13 Ağustos 2018 Pazartesi

FABRİKALARDA İŞTEN ÇIKARMALAR BAŞLADI

Emekliyim ya vaktim çok.
Son günlerde onlarca ekonomi ve dış politika açıklaması, açık oturumu, tartışma, izledim, okudum.
Bunların hepsi de ciddi akademisyenler, ağır abilerdi.

Gördüm ki, benim bildiğimden, yıllardır yazdıklarımdan farklı bir şey yok.

Benzetme yaparak anlatayım.
Nasıl ki çok yaşlı, çok hastalıklı bir kişinin aynı anda pek çok hastalığı varsa, Türkiye'nin de pek çok hastalığı var.
Ve zaman zaman bu pek çok hastalıktan bazıları öne çıkıyor, sonra da bazıları öne çıkıyor.

Ekonomi alanında şu yaşadığımız buhranın başat unsuru cari açık nedeniyle ülkenin döviz borçlarının döndürülemez hale gelmesi.
Ancak, aynı zamanda kronik bütçe açığı sorunu da var.
Aynı zamanda devletin ekonomik muhasebesinin saydam olmaması sorunu da var.
Aynı zamanda kayıt dışı ekonomi sorunu da var.
Aynı zamanda işsizlik sorunu da var.

Ekonomik sorunlardan çok da kopuk olmayan, ve ekonomik sorunları artıran bir de devletin yapısal sorunları var.
Saçma sapan bir kuvvetler birliği rejimi, hem başkanı siyasi, idari, mali ve yargı denetimi dışına çıkarmış, hesap sorulamaz bir rejim ucubesi yaratmıştır.

Yürütmenin uzaktan kumandalı bir devlet aygıtı haline gelen yargı sistemi ne Türk vatandaşlarına ne de ülkede yatırım yapacak yabancılara asla güven vermemektedir.
Ve zaten bu nedenle on yıldan fazladır, yabancılar Türkiye'deki ihalelere ancak uluslar arası tahkim şartı olursa girmektedir.

Yürütmenin her anlamda sınırsız sorumsuz ve sonsuz yetkili olması nedeniyle kontrol ettiği bütün devlet kurumlarının da, kendisinin de hukuk dışı, yasa dışı olmak gibi çok kötü bir sicili vardır.
Bu da bütün özgürlük alanlarında hem vatandaşları, hem yatırımcı yabancıları dehşete sokmaya yeterlidir.

Ülkede özellikle özerk olması gereken hiçbir kurum özerk değildir.
Galaksi Başkanımı hataları nedeniyle denetleyecek, engelleyecek hiçbir güç yokutr.
Bu durum ekonomi yönetimiyle bağlantılı bütün hizmet alanlar için korkunç bir durumdur.
Merkez bankası asla özerk değildir, Hazine emir kuludur.
Ve ekonomi cahili bir kifayetsiz muhterisi dizginleme kabiliyetine sahip değildir.

Sözü uzatmadan son iki gün içerisinde ekonomi ve dış politika basınında izlediğim, bütün konuşmalardan şunu anladım.
Herkes söz dosdoğru söylemekten korkuyor, naif, kibar kıvırtmalarla, imalarla mesaj vermeye çalışıyor.

Tedbirler ittifakla aynı ve belirli.
Ekonomiden Sorumlu Damat'ın şu son toplantısında herkesin duymayı istediği ve gelecekten ümit edebilmek için beklediği laflar şunlardı.
Cari açağı azaltacak önlemler.
Bütçe açığını azaltacak önlemler.
Ekonomiyi soğutacak önlemler.
Acil olarak ithalatı karşılayacak kadar döviz tedariki için borç verenlerle görüşmeler.
Borçverenlerin bulundukları ülkelerle olan siyasi sorunların diplomasi yoluyla çözümlenmesi, hiç değilse buz dolabına konmasına yönelik girişimler.
Orta ve uzun vadeli hedeflerin duyurulması.
Orta ve uzun vadeli önlemlerin açıklanması

Bunlar olmadı, ve ekonomi çevreleri Kurban Bayramı nedeniyle ortaya çıkan uzun tatili bir fırsat olarak görüyor.
Bu süre içinde bu gün söylenmeyen, bu gün düşünülmeyen ekonomik önlemler paketinin Eylül ayının başında açıklanmasını bekliyorlar.
Bu süre içerisinde döviz fiyatları şimdi bulunduğu seviyelerde dalgalanacak.
Ancak, aşırı tırmanışlar olmayacak

Ne var ki, Kurban Bayramı sonrası Eylül ayının ilk haftasında beklenen açıklamalar, beklendiği şekilde olmaz ise, hükümet hala daha aslında doğrudan kendi sorumluluğunda olan ekonomik politika zaafiyetlerini, kusurlarını kabul ederek, bunların giderilmesine yönelik açıklamalar yapmaz ise, Rahip Bronson olayını ve ABD'nin bütün dünya hükumetlerini karşısına alarak uyguladığı ithalat vergilerini yalnızca Türkiye için bir ekonomik saldırıymış gibi sunarak içinde bulunduğumuz ekonomik krizin sorumluluğunu üstlenmezse,

İşte o zaman çanak çömlek patlayacak.

Oraj POYRAZ(0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc / oraj_poyraz@alpinaasia.com )
           L2fSIJNoA0xfSNxA  




FABRİKALARDA İŞTEN ÇIKARMALAR BAŞLADI

ABD ile Türkiye arasındaki gerilim sürerken Türk Lirası da yabancı para karşısında değer kaybetmeye devam ediyor. Çok sayıda tekstil fabrikasında toplu işten çıkarmalar yaşandığı, kimi fabrikalarda bazı bölümlerin kapatıldığı belirtiliyor.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/calisma_yasami/1054268/Fabrikalarda_isten_cikarmalar_basladi.html#

--

"INTERNATIONAL COVENANT ON CIVIL AND POLITICAL RIGHTS"

(Medeni ve Siyasi Haklara ilişkin Uluslararası Sözleşme)

19'uncu maddeyi şöyle açıklar:

Herkes engel olmaksızın fikirlere sahip olmalıdır.

Herkesin ifade özgürlüğü hakkı olmalıdır; bu hak her türlü bilgi ve fikirleri sınır olmaksızın sözlü yazılı basılmış sanat veyahutta herhangi dilediği bir medya ortamıyla öğrenme alma ve verme hakkıdır.

2'inci bölümdeki haklar özel haklar ve sorumluluklar getirir. Bu doğrultuda bazı limitler kanunlar tarafıyla uygulanabilir:

a) Başkalarının haklarına ve şöhretine saygı;

b) Ulusal güvenlik halk düzeni veyahutta halk sağlığı ve huzuru.

20'inci madde de; şiddet propagandalarını yasaklar.

19'uncu maddenin üçüncü bölümünde belirtilen iki bend gerek monarşik gerek militarist gerek muhafazakar rejimlerin talepleri doğrultusunda eklenilmiştir.

ÜLKEMİZİN İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNÂMESİ TERCÜMESİNİN 19'UNCU MADDESİ ŞÖYLE DER:

"Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malümat ve fikirleri her vasıta ile aramak elde etmek veya yaymak hakkını içerir. "

1982 ANAYASASI'NDA DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN GENEL ÇERÇEVESİ

1982 Anayasası'nda düşünce özgürlüğü ile ilişkili iki madde bulunmaktadır. Bunlardan ilki 1982 Anayasası'nın 25. maddesi olup; bu madde "Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz" şeklindeki düzenleme ile ifade özgürlüğünü güvenceye almıştır. 25. madde düşünce özgürlüğü konusunda herhangi bir sınırlama sebebi düzenlememiştir.

Ancak 26. madde düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti başlığı altında "Herkes düşünce ve kanaatlerini söz yazı resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü radyo televizyon sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

(Değişik: 3/10/2001-4709/9 md. ) Bu hürriyetlerin kullanılması millî güvenlik kamu düzeni kamu güvenliği Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması suçların önlenmesi suçluların cezalandırılması Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması başkalarının şöhret veya haklarının özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. (Mülga: 3/10/2001-4709/9 md. )

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler bunların yayımını engellememek kaydıyla düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/9 md. ) Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil şart ve usuller kanunla düzenlenir" şeklinde düzenlemiş ve düşünceyi yayma ve açıklamanın bazı durumlarda kısıtlanabileceğini söylemiştir.

Anayasa'da yapılan değişiklikle daha önce 13. maddede sayılan genel sınırlama sebepleri kaldırılmış ancak oradaki sınırlama sebepleri 26. maddenin 2. fıkrasına eklenerek esas olarak düşünce özgürlüğünün geliştirilmesi için bir değişiklik meydana getirilmemiştir.

Temel hak ve özgürlükler konusunda kritik olan konulardan birisi de sınırlamanın sınırının ne olacağıdır. 2001'de yapılan değişiklikten önce sınırlamanın anayasal sınırı "demokratik toplum düzeninin gerekleri" ölçütü iken değişikle birlikte 13. maddede "Temel hak ve hürriyetler özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar Anayasanın sözüne ve ruhuna demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. " denilerek "demokratik toplum düzeninin gerekleri" ölçütü dışında "öz güvencesi" "ölçülük ilkesi" ve " laik cumhuriyetin gerekleri" gibi yeni ölçütlerle de sınırlamanın sınırı genişletilmiştir.

İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINDAN YAPILAN SON DAKİKA AÇIKLAMASINDA

"Türkiye Cumhuriyeti Devletine yönelik; 15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki güçler tarafından gerçekleştirilen Türkiye Cumhuriyeti'nin sosyal barışını iç huzurunu birliğini ve ekonomik güvenliğini hedef alan ekonomik saldırılar kapsamında; bu amaca hizmet eder mahiyette her türlü yönlendirici haber yazılı ve görsel yayın operasyonel amaçlı sosyal medya hesapları ile birlikte ekonomik güvenliği tehdit içeren eylemlerde bulunan kişi ya da kişiler hakkında TCK'nın bankacılık Kanunu SPK mevzuatı ve ilgili kanun maddeleri uyarınca soruşturma başlatılmıştır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur"

denildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının da benzer bir soruşturma başlattığı bildirilldi.

TÜRK CEZA KANUNU : SUÇTA VE CEZADA KANUNÎLİK İLKESİ

Kanun No. 5237 Kabul Tarihi : 26. 9. 2004

MADDE 2.

(1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz

Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.

(2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.

(3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz.

Suç ve ceza içeren hükümler kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.


---
a45UyF587661

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder