23 Şubat 2012 Perşembe

POLITIK - Ulusal(!) basında yazılmayan Suriye...

Ve Suriye'de topa Çinliler de girdi

B

u defa Çin, BM Güvenlik Konseyi'nde dış müdahaleye veto oyu vermenin ötesine geçen aktif bir rol oynama niyetinde.

Suriye'de bir dış askeri müdahalenin zemini Batı tarafından oluşturulmaya çalışılırken, şimdiye dek Rusya'nın arkasında kalan Çin de aktif bir rol oynamaya karar vermiş görünüyor.
Çinliler, bir "üçüncü yol" stratejisi izliyor.

Ünlü Filistinli akademisyen ve gazeteci Esad ebu Halil, "Angry Arab" isimli blogunda 17 Şubat'ta kısa bir notla şaşkınlığını dile getirdi:

"El Cezire Arapça'yı izliyor musunuz?
Çin Dışişleri Bakanlığı'nın Suriye masasından bir yetkiliyle canlı röportaj var.
Arapçası, en iyi Arapça konuşanlar kadar iyi.
İnanılmaz bir şey.
Hayatım boyunca bu akıcılığa sahip bir Amerikan diplomatıyla tanışmadım.
Gerçekten.
Ve telaffuzu o kadar muhteşem ki, ufacık bir Çin aksanı izi taşımıyor."

Birdenbire mükemmel Arapça konuşan Çinli diplomatların El Cezire'de boy göstermeye başlaması, bir tesadüf değil.

Çin, genel olarak kendisi dışındaki uluslararası sorunlarda "olaylara karışmama" politikası izliyor.
Ancak bu defa durum farklı.

Aslında Çinliler'in, Ortadoğu'daki bir sorunun çözümünde aktif rol üstlenebileceklerini düşününce yüzlerimizde oluşan hafif tebessüm, yalnızca "Çin'in bizim buralara coğrafi uzaklığı" gibi masum mantıki çıkarımlara dayanmıyor.
Emperyalizmin yapısı içerisinde, "akıl" tekelini tamamen kendisine saklamış olan Batı'nın dışındaki aktörlerin "akıllıca" bir şey düşünebilecekleri, çözüm üretebilecekleri fikri, birçoğumuza uzak.
Oysa dünyanın en büyük ekonomilerinden olan Çin, nüfusuyla da tam bir dev.

Çinlilerin stratejisi, Suriye'de rejimin niteliğini değiştirmek, ancak bunu anayasa değişikliği yoluyla, yani reformlarla yapmak şeklinde bir üçüncü yol olarak tarif etmek mümkün.
Global Times gibi Çin gazetelerinde bu stratejiye arka çıkan başyazılar yayınlanıyor, Wen Jiabao gibi en yetkili ağızlardan, bu strateji kamuoyuna aktarılıyor.
Genel olarak ülkede Esad'dan özerk bir yurtsever cepheyi -bu arada da Eylül ayında Türkiye'yi ziyaret eden Kadri Cemil'in başında bulunduğu Suriye Halk Kurtuluş ve Değişim Cephesi'ni- destekleyen Rusya'nın aksine, Çin daha ziyade ülkedeki iç muhalefet olarak nitelenen Ulusal Koordinasyon Komitesi'ni öne çıkarır görünüyor.
Şubat ayında Ulusal Koordinasyon Komitesi'nin dış ülkeler sözcüsü Haytam Manna, Pekin'e davet edilerek Başbakan Yardımcısı Zhai Jun ile görüştürüldü.
Zhai Jun ise bu haftasonu Suriye'deydi ve hem Esad hükümetiyle hem de muhalefetle görüştü.

Bölgede Batı ve Rusya'nın aksine ekonomik etkisi dışında tarihten gelen köklü ittifak stratejileri olmayan Çin'in muhalefetin bir kanadıyla arayı iyi tutması, aynı zamanda Esad rejiminin yıkılması durumunda yine avantaja sahip olma pragmatizminin de bir ürünü.

Ulusal Koordinasyon Komitesi, Türkiye himayesinde İstanbul merkezli örgütlenmiş bulunan Suriye Ulusal Konseyi'nin aksine, Esad hükümetiyle diyalog yoluyla ulaşılacak bir çözüme açık kapı bırakıyor.
Çin'in bir anayasa etrafında sağlanacak uzlaşma planı da, sağlam bir müttefik olarak görülen Esad'ın kalmasını sağlayacak, fakat muhalefete de alan açacak bir çeşit üçüncü yol olarak düşünülüyor.

Üçüncü yolun dönemeci anayasa referandumu

Esad hükümeti, yeni anayasa hakkında 26 Şubat'ta referandum yapacak.
Yeni anayasa taslağında çok partili bir sistem öngörülüyor, fakat Baas Partisi'ne yine kimi avantajlar verilmiş.
Dine dayalı partiler kurulması ise yine yasak - böylece Müslüman Kardeşler'in önü açılmayacak.
Cumhurbaşkanı'nın ise Müslüman olması şartı getiriliyor.

Aslında bu "üçüncü yol"u, batılı devletler, ve onlarla birlikte AKP hükümeti de başlarda dile getiriyordu.
Ancak bir süredir Suriye hükümetinin uzlaşmaya yönelik olarak attığı her adım, "Artık çok geç" diye karşılanıyor - çok geç, çünkü batı, silahlı bir yıkım için düğmeye bastı.

Esad'ın daha önce Mart'ta yapmayı planladığı, fakat erkene çektiği Anayasa referandumu çağrısı da aynı propagandayla karşılaştı.
Esad'ın referandumu erkene çekmesi de, rejim karşıtı faaliyetlerin yoğunlaşması.
24 Şubat'ta, (tıpkı Libya'da da dış müdahaleyi meşrulaştırmak için yapıldığı gibi) Tunus'ta bir "Suriye'nin Dostları" konferansı toplanacak.

"İnsanlığa karşı suçlar", yine dış müdahalenin bahanesi oluyor

Çin üçüncü yoldan bir çözüm için devreye girmeye çalışırken, Batı ise başka kanallardan, bir dış müdahale dışındaki olasılıkları kapatmaya çalışıyor.
BM İnsan Hakları Yüksek Temsilcisi Navi Pillay, Esad hakkında bir Uluslararası Ceza Mahkemesi kararı alınması olasılığını gündeme getirdi.
Bunun gerçekleşmesi, Esad için müzakere yoluyla yapılabilecek her türlü anlaşmayı imkansız hale getirecek.

Pillay'in 13 Şubat'ta BM Genel Kurulu'na hitaben okuduğu şu sözleri ise, dış müdahalenin bir kez daha nasıl meşrulaştırıldığını açıkça ortaya koyuyor: "Gerçekleri Araştırma Komisyonu, Suriye Araştırma Komisyonu ve bizzat ben, Suriye'de insanlığa karşı suçların işlenmiş olmasının muhtemel olduğu sonucuna vardık.
Güvenlik Konseyi'ni, konuyu Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne taşıması yönünde cesaretlendirdim.
Tüm üye devletler bu suçların cezasız kalmamasını temin etmelidir. "

Navi Pillay, Aralık ayında verdiği Suriye'deki ölü sayısı bir haftada 1000 kişi artırınca alay konusu olmuş, sonradan "hesaplamak imkansız" diyerek sayı vermekten vazgeçmişti.

Ancak Pillay müdahaleye zemin yaratmaktan vazgeçmedi.
Pillay, konuşmasında kendisi gibi yetkililerin Suriye'ye gidebilmesi için "direkt ve engellenmeyen" bir erişim talep etti.
Bu talep, soL'un da Pazar günü gündemde olduğunu duyurduğu insani koridor oluşturma niyetini ima ediyor.

(soL - Dış Haberler)

Suriyeli komünistler İstanbul'da: 'Gerçekler çarpıtılıyor!'

A

ralarında Suriye Komünistler Birliği'nin de bulunduğu Suriye Halk Kurtuluş ve Değişim Cephesi'ni temsilen bir heyet çeşitli temaslarda bulunmak üzere Türkiye'ye geldi.
Heyet bugün Taksim'de düzenlediği toplantıda yaşanan sürecin iç yüzünü anlattı.

Suriye'den gelen ve Türkiye'de çeşitli sol parti ve örgütlerle temas kurarak Suriye'de yaşanlarla ilgili bilgi veren heyette Suriye Komünistler Birliği Genel Sekreteri Kadri Cemil, Suriye Ulusal Sosyal Partisi Genel Başkanı Dr.
Ali Haydar, yazar Mihail Avad ve yazar Şeref Abaza bulunuyor.

"Batılı basın gerçekleri çarpıtıyor"

Basın toplantısında ilk olarak söz alan Suriye Komünistler Birliği Genel Sekreteri ve kurulan Cephenin yöneticisi Kadri Cemil, Türkiye'ye gelişlerinin amacının Suriye'de yaşanan gelişmeleri anlatmak ve Türkiye'nin ilerici, devrimci ve komünist güçleriyle ilişkiler geliştirerek, Batı basınının dezenformasyonunun önüne geçmek ve esas gelişmeleri anlatmak olduğunu dile getirdi.
Batı basının Suriye'de yaşanan gelişmeleri çarpıttığını belirten Cemil, bunun hâlâ devam ettiğini olmayan şeyleri olmuş gibi göstererek, gerçek olmayan olayları gerçekmiş gibi gösterdiğini dile getirdi.

"Emperyalizmin yaratıcı anarşisi"

Suriye'de olan bitenlerin bir bunalım olduğunu vurgulayan Cemil, yaşanan krizin kapitalizmin krizinden bağımsız olmadığını söyledi.
ABD'nin kendi yaşadığı krizi bölge ülkelerine ihraç ettiğini belirten Cemil, bölge ülkelerine bu ihracı "yaratıcı anarşi" olarak niteledi.
Bu gerçeklerin Suriye'de yaşanan krizin esas olarak dışarıdan geldiği anlamına gelmediğini belirten Cemil, yaşananların kapitalizmden kaynaklanan ve halkın yoksulluğundan kaynaklanan bir kriz olduğunu söyledi.
Tek başına dışarıdan kaynaklanan bir açıklamaya kesin olarak karşı olduklarını, bununla birlikte akıllı olan herkesin dış güçlerinin etkisini hesaba katacağını vurgulayan Cemil, maddi temelin ülke içinde bağımsızlığın alındığı günden bu yana ciddi krizlerin yaşanması olduğunu ifade etti.

"89 güvenlik görevlisi katledildi"

Halk hareketlerinin yönetim tarafından bastırılmaya çalışması dışında bir diğer gerçeğin de İslamcı hareketin ve dış güçlerin hareketi kapsamaya çalışması olduğunu belirten Kadri Cemil şöyle konuştu:

"Dış basın yönetim tarafından gerçekleştirilen şiddet olaylarını ona katlayarak anlatıyor.
Ama bazı olayları anlatmıyor.
2 ay önce bir yerde yönetime karşı barışçıl büyük bir gösteri yapıldı.
İnsanlar sisteme karşı sloganlar atarak yürüdüler.
Bu gösteriye paralel olarak yüzlerce silahlı kişi devletin güvenlik merkezini basarak 89 kişiyi katletti.
Gösteri bu silahlı eylemin 500 metre ilersindeydi.
Güvenlik merkezinde çok daha fazla kişinin ölmesini ise mitingi yapanlar engelledi.
Onlar birçok güvenlik gücünü kurtardı.
Ertesi günlerde bu silahlı güçler barışçıl gösteriyi yapanları kaçırdı ve işkence yaptı.
Bunu yapan hareketler dış ve iç güçlerin desteğini arkasına alıyorlar."

"Hareketin dış müdahalelerden kurtarılması gerekiyor"

Suriye'de anti-emperyalist, anti-siyonist ve yurtsever olmayanların iktidarda kalamayacağını belirten Cemil, Suriye'deki halk hareketlerinin dış müdahaleden kurtulmasının yolunun, dayanışma içinde olunması ve ilerici ve öncü güçlerin etkinliğinden geçtiğini söyledi.
Krizin ülke içinde maddi bir zemini olduğunu dile getiren Cemil, ama bu bunalımın çeşitli çevrelerce kendi yararlarına kullanılmaya çalışıldğını belirtti.

"Var olan hareketleri güçlendirmeye çalışmalıyız"

Suriye Ulusal Sosyal Partisi Genel Başkanı Dr.
Ali Haydar ise, var olan halk hareketlerini güçlendirmeyi, dış güçlerin mücadelesinden korumayı amaçladıklarını söyledi.
Kan döken hareketlerin mücadeleden soyutlanması gerektiğini vurgulayan Haydar, dış güçlerin Suriye Ordusu'na işgalci bir güç gibi muamele etmesinin doğru olmadığını, ordunun hâlâ dış güçlere karşı olduğunu ifade etti.

Dış müdahaleye kesinlikle karşı olduklarını belirten Haydar, halk hareketine yabancı güçlerin müdahalesiyle mücadele ettiklerini ve muhalefet içindeki silahlı güçleri uzaklaştırmaya çalışacaklarını söyledi.
Kanunlarda makyaj yapılarak sorunların çözülemeyeceğinin belirten Haydar, halkın çıkarlarını yansıtan yeni bir anayasa talepleri olduğunu ve ekonomik alanda uygulanan liberal ekonomik politikalarla bağı tamamen kopmuş bir ekonomik yapı kurmak istediklerini dile getirdi.

Esad yönetiminin ülke içinde hâlâ meşruiyetini yitirmemiş olduğunu vurgulayan Haydar, halkın yüzde 50'den daha fazla bir kesiminin Esad'ı desteklediğini söyledi.
Türkiye'nin Suriye'ye olası bir müdahalenin parçası olabileceğini düşünmediklerini de belirten Haydar, hem TSK'nın hem de AKP'nin bu riski alamayacaklarını düşündüklerini söyledi.

Açıklamaların ardından ise Türkiyeli sol güçlerin de imzasına açılan bir sonuç metni açıklandı.

Sonuç metni:

Suriye'deki katılımcılar Suriye'deki meşru halk hareketinin yanında olduğumuzu ilan ederiz.
Bunun dışında her türlü dış müdahalenin karşısındayız.
Herkese çağrımız Suriye'de dökülen kanın derhal durması.
Tek güvenli ve temel çıkış alanını olan, diyalog yoluyla demokratik ve siyasal bir çözüm talep ediyoruz.
Suriye halkının bütün taleplerinin kabulünü istiyoruz.
Türkiye'nin bölge politikasını kınıyoruz.
Ayrıca füze kalkanı ve Kürt halkına dönük müdahaleyi de kınıyoruz.

Suriye'ye 'insani koridor' gündemde

S

uriye'ye 'insani koridor' fikrini ortaya atan Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppe

Fransa tarafından ortaya atılan "Suriye'ye insani koridor" fikri, Libya'da yaşananlar göz önünde bulundurularak Rusya ve Çin'in itirazlarına yol açıyor.
Koridoru açabilecek en güçlü aday ise NATO.
Bütün bunlara rağmen, Suriye'ye karşı zaten örtülü olarak bir savaş yürütülüyor.

Geçtiğimiz Kasım ayında ilk kez gündeme getirilen Suriye'de insani koridor oluşturulması planı, yaklaşık iki hafta önce BM Güvenlik Konseyi'nde Suriye tasarısının Rusya ve Çin'in vetosu sonucu engellenmesiyle birlikte, tekrar ısıtıldı.
Güvenlik Konseyi'nde Rusya ve Çin'i yumuşatmak amacıyla ortaya yeniden sürülen plan, Suriye'ye yönelik askeri müdahalenin bir ön adımı olarak görülüyor.

Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppe, geçtiğimiz çarşamba günü, katliam yaşandığını iddia ettiği bölgelere sivil toplum kuruluşlarının ulaşmasını mümkün kılacak insani koridor planının BM Güvenlik Konseyi'nde tartışılması gerektiğini söyledi.
İnsani koridor planını daha önce de önerdiğini hatırlatan Juppe'nin bu planı, Fransa'nın 24 Şubat 2012 tarihinde Tunus'ta yapılacak "Suriye'nin Dostları Temas Gurubu" toplantısında da gündeme getireceği belirtiliyor.

"İnsani koridor": Kuzu postunda kurt

Rusya ve Çin ise, daha sonra NATO tarafından askeri harekat için kullanılabilecek herhangi bir BM kararına, Libya'da yaşananları hatırlatarak karşı çıkıyor.
İki ülke de, Libya örneğinin "olumsuz bir vaka" analizi sunduğunu ve BM Güvenlik Konseyi'nin uçuşa yasak bölge oluşturulması kararının, ülkedeki iç savaşın Libyalı "muhalifler" lehine sonuçlanması amacına hizmet etmek üzere NATO tarafından kötüye kullanıldığının altını çiziyor.

Örgütün genel sekreteri Anders Fogh Rasmussen her ne kadar, "Suriye'ye müdahale konusunda herhangi bir niyetleri olmadığı"nı söylese de, insani koridoru koruma görevi için en öncelikli aday, NATO.

İkinci aday ise, "Arap Baharı" sürecinde Batılı emperyalist ülkeler adına üstlendiği misyonu eksiksiz yerine getiren Arap Birliği.
Fakat Suriye yönetiminin Arap Birliği'ni insani koridoru kurma ve koruma görevini kabul etmeyeceği tahmin edilmekle birlikte, halihazırda Arap Birliği'nin herhangi bir askeri organizasyonu bulunmaması, bu aşamada sorun olarak görülüyor.
Aynı sorun, Suriye içine müdahale konusunda insani koridor dışında gündeme getirilen planlardan bir diğeri, Arap Birliği üyesi Katar'ın önerisi olan "Arap Barış Gücü" konusunda da boy gösteriyor.

İşin Türkiye boyutu ise, daha da sorunlu.
AKP hükümeti, Türkiye'nin Suriye ile sınırı olan güneydoğu bölgesi yerine, Akdeniz'den geçen ve Kıbrıs'taki İngiliz askeri üssü tarafından desteklenen bir insani koridoru tercih ediyor.

Amaç ne?

İnsani koridor ile amaçlananın ise, aslolarak, Suriye yönetiminin kendi halkını koruyamayacak derecede zayıf ve gayrimeşru hale geldiği izlenimini oluşturmak kadar, koridor vasıtasıyla ülkeye her tür silahın sokulmasına ve yabancı istihbarat örgütlerinin Suriye içinde daha rahat faaliyet yürütebilmelerine olanak sağlamak olduğuna dikkat çekiliyor.

"Hatay kampı, NATO'nun komuta-kontrol merkezi"

Asia Times yazarı Pepe Escobar da, insani koridor planı hayata geçirilsin veya geçirilmesin, Suriye'ye dönük bir işgalin zaten çoktandır başladığı, görünürde bir NATO saldırısı olmadan da bu ülkeye karşı gizli bir savaş yürütüldüğü yorumunda bulunuyor.

Hatay'daki kampı NATO'nun komuta kontrol üssü olarak tanımlayan Escobar, buradan çift yönlü gerçekleşen istihbaratı ve Suriye'deki silahlı "muhalifler"e yapılan silah sevkiyatı konusundaki iddiaları hatırlatıyor.
Kampı, istihbarat, gözleme ve askeri eğitim merkezi olarak kullanıldığını söyleyen Escobar, Suriyeli "muhalifler"in silahlandırılmasının maliyetinin de başta Katar ve Suudi Arabistan olmak üzere Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülkeler tarafından karşılandığını belirtirken, ABD'nin İncirlik üssünden de Türkiye yoluyla Suriye'ye silah ve mühimmat sokulduğu iddialarını dile getiriyor.

"Özgür Suriye Ordusu"nun El-Kaide bağlantısı

Pepe Escobar'ın, Suriye "muhalafeti"nin silahlı bölmesi olan ve "Özgür Suriye Ordusu" olarak anılan örgüte dair oldukça ilginç bir vurgusu ise, Batılı emperyalistlerce ve ABD müttefiki Arap ülkelerince desteklenen bu örgütün bir ordu olmadığı, El Kaide bağlantılı birtakım grupların da ağırlıklı olarak bu yapının içinde yer aldığı yönünde.
Hatırlanacağı gibi Libya'nın silahlı "muhalefeti"nde de kendini gösteren El Kaide'nin birkaç ay önce Suriye "muhalefeti"ne yardım için bu ülkeye 600 kişi gönderdiği, bu kişilerin Suriye'ye geçişinin Türkiye üzerinden gerçekleştiği haberleri basında yer almıştı.
ABD'nin "terör örgütleri listesi"nin en başındaki El Kaide'nin yer aldığı "Özgür Suriye Ordusu"na gizli ve açık desteği, Suriye'de olup bitenler konusunda yeterince fikir veriyor.

(soL - Dış Haberler)

--   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .    Dusman sakin durmakla birlikte sizi kiskirtiyor ise sizin, kendi uzerine gelmenizi istiyor demektir.  Sun Tzu'dan Savas Sanati   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .   Kurmus oldugum guruba uye olun Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir guruptur.  Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .  Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.  http://orajpoyraz.blogspot.com/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder