12 Ağustos 2015 Çarşamba

Re: [OzgurGundem] KUR'AN'da KUR'AN'ı Anlatan AYETLER/20

Cüneyt Bey büyük bir iştahla bize Kur'anın kendi kendisini anlattığı ayetleri göndererek aydınlatıyor.
Bilimselliğin ölçütleri nelerdir?
  1. Gözlenebilirlik:
    Bilimsel bilgi görgül (emprical) olandır.
    Görgül, gözleme dayalı olandır.
    Bilimsel bilginin görgül olması, gözlemler yoluyla bilginin doğruluğunun ya da yanlışlığının kanıtlanabilir olması demektir.
  2. Ölçülebilirlik:
    Ölçme; herhangi bir değişkenin niteliğini,niceliğini ya da derecesini saptama ve sayısal olarak belirtme işidir.
    Ölçme, gözlemleri, bu gözlemlerdeki farklılıkları yansıtacak şekilde sayılarla temsil etme, sayılara dönüştürme işlemidir.
  3. İletilebilirlik:
    Aktarılmak istenenin tam olarak anlaşılmasını, ifade edilmek istenenden başkasının anlaşılmamasını içerir.
    İfadelerin iletilebilir olmasını sağlamanın yolu ise, işevuruk tanımlar kullanmaktır.
    İşevuruk tanım, soyut ve öznel olan kavramların anlaşılabilmesi için somut ifadeler kullanılmasıdır.
  4. Tekrarlanabilirlik:
    Hipotezlerin ya da olaylar arasında var olduğu düşünülen ilişkilerin doğruluğu araştırılabilmeli, sınanabilir nitelikte olmalıdır.
    Diğer bir deyişle sonuçların, öne sürülen hipotezi ve iddia edilen ilişkileri destekleyip desteklemediği gösterilebilmelidir.
    Bunun için de uygun analiz teknikleri kullanılmalıdır.
  5. Sağdanabilirlik:
    Gözlenebilirlik ve ölçülebilirlik temel nitelikte ölçütler olarak gözükmektedir.
    Çalışmaların iletilebilmesi, tekrarlanabilmesi ve sağdanabilmesi/sınanabilmesi için, bunların gözlenebilir ve ölçülebilir olması gerekmektedir.
    Tekrarlanabilirlik ve sağdanabilirlik/sınanabilirlik ise, iletilebilir olmaya bağlıdır.
Engel olmak istemiyorum, ya da şevkini kırmak istemiyorum.

Ancak, onun ve herkesin dikkatini çekmek isterim.
Bütün bu ayetler kerameti kendinden olan ayetlerdir.
Yani kendi doğruluğunu  ve itiraz edenlerin yanlışlığını öne süren kanıtları kendi içinde taşıdığı söylenen ayetler bunlar.

Fikirsel bir kısır döngüdür bu.
Bir fikir, tez, bir hipotez bu şekilde kanıtlanamaz.

Benim bütün söylediklerim doğrudur, bunu kabul etmeyenler yalancıdır, iftiracıdır, sahtekardır desem sizce nasıl bir cümle üretmiş olurum.
Saçma değil mi?
İşte aynı saçmalık kendi kendini gösteren Kur'an ayetlerinde de bol bol vardır.
Esasen sadece bu bile Kur'anın yetersiz fikirsel altyapısını, çok da fazla zeka mahsülü olmadığını, insan eliyle kaleme alınmış olduğunu bize gösterir.
Asla mükemmel değildir.
Olmadığının bir karinesi de işte bu türden kendinden keramet sahibi olan ayetlerdir.

Bu alemde herkesin hayalleri, kuruntuları, hülyaları, halusinsyonları, delizyonları olabilir.
Bütün bunların gerçekten ayırd edilmesinin yolları vardır.

Gerçek her şeyden önce yerel değildir.
Evrenin her yerinde ve bütün zamanlarda aynıdır.
Deney ve gözlem evrenin kendi gerçeklik mihengidir.

Evet, bir tanrı olabilir, ben olduğuna inanıyorum.
Her gözlem benim inandığım tanrının bize bir ayetidir.
Her deney bizim tanrıya sorduğumuz bir sorudur.
Ve deneylerimiz sonunda elde ettiğimiz sonuçlar ilahın bize cevabıdır.
Tanrının davudi bir sesle yukarıdan bağırmasını bekleyenler boşuna beklemektedir.
Tanrı zaten bizimle kendi dilinde konuşmaktadır.
Buna kulak verecek ve deşifre edecek olanlar bizleriz.
Kolaycılık ve tembellikle çözümlenecek bir sorun değildir.
Tanrının dilini, bilimin dilini öğrenerek öğrenceğiz.
Ve bilmelisiniz ki, matematik hem bilimin, hem de tanrının dilidir.
Matematik sayesinde içinde yaşadığımız, bildiğimiz ve olası bütün evrenleri tanımlamak mümkündür.
Matematiğin sınırları bizim idrak ve muhakememizin sınırlarını oluşturmaktadır.

Bilimsel metod bize gerçeği sınama işinde sağlam bir yol, bir imkan sunmaktadır.
Kur'anın kendi kendini doğruladığı ayetleri ise böylesi bir yol değildir.
Kur'an GÖZLENEBİLİR, ÖLÇÜLEBİLİR, İLETİLEBİLİR, TEKRARLANABİLİR, SAĞDANABİLİR bilgiler iletmemektedir.

Kur'ana dayanarak evreni anlamak ve anlatmak imkansızdır.
Bu güne kadar bu yöntemle evreni anlamak ve anlatmak için yapılanlar hep boşa çıkmıştır.
Kur'anda olduğu öne sürülen kanıtlar her zaman apriori olmuştur..

A priori, kelime anlamı olarak önceki demektir. Ancak genel kullanım alanı olan felsefede, deneyden önce olan anlamında kalıplaşmıştır. Deneyden sonra olan anlamındaki A posteriori nin karşıtıdır.

Bilimsel ve felsefi yazılarda bir teorinin deneysel olarak kanıtlanmadan (ya da çürütülmeden) önce, teoriyi kullanarak elde edilen tahminler için kullanılır. Örneğin; "... a priori böyledir."

A priori, genelde deneyle kanıtlanamayacak olgular için kullanılır. Bunun en temel örnekleri dinsel konular ile ölüm ve hayatın başlangıcı, tanrının varlığı, evrenin yapısı gibi metafiziksel savlardır. Bilimsel açıdan hiçbir önsel bilgi yoktur, zira bilimsel metot, bu tip bilgileri reddeder.

Antik Yunan felsefesinde, hiçbir deneye dayanmayan bilgiyi tanımlamak için kullanılan a priori kavramı, Skolastiklerce geliştirilmiş, Alman düşünür Immanuel Kant'ın sisteminde önem kazanmıştır. A priori ve a posteriori terimlerini ortaya atan XIV. Yüzyıl skolastiklerinden Albert le Grande de Saxe'tır.

Yani Kur'an öngörü yeteneği göstermemiştir.
Kur'anda olduğu söylenen şeyler hep sonradan, keyfi yöntemlerle belirlenmiştir.

Bilim ise a posteriori bir kavramdır.
A posteriori, "Sonradan gelen" anlamındaki Latince felsefi kavram. Genellikle "sonradan gelen bilgi anlamında kullanılır ve deneyimle, algılarla edinilen bilgiyi ifade eder. Kant'tan bu yana bilgi felsefesindeki temel kavramlardan birini oluşturur. Usçular ile Saul Kripke ve Noam Chomsky gibi kimi günümüz düşünürleri dışında genellikle, deneyden türetilen tüm bilgilerin "a posteriori" olduğu kabul edilir.[1]

Belirli bir deneyime, gözleme dayanmayan önerme ve ifadeler bilimsel anlamda konuşmaya, düşünmeye, yargılamaya yer bırakmayan boş ifadelerdir.
Ki ilahiyatçıların yaptıkları tam olarak bunun zıddıdır.

Oraj POYRAZ(cimcime@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc)            L2fSIJNoA0xfSNxA      
On 12.08.2015 11:18, Cuneyt Sasmaz cesuryorum@gmail.com [Ozgur_Gundem] wrote:
 
"İkiyüzlüler, Kur'an'ın anlamını, ne demek istediğini hiç/inceden inceye/iyiden iyiye düşünmezler mi/düşünmeyecekler mi/bu Kur'an üzerinde neden hiç düşünmezler?
Yoksa kilitli mi kalpleri/gönülleri üzerinde kilitler mi var?
Kendilerine doğru yol belli olduktan sonra gerisin geriye kâfirliğe dönenlerin şeytan akıllarını çelmiş ve onları boş hayallerin peşine düşürmüştür.
Bu ikiyüzlüler, Allah'ın indirdiğini/Kur'an'ı beğenmeyenlere "Bazı konularda/işlerde size uyacağız/itaat edeceğiz/sizinle örtüşüyoruz" demişlerdi/derler."
(MUHAMMED, 24, 25, 26)

"İnkâr edenler, Allah'ın yolundan gidenlere engel olanlar ve kendilerine dosdoğru yol/doğruluk göstergesi/hidayet/gerçeğin tâ kendisi belli olduktan sonra elçiye/resule karşı gelenler hiçbir zaman Allah'a zerre miktarı/hiçbir zarar veremezler/veremeyeceklerdir."
(MUHAMMED, 32)

"Ey inananlar!
Allah'a uyun/itaat edin, Allah'ın buyruklarını bildiren elçiye uyun ki, yaptıklarınız boşa gitmesin/amellerinizi/işlerinizi/eylemlerinizi işe yaramaz hale getirmeyin."
(MUHAMMED, 33)

"İnkâr edenleri, Allah yolundan gidenlere engel olanları/Allah yolundan alıkoyanları, sonra da inkârcılar olarak ölenleri Allah asla bağışlamayacaktır/affetmeyecektir."
(MUHAMMED, 34)

"Elif, Lâm, Mim, Râ.
Bunlar, sana Rabbinden indirilen Kitabın, gerçek/hak olduğunu açıklayan ayetleridir/işaretlerdir/ilkeleridir/sana Rabbinden indirilen gerçeğin tâ kendisidir."
(RA'D, 1)

"Allah, Rabbinize tekrar geri döndürüleceğiniz/(kıyamet gününde) Rabbinizle karşılaşacağınızdan içsel olarak emin olmanız konusunda kuşkunuz olmasın diye, size ayetlerini/ilkelerini ayrıntılı olarak açıklar/uzun uzun anlatır."
(RA'D, 2)

"Rablerinin çağrısına uyanlara en güzel şekilde karşılık verilecektir.
O'nun çağrısına uymayanlar ise şunu bilsinler ki yeryüzünde bulunan ne varsa hepsi kendilerinin olsa, onu ve bir o kadarını daha kurtulmak için verirlerdi."
(RA'D, 18)

"Rabbinden sana indirilen Kur'an'ın gerçek olduğuna inananla, inkâr eden bir kişi, gören ile görmeyen gibidir.
Doğrusu bunu ancak akıl ve vicdan sahipleri idrak eder.
Kur'an'ın gerçek olduğunu bilenler, Allah'a verdikleri sözü/antlaşmayı yerine getirir ve anlaşmalarını/sözleşmeyi bozmazlar/çünkü onlar Allah'ın yaratılışlarına yerleştirdiği fıtrat, vicdan ve sağduyu ile hareket ederler; bunlardan asla şaşmazlar.
Allah'ın kulak verilmesini istediği vicdanın ve sağduyunun sesinden ayrılmazlar.
O Vahyi hayatlarına hâkim kılarlar.
Kur'an'ın gerçek olduğuna inanmayanlar ise, Allah'a verdikleri sözü tutmazlar ve anlaşmalarını bozarlar, toplumda ve akrabalar arasında/Allah'ın birleştirilmesini istediği şeyi ayıranlar, Allah'ın gözetilmesini istediği şeyleri gözetmezler."
(RA'D, 19, 20, 21, 22, 25)

"Allah'ın doğruya ulaştırdığı kimseler, inanan ve kalpleri Allah'ın Kur'an'ıyla/Allah'ın Zikri'yle/Allah'ın Vahyi ile (Zikrillah) tatmin olanlardır.
Allah'ın Vahyi'ni (Zikrillah) anlamakla/Allah'ı anmakla tatmin/huzur bulur/durulur."
(RA'D, 28)

"Ey Muhammed!
Daha önce pek çok milletlerin gelip geçtiği, aynı coğrafyadaki bir milletin/Arap milletinin içinden, seni elçi olarak seçtik ki, sana vahyettiğimiz Kur'an'ı, ilk muhatap olarak onlara/Araplara anlatasın/okuyasın.
Ortak koşucular "Dağları yürüten, topraklarını işleyen yahut ölüleri konuşturan bir Kur'an getirsene" diye seninle alay ederler.
Öyle bir Kur'an olsaydı bile, onlar yine inanmamaya kararlı idiler/yine de ona inanmazlardı."
(RA'D, 30, 31)

"Kendilerine Kitap verdiğimiz Yahudi ve Hıristiyanlar, sana indirilen Kur'an'a sevinirler.
Fakat hizipçilik yapanları da vardır.
Bunlar, Kur'an'ın bir kısmını benimser görünürken, bir kısmını da inkâr ederler."
(RA'D, 36)

"Böylece Biz, hüküm ve bilgelik/hikmet kaynağı olan Kur'an'ı, sana kendi dilin olan kusursuz bir Arapça olarak indirdik.
Eğer sana gelen bu bilgiden/ilimden sonra, ortak koşucuların bilgiye dayanmayan uydurduklarına uyarsan/anlamsız isteklerine boyun eğecek olursan, o zaman Allah'a karşı savunacak ne bir dostun ne de bir koruyucun olamaz/O'na karşı savunacak hiç kimsen olmaz."
(RA'D, 37)

"Allah'ın izni olmadan hiçbir elçi bir ayet getiremez."
(RA'D, 38)

"Sana düşen/senin görevin sadece, Allah'ın sana bildirdiklerini eksiksiz tebliğ etmektir.
Hesap görme işi yalnızca Allah'a aittir."
(RA'D, 40)

"Rahman/çok seven/çok esirgeyen Allah, rahmet ve yol gösterici Kur'an'ı öğretti, insanı yarattı ve ona duygu ve düşüncelerini/kendini söz ile ifade etmeyi/anlatımı öğretti."
(RAHMAN, 1, 2, 3, 4)

"Biz (insana)/ona doğru ve yanlışı gösterdik/yola kılavuzladık/yol gösterdik.
Ya şükredici olur ya da inkârcı/artık şükreden ya da nankörlük eden biri olmak ona kalmıştır/ister şükret, ister nankörlük."
(İNSAN, 13)

"Ey Muhammed!
Hiç kuşkusuz, Kur'an'ı sana parça parça Biz indirdik Biz!/Kur'an'ı aşama aşama indiren Biziz, Biz; bundan hiç şüphen olmasın.
O halde Rabbinin kararı gelinceye kadar güçlüklere göğüs ger ve onların günahkârına da, nankörüne de boyun eğme."
(İNSAN, 23, 24)

"Ey Muhammed!
Sürekli/akşam sabah Rabbinin ismini/o Vahyi an/anlat/zikret.
Gecenin bir kısmında geceleri uyandıkça/uzun geceler boyu O'nun eşsizliğini an/o Vahyi duyurma görevine itaat et yani geceleyin uzun uzadıya onu/o Vahyi sürekli an/anlat."
(İNSAN, 25, 26)

"Bu bir uyarıdır/öğüttür/sadece bir hatırlatma/hatırlatıcı ve düşündürücüdür/bütün bunlar bir uyarıdır.
Artık dileyen Rabbinin yolunda yürür."
(İNSAN, 29)

"Bununla Allah'a ve ahret gününe iman edenlere öğüt veriliyor."
(TALAK, 2)

"İşte bu, Allah'ın size indirdiği/indirmiş olduğu buyruğudur/bu anlatılan hükümler Allah'ın size indirdiği buyruklarıdır.
Kim Allah'ın buyruklarına uyarsa, Allah onun kötülüklerini/kusurlarını örter ve ödülünü büyütür/artırır."
(TALAK, 5)

"Allah size bir Kur'an/Zikir/bir uyarıcı/bir düşündürücü/bir hatırlatma indirmiştir.
Ve inanıp, iyi ve güzel/hayra ve barışa yönelik işler üretenleri/sergileyenleri, karanlıklardan aydınlığa/nura çıkarmak için, size Allah'ın söze dayalı apaçık ayetlerini/ilkelerini açık-seçik okuyan/anlatan bir elçi göndermiştir."
(TALAK, 10, 11)

"Önceki çağlardan beri gerek Vahye muhatap olduğu halde küfre düşenlerden, gerekse ortak koşarak karşı gelenlerden hiç kimse/Kitap halkından ve puta tapar Araplardan inkâr edenler, kendilerine Söze dayalı apaçık deliller gelmeden dışlanmış değildir/apaçık kanıt gelmesine rağmen yollarını terk etmiyorlar.
Bu deliller, Allah'ın elçisinin okuduğu tertemiz sahifelerdir.
Bu sahifelerde hayatın içinden seslenen dosdoğru ilkeler vardır/Allah'ın elçisi Muhammed, apaçık bir kanıt/belge/beyyine olan, Allah katında elçi meleklerin elleriyle arındırılmış, tertemiz sayfalara yazılmış, kesin ve dosdoğru hükümleri içeren/dosdoğru hükümlerin bulunduğu Kitaptaki ayetlerden anlatıyor/okuyor.
Ancak Kitap sahipleri kendilerine apaçık kanıt/Söze dayalı apaçık delil geldiği halde ayrılığa düştüler."
(BEYYİNE, 1, 2, 3, 4)

"Biz Kitap sahibi olanlara, dini sadece Allah'a ait kılmalarını, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayanlar olmalarını ve yalnızca O'na tapmalarını/onlardan sağduyudan şaşmadan, saf bir yürek temizliği içinde, Allah için çalışıp, Allah'ın buyruklarına inanıp bağlanmalarını ve onunla arınmalarını/o Vahyi hayatlarına hâkim kılıp arınmışlığa ulaşmalarını istemiştik.
İşte dosdoğru din oydu/işte budur gerçek hayat dini."
(BEYYİNE, 5)

"Onlar sözü namus bilenlerdir."
(HAŞR, 8)

"Eğer, Biz bu Kur'an'ı bir dağın sorumluluğuna verseydik/dağa indirmiş olsaydık, Allah'a olan saygıdan/Allah korkusundan ötürü, o dağın huşû ile boynunu bükmüş, çatlayıp yarılmış/Allah korkusu ve titremesinden ezilip bükülerek/gönülden baş eğerek/titreyip paramparça/parça parça olduğunu görecektin/görürdün.
İşte böyle örnekler veriyoruz ki insanların düşünme melekeleri açılsın."
(HAŞR, 21)

"Bu söze dayalı apaçık delillerle indirip farz/uygulamasını zorunlu gördüğümüz bir suredir.
Umulur ki üzerinde iyice düşünüp taşınırsınız/düşünüp öğüt almanız için, surenin içine apaçık ilkeleri/belgeleri yerleştirdik/açık-seçik ayetleri indirdik ki, düşünüp ders alabilesiniz."
(NÛR, 1)

"Bakın Allah size öğüt veriyor/sizi uyarıyor.
Allah size ayetlerini/ilkelerini açıklıyor/iyice/açıkça bildiriyor.
Allah Gerçeği bilendir."
(NÛR, 17, 18)

"Ey inananlar, - erkek, kadın - hepiniz Allah'ın öğütlerine kulak veriniz ki mutlu olabilesiniz."
(NÛR, 31)

"Yemin olsun/açın kulağınızı!
Biz size, söze dayalı apaçık deliller/her şeyi/gerçeği (bu Kur'an'da), açık açık/açık-seçik anlatan ayetler/apaçık ilkeler, sizden önce geçmiş kimselerden/önceki çağlardan örnekler/(ibret alınacak) dersler ve erdemliler/korunanlar/saygılı olanlar/Allah bilincini canlı tutanlar/Allah bilinciyle yaşamak isteyenler için bir öğüt indirmiş bulunuyoruz."
(NÛR, 34)

"Allah göklerin ve yerin nûrudur/ışığıdır/aydınlığıdır/aydınlatıcısıdır.
O'nun ışığının/nûrunun/aydınlığının örneği içinde lâmba/ışık bulunan bir kandile/penceresiz bir oyuğa benzer.
O ışık/lâmba/kandil bir cam kap/fanus içerisindedir.
O cam kap/fanus ise sanki inci gibi parlayan bir yıldız gibidir.
O, mübarek/bereketli bir ağaçtan, ne Doğu'ya ne de Batı'ya ait olan bir zeytin ağacından tutuşturulur/yakılır.
Yakıtı/yağı o denli (berraktır ki), kendisine ateş değmese/dokunmasa bile neredeyse kendiliğinden ışık/aydınlık saçar.
Nûr üzerine nûr/ışık üzerine ışıktır/parıl parıl parıldar.
Allah dileyen herkesi/dilediğini Kendi nûruna/ışığına ulaştırır/kavuşturur/kılavuzlar/Kendi aydınlığında yürütür."
(NÛR, 35)

"Onları, Allah'ın Vahyinden (Zikrullah)/Allah'ı anmaktan/Allah'ın Zikri'nden/Kur'an'dan, salâtı ikâme etmekten ve o Vahyi hayatlarına hâkim kılmak ve arınmışlığa ulaşmaktan, temiz olarak Allah'a teslim olmaktan ne bir iş ne alışveriş ne kazanç peşinde koşma (arzusu) ne de bir ticaret alıkoyamaz."
(NÛR, 37)

"Allah'ın aydınlığından yoksun olan asla aydınlığa çıkamaz/Allah'ın ışıktan yoksun bıraktığı kimsenin hiçbir ışığı olamaz."
(NÛR, 40)

"Vicdanının sesini dinleyebilenler/algılayabilenler için, elbette bunda bir ders/ibret vardır."
(NÛR, 44)

"Yemin olsun/iyi dinleyin!
Biz, her şeyi apaçık bildiren/açık-seçik bilgiler veren/(gerçeği) açıklayan ayetler/ilkeler indirmiş bulunuyoruz/Biz apaçık sözlü deliller indirdik.
Allah dileyeni doğruluk ve dürüstlük yolunda yürütür/dosdoğru yola iletir."
(NÛR, 46)

"Kim Allah'a ve O'nun buyruklarını bildiren elçisine uyar, Allah'ı sayar ve O'nu dinlerse, işte o kimseler mutlu sona ulaşırlar."
(NÛR, 52)

"Bilin ki elçinin görevi, sadece Allah'ın buyruklarını bildirmekten ibarettir.
Eğer elçinin bildirdiklerine uyarsanız, doğruyu bulursunuz/doğru yolda yürümüş olursunuz.
Elçinin/peygamberin tek görevi mesajı açıkça bildirmekten ibarettir/açıkça duyurup iletmekten başka bir şey değildir."
(NÛR, 54)

"Vahiy ile bağlantıyı kesmeyiniz ve onunla arınınız/o Vahyi hayatınıza hâkim kılın ve arınmışlığa ulaşın."
(NÛR, 56)

"Ey inananlar!
Evinizde çalışanlar ve henüz olgunluğa ulaşmamış/erginlik çağına ermemiş olan (çocuk)lar şu üç durumda sizden izin istesinler: Fecr vakti Vahiy dersinden önce, öğleyin üstünüzü çıkardığınız vakit ve işa vakti Vahiy dersinden sonra."
(NÛR, 58)

"İnsanlardan bazıları var ki, hiçbir bilgisi/ilme sahip olmadan Allah hakkında durmadan tartışır ve her azılı saptırıcının peşinden gider.
İnsanlardan kimi, bir bilgiye/ilme, bir yol göstericiye/doğruluk göstergesine ve aydınlatıcı bir Kitaba sahip olmadan Allah hakkında tartışır."
(HAC, 3, 8)

"İşte Biz Kur'an'ı böyle apaçık/açık-seçik/söze dayalı apaçık ayetler/ilkeler olarak indirdik.
Allah lâyık gördüğünü doğru yolda yürütür; bundan hiç şüpheniz olmasın."
(HAC, 16)

"İnananlar (dünyada iken) sözün en güzel olanına uymuşlar ve en çok övgüye lâyık olan Allah'ın yoluna ulaştırılmışlardı/Allah'ın yolunda yürümüşlerdir."
(HAC, 24)
(Devamı var)




--
İslam dinine en büyük hizmeti Atatürk vermiştir.
600 sene "Padişah"ın, 300 sene de "Halife"nin kulu olan topluma, "Allah"ın kulu olmalarının gerektiğinin yolu gösterilmiştir/açılmıştır.
--
"Büyüklük odur ki, hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için gerçek ülkü neyse onu görecek, o hedefe yürüyeceksin.
Herkes senin aleyhinde bulunacaktır.
Herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır.
İşte sen bunda karşı koyuşları yok eden olacaksın.
Önüne sayılamayacak güçlükler yığacaklardır.
Kendini büyük değil küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu güçlükleri aşacaksın.
Ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere de güleceksin."
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
-- 
''Muhterem Milletim'e şunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başına taç ettiği adamların kanındaki ve vicdanındaki cevheri asliyi çok iyi tahlil etmek dikkatinden, bir an tevakki etmesinler...'' 
Mustafa Kemal ATATÜRK
--
''Bizler; 
Gözünde Vatanını, 
Gönlünde ATATÜRK ilke ve İnkılaplarını tutabilen, 
Vicdanında dinini saklayabilen, 
Milliyetçilik ve laiklik düşüncesi içinde görev yapanlardanız...''
Nusret DEMİRAL
__._,_.___

Posted by: Cuneyt Sasmaz <cesuryorum@gmail.com>
Reply via web post Reply to sender Reply to group Start a New Topic Messages in this topic (1)
Guruptan ayrilmak icin, icin asagidaki adrese bos bir eposta gonderin:
Ozgur_Gundem-unsubscribe@yahoogroups.com

.

__,_._,___

Yarini dusunmekle vakit kaybetme, nasilsa birileri dusunur.

Moskova Buyukelcisi
Halil Akinci

Ali Imran suresinin 7.ayeti de Risale-i Nur a ve Nurculara isaret edermis, bu ayetin Risale-i Nur ve Nurcularla ilgili kismi;
O nun yorumunu bir Allah, bir de ilimde ileri gitmis olanlar bilirler anlamindaki cumleymis.
Said-i Nursi ye gore: Ayetteki ilimde ileri gidenler sozuyle anlatilmak istenen: Risale-i Nur ve onun sakirtleri, yani Nurculardir
Buna gore ayetin anlami su oluyor:
O nun yorumunu bir Allah, bir de Risale-i Nur ve Nurcular bilir

Derleyen: Osman Turkoguz
INANCLARA VE AKLA AYKIRI BIR YAKLASIM, NURCULUK.

Tabiatin herseyden buyuk ve hersey oldugu anlasildikca tabiatin cocugu olan insan kendinin de buyuklugunu ve haysiyetini anlamaya basladi

ATATURK, 1931, Lise icin yazdigi Medeni Bilgiler kitabi


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder