26 Ağustos 2018 Pazar

Güncel makalelerden bir buket 2018-08-26 3

CAN ATAKLI: – AAAA KRİZİ AMERİKA ÇIKARMIŞ – HAAAA O ZAMAN MESELE YOK

Ekonomi ciddi biçimde hasar almış.

Döviz fiyatları bütün "destan hamasetine" rağmen hâlâ tutulamıyor.

Bırakın yıl sonunu bayram sonrasını bile sağlıklı değerlendirebilen kimse yok.

İktidar işi gücü bıraktı "döviz krizinin Amerika tarafından çıkarıldığını"kanıtlama peşinde.

Trump'ın ulusal güvenlik danışmanı Bolton dedi ki "Türkiye çok hatalı davrandı. Rahibi serbest bıraksın kriz biter. "

Bolton'ın bu sözleri "Amerika ağzındaki baklayı çıkardı" şeklinde değerlendirildi saray eşrafı tarafından.

Yandaş medyaya bakıyorum hepsinde aynı yönde yorumlar.

"İşin arkasında Amerika'nın olduğu kesinleşti artık kaçarı kalmadı. "

Krizi Amerika'nın çıkarmış olduğunu saptamamız ve bunu iri başlıklarla halka duyurmamız krizin etkisini azaltıyor mu?

Bu büyük keşfimiz döviz fiyatlarında bir gerilemeye neden oldu mu ya da olacak mı?

Döviz krizi nedeniyle şu anda sayıları 400'ü aştığı belirlenen "borcunu ödeyemeyecek duruma düşen şirket" sayısını azaltacak mı?

Kapanacak ya da küçülecek şirket sayısı azalacak mı?

Döviz krizi nedeniyle işsiz kalacak on binler hatta yüzbinlerce kişinin yüzügülecek mi?

Yoksa döviz krizinin sorumlusunu bulmuş olmak kime ne fayda sağlıyor?

İktidar kendini avutup halkı yine yanıltıyor hepsi bu.

KOMİK

PAZAR AFORİZMALARI

Mizah yazarı İbrahim Ormancı'dan gelen duvar yazılarından bir demet;

Bu kez karıma unutkanlığı yüzünden ben çıkıştım. lk takışma günümüzü nasıl unutursun?" diye üç gün surat asıp durdum.

★★★

Keten kumaş işine girdim. İflas ettim. Çünkü beni fena ketenpereye getirdiler.

★★★

Konuşarak anlaşamıyoruz seninle. Gel iki medeni insan gibi susalım bari.

★★★

Her başarılı erkeğin arkasında "Falanın kocası müsteşar olmuş. Sen hâlâ yerinde say" diyen bir kadın vardır. Kesin bilgi.

★★★

Polisiye bir roman okurken bana katilin kim olduğunu söyleyen vatandaşı öldürsem hakim bana "ağır tahrik" diye indirim sağlar mı acaba?

★★★

Karımdan üç öğün fırça yerken kaç kalori yakıyorum bilmiyorum!. .

★★★

Dilenciler zabıtaya karşı şöyle bir slogan atar mı? "Dilene dilene kazacanacağız" diye.

★★★

Bu sıcaklarda bana "Ruh ikizin kim?" diye sorarsanız hiç düşünmeden "KLİMA" yanıtını yapıştırırım.

★★★

Günde 2 muz tüketmek stresi azaltıyormuş ama bir kilo muza 10 lira verirsem bu kez de ay sonunu nasıl getireceğim stresi başlıyor bende.

★★★

Bazı insanlar vardır. Ne kadar içersek içelim asla güzelleşmezler.

★★★

"Sizden elektrik alamadım" diyen hatun kişi elektrik kablosunu tutsa da elektriğin ne olduğunu bari anlasa.

★★★

Kasten zaman öldürmek de suç sayılsın.

★★★

Hızlı yaşayıp genç öleceğine nazlı yaşayıp başkalarını kahrından öldürmeli insan bence.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

O AKİLLER YİNE ORTADA YOK

Cumartesi anneleri dün 700'üncü kez Galatasaray Meydanı'nda toplandı. Daha doğrusu toplanmaya çalıştı.

Tepeden gelen bir emirle Beyoğlu kaymakamı eylemi yasakladı.

Nedeni belli değil.

OHAL de yok artık.

Galatasaray'da toplanmaya çalışan annelere gaz sıkıldı su fışkırtıldı dehşetli gözaltılar yapıldı.

Bu tür olaylarda gözlerim hep o akilleri arıyor.

Arkalarında iktidar ve cemaat olduğu için Türkiye Cumhuriyeti'ne en ağır hakaretleri yapıyor Türk Ordusunu katil olarak tanımlıyor ayrımcılık yapıldığını ırkçılığın şovenizmin ağır bir baskı olduğunu anlatıyorlardı gittikleri yerde halka.

Şimdi hiçbiri ortada yok.

İktidardan nemalandıkları için profesyonel "akil" olanları ciddiye almıyorum ama örneğin Orhan Gencebay Hülya Koçyiğit Kadir İnanır gibi sanatçılar gaza suya boğulan anneleri izlerken ne düşünmüşlerdir?

Kim bilir belki artık düşünme yeteneklerini yitirmişlerdir.

SORALIM BAKALIM

BAYRAMDA BOĞAZ'I SEFERSİZ BIRAKMAK KİMİN AKLI?

İstanbul'da "denizi neden kullanmıyoruz?" diye sorulur yıllardır.

Uzun tahlilleri bir kenara bırakalım İstanbul'da pazar ve tatil günlerinde Boğaz hattında sefer yok biliyor musunuz?

Beşiktaş Üsküdar hattı çalışıyor o kadar.

9 günlük bayram tatili oldu vapur ve motorlar da tatile girdi her zaman olduğu gibi.

Oysa Boğaz insanların pazar ve tatil günlerinde en çok gittikleri yer.

Böyle bir durumda seferleri tamamen kaldırmak her halde akılla açıklanamaz.

"Yolcu yok" bahanesi ise asla kabul edilemez. Olmasa bile belediye "hizmet etmek" zorunda. Ama bizimkiler sadece para kazanma derdinde.

ÇOK GÜLDÜM

BU PAZARA İKİ FIKRA

Bayramı bitirdik "normal" hayattan önceki son pazar için Yıldırım Tuna'dan gelen iki fıkrayı sunuyorum;

MUHTEŞEM HABER

Polis müfettişi karısı denizde kaybolan adamın kapısını çalmış. "Size bir kötü bir iyi bir de mükemmel haberim var efendim" demiş "Hangisini önce söylememi istersiniz?"

Adam "Kötü haberi önce verin" demiş.

"Karınızı körfezin dibinde bulduk efendim. "

Adam "Aman Tanrım" diye olduğu yere çökmüş daha sonra müfettişin söylediklerini hatırlayıp "İyi haber nedir?" diye sormuş.

"Şeyy mayosunun içinde bir sürü istiridye bulduk hepsinin de içinde maddi değeri son derece yüksek inciler var. "

Adam "Peki muhteşem dediğiniz haber nedir?" diye sorunca müfettiş hafif gülümseyerek cevaplamış…

"Hanımefendiyi yine aynı yere salladık yarın sabah erkenden çekeceğiz. "

TERMOMETRE

Karım u kırmızı kravatı takma demiyor muyum sana!. . " diye bağırdı.

"Neden ki?. . " dedim.

"O kadar zayıfsın ki takınca termometreye benziyorsun!. . "x

UĞUR DÜNDAR: FETO'NUN SONU AL CAPONE GİBİ OLABİLİR Mİ?. .

★★★

Brunson kriziyle gerilen Türkiye-ABD ilişkileri neredeyse sonuç alma aşamasına gelmiş olan "Feto" konusunu da ikinci plana atmış bulunuyor. Oysa Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Amsterdam&Partners Avukatlık şirketi "Feto'yu yargı önünde mahkum edip Türkiye'ye iadesini sağlayabilmek için verdiği mücadelede" epey yol almış görünüyor.

★★★

Hemen şunu belirteyim:

Şirketin ortaklarından Robert Amsterdam "Feto'nun terörist suçlamasıyla yargılanmasının zorluğunu görüyor ve bu örgüte gangster Al Capone'u demir parmaklıkların ardına gönderen yasa hükümlerinin benzerinin uygulanmasını sağlamak amacıyla deliller toplayıp suç duyurularında bulunuyor.

★★★

Bu yolun tercih edilmesinin nedenine gelince:

Bilindiği gibi FETÖ lobisi ABD'deki en güçlü dönemini Barack Obama'nın başkanlığında yaşıyor. Ancak Amerikalı politikacılar bunda Obama yönetiminin yanı sıra o yıllarda bu örgüte büyük destek veren Türk siyasetçilerin önemli payının olduğunu öne sürüyorlar. Örnek olarak da Washington'daki Türk Büyükelçiliği yetkililerinin FETÖ organizasyonlarına sponsor olmaktan tutun da tüm etkinliklerine Türkiye Cumhuriyeti'ni temsilen katılmalarını gösteriyorlar.

★★★

Amsterdam&Partners Hukuk Bürosu FETÖ'nün Obama ve Hillary Clinton'un başkanlık kampanyalarına ciddi boyutlarda sağladığı maddi desteğin üzerine gidiyor. Amsterdam adına çalışan Kamu Müfettişi (Eski FBI ajanı) Rick Ross elindeki belgelere ve FBI'da görev yaparken açtığı FETÖ dosyalarına dayanarak şunları söylüyor: "Amerika'nın anayasası çok açık… Dolaylı yollar da dahil olmak üzere Amerikan vatandaşlığı olmayan hiç kimse hiçbir unsur gerek başkanlık seçimlerinde gerekse yerel ve federal seçimlerde maddi ya da maddi değer sayılabilecek şekilde yardım veya katkıda bulunamaz. Bu nedenle benim açtığım dosya ilk federal suçu teşkil ediyor…"

★★★

Obama yönetimi çeşitli eyaletlerde "charter" (öğrencilere ücretsiz) okullar açması için FETÖ'ye büyük kolaylıklar sağlıyor. FETÖ bu okullar için gereken izinleri alırken en ufak bir sorun yaşamıyor. Hatta o dönemde ülke eğitiminin en tepesindeki isim olan Tim Duncan Chicago'daki tüm "charter" okulların bütçesine kendi imzasıyla onay verip kamu kaynaklarını cömertçe sunuyor.

★★★

15-16 Temmuz'daki hain kalkışma sonrası Türkiye haklı olarak FETÖ'yü terör örgütü ilan edip ABD'den bu kişilerin hemen teslimini istiyor. Başkanlık seçimlerine çok kısa bir süre kala yapılan bu talep karşılık bulamıyor. Zira Hillary Clinton'un kazanmasına kesin gözüyle bakılan o süreçte yıllar boyu Türk devletinin ve iktidar temsilcilerinin koruyucu kanatları altında lobilerini çok güçlü biçimde oluşturan topluluğun bir anda terör örgütü ilan edilmesine sorumlu mevkidekiler bir anlam veremiyor!

★★★

Düşünün…

Eski başkanlardan Bill Clinton FETÖ'den ödüller alıp onlara ödüller veriyor. Eşi başkan adayı Hillary Clinton barış elçisi ilan ediyor. Obama açılışlarına tebrikler gönderiyor. Okulların açılışını gönülden desteklediği gibi özel yardımlar sağlıyor…

Oysa seçimler öncesinde bir fırtına gibi esmeye başlayan Donald Trump ve ekibi Obama'nın Ortadoğulu Müslümanlar tarafından satın alındığını söyleyip duruyor.

Böylece FETÖ ile mücadelenin terör üzerinden değil anayasal ve federal suçlar üzerinden sürdürülmesi gerektiğinin ilk işaretlerini veriyor.

★★★

Türkiye'nin bu gerçeği görmekte gecikmesi üzerine Amsterdam Hukuk Bürosu ve eski FBI (Federal Soruşturma Bürosu) ajanı Rick Ross kolları sıvayıp kamu güvenliği müsteşarından alınan özel izinle Amerika'daki tüm FETÖ okullarının peşine düşüyor.

Aynı tarihlerde Washington ile Ankara arasında yoğun diplomasi trafiği yaşanmaya başlıyor. Türkiye'den gelen bakanlar ve bürokratlar bu görüşmelerde geçmişte FETÖ'den ödüller almış FETÖ kampanyalarına yardımda bulunduğu arşivlenmiş ABD'li bakanlardan ısrarla FETÖ'yü terör örgütü ilan etmelerini istiyorlar!. .

★★★

Gelinen son durum ise şöyle:

Amsterdam Hukuk Bürosu bu ülkedeki FETÖ okullarında vergi kaçırılıp kara para aklandığı ve insan kaçakçılığı yapıldığı iddiasıyla tüm eyaletlerde peş peşe suç duyurularında bulunuyor.

Yani Feto'yu tıpkı vaktiyle gangster Al Capone'a yapıldığı gibi cezası çok ağır olan mali şuçları işlemek ve kaçak girişlerle ülke güvenliğini tehlikeye düşürmekten yargı önüne çıkarmaya hazırlanıyor.

Amerikan kamuoyunun çok hassas olduğu bu konuya siyasetçilerden de hiçbir itiraz gelmiyor.

Çünkü onları arayan seçmenlerden "Eyaletimizde bizim paralarımızı senin gözünün önünde kaçıran adamlar var! Bir şeyler yap!" mesajları yağıyor.

Bu nedenle soruşturmalara hukuki engel çıkarılmıyor ve itiraz sesleri yükselmiyor.

Aksine sanık olarak soruşturulan kişililer büyük bir çoğunlukla işbirlikçi olmaya karar veriyor.

★★★

Hukuk bürosu kamu yolsuzluğu soruşturması ve yargılaması sonucunda tüm okulların FETÖ'den alınacağına pek çok kişinin sınır dışı edileceğine banka hesaplarının dondurulacağına ve iade sürecinin başlayacağına kesin gözüyle bakıyor.

ABD ile yaşanan Rahip Brunson krizi bu açıdan da büyük önem taşıyor.



TUNCAY MOLLAVEİSOĞLU: UŞAKLIĞA KARŞI HUKUK VE DEMOKRASİ!

Bazen bir cümle; onlarca yıla sayısız yazıya tartışmaya stratejik öngörülere bedeldir...

"Aslında bizim müttefiklerimiz yoktur. Uşaklarımız vardır" dedi...

ABD'li eski diplomat Jim Jatras "Türkiye Rus S-400 hava savunma sistemlerini alıyor" tartışması sırasında söyledi bu sözü:

"ABD'nin müttefikleri yoktur uşakları vardır... "

Eski diplomat Jatras'tan önce ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Heather Nauert Rus füzelerini kullanması halinde Türkiye'nin yaptırımlara uğrayacağını bir kez daha dile getirmişti. Jatras'ın ABD'nin müttefikleri ile ilgili "uşak" açıklaması ABD'li yetkililerin Türkiye'ye yönelik yaptığı çok sayıda uyarının sonucunda gerçekleşti:

"Uşaklarımız var. Bir de iyi uçağımız var. İyi uşak ona söylenenleri yapandır. Ama eğer bir ülke iyi uşak gibi hareket etmek istemiyorsa biz elimize büyük sopa alıyor tehdit etmeye başlıyoruz. Sanırım ABD'nin zorlama politikası için en iyi ifade 'yaptırım hiddeti' olur. "

ABD'nin "uşak" gibi davrandığı ülkeler bizim komşularımız... Özellikle tek adamlıkla yönetilen anti demokratik ülkeler...

Hatırlayın; Saddam Hüseyin'e "Kuveyt'e saldır" diyen de bu saldırı nedeniyle Irak'ı işgal eden de ABD idi...

Ya da Suudi Arabistan'ın haline bakın... Patronlarına sormadan 1 dolar para harcayacak özgürlükleri yok!

Türkiye'ye yönelik yaptırımlar sırasında kullanılan "uşaklık" tanımı bizim bünyemizin kaldıramayacağı kadar ağır bir hakarettir!

"Bağımsızlık ve özgürlük benim karakterimdir" diyen bir kurucu iradenin emperyalizme karşı verilmiş en büyük mücadele ve en görkemli zaferin sahibi olan bir ulusa "uşaklığı" asla kabul ettiremezsiniz!

ABD'li Jatras'ın küstah açıklaması Beyaz Saray'ın müttefiklerine nasıl baktığının da bir itirafıdır...

*

Türkiye çok ciddi bir yol ayrımında... Ya emperyalizme uşaklığa devam edilecek ya da Atatürk'ün tam bağımsızlık temeli üzerine inşa ettiği Cumhuriyet kurucu ayarlarına geri dönecek!

Bir ABD Projesi olarak ortaya çıkmış görünen AKP iktidarının Washington/Pentagon prangalarını kıracağına inanmak zor. Özellikle ekonomi ve dış politikada 15 yıldır izlenen yol; Türkiye'yi hem sıcak parada hem de en temel gıda ürünlerinde bile dışa bağımlı hale getirmişken!

Ekonominiz tarımınız silah sanayiniz dışa bağımlı ise bağımsızlıktan söz edemezsiniz!

Üretim ekonomisini reddeden ve yok eden Türkiye'de "yerli tohum" ekmeyi dahi yasaklayan bir zihniyetin bağımsızlık açıklamalarına da şüpheyle yaklaşıyoruz...

*

Bir NATO üyesi olmasına rağmen Türkiye'ye yönelik yakın tehditlerin kaynağı da NATO'nun en büyük ortağı ve koç başı olan ABD'den başkası değil...

Dünyada kartlar yeniden karılıyor... ABD'nin diğer ülkelere karşı küstah ve tepeden bakan yaklaşımı Trump ile birlikte iyice gün yüzüne çıktı.

Binlerce kilometre uzaktan gelip Türkiye sınırlarında bir terör devleti kurmaya çalışan ABD'nin bölgemizde ne yapmak istediği artık bir sır değil!

Türkiye; ulusal çıkarlarını zerre dikkate almayan bir yönetime ve bölgede; kandan çatışmadan savaştan beslenen bir siyaset ve arkasındaki şirketlere karşı; barışı tesis edecek işbirliklerine öncülük yapmalıdır.

Türkiye ABD'nin uşağı olmamak için; bir an önce tüm kurum ve kuralları ile demokrasiyi ve hukuk devletini yeniden inşa etmelidir...

* Kimin hapse atılacağından kimin serbest bırakılacağına

* kime hangi ihalenin verileceğine

* kimin rektör olacağına kimin terfi alacağına

* kimin yargıç- hakim-savcı kimin onbaşı- general- vekil olacağına

* kimin para kazanacak kimin batacağına

* kimlerle dost kimlerle düşman olunacağına tek bir kişi karar veriyorsa ABD için bundan daha güzel bir yönetim olamaz...

Yine hatırlayacaksınız; ABD 1 Mart tezkeresinde sopasını kullanmaya çalışmış "uşak" muamelesi yaptığı Türkiye'den TBMM'nin tezkereyi reddetmesi üzerine gereken yanıtı almıştı.

O gün bugünkü düzen olsaydı yani Meclis bir kişinin iki dudağı arasında hareket etseydi Irak'ı kana bulayan tecavüzlere katliamlara Türkiye ortak olacaktı!

ABD'nin müttefiklerine uşak muamelesi yapan küstahlığına karşı hukuku demokrasiyi barışı ve işbirliğini savunacağız...

Uşaklığa giden yol demokrasiyi ve hukuku öldürmekten geçiyor...



ORHAN UĞUROĞLU: DİYANET VE VEKALET

Türkiye Diyanet Vakfı'nın (TDV) "Vekaletle Kurban Kesim Programına" geçen seneye göre 2 kat fazla kurban bağışlanması sonucunda rekor kırıldı ve 425 bin kurban kesildi.

Allah kabul etsin.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş bu kurbanların etlerinin 400 kişilik Türkiye Diyanet Vakfı Gönüllüleri tarafından 145 ülkedeki Müslümanlara ulaştırıldığını belirterek "Milletimizin vekaletle bize verdiği bu kurbanları en güzel bir şekilde ulaştırma noktasında gayretimizi arttırıyor" dedi.

Merhum Turgut Özal'ın "komşusu aç iken tok olan bizden değildir" diye sık sık tekrarladığı bir hadis aklıma geldi.

Diyanet Vakfı vekalet ile toplanan 425 bin adet kurbanı 145 ülkeye mi dağıtmalı?

Yoksa evlerine et girmeyen yüz binlerce Türk ailesine mi dağıtmalı?

Diyanet'e vekalet veren vatandaşlar acaba nerede dağıtılmasını tercih ederler?

Konumuz Kurban olunca STAR TV'de yaptığım SÖZ HAKKI programlarına defalarca konuk ettiğim merhum Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'ün10 Mart 2000 tarihli bir yazısını hatırlatayım istedim.

İŞTE YAŞAR NURİ ÖZTÜRK'ÜN YAZISI:

"Kurban kesmek geleneksel fıkha göre sünnet veya vacip bir ibadettir. İttifak edilen nokta kurban kesmenin farz olmadığıdır. Ülkemizde bu göz ardı ediliyor ve kurban farz ibadet gibi algılanıyor. Bu yanlış algılama doğal olarak art arda birçok yanlışı da beraberinde getiriyor.

İkinci olarak kurban kesmek zengin sıfatı olan kişilere düşer. Yani bir kişinin kurban sünnetini yerine getirmesi için mali bakımdan zekât verecek hacca gidecek nitelikte olması gerekir.

Ülkemizde bu da göz ardı ediliyor. Hemen herkes kurban kesiyor. Şöyle de denebilir: Hemen herkese kurban kestiriliyor. Hatta Anadolu'da birçok insan borçlanarak kurban kesmektedir. Nitekim Anadolu'da borçlanarak hacca gidenler de az değildir.

Geleneksel fıkhın verilerini Kur'an'ın verileri açısından değerlendirmeden önce iki noktanın altını çizelim.

Birincisi: Özellikle son yıllarda hızlı ve amansız bir biçimde yol alan din sömürüsünün önemli gelir kaynaklarından biri haline getirilen kurban trilyonluk meblağların konusu bir sektöre dönüştü. Bu yüzden kurban sünnet olmaktan çıkarılıp fiilen farzlaştırıldı; onunla da yetinilmedi örtülü bir biçimde İslam'ın en büyük farzı haline getirildi. Din sömürüsü sektörü elinden gelse ailenin tüm bireylerine bir veya iki kurban kestirecek.

Son yıllarda kurbanın esas İslami amacı olan "yoksulun et yemesi" adeta unutulmuş kurban denince akla bir tür deri kapma savaşı gelir olmuştur. Ortada Allah rızası din-diyanet akıl-insaf ara ki bulasın... Utanmazlığın bini bir para...

Uyuşturucu çetelerinin dalaşını andıran bir manzara karşısındayız.

İki milyonu aşkın hayvan kesilmekte Allah'ın ve fakirin adı paravan yapılarak birkaç başlı bir deri vurgunu sektörü beslenmektedir.

İkinci nokta: Hz. Peygamber'in açık ve ısrarlı talimatına göre kurban kesimi hayvanın acı çekmesini en aza indirecek şekilde olmalıdır. Modern dünyada bu elektroşok denen bir bayıltma yöntemiyle yapılmakta ve bu sayede hayvanların acısı hemen hemen sıfırlanmaktadır.

Bu yöntemin öncelikle Müslümanlar tarafından uygulanması gerekmez miydi? Acı çektirilen hakları ihlal edilen hayvanların Allah huzurunda bizden davacı olacaklarını söyleyen ilk insan bizim peygamberimizdir. Bu anlayışı biz uygulamalarla hayatımıza yansıtabildik mi? Nerede? Bırakın yansıtmayı elektroşok yönteminin "gayri şer'i" olduğunu iddia edebilen ilim ve merhamet düşmanlarıyla hâlâ karşılaşabiliyoruz. Hayvanlar acı çekiyor dünyanın önünde dinimiz ve insanımız ithama maruz kalıyor. Yazık günah değil mi?

Olaya bu noktadan bakıldığında bırakın İslami esprinin korunmasını kurban kesimleri yer yer hayvanlara işkence manzarası andırmaktadır. Hayvanlar yetersiz-kör bıçaklarla dakikalarca kıvrandırılmakta zaman zaman yarı kesilmiş halde ayağa kalkmakta hatta bazen caddelere fırlayarak yarı-kesik başlarıyla koşuşmaktadır.

Allah elbette bunları görüyor ve bu mazlum hayvanların acılarından doğan günahı bir öfkeye dönüştürerek bu toprakların üstüne geri gönderiyor. Kur'an'ın dinini ve onun tebliğcisi Hz. Muhammed'i gerçekten tanıyanlar şu söylediğimi anlamakta en küçük bir zorluk çekmeyeceklerdir.

Bir kez daha söylemek istiyorum: Peygamberimizin buyruklarına ters kurban kesimi hayvan katliamlarına Kur'an'ın buyruklarına ters hac uygulaması ise yüzlerce bazen binlerce insanın can vermesine sebep olmaktadır.

Ve İslam dünyası "ibadet" ettiğini sanarak kasılıp durmaktadır. Çünkü İslam dünyası ruhu-özü arayacak erdirici kaygıdan uzakta fotoğraf ve lafı her şey sanacak bir sığlığa teslim olmuş bulunuyor. "

Ruhun şad olsun değerli hocam.

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş bu yıl 425 bin kurbanın derilerinden ne kadar gelir elde edildiğini de açıklar mısınız?

MURAT İDE: MALAZGİRT "GELİŞ" DEĞİL, "DÖNÜŞ"TÜR..

Siz bugün fark ediyorsunuz ama 'O' 96 yıl önce planlayarak o gün bastı düğmeye. .

Mustafa Kemal'in Anadolu'yu ayağa kaldırıp yeni ve bağımsız bir devlet ilanına giden yolun mihenk taşı 'Büyük Taarruz' için 26 Ağustos'un seçmesi o gün müsait olduğu için değildi. .

851 yıl sonra dünyaya bir kez daha ilan edilecekti ki; Anadolu Türk yurdudur. . 'Ya İstiklal ya Ölüm' sözü de şiir olsun diye değil bu gerçek için ödenebilecek bedele ne kadar hazır olunduğunun ilanıydı. .

16 yıllık iktidarınızda Malazgirt'in yolunu bilmiyordunuz. .

Ta ki anketler dayatıncaya kadar. . Ne zaman sandık hesaplarınız için gerekli hale geldi o zaman çevirdiniz yüzünüzü bedevi diyarlarından Alparslan'ın destan yazdığı ovaya. .

Açılım günlerinde öyle bir hava yarattınız ki kendi adı ZAFER kardeşinin adı ALPARSLAN olan Malazgirt'li Bakan Çağlayan bile "Biz Kürt'üz" diyordu. .

Yanlış anlaşılmasın Türk ya da Kürt olması değil mesele. . Mesele 'Olduğundan başka bir şey olmayı' moda haline getiren o gereksiz rüzgarınızdı. .

Bugün 'Niye hatırladınız?' demiyorum 'Niye geciktiniz ve bu gecikme bize çok şeye mal oldu' diyorum. .

Siz Malazgirt'e gitmedikçe bağımsız kürdistan ilan edenler oldu. .

Siz Malazgirt'e gitmedikçe çadır mahkemeler rezaleti yaşandı. .

Siz Malazgirt'e gitmedikçe Oslo'daki rezilliğe şahit olduk. .

Siz Malazgirt'e gitmedikçe kazıldı hendekler. .

Siz Malazgirt'e gitmedikçe inim inim inledi Türkmeneli. .

Türkmeneli inledikçe Irak'taki Suriye'deki dertler büyüdü. .

Siz Malazgirt'e gitmeyince Türkiye'ye 4.5 milyon Suriyeli geldi. .

Abartılı bulmayın sizin Malazgirt'e gitmeyişinizdir onların geliş sebebi. .

Malazgirt'e gitmek bir seyahat değil dünyayı ve bölgemizi 'Türkçe' okuyabilmekti. .

Siz bunu yapmadınız. .

Siz Türkçe okumadıkça hikayeyi hep başkaları yazdı. .

**

Bunları niye yazdım?

Değerli büyüğüm Azerbaycanlı bilge Türkolog Firudin Celilov bir sohbetimizde şöyle demişti:

-Türklerin Anadolu'ya 1071'de geldiklerini söylemek büyük hatadır. . Eğer öyleyse Anadolu'da bulunan 2000-2500 yıllık 'Taş Baba'ları nereye koyacağız? Ve biz 'Anadolu'ya 1071'de yani 947 yıl önce geldik' dersek İngiliz'in gazıyla havaya giren bölücüler de "Biz sizden önce buradaydık bura bizim vatanımız" der. . 1071 Türk'ün Anadolu'ya gelişi değil dönüşüdür. . Bir daha gitmemek üzere dönüşü. .

**

Biz bazı konuları 'Ayrımcılık' olmasın diye konuşmadıkça doğan boşluğa hikaye yazan çok oluyor. .

O yüzden 'Hikayemizi kendimiz yazmalıyız. . ' Doğrusu da bu olması gereken de bu. .

Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Güneş Dil Teorisi'yle kafa bulanlar bilmeli ki O başkasına bırakmayıp hikayeyi kendisinin yazmasıdır. . Ve her hal ve şartta daha sağlıklısıdır. .

Başkalarının yazdığı hikayeye kapılınca gerçeğimiz altüst oluyor. .

**

Vesileyle bir gerçeğin altını bir kez daha çizelim;

-Anadolu'da Kürtleşmiş Türk Türkleşmiş Kürt'ten çok ama çok daha fazladır. .

O yüzden Türkçülüğün esaslarını sıralayan Ziya Gökalp'in memleketini türküleri Kerkük kokan Diyarbakır'ı başkent ilan eder bazıları. .

O yüzden Türkmen diyarı Tunceli'de belediye HDP'dedir. .

Ne garip değil mi "Vatan tehlikede" diyerek Ankara'nın yolunu tutan Diyap Ağa'nın torunlarının oyunun rengi. .

Ne garip değil mi "Kızılbaş Horasan Türkmenleri'nin Çemişgezek Başbuğu" ünvanını taşıyan Şıh Hasan'ın torunlarının oyunun rengi. .

Ve hatta çok daha garip değil mi; Başbuğ ünvanı taşıyan Şıh Hasan'ın soyundan Seyit Rıza'nın 'Kürt isyanı'na öncülük etmesi. .

Siz el oğlunun yazdığı Büyük Ortadoğu Projesi adlı hikayeye kanar hatta rol alırsanız 'kürdistan' diyen projenin eş başkanı olduktan sonra Diyarbakır'da yaparsınız ilk mitinginizi. . Ve bizi bugünlere getiren cüreti teslim edersiniz uşak zihinlere. .

Bunların hepsi birbiriyle bağlantılı. .

O yüzden 'Malazgirt'e gitmek diyorum. .

Ve bugün 'Niye gidiyorsunuz?' demiyorum 'Bugüne kadar niye gitmediniz?' diyorum. .

Siz gitmedikçe başkaları yazdı hikayeyi. . Ve ilk kanan ve en çok inanan da siz oldunuz. .

Bu gerçeğin faturasını not düşüyorum sadece. .

**

1071'de Anadolu'ya bir daha gitmemek üzere 'Vatan' diyen büyük komutan Alparslan ve askerleri ruhunuz şad olsun. .

851 yıl sonra Büyük Taarruz'la Anadolu'dan bir daha çıkmayacağımızı bir kez daha kafalara kazıyan büyük komutan Mustafa Kemal ve askerleri ruhunuz şad olsun. .

Hikayesini bilenler var oldukça itin-köpeğin yazdığı hikayeler 'Poyraz'la dağılıp gidecek. .

Bu gerçeği inancıyla değil anket zoruyla ve idareten kabullenenler de o 'Poyraz'dan kurtulamayacak. .

1071 de 1922 de kulağımıza bu gerçeği fısıldıyor. .

***

Sizi gidi patron yalakaları sizi!

O günlerde Ergenekon kumpasını pompalıyorlardı. . Amerikan projesi 'F tipi'nin kucağında keyifle(!) oturuyor akıl tutulması yaşıyor ağzını açana etiketi yapıştırıyorlardı;

-Seni gidi Ergenekoncu seni. .

Amerika ile ilgili sorunlar yaşanırken bir emekli komutan MGK eski Genel sekreteri çıktı ve dedi ki;

-Türkiye Amerika ve batıya mahkum değildir. . Stratejik ortaklıkta Rusya ile Avrasya Çin ile Shangay beşlisi gibi seçeneklerimiz de var. .

Hiç unutmuyorum Sabah gazetesinin manşeti şöyleydi:

-Generalin Emeklilik Rüyası. .

Tuncer paşanın 'Stratejik ortaklıkta' seçeneksiz değiliz vurgusuyla dalga geçtiler. .

O günlerde de geminin kaptanı aynı gazeteci(!)ydi Erdal Şafak. .

Aradan 3-5 yıl geçti. . Aynı gazeteci(!)nin patronu Ahmet Çalık Rusya ile doğalgaz projesinde ortaklık yaptı. . Ertesi gün gazetenin manşeti neydi biliyor musunuz;

-Yüzyılın Stratejik Ortaklığı. .

3-5 yıl önce dalga geçtikleri ve emeklilik rüyası dedikleri stratejik ortaklık patron Rusya'yla iş tutunca oldu sana yüzyılın stratejik ortaklığı. .

Bakın fotoğrafa. . Bu da aynı gazeteci(!)nin Erdal Şafak'ın yönetimindeki Sabah gazetesinin dünkü birinci sayfası. .

-Türkiye ile ilişkimiz derinleşiyor. .

Bu da Sabah'ın ve Erdal Şafak'ın emeklilik rüyası mı acaba?

**

Asıl manşete bakın siz. . Çok değil 7-8 yıl önce rahmetli Turgut Özakman'ın 'ÇILGIN TÜRKLER' tarifiyle de kafa bulan çamur atan aynı gazeteci(!) ve manşeti bu kez beslendikleri iktidarın işine yarıyor diye bakın ne başlık atmış;

-ÇILGIN TÜRKLER EKONOMİYE CAN VERDİ. .

Bayramda gezmişiz ekonomiye destek olmuşuz. .

Demiyor ki "yediğimiz hurmaların tırmalaması hafifledi. . "

**

Yukarıdaki yazıda bir şeyin altını çizmiştim;

-Hikayemizi kendimiz yazmadıkça boşluğu başkalarının saçma hikayeleri dolduruyor. .

Bizdeki bu hikaye yazarları da aynı tehlike. . Türk'çe düşünüp Türk'çe değil patronun menfaatine göre savruldukları için bu hikayeler daha tehlikeli. .

Milyonlarca garibim de bizden sanıp inanıyor. .



TOKMAK: GAZETE KÂĞIDI



Her alanda geriliyoruz.

Bu yönetimle çağdaş ülkeler arasına girmemiz çok zor!

Dünya ileriye biz geriye geriye…

Gazete kâğıdında bile namerde muhtaç hale geldik!

Koskoca ülke bir gazete kâğıdı üretemiyor!

Bir zamanlar Türkiye'de büyük kağıt fabrikaları vardı. Bütün gazetelerin ihtiyacını karşılarlardı. Şimdi bir tane bile kâğıt fabrikası kalmadı hepsi satıldı kapatıldı yok edildi!

Dolara bağlı kâğıdın fiyat artışından bütün gazeteler etkilendi. Tabii yandaş besleme gazeteler hariç… AKP iktidarının büyük desteği olmasa zaten bir tanesi bile ayakta kalamaz!

Ekonomik kriz kâğıda yansıyarak gazeteleri çok hırpaladı. Aydınlık Gazetesikâğıtsızlık yüzünden yayınına 3 gün ara verdi ve okurlarının desteği ile yeniden hayat buldu.

Türkiye'de üretimi olmayan ve tamamen dışa bağımlı olan gazete kâğıdı doların fırlamasıyla birlikte "Bulunmaz Hint kumaşı" gibi oldu tonu 4-5 bin liraya yükseldi. Oysa aynı kâğıdın daha bu yılın başında tonu 2 bin lira dolayındaydı.

Bu iktidar sayesinde Afganistan olmak yolunda maşallah hızla ilerliyoruz!



CAHİT ARMAĞAN : GENELKURMAY KİME BAĞLI?

Dilekcahitdilek@yahoo.com 22 Ağustos 2018

Prof. Ümit Özdağ'ın "Kara Harp Okulu(KHO)'nda Cuma namazını hangi tarikatın imamı kıldıracak diye öğrenciler arasında kavga çıkmış ve konu Genelkurmay'a kadar gitmiş" ifadeleri gündeme oturdu.

MSB Özdağ'ın iddialarını yalanladı ancak yakından tanıdığım Sn.

Özdağ'ın hep güvenilir bilgileri gündeme getirdiği de unutulmamalı konu tüm şüpheleri ortadan kaldıracak şekilde incelenmelidir.

Bu tür ve özellikle TSK'ya personel alımında oluşturulan komisyon üyeleri ve buralarda sorulan sorulara ilişkin de çok sayıda şikayet ve duyumların olduğunu belirtelim.

MSB bu konuları geçiştirmeden en ufak şüpheyi soruşturmalı Türk ordusunda olup bitenleri en şeffaf haliyle milletine anlatmalıdır.

Yeni bir FETÖ benzeri yapılanmaya tahammülümüz yoktur.

15 Temmuz sonrasında Türkiye'nin yapılanmasındaki büyük hatalar nedeniyle TSK'da bu tür olayların yaşanabileceği konusunda daha önce defalarca uyardık.

FETÖcü kalkışmadan sonraki bir ay içinde kendi bloğumda TSK ile ilgili iki yazı yazmıştım.

Başlıkları "Evet FETÖ'yü mutlaka yok edelim ama TSK'ya kıymayalım" ve "Türk ordusuna nasıl kıydınız" idi.

Amacımız TSK'nın dolayısıyla Türkiye'nin belinin bükülerek diz çöktürülmesiyle sonuçlanacak ani fevri üzerinde uzman görüşlerle desteklenmeyip ortak akılla mutabık kalınmamış değişikliklerin yapılmaması için uyarmak tehlikelere dikkat çekmekti.

Ancak 24 Haziran seçimlerine kadar olan süreçte ortaya çıkan resim çok özet olarak şudur:FETÖ'cülerin TSK'ya sızmasının sebebi TSK'nın yapılanmasıymış bu yapı darbe yapmayı destekliyormuş önyargısı TSK'daki yeni yapılanmada büyük hatalara neden oldu.

Genelkurmay ile Kuvvet K. larının bağı kesildi.

Genelkurmay Bşk.

Kuvvetlere emir veremez sadece MSB'ye tavsiyelerde önerilerde bulunabilecek bir pozisyona getirildi.

Genelkurmay Başkanı en kıdemli asker ancak yetkisiz konuma karargahı kağıttan bir karargah haline dönüştürüldü.

Kuvvet komutanlarının Bakana bağlanmasıyla Bakan otomatikman Kuvvet Komutanlıklarını sevk ve idare etme yetkisine kavuştu.

Bunun yanında Genelkurmay Başkanı olmak için Kuvvet Komutanı olma şartının da kaldırılmasıyla subaylar ve general/amiraller arasında terfiler ve atamalar için siyasi bağlantılar yakınlıklar kurmanın yani askerin siyasetin içine çekilmesinin önü açıldı.

Cumhurbaşkanının Bakanın doğrudan istediği seviyedeki birliğe komutana emir verme yetkisiyle yeniden yapılandırılma adı altında parçalara ayrılan değişik Bakanlıklara bağlanan TSK'da Emir Komuta Birliği yok edilmiş Sadelik kaybedilmiş Moral alt üst olmuş Manevra yeteneği zayıflatıldı Harp Prensipleri adeta yok sayıldı.

Askeri Lise ve Harp Akademilerinin kapatılması sonrasında fakülte konumuna sokulan Harp Okullarından subay lider komutan yetiştirileceğini düşünmek askeri stratejiyi askeri kültürü Harp Tarihini kavramamak demektir.

Unutmayın Atatürk'ün deyişiyle Ordunun asıl gücünü oluşturan zabitan heyetini yok saymak Ordu'nun gücünü yok etmek demektir.

Bu da dış cephede yani dış politikada başarısızlıkları getirir.

24 Haziran sonrası Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle TSK yapısı iyice karmaşık hale geldi.

Kuvvet komutanlıklarının yanında ayrıca Genelkurmay MSB'ye bağlandı.

General terfi ve atamaları YAŞ'tan alındı Cumhurbaşkanı'na verildi.

Terfi ve atamalardaki kriterler yok oldu.

Hal böyleyken KHO'ndaki tarikat tartışması iddiasını duysa da Genelkurmay'ın kendisine bağlı olmayan bir yere müdahil olması söz konusu değil.

TSK ile ilgili KHK ve CB kararnamelerinde o kadar çabuk değişiklik yapıldı ki birbiriyle çelişen hükümler olması şaşırtıcı olmaz.

Hatta Genelkurmay'ın kime bağlı olduğunda bile karmaşa var.

15 Temmuz'da çıkan CB kararnamesiyle Genelkurmay MSB'ye bağlandı.

Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan 03 Ağustos'ta 100 günlük eylem planı açıklamasında Genelkurmay-Diyanet-Savunma Sanayi Başkanlıkları gibi kritik kurumlar haricindekilerin hepsinin Bakanlıklara bağlandığını söylüyordu.

Arkasında perdeye yansıtılan şemada da Genelkurmay Cumhurbaşkanlığına bağlı gözüküyordu.

Ya konuşma metinlerini yazanlar kararnameleri takip edemiyor ya da...

H. Akar Bakan olunca Genelkurmay "out" oldu.

O güne kadar yurt dışı ziyaretlerine Genelkurmay Başkanı'nı götüren Sn.

Erdoğan artık MSB'nı yanına alıyor.

Artık Genelkurmay önemsiz ve etkisiz mi oldu? Her şey kişilere mi bağlı? Teşkilat ne olursa olsun Hulusi Bey Güler ve Dündar paşalar varken sorun çıkmaz anlayışı doğru mu? Liyakat kurumsallık binlerce yıllık Türk Ordusu geleneği ve Harp Prensipleri ne oldu?Bütün bunlardan sonra Genelkurmay'ın ne iş yaptığını ve kime bağlı olduğunu anlayabildiniz mi?

Kaynak Yeniçağ: Genelkurmay kime bağlı? - Cahit Armağan Dilek

--   a45UyF587661

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder