 -15 bin yıl öncelerinin coğrafik görüntüsünün tasarlanabilmesinden geçer:

Buzul devri süresince dünyanın diğer yerleri soğuk ve kuraklık içindeyken, "Basra- Hürmüz Ovası" diye adlandırdığımız bu 15- 20 bin-yıl-önceleri-ovası üzerindeki yaşam koşulları diğer bölgelere göre çok daha iyidir. Bu nedenle burada yaşayan insanlar bu ılıman ve verimli ortamın çevredeki soğuk ve kısır yörelerden farklı olduğunun bilicindedirler.

Buzul devrinin sona ermesiyle, hem sel felaketleri başlar, hem de deniz seviyesi yükselmeye başlar.

Deniz seviyesi yükseldikçe insanlar ovadaki yükseltiler, tepeler üzerine çekilirler; ama bu yükseltilerin deniz içinde bir adaya dönüşeceğinden habersizdirler. Bu adalar üzerindeki yaşam 3–4 bin yıl kadar sürer. Doğa ve dünya hakkında çok az bilgi sahibi olan bu insanlar için, üzerinde yaşadıkları ada "dünya" olarak kabul edilir, çünkü binlerce yıldır çevrelerinde başka bir kara parçası olduğundan habersiz olarak bu ada üzerinde yaşamaktadırlar.

Buzul devrinin sona ermesi sonucu başlayan ve her yıl sürekli tekrarlanan sel felaketlerine karşı adalarının çevresine duvarlar örerek yıllık taşkınlardan kendilerini korumaya başlarlar. Ama deniz seviyesi yükselmesi, ~12–13 bin yıl öncelerinden başlayarak, ~6–7 bin yıl öncelerine kadar sürekli devam eder (yılda 1cm kadar). (Bu konuda Atlantis'in yazarı Eflatun'un Kritias ve Timaios adlı eserlerine bakınız).

Yaşadıkları bu dünyanın (adanın) neden suya gömüldüğünü anlayamayan insanlar, "bir günah işledikleri için dünyalarının tanrı tarafından ceza olarak sulara gömüleceği" inancındadırlar.( Eflatun- Kritias ve Timaios)

Gelecek bahardaki taşkınla birlikte adalarının tamamen suya gömüleceğini fark eden insanlar sal, kayık vs. gibi vasıtalar yaparak, bilinmeyen bir geleceğe kendilerini terk ederler.

Dalgalar ve akıntılar tarafından günlerce bu şekilde deniz üzerinde sürüklenen insanlar, kıyıya çıktıklarında, eski dünyalarından kovularak bu yeni dünyaya geldiklerini sanırlar; vs..

Yeni geldikleri bu yer parçasının eski yaşadıkları ortama hiç benzememesi ve insanların "cennet dedikleri bir yerden" günümüz dünyasına gelmiş olmaları, işte böyle bir olayın sonucudur.

Şimdi neden 2+2=4 cennet konusunu aydınlatmaya çalışalım.

Yukarıda verilen "CENNET-ÜLKE" haritasında, GD ve KB olarak işaretlenmiş iki farklı bölgeyi düşünün. Çok farklı konumdalar ve çok farklı çevre-şekillerine sahipler. O zamanın insanlarının coğrafik bilgileri de çok sınırlı. Doğal olarak o bölgede yaşayan insanlar bu ırmakları farklı adlandıracaklardır. Örn. KB'da yaşayanlar Dicle ve Fırat olarak adlandırmışlardır. GD'dakilerin nasıl adlandırıldığını ise şu paragrafları okuduktan sonra anlayacaksanız:

"7. Böylece Efendi Tanrı topraktan insan yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi. Ve böylelikle insan canlılık kazandı.

8. Ve Efendi Tanrı doğuda (Kudüs gibi kutsal topraklara oranla, Eden Bahçesi (Cennet), "doğuda" olacaktır; Basra Körfezi dibindeki eski verimli ovalar da, doğudadır!) bir yerde Eden bahçesini dikti ve yarattığı insanı bu bahçenin içine koydu.

9. Ve Efendi Tanrı, yeryüzünde, güzel görünüşlü ve tadlarına doyum olmayan ağaçlar büyüttü, ve bahçenin ortasında, iyi ve kötüyü ayırt etme ağacını, hayat ağacını yeşertti.

10. Bu Eden bahçesinde, bahçeyi sulamak için bir ırmak akıyordu, ve orada dört kola ayrılıyordu.

11. Birinci kolun adı Pişon'du ve altın ülkesi Hevila yöresinde akardı;

12. ve bu ülkenin altını değerlidir. Orada ayrıca Bedolak-zifti ile Şoham süstaşı bulunur.

13. İkinci ırmağın adı Gihon olup, Kuş ülkesi yöresinde akar.

14. Üçüncü ırmağın adı Dicle olup, Asur ülkesinin doğusunda akar. Dördüncü ırmağın adı Fırat'tır.

15. Ve Efendi Tanrı insanı alıp, bahçeyi işleyip bakması için Eden bahçesine bıraktı." (Tekvin, 1.Musa, 1.2 bab, 7-15; Martin Luther tercümesi -Bibel)

Bu paragrafları okuduktan sonra, Kurandaki o ayetlerin anlaşılması kolay olmadı mı?

SONUÇ: Tevrat ve Sümer belgeleri okunmadan ve gerekli doğa bilimsel veriler bilinmeden, yukarıda verilen Kuran ayetleri, asla anlaşılamazlar. Bu nedenle Kuran'ı anlayabilmek için eski kitapların okunması – ve doğa-bilimlerinin bilinmesi şart ve gereklidir.

(Beğendiyseniz, paylaşın)

KAYNAKÇA:

Bibel- Martin Luther's Übersetzung. Württembergische Bibelanstalt- Stuttgart.+

BRAIDWOOD, R.J. 1995: Prehistoric Man – Tarih Öncesi İnsan. Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 290 s.

BRENTJES, B., 1981: Völker am Euphrat und Tigris. Koehler & Amelang, Leipzig, 263 s.

CERAM, C.W., 1972: Götter, Graeber and Gelehrte. Rowohlt, 447 s.

EFLATUN, Timaios (Çevirenler: Erol Güney ve Lütfü Ay), Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 1133, Ankara,1989.

EFLATUN, Kritias (Çevirenler: Erol Güney ve Lütfü Ay), Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 905, Ankara,1989.

HAKEN, H. 2000: Information and Self-Organization. A Macroscopic Approach to Complex Systems. Springer Verlag, 222 pp. 62 figs.

HAYS, J.D., IMBRIE, J. ve SCHACKLETON, N.J., 1976: Variations in the earth's orbit: pacemaker of the ice ages. Science, 194, s. 1121-1132.

IMBRIE J., HAYS J.D., MARTINSON D.G., McINTYRE A., MIX A.C., MORLEY J.J., PISIAS N.G., PRELL W.L., ve SCHACKLETON N.J., 1984: The orbital theory of Pleistocene climate: Support from a revised chronology of the marine delta 18O record. In BERGER A.L. ve diğ., eds.. Milankovitch and climate: understanding the response to astronomical forcing, Part I, 169-305, Boston, Reidel.

KRAMER, S.N. 1956: History begins at Sumer. Newyork 1956. (Tarih Sümer'de başlar, Kabalcı Yayınevi, İstanbul)

ROBERTS, N., 1984: Pleistocene environments in time and space. In R. Foley, ed. Hominid evolution and community ecology. s. 25-53, London, Academic Press.

Meteor-Forschungsergebnisse. - Borntraeger 1971. Reihe C. Geologie und Geophysik / Red.: E. Seibold u. H. Closs

No. 4. Oberflächensedimente im Persischen Golf und Golf von Oman. 1. Geologisch-hydrologischer Rahmen und erste sedimentologische Ergebnisse. Von M. Hartmann [u.a.] 76 S., mit Ktn. : Mit 47 Abb. u. 12 Tab. im Text

Swift, S. A. and Bower, A. S.- 2003: Formation and circulation of dense water in the Persian/Arabian Gulf. JOURNAL OF GEOPHYSICAL RESEARCH, VOL. 108, NO. C1, 3004, doi:10.1029/2002JC001360

Yao, Fengchao, 2008: "Water Mass Formation and Circulation in the Persian Gulf and Water Exchange with the Indian Ocean" . Open Access Dissertations. Paper 183.





a45UyF587661-150814121014 Oraj Poyraz <oraj.poyraz@openmail.cc>
2015/08/15  15:10 1  39  1 undefined turancatli9@googlegroups.com

 


--

Dogru anahtarla her seyi, yanlis anahtarla hicbir seyi cozemezsiniz.
Isin inceligi anahtari olusturmaktir.

GEORGE BERNARD SHAW

Tek carenin galiplerle uyusmak ve anlasmak olacagi bu kafasizlarca ne zaman anlasilacak?-

Yazar Refi Cevat Ulunay - 23.03.1920

Sismanlarin Dunyaya Katkilari

24 Temmuz 2013

SON yillarda sismanlara sisman demek yerine kilolu , obez falan deniyor. Burada amac bu insanlarin incinmemesi. Acaba boyle bir mantik ne kadar dogru? Siz sismanlari boyle isimlendirirseniz kimse sisman olmaktan gocunmaz. Bence onlara sisman demeliyiz, hatta samimi olduklarimiza sisko demeliyiz ki durumun vehametinin farkina varip kendilerine cekiduzen versinler.

Ama bu yazida sismanlari degil onlara savas acan diyetisyenleri masaya yatiracagim. Cunku herbiri dal gibi olan diyetisyenleri masaya yatirmak sismanlari masaya yatirmaktan daha kolay, takdir edersiniz.

Sabah aksam ot ve ot urunleri tuketen sevgili diyetisyenler; sismanlar olmazsa insanlik olarak neler kaybedecegimizi goremiyor musunuz? Aklinizi bir kibrit kutusu yagsiz peynir ve kepek ekmekle mi yediniz?

Sismanlari olmayan bir toplumun hayat damarlarindan biri kesilmis demektir. Iste kilolu insanlarin dunyaya katkilarindan sadece birkac ornek:

Agac dikecegine sismanlara destek ver: Sismanlar yerkureye biz normal insanlardan daha fazla basinc yaptiklari icin topragi $ikilastirir, toprak kaymalarini onlerler. Tarih boyunca sismanlarin yogun yasadigi bolgelerde yer kaymasi, heyelan vakalarinin olmamasi bunun en acik ispatidir.

En buyuk sanatcilar hep sismandir: Pavarotti, Akrep Nalan ve daha ismini sayamadigim bircok buyuk sanatcinin ortak ozelligi kilolu olmalaridir. Neden? Cunku kilolu insanlar hareketi sevmedikleri icin durduklari yerde yapabilecekleri islere yonelmis ve bize sanatin en guzel orneklerini vermislerdir.

Basin $ikistiginda sismana git: Bir derdin oldugunda, saglam bir dosta ihtiyac duydugunda, yardim edecek kimseyi bulamadiginda sisman arkadasina git. Acaba su an evinde midir, yerinde bulabilir miyim? diye korkma. Evindedir o. Cunku sismanlar pek fazla hareket etmeyi sevmez, bir yere gitmemistir.

Ortamin nese kaynagi sismanlar: Bir ortamda eglence ve kahkaha ek$ik olmuyorsa bilin ki orada kilolu bir insan vardir. Cunku onlar hayata bizler gibi olumsuz bakmazlar. Devamli baklava yiyen bir insan nasil mutsuz olabilir ki? Ote yandan siz dort-bes zayif insanin bir arada eglendigine sahit oldunuz mu? Boyle bir sey mumkun degildir.

Sismanlar yeryuzunu sekillendirir: 10 sismanin ayni yolda yillarca gidip geldigini dusunun. Bir sure sonra orada tektonik gocme adini verdigimiz cografi hadise meydana gelecektir. Yagmur sulari ve daglardan gelen erimis kar suyu bu istikamette minik dereler ve irmaklar olusturacaktir. Nehirlerin ve gollerin kurudugu gunumuzde kimse yeni bir akarsuya hayir demez tahminimce.

Son bir soz de enginari tavsiye eden diyetisyenlere... Tavsiyeniz uzerine yedim. Bence enginarin sirri hicbir lezzetinin olmamasinda. Ona o kadar para verecegime agac kabugu da yiyebilirim, o da lezzetsiz.

Halaybasilik kimsenin tekelinde degil!

YILLARDIR cesitli sebeplerle dugunlere giderim. Kah annemin zoruyla kah annemin israriyla kah annemin tehdidiyle dugunlerden dugunlere akiyorum. Gectigimiz gun yine annemin baskisiyla pistte dans ederken aniden bir simsek cakti kafamda.

Bogazim dugumlendi, gozlerim bugulandi. Az kalsin hemen yanibasimda duran, nedense her dugunde gordugum, etrafi yara yara dans eden 90 kiloluk sarisin kadinin altinda kaliyordum. Aklima gelen dehset verici gercek suydu: Ben hayatimda hic halaybasi olmamistim!

Sebep neydi bilemiyorum, belki yetersiz goruldum, belki pistte etkili tanidiklarim yoktu ama bir sans verilemez miydi bana? Halayin en basina gecip elime mendili alip kitleleri pesimden suruklemek benim de hakkimdi. Herkes nese icinde dans ederken gozyaslari icinde pisti terk ettim.

Maalesef bu ulkede eger kiz veya erkek tarafindan saglam baglantilariniz yoksa halaybasi olmaniz mumkun degil. Dugunlerdeki bu agam pasam duzeni, bu kayirmacilik bitmedikce cagdas medeniyetler seviyesi bir hayal olarak kalir.

http://beyinsizadam.net/
lukasaluka@gmail.com


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder