28 Temmuz 2016 Perşembe

Turizm Bakanlığı'ndan Avrupa Vatandaşlarına Çağrı: ‘‘Nasılsa ora da güvenli değil, bari gelin bizim cennet koylarımızda saldırıya uğrayın...’’

 


Turizm Bakanlığı'ndan Avrupa Vatandaşlarına Çağrı: ''Nasılsa ora da güvenli değil, bari gelin bizim cennet koylarımızda saldırıya uğrayın...''

Avrupa'da gün geçtikçe artan terör saldırıları Turizm Bakanlığı'nı harekete geçirdi. Tüm Avrupa ülkesi vatandaşlarına çağrıda bulunan Bakanlık, "Aramızda çok bir fark kalmadığına göre artık Türkiye'ye gelmenizde bir sakınca da yok. En azından burada mis gibi kumsalda denize karşı ölürsünüz..." kampanyası başlattı.

Berlin'de AVM mi Alanya'da şezlong mu?

Durgun geçen turizm sezonunu canlandırmak için çözüm arayışlarını sürdüren Turizm Bakanlığı, bu kez de Avrupa'daki terör dalgasını fırsata çevirmek üzere atağa geçti. Bugün basın mensuplarının karşısına geçen Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Okan Yunar, son olarak Almanya'yı vuran terör olayına dikkat çekerek bunun 1 hafta içindeki 3. saldırı olduğunu ifade etti.

Terör olaylarının üzücü olmakla birlikte Türkiye açısından bir avantaj olarak değerlendirilebileceğini de sözlerine ekleyen Yunar, "Yani madem ki Avrupa'nın göbeğinde de bu durum yaşanabiliyor, yaşanıyor o zaman ben buradan Avrupalı kardeşlerimize seslenmek istiyorum." diyere şöyle devam etti:


"Gelin bari burada, bizim 5 yıldızlı otellerimizde, cennet kumsallarımızda, masmavi denizimizde, binlerce yıllık tarihi eserlerimizin arasında terör tehditini yaşayın. Ölmeden evvel boğazınızdan Türk mutfağının enfes lezzetleri geçsin. Şöyle düşünün: Son anlarınızda Berlin'de bir AVM'de mi olmayı istersiniz yoksa atıyorum Alanya'da bir şezlongda mı? Cevap çok açık sanırım..."

Fırsatlar Ülkesi Türkiye

Türkiye'nin saldırı potansiyeli de hesaba katıldığında tam bir fırsatlar ülkesi olduğunu hatırlatan Yunar, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Biz hep ne dedik? Bu ülkenin her karışı cennetten bir köşe. Şimdi işte oradaki cennet vurgusunu biraz daha arttırıyoruz. Bu dünyaya bir şekilde veda edeceksiniz, bir kere onu kabullenelim. Önemli olan nasıl yaşadığınız değil mi? Ne diyordu o güzide hocamız: Carpe Diem… Günü yaşayın. Bütün bir sene çalıştıktan sonra öyle mal gibi Brüksel'de, kasvetli Londra'da, efendime söyliyim sanayi dumanından göz gözü görmeyen Franfurt'ta vefat etmeyi hak etmiyorsunuz inanın..."

Fransızlara'a çifte mutluluk

Açıklamasında Fransa vatandaşlarına da özel olarak seslenen Yunar, "Valla Fransız misafirlerimiz en şanslısı. Hem terör tehdidini hem OHAL'i burada da yaşayacaklar. Onlar hiç yabancılık çekmeyecek. Paris'in göbeğinde gibi ama ayaklarınız Akdeniz'de… Öyle düşünün" şeklinde konuşmasına devam ederken, basın toplantısının yapıldığı salona giren 3 emniyet görevlisi tarafından FETÖ soruşturması kapsamında gözaltına alınarak toplantıya son verdi.



Zaytung.com Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı'ndan Bildirilmiştir: Sitede yer alan tüm yazılı ve görsel materyal, html kodlarına varıncaya kadar yalandır uydurmadır. Kemik yaşı 18'den küçük olanlar siteye bir arkadaşa bakıp hemen çıkmak için dahi giremezler. Son olarak bizi dava edip mahkemelerde süründürmezseniz gerçekten çok seviniriz. Saygılarımızla.

http://www.zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=309040 
a45UyF587661-160728105041 Oraj Poyraz At Alpinaasia oraj_poyraz@alpinaasia.com
2016/07/28  11:20 2  65  adaletvekalkinma@yahoogroups.com


 



--

HASAN CEMAL E MEKTUPLAR
. . . . . .
Ruhunu seytana kiralayanlar
Aynaya bakacak yuzden uzaktir
Zati ikbal icin nefse uyanlar
Hakikat yansitan sozden uzaktir
. . . . . .
Baykus yuvasindan olmaz asiyan
Kimligini kaybederce yasayan
Cemalinde utanc izi tasiyan
Baktigini goren gozden uzaktir
. . . . . .
Aslini unutur asaletsizler
Boyle bilir, boyle soyleriz bizler
Muhanetten medet uman densizler
Sadakatten uzak, ozden uzaktir
. . . . . .
Dogruyu egerek bukerek yazan
Olamaz Huseyin; olamaz Hasan
Gaflette bulunup, niyette azan
Fikri kokusmuslar bizden uzaktir
. . . . . .
Ali DAL
12.09.2012-ANTAKYA/HATAY

Hayri Balta : 57 KARANLIGA DOGRU

Once Su Haberi Okuyalim...
Kimileri bu duaya amin! Diyor.

Duayi Icrada ara
Allah im, biz senden Islam ve ehline izzet bagislayacagin; nifak ve ehlini zebil edecegin onurlu bir devletin tahakkuk bulmasini istiyoruz; oyle bir devlet ki, bizi o devlette, itaatine davet edenlerden ve hidayet yolunun onculerinden kilasin...
Ya cabbar; ya kahhar: ya muntakim (oc alan, intikam alan) Allah...
Bizi intikamina memur et

(29 Temmuz 2005. Cumhuriyet. Ilhan Selcuk kosesi)

Tahakkuk bulmasini istedikleri devlet; Islam Devleti...
Yikilmasini istedikleri devlet Laik Turkiye Cumhuriyeti...
Bu da Dua ile olmaz eyleme gec! diyorlar
Basbakanimizin buna ne diyecegini merak ediyorum,,,!

Av. Hayi Balta, 1.8.2005

Karanliga Dogru...
Yukaridaki iletiye: Sacma mi desek, zirva mi desek...
Yoksa dindar nesil hayrina sineye mi ceksek...
Insan bunlari zirvalarken esrar mi iciyor?
Kokain mi kokluyor?...
Yoksa damarina eroin mi siringa ediyor?..
Tahsil ile olmaz bu kadar cehalet...
Cehaletinize bereket...
Cehaletiniz bereketli olunca,
Nereye gidildigini anlariz ulusca...
Belki o zaman kurtulus icin umut dogar,
Bu sacmalar, zirvalar karsisinda sustukca,
Cok surmez bu karanlik hepimizi bogar...

Av. Hayri Balta , 13.7.2014

Levent Erturk : SIZIN DUYGULARINIZ GERCEK MI? EMIN MISINIZ?

En sonunda, insanin devredilemez sandigi her seyin bir degisim araci oldugu, alisverise konu edildigi ve devredildigi zaman gelmistir. simdiye dek ifade edilen ama asla takas edilmeyen; verilen ama asla satilmayan; edinilen ama asla satin alinmayan erdem, sevgi, inanc, bilgi, vicdan gibi degerlerin, kisaca her seyin ticarete dahil oldugu zamandir bu. Genel bir yozlasmanin, her seyin satilabilir olmasinin evrensellestigi ya da politik ekonomi diliyle konusacak olursak, maddi manevi her seyin pazarlanabilir bir deger haline geldigi ve gercek degerinin saptanabilmesi icin pazara getirildigi zamandir.
(karl marx)

***
Yukardaki satirlari ne zaman okusam, marx a buyuk adammissin demekten kendimi alamiyorum.
Gercek, cok acimasiz ve bayagi gorunebilir. Ama ortada bu tablo varsa, cozum yine ayni tablonun icinden cikacaktir. cagimiz artik bir reklam ve pazarlama cagidir. ustelik, metanin yani uretilebilen, gercek bir karsiligi olan somut urunun kendisinden cok; gercek olarak uretilemeyen her tur duygunun, erdemin, tutkunun, istegin pazarlanmasi daha fazla kazanc getirmektedir. urunun imaji, urunun kendisinden daha cok deger kazanmistir. uzerinde x firmanin logosunun oldugu bir ayakkabi diyelim ki 200 lira bedelle satilabilir. Ama o ayakkabinin temsil ettigi sosyal sinifa ait imaj dunyasi (diger imajlar ile birleserek) trilyonlarca lira kazandirir. Marx in ongorusu fazlasi ile gerceklesti. Her sey pazarlanabilir:

Bir savasta annesi ile birlikte olen cocugun resmi,
Bir insanin hayatindan 2-3 resim alinarak olusturulan tanitim,
Bir dinin ilk temsilcilerinin cektigi cileler,
Bir kahramanin idam sehpasindaki goruntuleri,
Ayni kahraman icin bestelenen sarki,
Bir depremde enkazin altinda kalan bebegin tanitimi ...vs

Ve elbette... sevgi, ask, cesaret, kahramanlik, fedakarlik, dindarlik, annelik, cocuk masumiyeti, doga sevgisi ...akliniza gelebilecek her tur duygu ustalikla pazarlanabilir ve pazarlanmaktadir; ustelik alicilari da cok fazladir.

Bir suru ah vah edebiyati ile dolu bos sozleri birakip, yasadigimiz dunyanin gercekligini en acimasiz sekilde gormek isterseniz, bu kitabi okuyun derim: jean baudrillard. Simulakrlar ve simulasyon .

Cagimiz bir sanal gerceklik cagidir, hatta o sanal gercekliklerin yeniden simule edilerek olusturuldugu hiper gerceklik cagidir. Sanal gerceklikte, gosterenin , yani imgenin gonderme yaptigi bir gerceklik vardir. ornegin bir gul imgesinin gonderme yaptigi gercek bir doga vardir. Hiper gerceklikte o bile yoktur. Hiper gercekligin imgeleri, gerceklikte hicbir karsitligi bulunmayan diger imgelere gonderme yaparlar ve bu durum boyle surer gider. Kendi kendini doguran anlam. Baudrillard bu durumu reklamlarda anlamin hicligi bolumunde cok guzel anlatmis.

Turkiye de ise durum daha da beterdir. Avrupa ve abd medeniyetlerinde carpikliklar olsa dahi, tum bu surecin alt yapisina sahip olan bir medeniyet, kendi icinden ciddi dusunurler ve cozumler cikarabilir. Oysa, bu bilimsel ve teknolojik sureci yasayamamis, hep ithal etmek zorunda kalmis, dolayisi ile felsefesini de gelistirememis bir ulkede verilen tepkiler hep alaturka, vicik vicik ucuz duygu edebiyati ve bol bol gozyasi ile cevrili olacaktir.

Neler oldugunu anlayamadi kucuk elif. Minicik bedeni soguk taslarin ustune yapisti. Cocuklugu, hayalleri, umitleri orda kaldi.

Yalan, yalan, yalan. Arka plandaki olumun ve acinin kendisi dogru olsa dahi, pazarlanmasi ve islenmesi bastan asagi yalan. Acinin simule edilmesi ve tekrar tekrar kullanilmasi cagimizin bir gercekligidir. Bir sure sonra, elif in bedeninin kendisi unutulur, geriye goruntusu kalir; hatta o bile unutulur, geriye bir kac parmak hareketi, iki uc photoshop posteri veya buna benzer sekilde ifade edilen protesto kirintilari kalir. Zaten o arada piyasaya yeni elif, osman, Ilker, funda goruntuleri gelir. Atolye her zaman hazirdir.

Bu durum, insanin kendine yabancilasmasidir ve kacinilmaz bir gercekliktir. Bir insanin diger bir insani oldurdugu bir durum, televizyonda canli yayinda sunuluyorsa ve ancak 2-3 dakikaligina, bir sofra basinda oylesine seyrediliyorsa, her tur gercek duyguya yabancilasma kacinilmazdir.
Simdi geliyorum asil aci verici soruya. Sorunun cevabini bana vermeyin, ben kimsenin yargici degilim. Sadece kendi vicdaniniza cevap verin.

Siz, kendi duygularinizin gercekliginden emin olabilir misiniz?

Ben emin degilim. Artik emin olamiyorum. Bu yuzden buyuk konusmak istemiyorum. Kimseyi elestirmiyorum, bu genel bir durum degerlendirmesidir.

Akliniza gelebilecek her seyin sanala donustugu bir dunyada, insan duygularinin da sanallasmasi kacinilmazdir. Bunda ayiplanacak hicbir sey yok. Zira hepimiz tv, sinema, basin, internet, cep telefonlari, etrafimizi saran milyonlarca ic alan (indoor) ve dis alan (outdoor) reklam araclari ile muthis bir bombardimana tutulmaktayiz. Sokaga cikip 1-2 saat dolastiginiz, sonra evde biraz tv seyrettiginiz ve internette iki uc mesaj yazdiginiz sakin bir gunde bile 25-40 bin arasi degisen reklam mesaji alirsiniz. Bunlarin tamamina yakinini farkedemezsiniz ama bilincaltiniza mesajlar pompalanir. Bunu butun reklamcilar bilirler. Durum o hale gelmektedir ki, insanin kendisi dahi artik sadece bir imgedir. Gercekligini gormeden, bilmeden seveceginiz, hayran kalacaginiz veya kufur edeceginiz bir imge. Ister istemez herkes bu surecin icinde yer alir. Hatta surece karsi cikiyor bile olsa.

Bir sure sonra, akliniza gelebilecek en acikli sahne bile; o sahneyi sunanla, sahneyi alanin ortaklasa sergiledikleri duygusal bir masturbasyona donusecektir. Yasanan da zaten budur.

Sistem, kendi cocuklarini yemekten bile cekinmez.

Tek basina kimsenin sucu yok ve kimse tek basina kurtarici olamaz. cok mu acimasiz yaziyorum?

Baudrillar in kitabindan ufak bir alinti yapmak isterim:
Simulasyon her zaman icin gercege saldirmaktan yanadir. Sisteme karsi, kuskunun oldugu yerde en emin yol budur. Bu, giderek icinden cikilmaz bir duruma donusmektedir. Bunu basarmasini saglayan sey ise, bizi cevreleyen gercegin tepkisizligidir. Artik, bundan boyle sanal gercekligin uretildigi sureci yalitabilmek imkansizlastigi gibi, gercegi kanitlayabilmek de imkansizlasmaktadir.

Maalesef daha fazla alinti yapamiyorum. Aslinda kitabin her sayfasi birbirinden degerli. Konuya mecburen yalap sap degindim.

Her yeri ve her seyi kana buladiktan sonra, ayrica bunu ambalajlayarak yeni bir urun seklinde size sunanlarin ilk istedigi sey, sizin tepkilerinizin gercek degil sanal olmasidir. Iste bu yuzden, oncelikli olarak, gercek tepkiler siddetle bastirilir. Asker, polis, gonullu muhafizlar vs araciligi ile, gercekligin kendisine acimasiz bir savas acilir. Buna elbette medya da katilmaktadir. Bir sure sonra, o sistemin yoneticileri ve dogrudan savas planlarini yapanlar; idealist bir lider, halklarinin koruyucusu, dindar ve ahlakli ornek sahsiyetler olarak parlatilirken, en basit haklarini arayan insanlar birer canavara donustururler. Geri kalanlar ise sindirilir. Bunun ardindan, yonetenlerin hicbir sekilde korkmayacagi, hatta destekleyecekleri bir duygusal rahatlama sureci baslar.

Iste bu ve benzer sebepler yuzunden, ben ah caniiim, nasil da kiymislar yavrucaga seklinde tepkiler veremiyorum artik. Icimin buz gibi sogudugunu soyleyebilirim. Cunku sunu biliyorum ki, istisnaslar haricinde; tum bunlar, her seyden habersiz cocuklarin, onlari oldurenlerin, oldurdukten sonra arkalarindan aglayanlarin, sonra tum bu olaylari verilmek istenen mesaja gore yeniden kurgulayanlarin, nihayet mesaji alip aglayanlarin ..herkesin katildigi sanal bir sahnedir.

Belki bir cozum olabilir.
Nasil ki, gercekligin kendisinden bikip sanala siginiyorsak;
Bir gun tum bu sanal senaryolardan bunalan insanlar, arka plandaki duygularin samimi oldugu yeni bir gerceklige yol verebilirler.
Simdilik oyuna devam...

Saygilar
(not: meraklisi icin kitap kaynagi: jean baudrillar. Simulakrlar ve simulasyon. Dokuz eylul yayinlari.)

Levent Erturk levbaba@yahoo.com >


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder