27 Nisan 2011 Çarşamba

Politik - hepsi benim silah arkadaşımdı.

Dün sözde '' Balyoz Planı '' iddialarına ilişkin 196 muvazzaf ve emekli askerin yargılandığı davanın 22. duruşmasını izlemek için Silivri'ye gittim.

 Niye mi gittim?

Çünkü o insanların bir kısmını tanıyordum. Bazıları benim komutanlığımı yapmışlardı. Bazıları sınıf arkadaşımdı. Bazıları emrimde görev yapmıştı. Fakat hepsi benim silah arkadaşımdı.

Askerlik mesleğine başlarken aynı yemini etmiştik. Aynı günde doğmamıştık, farklı aile yapılarından gelmiştik ama bu vatanın güvenliği ve çıkarları için şehit olmayı göze aldığımızın Yüce Türk Ulusuna bir ifadesi olan aynı andı içmiştik.

Suçlu olduklarına dair en ufak şüphe duysam asla davalarını izlemeye gitmezdim. Ayrıca merak ediyordum, haklarındaki iddialara ne cevap verecekler diye?

25 Nisan 2011 Saat 0930 da duruşma salonunda seyircilere ayrılan yerde yerime oturdum ve izlemeye başladım.

Duruşma yoklama gerginliği ve arkasından mahkemenin daha önceki duruşmalarda savunma hakkını ihlal etmesi ve savunma üzerinde baskı kurmaya çalışması nedenleri ile tüm savunma avukatlarının bunu protesto ederek mahkemeyi topluca terk etmesi ile başladı.

Duruşma salonunun dışında Balyoz Davasında yargılanan askerlerin yakınlarının oluşturduğu Vardiya Bizde Platformu '' Adaletin Ruhuna '' lokma dağıttı. Ne acı değimli?

Duruşmada ise Türk Deniz Kuvvetleri Eski Komutanı Özden Örnek savunmasını yaptı. Size uzun uzun neler dediğini anlatarak zamanınızı almak istemiyorum. Ama şunu söyleyebilirim. Bu duruşmalar iki hafta devam edecek, birisine gidin eğer suçlu olduklarına dair milyonda bir oranında şüphe ederseniz bende sizle beraberim bunlara 40 katır mı? Yoksa 40 satır mı?

Niye televizyonlardan yayınlansın istiyorlar sanıyorsunuz?

Balyoz iddianamesi tamamen yalanlarla ve sahte belgelerle dolu, daha ilk bakışta bile bunlar hemen belli oluyor.

Duruşmaları bir gün olsa bile izleyin bu davanın bir tertip olduğunu, hukuki değil siyasi olduğunu, orada yargılanın Türk Silahlı Kuvvetleri ve onun şahsında Türkiye Cumhuriyeti olduğunu hemen anlarsınız.

Kalbiniz mühürlü bile olsa.

12 Eylül Darbesinde travma geçirmiş olsanız bile.

Biliyorsunuz Sayın Abdurrahman Dilipak bile Donanma Komutanlığında bulunan 11 nolu CD'ye inanmadı.   

Bende bu olanları izledim, zaman zaman not aldım. Bazen de bu olayların dolaylı  veya dolaysız içinde olan insanlarla Empati   (Duygudaşlık)   kurmaya çalıştım. 

Nedir mi yaygın söyleniş biçimi ile bu Empati veya Türkçesi ile Duygudaşlık?

En basit anlatımıyla bir insanın kendini başka bir insanın yerine koyarak onun duygu ve düşüncelerini ve hissettiklerini anlaması veya anlamaya çalışmasıdır.

Zor bir iş olduğunu bilmeme rağmen duygudaşlık kurmak istedim bazı insanlarla, hem duruşma süresince hem de eve geldikten sonra gece süresince. İnanın bana rüyamda bile devam etti, ta ki uyanıp gerçek dünya ile tekrar karşılaşıncaya kadar.

Kimlerle mi duygudaşlık kurdum?

Sanık sandalyesinde oturtulan askerlerle onların aileleri ile kurdum. Çok üzüldüm ve kahroldum.

Davanın hakimleri ile kurdum? Anlayamadım onları. Hukukçu değilim ama dosyadaki belgeler o kadar yalan ve sahte ki, hemen savunmayı durdurur ve sanıkları tutuksuz yargılanmaları için tahliye eder ve bu sahte belgeleri hazırlayan çete için suç duyurusunda bulunurdum.

Aklıma nedense Pensilvanya ve Sayın Hanefi Avcı'nın kitabında belirttiği polis içindeki sahte delil üreten çete geldi. Bilmem bana katılır mısınız? Bunlar Müslüman olamaz. Bence bunlar patates dininden. Yoksa kardeşlerine tuzak kuranlar Müslüman olabilir mi?

Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet komutanlarımız ile de duygudaşlık kurmaya çalıştım. Hatta şunu ifade edebilirim. Meslektaşlık nedeniyle göreceli olarak en kolayı bu idi. Fakat ne yazık ki onları anlamakta zorlanmadım, hiç anlamadım desem yeridir.

Orada yargılanan askerler komuta zinciri dışında bir şey yapmışlarsa veya darbeye en hafifinden bile teşebbüs etmişlerse onları derhal emekliye sevk ederim. Emeklileri de afişe ederek haklarında tanıklık yaparım. Hayırsa, onlara sahip çıkarım.

En üst komuta kademesi olarak gelir duruşmaları bizzat resmi üniforma ile bir günde olsa izlerdim. Daha sonra 3 general ve 1 amiralden oluşun bir heyetle duruşmaları üniformalı olarak sürekli izletirdim. Tabi ki yapacaklarım sadece bunlarla sınırlı olmazdı.

Sayın Cumhurbaşkanımızı ve Başbakanımızı da anlamadım. Kurtulun artık eski travmalarınızdan, ülke elden gidiyor. Hepimiz kaybedeceğiz kazanan bizler olmayacağız.

Eve geldim ve televizyonlarda Silivri'de yaşananların ne şekilde haberlerde yer alacağını izlemek istedim.

Ne göreyim ki? Haberlerde neler yok ki? Kimin eli kimin cebinde, bilmem hangi bedevi ülkenin kralı için yapılmış altın kaplama otobüs var, fakat 196 muvazzaf ve emekli askerin yargılandığı balyoz davası haberlerde yok.

Bizim medyamız yok saymış içinde eski kuvvet komutanları olan, neredeyse görevdeki amiral ve generallerin yüzde onunun olduğu davayı.

Demek ki haber değeri yok.

Halbuki savunma avukatlarının protesto ederek mahkeme salonundan çıkışını mahkeme salonunda bulunan kendi muhabirleri koşarak dışarı çıkmışlar ve merkezlerine yıldırım haber olarak geçmişlerdi.

Biliyorsunuz ülkemizde faşizm egemen. Büyük yerlerden haber geldi seçim öncesi bunlara yer vermeyin veya çok az yer verin dediler.

Biliyorum patronları zorlamıştır ama nerede bizim attı mı mangalda kül bırakmayan afili televizyoncularımız?

Nerede basın özgürlüğü, şeref, ideal ve inanç?

Nerede Yüce Türk Ulusunun haber alma hürriyeti?

Nerede kalemi kırabilmenin onuru?

İnsanlığın sadece mutfak ile tuvalet arasındaki bir atık borusu olmanın ötesinde bir anlamı yok mu?

Saygılar sunarım.

Türker Ertürk
 

Oraj POYRAZ

--  Kültür zeminle orantılıdır. O zemin milletin seciyesidir.   K.Atatürk oO-------------------------------------------------------------------Oo  http://orajpoyraz.blogspot.com/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder