21 Ekim 2014 Salı

Re: selamlar

Hadiste sıhhat ölçüleri

Süleyman Kösmene

Sahih hadisleri uydurma sözlerden ayırmak için Hadis Usûlü ilmince bazı ölçüler belirlenmiştir.
Bunları kısaca özetleyelim:

1-Sahih hadis Kur'ân-ı Hakîm'e aykırı olmaz.

Peygamber Efendimiz'in (asm) mübârek ağzından çıktığında şüphe olmayan bir söz Kur'ân ile çelişmez.
Eğer çelişiyorsa bu söz uydurmadır.
Bilindiği gibi, Peygamber Efendimiz (asm) vahye tabidir.
Kur'ân-ı Hakîm'i hem tebliğ etmiş, hem açıklamış, hem hükümlerini uygulamıştır.
Eğer hadis diye bilinen bir söz Kur'ân'a veya sahih hadislere aykırılık teşkil ediyorsa o hadisin uydurma olduğuna hükmedilir.
Meselâ, "Kötü ahlâklı olmak affedilmeyecek bir günahtır" sözü uydurma bir rivâyettir.
Çünkü bu rivâyet Kur'ân'ın, "Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez.
Bunun dışındakileri dilediği kimse için affeder"
1 âyetine aykırıdır.

2- Sahih hadis, diğer sahih hadislerle çelişmez.

Eğer hadis diye bilinen bir söz sahih hadislerle çelişiyorsa, bu sözün uydurma olduğu kabul edilir.

3-Sahih hadis akıl, sağduyu ve tecrübe ile kazanılmış bilgiler ile çelişmez.

Eğer hadis diye bilinen bir söz akıl, sağduyu ve tecrübe ile elde edilen bilgilere ters düşüyorsa bu sözün hadis olmadığına hükmedilir.

4-Sahîh hadis târihe ve tarihî olaylara ters düşmez.

Hadis diye bilinen bir sözde anlatılanlar tarihî gerçeklere uygun değilse, bu sözün uydurma olduğu kabul edilir.

5-Sahîh hadis güvenilir hadis kitaplarında yer alır.

Hadis âlimleri, hadis toplama işinde kılı kırk yarmışlar, çok hassas ölçüler içinde çalışmışlardır.
Uydurma sözleri sahih hadislerden ayıklamak için hadis ilmi içerisinde ayrıca Cerh ve Tadil ölçüleri belirlemişler, bu ölçülerle hadis rivâyet edenlerin kimliklerini, kişiliklerini ve rivâyet ettikleri hadisleri çok ince ve duyarlı elemelere tabi tutmuşlar; sahih olduğu konusunda şüphe ettikleri hadisleri kitaplarına almamışlardır.

6-Sahih hadis genellikle birden fazla sahabenin rivâyetleriyle bir bütünlük oluşturur.

Birçok kişinin rivâyet etmesi gereken meşhur bir olayı bir kişinin rivâyet etmesi o hadisin zayıf veya uydurma olduğunu gösterir.

7- Sahih hadislerin lafzında veya mânâsında bozukluk bulunmaz.

Hadis diye bilinen bir söz, eğer lafız veya mânâ itibariyle bozukluklar içeriyorsa bu hadisin uydurma olduğu var sayılır.

8-Sahih hadisleri rivâyet edenlerin râvîler zinciri güvenilir kimselerden oluşur.

Râvîler zincirinde güvenilmeyen bir kimsenin bulunması o hadisin Hazret-i Peygamber'e (asm) ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphelere neden olur.
Böyle hadisleri hadis âlimleri süzüp çıkararak kitaplarına almamışlardır.

Bu ölçüleri hadis diye bilinen her söze tatbik etmek hiç şüphesiz hadis kürsülerinin işidir.
Bizim burada herkese önereceğimiz daha kolay bir yol vardır: Bir hadisin sahih olup olmadığını anlamak için, hadisin, güvenilirliği konusunda emin olduğumuz büyük hadis âlimlerinin kitaplarında yer alıp almadığına bakmamız yeterlidir.
Eğer yer alıyorsa sahih kabul ederiz.
İmam Malik bin Enes, İbn-i Hibban, İbn-i Hüzeyme, Dârekutnî, Ebû Dâvûd, Ahmed bin Hanbel, İbn-i Mâce, Tirmizî, Neseî, Buhârî, Müslim, Dârimî ve sonraki dönem âlimlerinden İmam-ı Suyutî, İmam Nevevî, Aclunî, Aliyyü'l-Kârî sahih hadis derleyip toplamakta ehliyet sahibi oldukları ümmetçe kabul edilmiş âlimlerdir.
Bu âlimlerin sahihlik ölçülerinde kitaplarına aldıkları hadisleri bu âlimlerin içtihatlarına itimad ederek sahih bilmemizde hiçbir sakınca yoktur.

Diğer yandan, Kur'ân âyetlerinin müteşabih kısmı olduğu gibi, hadislerin de müteşabih kısmı vardır.
Âyetlerin ve hadislerin müteşabih kısımlarını doğru yorumlamak gerekiyor.
Üstad Saîd Nursî Hazretlerinin ifâdesiyle müteşabih âyet ve müteşabih hadisleri ya doğru yorumlamak, ya da teslim olmak şarttır.2

Şüphesiz müteşabih âyet veya müteşabih hadisleri doğru yorumlamak ise bir ehliyet meselesidir.
Herkes doğru yorumlama ehliyetine sahip olmayabilir.
Öyleyse bir müteşabih âyetin veya bir müteşabih hadisin bir âlim tarafından akla ve sağ duyuya uygun şekilde yorumlandığını gördüğümüzde bu âyete veya bu hadîse bu yorum ışığında itibar etmemizde bir sakınca olduğu söylenemez.

Bahsettiğiniz "Levlâke..." (Sen olmasaydın Ben âlemleri yaratmazdım) hadisini, Suyutî, El-Leâli'l-Masnûa 1/272'de; Aliyyü'l-Kârî, El-Esrâru'l-Merfûa 295 ve 296'da; Aclunî, Keşfü'l-Hafâ 2/164'te kaydetmişlerdir.
Bu hadisi İmam-ı Nevevî, El-Ezkâr s.
15'te kayda almış ve izah etmiş; Aclunî, Aliyyü'l-Kârî, İbn-i Teymiye, Mevlânâ Câmî, Ahmed-i Cezerî, Mevlânâ Hâlid, İmam-ı Rabbânî ve nihâyet asrımızda Bedîüzzaman Saîd Nursî Hazretleri bu hadisin değişik açılardan izahlarını yapmışlardır.
Hadis; "çekirdek-ağaç-meyve" misâliyle Risâle-i Nur'un değişik yerlerinde anlaşılır, güncel ve çağdaş bir üslup içinde nihâî açıklamasına kavuşmuştur.
3 O halde bu hadis-i kudsîyi bu yorumlar ışığında ele almalı ve kabul etmeliyiz.

Dipnotlar:

1- Nisâ Sûresi: 48

2- Sözler, s.315

3- Bakınız: Sözler, s.72, 215; Mesnevî-i Nûriye, s.24, 38, 99; Lem'alar, s.329.

Sayın Özcan,
Siz hataları ve eksiklikleri iletmişsiniz.
Teşekkür ederim.

Evet, Şura Suresi 7 ayet bir cümle eksik.

(O gun onlarin) Bir bolumu cennette, bir bolumu cilginca yanan atesin icerisindedirler.

gibi tercümesi yapılan bir satır daha olacak.

6063 numaralı hadis ise Kütüp-i Sitte kaynaklıdır.
Zaten verilen 6063 numarası da bu kitaptan gelir.

İdrar sıçramasından kaçının. ÇÜNKÜ KABİR AZÂBININ ÇOĞU, İDRAR SIÇRAMASINDAN OLMAKTADIR.
Cümlesi hadisten gelmez, o sadece hadisin açıklamasıdır.

Ben her makalemin ardından ayet ve hadisleri iletiyorum.
Bunlar zaten sorunlu ayetler ve hadisler olduğu içindir.
Bilmiyor olabilirsiniz, ben Müslüman değil, Deistim.
Belki de irkileceksiniz ancak, islamiyeti sorunlu bir din olarak kabul ederim.
Aslında benim gibi düşünen çok insan vardır.
Sorunların bir bölümü ayetlerden gelmektedir.
Çok büyük bölümü ise hadislerden gelmektedir.
Bu nedenle de her makalemin sonuda kendini salih Müslüman sayan inanalara islamiyetin doğumsal anomalilerini sunmak isterim.
Bir çeşit irşat faaliyeti yani.

Ayetler konusunda sanırım çok fazla kişinin şüphesi yoktur.
Belki siz yaşamınız boyunca hiç merak etmemiş, ve düşünmemiş olabilirsiniz, ancak, ayetlere de itiraz edenler vardır.
Ve siz bunları Müslüman devlet başkanlarının, ilahiyatçı meclislerinin verdiği katli vaciptir fetvalarıyla tanıyacaksınız.
Ancak, ben bunlara değinmiyorum.

Sizlere ilettiğim ayetler muteber sayılan mealcilerin tercümeleridir.
Mealden meale kelimeler, cümlelerin kurgusunda ufak tefek değişiklikler olabilir.
Sonuçta bunlar tercümedir.
Ancak, bilmelisiniz, ben bu güne kadar incelediğim ve muteber sayılan mealler arasında büyük farklılıklar görmedim.
Üç aşağı beş yukarı hepsi de anlam açısından paraleldir.
Hiçbirisinde anlamları saptıracak hatalar yoktur.
Özetle meşhur meallerin hiçbirisinde öyle ahım şahım büyük hatalar yoktur.

O ayetin ikinci cümlesi değil, size illettiğim cümle sorunludur.
Çok dikkat ederek okursanız göreceksiniz.
İslamiyetin SADECE Mekke ve çevresindeki Arapları uyarmak için ÖZELLİKLE ARAPÇA metin olarak iletildiği söyleniyor.
Bütün meallerde bu cümleyi nasıl okursanız okuyun, anlam değişmiyor.
Sonraki ve önceki cümlelerin de bu anlamı değiştirecek bir etkisi yok.
Aslında bu ayetin inmesine vesile olan olay da aynı yönde gelişmiştir.

Evet, Allahın doğrudan kelimeleri olduğu söylenen Kur"an böyle söylüyor.
Evet, bu çok iddialı bir söylemdir.
Başka hiçbir din, doğrudan tanrının kelamı olma iddiası taşımaz.
Hemen hepsi de tanrının ilham ettiklerinin insanlar tarafından ikinci elden anlatılmasından ibarettir.
Doğrusu bu kadar büyük bir iddianın MÜKEMMELLİKLE ispat edilmesi beklenir.

Ancak, Kur'an ve hadislere baktığımızda mükemmellik değil, bolca tezat, çelişki görürüz.
Bir başka ayetteki sureyle çelişen çok fazla sure vardır.
Sadece Araplara ilişkin gözüken çok fazla sure vardır.
Sadece 630 yılının örf ve adetlerinden ibaret olan sureler vardır.
Erkeklere kadınlar karşısında büyük imkanlar yaratan sureler vardır.
Doğa kanunlarıyla, insanın doğasıyla, tarihsel gerçeklerle, bilinen gerçeklere çelişen çok ayet vardır.
Başka milletleri, başka zamanları, başka ülkeleri kapsayıcı olma iddiasıyla çelişen çok ayet vardır.

En azından bu ayette İslamiyetin sadece Mekke ve çevresindeki Araplarla ilgili olduğunu anlıyoruz.
Kısacası tıpkı Yahudilik ve İbranilik ilişkisinde olduğu gibi sabit bir din ve kavim ilişkisinin ifadesidir bu.
Bu sureye bakarak, biz Türklere söylenen bir şey yoktur.

Evet, sizler başka ayetlerde İslamiyeti bütün insanlığa teşmil eden ayet ve sureler gösterebilirsiniz.
Bu durumda da Kur'anın kendi içinde çelişkiler, zıtlıklar barındırdığını isbat etmiş olacaksınız.

Nesh. Sözlükte değiştirmek, silip yok etmek, bir şeyin ardından bir başka şey getirmek, nakletmek ve kaydetmek gibi manalara gelir.
HÜKÜMSÜZ/GEÇERSİZ KILMA.
Evet, ilahiyatçılar nesh olma, menhus olma gibi bir dansözlük icat ederek bu çelişkili ayetlerin açıklamasını yapmaktadır.
Bu da ayrı bir acizlik ifadesidir.
Bir ilahın bir dediği bir dediğini tutmayacaksa, sözleri olaylara, KİŞİLERE, ZAMANA, KAVİMLERE göre değişecekse, bu durumda içsel tutarlılıktan bahsedemeyiz.
Zamanları, mekanları, ulusları aşma iddiası nasıl gerçek olabilir.

Hadislere gelince, hadisler konusu çok ciddidir.
Öyle benim aklıma yatmadı, vicdanıma uymadı, keyime denk düşmedi gibi keyfi gerekçelerle incelenebilecek bir şey değildir.
Netekim, mezhep kurucusu büyük imamlar da böyle yapmamıştır.
Duygularını, vicdanlarını, sezgilerini bir kenara bırakmışlar, hadislerin sahih/gayri sahih olmalarını değerlendirmek için nesnel ölçüler koymuşlardır.
Hadisçiler bu nesnel ölçülerin ayrıntılarını daha iyi bilirler.
Bu ölçüleri bir tür elek olarak kullanmışlar, ve orta da dolanıp duran ve milyonlara varan hadis bu elekten geçirilmiştir.
Sonunda geride kalanlar ise başka hiçbir duygusal, keyfi ölçü olmadan bu imamların hadis kitaplarında yayınlanmıştır.

Kütüp-i Sitte de böyle bir hadis kitabıdır.
Bu kitaba laf söz edecek Müslümanın ve ilahiyatçının çok ama çok düşünmesi gerekir.
Sonuçta laf başında Hanefiyiz, Malikiyizi, Şafiyiz, Hanbeliyiz diye söylenen bir mezhebe ait olma durumunun temelini bu hadis kitapları oluşturur.
Misal siz Sünni bir Müslümansanız, çareniz yok, bu dört büyük imamdan birinin İslam yorumunu benimsemek durumundadısınız.
Kendi başınıza ayrı bir mezhep kurma imkan ve kabiliyetiniz yok malesef.

Aslında Suudi Arabistan'da, Mısır, Afganistan'da gazetelerde yazdığında büyük infiale kapıldığımız fetvaaları veren ilahiyatçılar İslamın temel kaynaklarına sadakat göstererek bu fetvaaları vermiştir.
Misal Suudi Arabistan müftüsünün, 9 yaşındaki KADINLARLA evliliğe cevaz veren fetvaası genel geçer hadisçilere, sünni ilahiyatçıların temel kaynaklarına göre tamamıyla geçerlidir.
Yine Mısır El Ezher kökenli bir ilahiyatçının ölmüş kadın eşlerle cinsel ilişkiye izin veren fetvaası da emin olun Sünni Şeriata son derece uygundur.
Cariyeler, köleler, esirler konusunda Irak Şam İslam Devleti'nin (IŞİD) militanlarının ve komutanlarını icraatları da Sünni Şeriata son derece uygundur.

Evet, dikkatli bir gözle değil, uzaktan bakan, herhangi bir aklı başında insanın kolayca görebileceği bir şeydir.
İslamiyet sorunlu bir dindir.

Bir de Türk milletinin, sokakta gezen basit insanın din algısı ve anlayışı vardır.
O kitapları okumaz, sadece geleneklerine, sezgilerine göre yaşar.
İşte o insanlar ilahiyatçıların kitaplarını ve temel İslam kaynaklarını okumaya başladığında tam bir militan, despot, totaliter, cihatçı bir mürteci olur.
Çünkü DOĞRU İSLAM ASLINDA YANLIŞ İSLAMDIR (O.P.)  L2fSIJNoA0xfSNxA .
İlahiyatçıların yanlış dedikleri halkın gündelik yaşamda yaşadığı ve yaşattığı  İslam ise aslında insanın doğal din algısından başka bir şey değildir.
İkisi asla birbiriyle çakışmaz.

Şimdi size sorsak ben Müslümanım diyeceksiniz.
Ama ilahiyatçılara sorsak sizin Müslümanlığınızı kesinlikle hatalı bulacaklar.
Sizde dinen düzeltilmesi gereken şeyleri sıraladıklarında ya büyük tepki gösterip olduğunuz gibi kalacaksınız, ya da kendiniz olmaktan çıkıp, Türkçe konuşabilen bir 630 yılı Arap Bedevisi haline dönüşeceksiniz.
Netekim günümüzde büyük kentleri çevreleyen varoşlarda olan şey aynen budur.


Saygılar.
Oraj POYRAZ

L2fSIJNoA0xfSNxA


On 21.10.2014 09:14, mehmetözcan yasdıbaş wrote:
Sehirlerin anasi (olan Mekke de) ve onun cevresinde bulunanlari uyarman ve asla suphe olmayan toplanma gunuyle onlari korkutman icin, sana boyle Arapca bir Kur an vahyettik.

SURA SURESI-7 ayet

-- http://www.kuranmeali.org/42/sura_suresi/7.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx

adresinde çeşitli mealler var
ve görülüyor ki ayeti eksik yazmış ya da aldığınız kaynak eksik.

www.youtube.com/watch?v=wVScYNVZAU0

............
Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 
Kabir azabinin cogu SIDIK sebebiyledir. 

6063 - Hz. Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatiyor: 
Idrar sicramasindan kacinin. 
Cunku kabir azabinin cogu, idrar sicramasindan olmaktadir.


hadise gelince de kuranla örtüşmeyen hiçbir söz sahih olamaz. dinin onca akidesi kaldı da bir sidik yüzünden mi kabir azabı çekilecek. sanmıyorum :D artık bu yalan hadislerin bir sonu gelmeli 
ama ne yaparsınız hala batıl müslümanların hala kurandan önce itibar ettikleri hadis kitapları oluyor. bu da İslamı dogmalara hapsedip diğer inanışlarla aynı kefeye sokuyor. asrımızda bize asıl yol gösterici olan evrensel nitelikte tek kitap var oda kuranı kerimdir.
ruhbaniyet sınıfının (ki islamda ruhbaniyet asla kat'a yokken) kendilerinin hegomanik güçlerini bu yalan hadislerle kurup insanı insana kul ediyorlar....

...........
iyi günler dilerim
edebiyatciCASH


Hekimlerin yaptigi en buyuk hata ruhu dusunmeden yalniz bedeni tedaviye tesebbus etmeleridir.

Eflatun



Peygamber ve hayati
Islam oncesi peygamberin dini
DUHA 7.sasirmis bulup da yol gostermedi mi?
MUMIN 66.(resulum)!De ki: bana rabbimden apacik deliller gelince, sizin Allah i birakip o taptiklariniza kulluk etmem bana yasaklandi ve bana alemlerin rabbine teslim olmam emredildi.

 
Size gelen musibet, islediginiz (gunahlar) yuzundendir..

(Sura, 42/30)
Lutfen bundan sonra Muslumanlardan eza, cefa ceken, basina bir musibet gelenler aglayip, zirlamasin.
Cunku baslarina gelen her turlu olumsuzluk onlarin Allahin sevgili kullarindan oldugunu gosteriyor.
Ben demiyorum, hadisler, ayetler boyle soyluyor.


Dugmeye basiyor ve evindeki ekranda bin turlu cirkinlik, kotuluk, gunah, azginlik peyda oluyor.
Musluman bunlari umursamazca seyr ediyor.
Evi bazen kumarhaneye, bazen geneleve, zaman zaman batakhaneye donuyor.
Bu adam veya kadin ne bicim Muslumandir?

Mehmet Sevket Eygi
Murtecilerin cok sevdigi ve onemsedigi fikir adami.


Ayaklanma icin sebep yoktur.
Fransizlar bizim iyiligimizi istiyorlar.

Adana Valisi Abdurrahman'in demeci - 05.11.1920


tehcir sirasinda Merzifon da esasen cokca kalan Ermenilerin bu kez baska yerlerden de gelenler ve gocten donenler yuzunden miktarlarinin daima artmakta oldugu Merzifon Amerikan Mektebi ne getirilen esya sandiklarinin uzerinde Otoman Amerikan markalari goruldugunden bunlarin herhalde silah oldugunda suphe birakmistir.

(6 Haziran 1919)
K.ATATURK


Tanri adina islenen cinayetlerin sayisi, seytan adina islenenlerden cok fazladir.

Erica Jong


PEZEVENK
. . . . . .
Dunya ahvalinden haberi yoktur
Sohbeti din ile acar pezevenk
Komsusu ac iken kendisi toktur
Sanki melek olmus ucar pezevenk
. . . . . .
Karanlik islerde ziplama ister
Evine granit * kaplama ister
Dunya mektebinden diploma * ister
Insanlik dersinden kacar pezevenk
. . . . . .
Herkesin kabina cesmesi akmaz
Erkek sinekleri hareme sokmaz
Fakir komsusunun yuzune bakmaz
Selamsiz sabahsiz gecer pezevenk
. . . . . .
Sanirsin Allah'la akde oturmus
Cennete giderken macun goturmus
Huriler'i dizip isi bitirmis
Simdi gilmanlari secer pezevenk
. . . . . .
Aydinliga dusman yobazin dolu
Hu cekerken sismis agzinda dili
Erbabi, ulkede bunlardan dolu
Durmadan zehrini sacar pezevenk

Asik ERBABI


Zaman icinde Filistin in tamamina yayilacagiz

Prof.Dr.Haim Weizmann, Israil Devlet Baskani
Yilmaz Dikbas-EFENDI TERORISTLER
0532 233 31 52


Kurmus oldugum gruba uye olun
Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com
Ayrilmak isterseniz de :
Ozgur_Gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup Sayfamız :
http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
http://orajpoyraz.blogspot.com/



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder