25 Aralık 2018 Salı

Bu gün öne çıkan bazı makale ve haberler 2018-12-26 -1



NACİKAPTAN : RUH ÇAĞIRDIK MCCARTHY GELDİ


December 24 2018

09 Eylül 2016 İngiltere'de yayımlanan haftalık Economist dergisi "Türkiye'de Gülen Temizliği" başlığıyla yer alan makalede şöyle yazdı ;

Türkiye'de yaşanan 'McCarthy'nin komünist avı'ndan daha büyük

Economist Türkiye'de yaşanan tasfiye ve gözaltıları 1950'lerin başında ABD'de Senatör Joseph McCarthy'nin yönettiği ve komünistleri hedef alan cadı avı sürecine benzetiyor ancak Türkiye'de yaşanan "çok daha büyük"

Bugünlerde Türkiye'de aydınlara yazarlara düşün adamlarına sanatçılara gazetecilere ve iktidarı karşı eleştirenlere karşı yönelik baskılar gittikçe ivmelenen tutuklamalara dönüştü. McCARTHY'nin ruhu kara bulut gibi üstümüzde dolaşıyor.

İki sene devam eden OHAL uygulaması ülkede zaten az olan çoğulculuğun ve özgürlüğün iktidar tarafından yok edilmesi için kullanıldı ve 16 Nisan 2017'deki anayasa değişikliği referandumu ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yetkilerini güçlendirdi. Erdoğan tek adam yetkilerini muhaliflere karşı yargıyı kullanıp baskı kurarak uygulamaya başladı .

Türkiye Ergenekon/Balyoz kumpasından sonra küresel destekli büyük bir proje ile çökertilmeye çalışılıyor. Ne yazık ki bu operasyonun ÜÇ önemli ayağı başarıya ulaştırıldı . Önce yargı çökertildi iktidara bağımlı hale getirildi . Sonra Ordu çökertildi zayıflatıldı kışlaya siyaset sokuldu AKP paşaları kıdem ve makam aldı ; Atatürk paşaları tasfiye edildi. Uzun zamandır ABD tarafından dayatılan Anayasa değişikliği yapıldı . Cumhuriyet rejiminin tasfiyesine başlandı . Meclis işlevsiz bırakıldı kuvvetler ayrılığı kaldırıldı kamu kurumları denetim dışı bırakıldı . Başkanlık sistemine geçildi .

ADALET Bakanı Abdulhamit Gül cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısıyla ilgili "16 Kasım 2018 tarihi itibarıyla 385 ceza infaz kurumumuzda toplam 260 bin 144 kişi bulunmaktadır. Bunların 202 bin 434'ü hükümlü 57 bin 710'u ise tutukludur" dedi. AKP'nin iktidara geldiği ilk günlerde 31 Aralık 2002 tarihi itibariyle cezaevlerinde toplam 59 bin 429 kişi bulunurken; aradan geçen 16 yılda bu sayıda 5 kat artış yaşandığına yer verildi.

Türkiye'de 291 kapalı ceza infaz kurumu 70 müstakil açık ceza infaz kurumu 3 çocuk eğitimevi 8 kadın kapalı 5 kadın açık 7 çocuk kapalı ceza infaz kurumu olmak üzere toplam 384 cezaevi bulunuyor. Buna rağmen tutuklu ve hükümlü sayısının 275 bine çıkacağını öngören Adalet Bakanlığı 45 yeni cezaevini tamamlamayı planlıyor.

2017 Eylül ayı verilerine göre ; Cezaevlerinde 69 bin 301 tutuklu öğrenci bulunuyor. Tutuklu öğrencilerin yaşadığı sıkıntıların başında öğrenim hayatlarının kesintiye uğraması geliyor. Hatta bazı öğrenciler için başlatılan ceza soruşturmaları veya haklarında açılan davalar eğitim hayatlarının sona ermesi demek oluyor.

Gelişmiş ülkeler operalar konser salonları eğitim kurumları yaparken AKP İktidarı Avrupa'nın en büyük mahkemelerini adalet saraylarını cezaevlerini yapmakla övünüyor.

ÖZGÜRLÜKLER TABLOSU

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün 2018 raporuna göre Türkiye tutuklu gazeteci sayısı listesinde üçüncü sırada yer alıyor. RSF'in açıkladığı 2017 raporuna göre ise Türkiye ise tutuklu gazetecilerin sayısının en yüksek olduğu 5 ülke arasında idi.

(RSF) örgütünün her yıl yayınlandığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'ne göre Türkiye 2018'de bir önceki yıla göre iki basamak gerileyerek 180 ülke arasında 157'nci sırada yer aldı.

KIZIL KORKU KOMÜNİZM

KOMÜNİZM McCARTYH tarafından muhalifleri tutuklama aracı olarak kullanılmıştır. Aynı yöntem ise şimdi ise Türkiye'de kullanılmaktadır. Muhalifler FETÖCÜTERÖRİST olarak damgalanıp tutuklanmakta ve toplum içindeki saygınlıkları kırılmaya çalışılmaktadır.

Korku siyaseti ve uygulamalarına verilebilecek en iyi örnek McCarthy dönemi Amerika'sıdır. Bu dönemde gerçekleştirilen korku odaklı eylemler ABD iç politikasını temelinden etkilediği gibi dış politikasında da oldukça radikal değişiklikler yaşanmasına neden olmuştur.

Oyun büyük oyundur . McCARTYH'nin ruhu AKP'nin adalet saraylarında dolanmaktadır. Amaç toplumda korku yaratarak muhalefeti susturmaktır .

Şimdi ise hedefte yaşı 80'ni aşmış ülkemizin yüz akı sanatçı aydın Metin Akpınar ve Müjdat Gezen vardır. Yüz sene sonra her iki sanatçımız saygı ve sevgiyle anılıp hatırlanırken McCARTYH'nin ruhunu taşıyanlar ise tarihin çöplük sayfasında yerlerini alacaktır.

Aşağıda 1950'lerin Amerikası'nı ve McCarthy'i okuyunuz

http://nacikaptan. com/?p=64251

Naci Kaptan / 24. 12. 2018

================================

Değerli okurlar Geçtiğimiz hafta mail adresimde (H. A ) isminde bir kardeşimin şöyle bir gönderisini gördüm:

Merhaba Sayın Abdulkadir Çapanoğlu

Ben Yozgatlı genç bir üniversite öğrencisiyim. Tarihe de ilgim olması nedeniyle Yozgat cezalı bir şehir midir konusunu araştırmaya başlamıştım. Sizden bir konu için bana bir yanıt vermenizi rica ediyorum. Bizim köyümüzde bu cezanın veriliş nedenine inanan bazı tanıdıklarımın buna inanma sebebi Atatürk Yozgat'a geldiğinde Çapanoğlu'nun kızını istediği ve alamayınca da ceza verdiği şeklinde. Eğer bana bu çirkin iftira ile ilgili bir Çapanoğlu olarak buna inanan insanlara karşı bir açıklama yaparsanız çok sevinirim.

Bu kardeşim kibarca yazmış. Hâlbuki Atatürk'e yapılan bu çirkin bu aşağılık iftira Çapanoğlunun kızını değil geceyi geçirmek için bir kız isteğidir. Kaldı ki Mustafa Kemal Paşa gibi bir damadı kim istemez?

2016 yılı Nisan ayında Manisa da ikamet eden bir Hanımefendi okuyucum beni telefonumdan arayarak telefonumu internetten bulduğunu söyledikten sonra şöyle devam etmişti: "Biliyorsunuz biz Atatürk'ü sevmeyiz Atatürk Yozgat'a geldiğinde Çapanoğlundan geceyi geçireceği bir kız istemiş onlarda……. " dedikten sonra bir süre sustu ve "bu doğru mudur "diye sormuştu. Ben de kendisine "Hanımefendi bu tür söylentiler büyük bir yalan bu yalanları uyduranlar da Atatürk düşmanı vatan hainleridir ben şimdi bir bankadayım size sabit telefonumu vereyim lütfen bir saat sonra beni oradan arayın demiştim. O da 0 212 ile başlayan bir numaranız var o numaramı dedi. Evet lütfen oradan arayın görüşelim dedim ama aramamıştı. Belki gösterdiğim tepkiden çekinmişti.

Bu telefon olayı ile ilgili olarak köşemde "CAHİLCE BİR TELEFON" başlığı altında bir yazı kaleme almıştım. (13. 04. 2016)

Arayan bu hanım gibi yıllar öncede 1974 yılında yedek subaylığımı yaparken tarih bilgisinden yoksun bir astsubay yılışarak bu yalanı yüzüme karşı anlatmıştı. Bu astsubaya cevabını uygun bir şekilde vermiş arkadaşlarının yanında refüze etmiştim.

Değerli okurlar bu nasıl bir fitnedir ki 90 küsur yıldır sürüyor ve bu halk bu kadar cahil kaldıkça da sürüp gidecektir. Kendilerine böyle ahlaksız bir hikâye anlatılan okuyucularıma önerim aşağıdaki üç soru ile cevap vermeleridir.

1- Çapanoğulları hadisesi ne zaman vukuboldu? 1920 yılı Haziranından Ağustosuna kadar.

2- Atatürk Yozgat'a ilk defa ne zaman teşrif etti? 15 Ekim 1924 tarihinde. Yani Çapanoğlu hadisesinden dört yıl sonra.

3- İkinci teşrifleri ne zaman? 3 Şubat 1934 tarihinde. Yani ilk gelişinden on yıl sonra.

Peki bu ahlaksızca uydurmaları yapanlar kimler? Gerek Osmanlı devrinde gerek Milli Mücadele yıllarında Yunan ve İngiliz uşağı olmuş çıkarını her şeyin üstünde gören işbirlikçi din adamlarıdır.

Neden Atatürk'e düşman olmuşlardır? Çünkü Atatürk hem daha askerliğinin ilk yıllarından başlayarak hem de Kurtuluştan sonra Cumhurbaşkanlığı döneminde yıllar sonra bile ülkenin başına gelebilecekleri ta o zamanlar gördüğü için ülkeyi cahil din adamlarından kurtarmak ve medeni milletler seviyesine çıkarılmasında engel olmamaları için tekkeleri dergâhları zaviyeleri medreseleri kapatmıştı. Bu düşüncesini de şöyle ifade ediyordu "Efendiler ve ey millet iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler dervişler müritler meczuplar memleketi olamaz. "

Buralardan nemalanan binlerce cahil ve yobaz ama din adamı geçinen ve halkın sırtından bedavadan yaşayan bir sürü asalak birden bire ortada kalıvermişlerdi. Bunların içinde Atatürk'e çok yakın olanlarda vardı. Biraz tarih okursanız göreceksiniz. İşte bu halkın sırtından bedava yaşayan asalaklar Allah'tan korkmadan her yerde Atatürk aleyhinde çok ayıp ve ahlaksız yalanlar uydurdular ve uydurmaya da devam ediyorlar. Atatürk Müslümanlığa zarar veren bütün bu karalık işlerin döndüğü tekkeleri zaviyeleri medreseleri kapattırmıştı.

Buna karşılık 21 Nisan 1924 te kabul ve tasdik edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun din görevlisi eğitimini düzenleyen 4. maddesi gereği 29 merkezde İmam Hatip Mektepleri adı altında okullar açıldı. Kanun medreselerin kapatılmasına karşılık imamlık ve hatiplik gibi dini hizmetlerin görülebilmesi için ayrı okullar açılmasını öngörüyordu.

Bu tarihte ülkede 23 Lise 72 de ortaokul vardı. Yine aynı kanunla İstanbul Daru'l-Fünûnun'un hükmi şahsiyeti ne bağlı ilahiyat fakültesi açıldı. İmam Hatip Mektepleri 4 yıllık ortaöğrenim seviyesinde idi. Bu okulların müdürleri özel bir din eğitimi görmemişlerdi. Daha çok deneyimli eğitimcilerdi ve amaçları Cumhuriyet'e bağlı aydın din adamları yetiştirmekti.

Ders saatlerinin çoğu bilim ve yabancı dil dersleriydi ve dinle ilgili dersler ikinci plandaydı. 1928-1929 döneminde bu okullarda okutulan derslere bir bakınız; Kur'anı Kerim Tecvit Tefsir Hadis İlmü Tevhit Arapça Din dersleri Ruhiyat ahlak Terbiye İçtimaiyat Malumat-ı vataniye Türkçe Hüsnühat Türk edebiyatı Hitabe ve inşat tarih Coğrafya Riyaziyat Tarih Hesap Hendese cebir Resim hattı Ulum-u tabiiyye Hayvanat Nebatat Fizik Kimya Hıfzıssıhha usulü tedris Malumat-ı kanuniye Fransızca Terbiye-i bedeniye ve Musiki.

İmam Hatip Mektepleri devletin ilgisizliği ödenek göndermemesi öğrenci azlığı gibi bahanelerle birer birer kapatıldı. En son İstanbul ve Kütahya İmam Hatip Liseleri 1930'da kapatıldı. 1933 yılında da İlahiyat Fakültesi öğrencisizlik nedeniyle öğretimine son verdi.

Görülüyor ki o yıllarda halk dini eğitime ilgi göstermemiş. Ta ki 1950 Demokrat Parti iktidarına kadar. İşte bu tarihten itibaren oy kaygusu ile halkın din duyguları istismar edilmeye başlanmıştır.

Bu gün gelinen nokta da uluslararası haber ajansı Reuters'in yaptığı araştırmaya göre Türkiye'de son yıllarda imam hatip okullarının sayısı 4 bini geçmiş toplam imam hatipli sayısı da 1 milyon 300 bine varmıştır. İstanbul da İmam Hatip Okulu sayısı 300 den fazladır.

Demokrat Parti zamanında Menderes ile başlayarak Demirel'le devam eden ve bu gün gelinen nokta da bu kadar İmam Hatip Okulu olmasına rağmen yüzbinlerce sabi çocuk bu okullar yerine merdiven altı izbelerde sözde İslamiyet öğretme kandırmacasıyla Atatürk Düşmanı olarak yetiştiriliyor.

Ama Nazım Hikmetin dediği gibi kabahat senin demeğe de dilim varmıyor ama kabahatin çoğu senin canım kardeşim! Çünkü bakabileceğin kadar eğitebileceğin kadar çocuk yapmıyorsun. Karı koca boğaz tokluğuna iş bulunca da evde yalnız kalan çocuklarını bu kurtlara teslim ediyorsun. Hal böyle olunca da bu fitneyi doğru olabilir mi acaba diye sorgulayamıyorsun.

Yukarda kısaca anlattığım gibi Atatürk Çapanoğulları hadisesi sırasında Yozgat'a gelmediği gibi bir yıl sonra Çapanoğlu Kardeşleri ailelileri ile birlikte Ankara'da ikamete mecbur etmiş. Uzun incelemelerden sonra bu hadise de hükümetin de zafiyeti olduğunu kabul ederek Çapanoğullarını "yargılanmadan affetmiştir. "

Şunu da ekleyim. Padişah Vahdettin bile kızı Sabiha sultanı Atatürk'le evlendirmek istemişti. Sabiha Sultan da Pera Palasta çay saatlerinde gördüğü bu yakışıklı sarışın paşayı beğenmiş birlikte olduğu prensesler vasıtasıyla duyurmuştu. Askeri ataşelik yaptığı ülkelerde kendisiyle evlenmeyi umut eden o kadar güzel kızla tanıştı ki. Ama onun bütün sevdası ülkeyi artık hiç bir gücü kalmayan Avrupa devletlerinin oyuncağı haline gelen Osmanlı ailesinden kurtarmaktı.

Lütfen aşağıdaki link adresinden Kur'an tefsiri ve Atatürk yazımı okuyunuz.

http://www. yozgatgazetesi. com/yazarlar. asp?yazar=37&yazi=1263

http://www. yozgatgazetesi. com/yazarlar. asp?yazar=37&yazi=1291

http://www. yozgatgazetesi. com/yazarlar. asp?yazar=37&yazi=1294

22. 12. 2018

http://www. yozgatgazetesi. com/yazarlar. asp?yazar=37&yazi=3089

================================

IMF'ye Göre Türkiye'de Ekonomik Politika Belirsizliği Artıyor

Uluslararası Para Fonu (IMF) büyüme tahminlerini revize ederek Türk ekonomisi için 2019 tahminini yüzde 0. 4'e çekmiştir. IMF'nin Nisan ayı tahmin raporunda 2019 yılı tahmini büyüme hızının yüzde 4 olacağı öngörülmüştü. IMF Türkiye'nin jeopolitik risklere ve sermaye trafiğindeki ani değişikliklere son derece duyarlı olduğunu açıklamıştır. Ekonomi ve para kriziyle sarsılan Arjantin'de büyüme hızının bu yıl yüzde 2 6 2019'da ise yüzde 1 6 olacağı tahmin edilmiştir. Ekonomik istikrarın korunabilmesi için reformlara ortak çözümlere ve himayecilikten sakınılmasına ihtiyaç olduğuna vurgu yapan IMF'ye göre birçok ülke mali şartların aniden kötüleşmesine karşı finans rezervi oluşturmalıdır.

Türkiye'de yüzde 25'e dayanan enflasyon ve 2019'da sıfır büyüme ihtimalinin giderek güçlenmesi ekonomide en kötü senaryo olarak bilinen "stagflasyon" tehlikesini ortaya çıkarmıştır. Enflasyon son 15 yılın zirvesine çıkarken maliyetteki artışın sadece yarısını fiyatlarına yansıtabilen üretici de alım gücü düşen tüketici de gelişmelerden endişelidir.

Uluslararası Para Fonu'nun 10 Aralık 2018'de yayınlanan "Türkiye'de Ekonomik Politika Belirsizliği" (Economic Policy Uncertainty in Turkey) araştırması (https://www. imf. org/en/Publications/WP/ Issues/2018/12/10/Economic-Policy-Uncertainty-in-Turkey-46422) Türkiye ekonomisi için önemli uyarılarla dolu olmasına rağmen Türk basınında Rapor'un tespitleri yeterince yer almamıştır.

Yayınının özeti şöyledir: "Ekonomik politikadaki belirsizlik ekonomik sonuçlarda kilit bir rol oynamaktadır. Ancak gelişmekte olan piyasalar için kanıt ve nicelik ölçüm ve ters nedensellik sorunları nedeniyle belirsizdir. Bu yazıda Türkiye için habere dayalı bir ekonomi politikası belirsizlik (EPU) endeksi oluşturuyor ve bunun Türk firmalarını nasıl etkilediğini değerlendiriyoruz. Endojenlik ve ters nedensellik konularını çözmek için geri dönüşü olmayan yatırımların payı yüksek olan firmaların politika belirsizliğine daha fazla maruz kalmaları gerçeğinden yararlanarak farklılıklar açısından farklılık yaklaşımı kullanıyoruz. Geri dönüşü olmayan yatırımların büyük olduğu sektörlerde EPU büyüme yatırım ve kaldıraç üzerinde daha büyük etkiye sahiptir. "

Araştırmayı yapan La-Bhus Fah Jirasavetakul ve Antonio Spilimbergo'nun bu konudaki tespiti şöyledir: "Ekonomik politika konusundaki belirsizlik ekonomik sonuçlarda kilit rol oynar. Ancak ortaya çıkan pazarlar için kanıt ve nicelik ölçüm ve ters nedensellik sorunları nedeniyle iş zorlaşmaktadır. Türkiye İçin Haber Tabanlı Bir Ekonomik Politika Belirsizliği (EPU) endeksi oluşturup Türk firmalarını nasıl etkilediğini değerlendiriyoruz. Endojenite ve ters nedensellik konularını çözmek için geri dönüşü olmayan bir yatırımın yüksek olduğu firmaların politika belirsizliğine daha fazla maruz kaldığı gerçeğinden yararlanan bir farklılık yaklaşımı kullanıyoruz. Geri dönüşü olmayan yatırımları olan sektörlerde EPU büyüme yatırım ve kaldıraç üzerinde daha büyük bir etkiye sahiptir. Sonuçlar; yatırım geri dönüşümsüzlüğünün gecikme yapısının ve sektörlerin seçiminin farklı tanımları için yararlıdır. " (IMF Working Paper WP/18/272 EUR and WHD Economic Policy Uncertainty in Turkey Prepared by La-Bhus Fah Jirasavetakul and Antonio Spilimbergo Authorized for distribution by Donal McGettigan and Krishna Srinivasan December 2018)

Bir ekonomide belirsizlik ekonomik istikrarın sağlanması ve ekonomik büyüme açısından çok önemlidir. Çünkü mikro seviyede iktisadi ajanlar belirsizliğin yüksek olduğu durumlarda tüketim ve yatırım kararlarını ertelemeyi tercih ederler. (Arrow 1968; Pindyck 1988). Bu rasyonel bireysel davranış toplam talep yetersizliğine ve dolayısıyla makro seviyede işsizliğin artmasına yol açabilir. (Leduc ve Liu 2016). Son yıllarda politika belirsizliğinin giderilmesi küresel ekonomik krizden yavaşta olsa çıkılmasına katkıda bulunabileceği görüşü kabul görmüştür. Endeks belirsizliğin politika yönüne odaklanmıştır. Çünkü küresel ekonomide giderek artan siyasi belirsizlik iş yaşamını olumsuz yönde etkilemiştir.

Türkiye'de özellikle son on yılda ekonomik politika belirsizliği yatırım kararı almada çok önemli bir faktör olmuştur. Başarısız darbe teşebbüsü işten çıkarılmalar çok sayıda kamu çalışanının tutuklanması ve parlamento sistemini cumhurbaşkanlığı sistemi ile değiştirmek için yapılan anayasa referandumu politika belirsizliğini beraberinde getirmiştir. Böylece Türkiye EPU'nun etkisini incelemek için ilginç bir ülke durumuna gelmiştir.

İşletmeler yatırımcılar ve akademisyenler ekonomi ile ilgili değişiklikleri yakından izler ve analiz eder. Ekonomik faaliyetlere bu değişikliklerin önemli etkisi olur. Belirsizliğin reel ekonomideki rolü çok önemlidir. Ekonomik politikalarda belirsizlikler piyasa katılımcılarının davranışlarını etkileyebilir yatırımcılar yatırım yapmak konusunda isteksiz olabilirler. Ülkede belirsizliğin yüksek olması; şirketlerin yatırım projelerini dondurma almasına bu da ekonomide daralmaya yol açabilir. (Bernanke 1983 Irreversibility uncertainty and cyclical investment. Quarterly Journal of Economics 98 s. 85-106) Belirsizliğin yüksek olduğu dönemlerde kredi kullanılabilirliği sınırlıdır.

Piyasalarda güven azalırsa endişeler artar. Bu daha yüksek finansman maliyeti demektir. Bankalar ve alacaklılar tarafından algılanan ekonomide daha yüksek risk sonucu (Gilchrist vd. 2010; Fernandez-Villaverde vd 2012) artan finansman maliyeti yatırımcıların cesaretini kırar. Bunun sonucunda firmalar potansiyel yatırım projeleri üstlenmekten kaçınırlar. Aynı şekilde gelecekle ilgili belirsizlik olduğunda harcamalar azalır faiz oranları yükselir tüketiciler ve firmalar yatırım projelerini ve harcamalarını erteleme eğilimine girerler. (Baker Bloom ve Davis 2012; Rodrik 1991 Policy uncertainty and private investment Journal of Development Economics 36 s. 229-242)

IMF Ocak 1997'den bu yana 20 ülke için GSYİH ağırlıklı ortalama ulusal EPU endekslerini yayınlamaktadır. Bu ülkeler şunlardır: Avustralya Brezilya Kanada Şili Çin Fransa Almanya Yunanistan Hindistan İrlanda İtalya Japonya Meksika Hollanda Rusya Güney Kore İspanya İsveç İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri. Her ulusal EPU endeksi ekonomi (E) politika (P) ve belirsizlik (U) ile ilgili terimlerin üçlüsünü içeren ülke gazetesi makalelerinin göreceli sıklığını yansıtmaktadır. Başka bir deyişle her aylık ulusal EPU endeks değeri o ayki ekonomi politikası belirsizliğini tartışan ülke gazete makalelerinin payıyla orantılıdır.

Küresel Ekonomik Politika Belirsizlik Endeksi (GEPU) oluşturmak için izlenen süreç şöyledir: Her bir ulusal EPU endeksini 1997'den (veya ilk yıldan 2015'e) 100'e çıkarmak için normalize edilmekte daha sonra Avustralya için eksik değerler uygulanırken Hindistan Yunanistan Hollanda ve İspanya'da regresyona dayalı bir yöntem kullanılmaktadır. Böylece Ocak 1997'den itibaren 18 ülke için bir aylık EPU endeks değerleri paneline ulaşılmaktadır. IMF'nin Dünya Ekonomik Görünüm veri tabanından elde edilen GSYİH verileri kullanılarak her ayın GEPU Endeks değeri 18 ulusal EPU endeks değerinin GSYİH ağırlıklı ortalaması olarak hesaplanmaktadır.

Dünya ekonomisinde son yıllardaki ekonomik politika belirsizliği yaşanan ekonomik durgunluktan çıkış sürecini yavaşlatmıştır. Çok sayıda ülke için ekonomik politika belirsizliklerini ölçen endeksler vardır. Bir ekonomide teorik ve ampirik çalışmalarda ekonomik politika belirsizliğini ölçmek oldukça önemlidir. IMF Türkiye için 1997'den bu yana periyodik olarak bir EPU endeksi hesaplamamaktadır.

Endeks Türkiye'de ekonomik belirsizliği ölçmede önemli bir göstergedir. Bu konuda Ergun Ermişoğlu ve Birol Kanık Türkiye Ekonomik Politika Belirsizliği Endeksi'ni Türkiye Haber Bazlı Ekonomik Politika Belirsizliği Endeksi (EPBE-HB) olarak hesaplamıştır. EPBE-HB üretilirken Milliyet Hürriyet ve Zaman gazetelerinin online arşivleri kullanılmıştır. Bunun sebebi sadece bu üç gazetenin kamuya açık belli tarih aralıklarında belli kelimelerin geçtiği makale/haber/köşe yazılarının (MHK) sayısını veren arama motorları bulunmasıdır.

Milliyet gazetesinin online arşivi 1950'lerden 2004 yılına kadar tüm MHK'ları içermektedir. Ancak tek gazetenin verilerinin kullanılmasının yanlı bir sonuç çıkarması ihtimaline karşı başlangıç tarihi olarak Hürriyet gazetesinin online arşivinin başladığı Temmuz 1997 tarihi endeks başlangıç tarihi olarak belirlenmiştir. Endeks Temmuz 1997 – Ocak 2013 dönemini kapsamaktadır. Türkiye için elde edilen EPBE-HB tepe noktaları aynı zamana denk gelen önemli ekonomik ve siyasi gelişmelerle birlikte gösterilmiştir. Aşağıda Türkiye haber bazlı EPB endeksi 1997-2013 yılları için verilmiştir. 2000'li yılların başındaki seçim tartışmaları ve iktidar partisinden istifalar sonucunda endeks zirve yapmıştır.

Kaynak: https://mpra. ub. uni-muenchen. de/49920/1/MPRA_paper_49920. pdf

Bu konuda diğer bir çalışmada; Avrupa'daki ekonomik politika belirsizliğindeki değişimlerin Avrupa Birliği Hırvatistan Norveç Rusya İsviçre Türkiye ve Ukrayna'daki borsaların performansına etkisi incelenmektedir. (Sum Vichet Economic Policy Uncertainty and Stock Market Performance: Evidence From the European Union Croatia Norway Russia Switzerland Turkey and Ukraine October 4 2012. Journal of Money Investment and Banking 25 99-104 http://dx. doi. org/10. 2139/ssrn. 2094175 Last revised: 9 Jan 2015)

Bu ülkelerdeki başlıca borsa endekslerine ilişkin 1993/2 ile 2012/4 arasındaki aylık getiri analizlerine dayanan sonuçlar Avrupa'daki ekonomik politika belirsizliğindeki değişikliklerin Avrupa Birliği'ndeki tüm borsa getirilerini olumsuz etkilediğini göstermektedir. Norveç Rusya İsviçre Türkiye ve Ukrayna'ya etkisi Hırvatistan ve Avrupa Birliği'nin yedi üyesi (Bulgaristan Estonya Letonya Litvanya Malta Slovakya ve Slovenya) dışındaki tüm ülkeler için istatistiksel olarak anlamlıdır. Bulgular ekonomik politika belirsizliğinin Avrupa'da borsa performansı üzerindeki etkisine ilişkin ampirik kanıtlar sunmaktadır. (https://papers. ssrn. com/sol3/papers. cfm?abstract_id=2094175 )

Belirsizlik daha yüksek bir finansman maliyeti demektir. Bankalar ve alacaklılar tarafından algılanan ekonomide daha yüksek risk sonucu (Gilchrist vd. 2010; Fernandez-Villaverde vd 2012) artan finansman maliyeti yatırımcıların cesaretini kırar firmalar potansiyel yatırım projeleri üstlenmekten kaçınırlar. Gelecekle ilgili belirsizlik ile yatırım faaliyetleri arasında olumsuz bir ilişki vardır. Firmalar yatırım projeleri ve mal tüketimine yapılan harcamaları erteleme eğilimindedir. Reel ekonomideki belirsizliğin çeşitli ekonomi politikalarının sermayeye etkisi piyasalarda araştırılmış ve belgelenmiştir. (Sum 2012) Avrupa'daki ekonomik politika belirsizliği Avrupa'daki tüm borsa getirilerini olumsuz etkilemektedir.

Benzer şekilde Türkiye'de de ekonomik güven endeksi Eylül'de bir önceki aya göre yüzde 15 4 gerileyerek Mart 2009'dan bu yana en düşük seviyeye (71 değeri) gerilemiştir. Endeks Kasım 2008'den bu yana en büyük aylık düşüşünü de gerçekleştirmiştir. TÜİK tarafından yapılan açıklamada "Ekonomik güven endeksindeki düşüş tüketici reel kesim (imalat sanayi) hizmet perakende ticaret ve inşaat sektörü güven endekslerindeki düşüşlerden kaynaklandı" denilmiştir.

TÜİK'e göre Ekonomik Güven Endeksi Ağustos'ta 83. 9 değerine gerilemiş Kasım ayında geçen aya göre yüzde 9 1 artarak 67 5'ten 73 7'ye çıkmıştır. Ekonomik güven endeksindeki artış tüketici reel kesim (imalat sanayisi) hizmetler ve perakende ticaret sektörü güven endekslerindeki artışlardan kaynaklanmıştır. Kasım ayında Tüketici Güven Endeksi 59 6'ya Reel Kesim (imalat sanayisi) Güven Endeksi 96 8'e Hizmet Sektörü Güven Endeksi 79 8'e ve Perakende Ticaret Sektörü Güven Endeksi 90 7'ye yükselmiştir. İnşaat Sektörü Güven Endeksi ise bu ay 56 6 değerine gerilemiştir.

Bu gelişme ekonomide az da olsa bir düzelmenin göstergesi olarak algılanabilir. Çünkü Ekonomik Güven Endeksi'nin 100'den büyük olması ortalama üzeri güveni 100'den küçük olması ise ortalama altı güveni göstermektedir. Bu endeks ekonomik büyümeye ilişkin olarak diğer ekonomik göstergelere göre daha erken bilgi sağladığından öncü bir göstergedir.

Fakat madalyonun bir diğer yüzü de vardır. IMF Dünya Ekonomik Görünüm Raporu'nun Ekim 2018 sayısı İstikrarlı Büyümeyi Sınayan Zorluklar başlığıyla yayınlanmıştır. Her yıl IMF-Dünya Bankası toplantıları öncesinde olmak üzere iki defa hazırlanan Rapor'da 2018 ve 2019 yıllarına ilişkin küresel büyüme beklentileri yükselen riskler sebebiyle yüzde 3 9'dan yüzde 3 7'ye indirilmiştir. Küresel büyümeye yönelik negatif revizyona bazı Avrupa ülkelerinin yanı sıra yükselen piyasa ekonomilerine yönelik büyüme tahminlerinin aşağı çekilmesi yol açmıştır. Buna; son 6 ayda gümrük tarifeleri siyasi belirsizlikler ve yükselen piyasalardaki sermaye çıkışları ortam hazırlamıştır.

IMF bazı Avrupa ülkelerinin yanı sıra yükselen piyasa ekonomilerine yönelik büyüme tahminlerini de aşağı çekmiştir. ABD ekonomisine ilişkin bu yılki büyüme tahminin yüzde 2 9'da sabit bırakıldığı raporda 2019 beklentisi Çin ile sürdürülen ticaret savaşı sebebiyle yüzde 2 7'den yüzde 2 5'e düşürülmüştür. Rapor'da ABD ekonomisinin tam istihdamı aştığı ve ülkede enflasyonun ani şekilde artmasının finansal piyasalar için risk oluşturduğu değerlendirmelerine yer verilmiştir. Euro Bölgesi'nde Almanya ve Fransa'ya yönelik beklentilerde yapılan değişiklikler göze çarpmaktadır. Rapor'da Almanya'nın bu ve gelecek yıl yüzde 1 9 büyümesinin beklediği açıklanmıştır. Rakamlar Temmuz ayında güncellenen raporda 2018 için yüzde 2 2 ve 2019 için yüzde 2 1 seviyesindeydi.

Fransa'nın büyüme beklentileri ise bu yıl için yüzde 1 8'den yüzde 1 6'ya ve gelecek yıl için yüzde 1 7'den yüzde 1 6'ya çekilmiştir. İspanya'ya yönelik 2018 büyüme beklentisi yüzde 2 8'den yüzde 2 7'ye indirilirken gelecek yılki büyüme tahmini yüzde 2 2'de sabit tutulmuştur. İtalya'ya yönelik büyüme beklentileri ise değiştirilmemiştir. IMF İtalya'nın bu yıl yüzde 1 2 ve gelecek yıl yüzde 1 0 büyüyeceğini öngörmeye devam etmiştir. Benzer şekilde İngiltere'nin bu yılki büyüme tahmini yüzde 1 4 ve gelecek yıla yönelik büyüme beklentisi yüzde 1 5'te bırakılmıştır. Kuruluş Japonya'ya yönelik 2018 büyüme beklentisini 0 1 puan artırarak yüzde 1 1'e çıkarırken 2019 beklentisini yüzde 0 9 ile bir önceki rapordaki seviyesinde tutmuştur.

Bu revizyonlar gelişmiş ülkelere yönelik 2019 büyüme beklentisinin yüzde 2 2'den yüzde 2 1'e indirilmesine yol açmış IMF'nin söz konusu ülke grubuna ilişkin 2018 büyüme tahmini ise yüzde 2 4'te sabit kalmıştır.

Rapor'da IMF'nin yükselen piyasalar ve gelişme yolunda olan ekonomilere yönelik 2018-2019 büyüme beklentileri yüzde 4 7'ye indirilmiştir. Bu rakamlar Temmuz ayında yayımlanan Rapor'da 2018 için yüzde 4 9 ve 2019 için yüzde 5 1 olarak belirlenmişti. Bu grup içinde Brezilya Meksika Arjantin ve Güney Afrika'nın hem 2018 hem 2019 büyüme beklentileri aşağı çekilmiştir. IMF Brezilya'nın büyüme tahminini bu yıl için 0 4 puan azaltarak yüzde 1 4'e ve gelecek yıl için 0 1 puan düşürerek yüzde 2 4'e revize etmiştir. IMF stand-by anlaşması (doğrusu destekleme düzenlemesi) imzaladığı Arjantin'in bu yıl yüzde 2 6 ve gelecek yıl yüzde 1 6 daralacağı öngörüsünde bulunmuştur.

Türkiye'ye yönelik büyüme beklentilerini de aşağı çeken IMF Türkiye ekonomisinin bu yıl için yüzde 3 5 ve gelecek yıl için yüzde 0 4 büyüyeceği öngörüsünde bulunmuştur. Bu oranlar Temmuz ayında güncellenen Rapor'da sırasıyla yüzde 4 2 ve yüzde 3 9 seviyesindeydi. Türkiye'de tüketici fiyat endeksinin bu yılın sonunda yüzde 15 ve gelecek yılın sonunda yüzde 16 7 seviyesinde gerçekleşmesini tahmin etmiştir. İşsizlik oranı tahminleri ise bu yıl sonu için yüzde 11 ve 2019 sonu için yüzde 12 3 olarak belirlenmiştir. Rapor'da cari açığın gayrisafi yurt içi hasılaya oranının bu yılın sonunda yüzde 5 7'e yükseldikten sonra gelecek yıl yüzde 1 4'e gerileyeceği öngörüsünde bulunulmuştur.

Bu gelişmeler Türkiye'nin 2023 ekonomik hedeflerini tutturulamayacağını göstermektedir. Yeni Ekonomik Program (YEP) ile Orta Vadeli Program (OVP) hedefleri arasında da önemli farklar vardır. Bu durum Türkiye ekonomisinde hedeflerin tutturulmasında büyük sıkıntı olduğunu göstermektedir. Bu durumda her 3 ayda bir Almanya'dan şahsıma gönderilen "Q u e s t i o n n a i r e WES Survey July 2018: Data requested for Turkey Code-No: 16001852 5032. 8059. 01 IFO World Economic Survey Nothhaft Jasmin [Nothhaft@ifo. de ] sualnamesini doldururken gelecek 3 aylık dönemde için olumlu bir gelişme beklemediğimi açıkladım.

OVP ile YEP arasında kısa sürelerde ortaya çıkan farklılıkların sebebi şudur: Ya tahminler çeşitli nedenlerle çok olumlu senaryolara göre yapılmaktadır ya da tahminde bulunanalar bir hata yapmaktadırlar. Eğer son şık geçerli ise OVP'ın hazırlanmasında görev alanlara bu sapmalar sorulmalıdır.

OVP'da GSYH artış hızı 2017 ve 2018 yılları için yüzde 5 olarak hedeflenmiştir. YEP'da 2019 yılı büyüme hedefi 2 3'e çekilmiş aynı yıl için enflasyon hedefi ise yüzde 15 9 2020 için yüzde 9 8 2021 için yüzde 6 0 olarak güncellenmiştir. Türkiye'nin Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Kuruluşu (OECD) nezdindeki Büyükelçiliğinde 5 yıl görev yapmış biri olarak OECD'nin 20 Eylül 2018'de 2018 yılı büyüme tahminini yüzde 5 1'den yüzde 3 2'ye 2019 yılı için ise yüzde 4 9'dan yüzde 0 5'e çektiği herhalde gözden kaçmıştır.

OECD'nin raporunda; Türk Lirası'ndaki baskı ile banka ve şirketlerin yüksek borçları sebebiyle Türkiye'nin büyüme hedeflerinin çok ciddi bir şekilde zayıfladığı yorumu yapılırken "Yüksek enflasyon ile artan faizlerin güven ortamına yapacağı etkiye ve bunun da tüketimin ve yatırımların azalmasına yol açacağı" uyarısında bulunulmuştur. Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratins Türkiye ekonomisi için büyüme tahminini 2018 için yüzde 3 8 2019 için yüzde 1 9 ve 2020 için yüzde 3 9 olarak güncellemiştir.

Fitch 4 Eylül'de yayınladığı raporda Türk Lirası'ndaki aşırı değer kaybının etkisiyle Türkiye ekonomisinin düşük büyüme ve cari işlemler açığının daralmasıyla karşılaşacağı ve yeniden istikrara kavuşması için zorlanacağını açıklamıştır. (Fitch cuts Turkey growth forecast and warns of downside risks https://www. ft. com/content/569d46fc-b01f-11e8-8d14-6f049d06439c ) Fitch 2018-2020 dönemi için Türkiye'nin büyüme tahminini düşürmüş ve ciddi ve yaygın aşağı yönlü riskler beklediklerini vurgulamıştır.

Fitch'e göre temel senaryodaki riskler şunlardır: Yanlış siyasi adımlar özel sektörün mali stresinin yükselmesi jeopolitik gerginlikler ve olası sermaye çıkışları. Fitch Ratings 21 Eylül'de de Türkiye'nin 2018 enflasyon tahminini yüzde 20'ye yükseltmiş "Türkiye'nin açıkladığı yeni Orta Vadeli Ekonomik Program karşı karşıya olunan zorlukların bilincinde" tespitini yapmıştır. (http://www. hurriyetdailynews. com/fitch-forecasts-slower-growth-higher-inflation-in-turkey-137092 )

Uluslararası Para Fonu Dünya Ekonomik Görünüm Raporu'nun Nisan 2018 sayısını Konjonktürel İyileşme Yapısal Değişim (World Economic Outlook Cyclical Upswing Structural Change) başlığıyla yayınlamış Türkiye'nin bu yılki büyüme beklentisini yüzde 4 4'e yükseltirken 2019 beklentisini yüzde 4'e çekmiştir. (https://www. imf. org/en/Publications/WEO/ Issues/2018/03/20/world-economic-outlook-april-2018)

Türkiye'de şüphesiz Kasım 2000 ve Şubat 2011 krizlerine benzer bir kriz yoktur (S. Rıdvan Karluk Türkiye Ekonomisi 2014 13. Baskı s. 547-576) ama "Kriz filan yok bunların hepsi manipülasyon" ya da "psikolojiktir" demek doğru değildir. Çünkü Ağustos 2013'te 1 90 seviyelerinde olan dolar kuru bugün 5 31'lere ulaşarak gelişme yolunda olan ülke paraları içerisinde en fazla değer kaybeden para birimi olmuştur.

OECD Türkiye'nin 2019 yılı büyümesi için yüzde 0 5'lik bir tahmin açıklarken hükümet programındaki büyüme tahmininin yüzde 2 3 olması iyimser olup gerçekleşmesi zordur. Çünkü Bakan Albayrak programı açıklarken OECD Türkiye'nin büyüme tahminini düşürmüştür: 2018 yılı tahminini yüzde 5 1'den yüzde 3 2'ye 2019 yılı için ise yüzde 4 9'dan yüzde 0 5'e çekmiştir. Yayınlanan raporda Türk Lirası'ndaki baskı ile banka ve şirketlerin yüksek borçları sebebiyle Türkiye'nin büyüme hedeflerinin çok ciddi bir şekilde zayıfladığı yorumuna da yer verilmiştir. (https://www. economist. com/graphic-detail/2016/05/05/comparing-crony-capitalism-around-the-world )

YEP'da TÜFE yıl sonu değişmesi yüzde 20 8 olarak öngörülmüştür. Enflasyonda gelecek yılın ve 2020'nin hedefleri gerçekçidir. Fakat 2021'in yüzde 6'sı çok iddialı olup enflasyonun 2019-2021 döneminde tek haneye indirilmesine bağlıdır. Bunun için YEP'daki hedeflere taviz verilmeden ulaşılması gerekir. Aksi halde 2020 yılında yeni bir YEP hazırlanması zorunluluğu ortaya çıkar. IMF 2018 yılı için Türkiye'yi enflasyon oranı bakımından yüzde 25 ve üzerindeki ülkeler arasında göstermiş 2023 yılı için enflasyonun yüzde 10-25 arasında olacağı tahmininde bulunmuştur. Günümüzde IMF'ye göre İran Cezayir ve Venezüella dışında hiçbir ülkede çift rakamlı enflasyon yoktur. Dünya ortalaması yüzde 3 3 Avrupa ortalaması 2 5 Kuzey Amerika ortalaması ise 2 2'dir.

Enflasyon ekonomik krizin en büyük göstergelerinden biridir. Eğer bir ekonomide yüzde 20 8 oranında fiyat artışı varsa ekonomide kriz yoktur demek iktisat bilimini yok saymaktır. Ekonomilerde fiyat istikrarı ekonomik istikrarın temelidir. Bu temel çökerse ekonomik istikrar sağlanamaz. (Karluk Türkiye Ekonomisi s. 473) Enflasyonun başladığı bir ülkede gelecek tahmini yapmak zor olduğundan dolayı üreticiler üretimlerini azaltır yatırımcılar yatırımlarını durdururlar. Bunların sonucunda da ekonomik büyüme düşer enflasyon herkes tarafından hissedilebilir.

Kriz olmayan ekonomik istikrarın sağlandığı hiçbir ülkede hedeflerden kısa dönemde önemli sapmalar olmaz. YEP hedefleri gerçekleşse bile 2023 yılı hedeflerine ulaşılması artık mümkün değildir. 2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisi içinde olmak 500 milyar dolar ihracat ve kişi başı milli gelirin 25 bin dolara ulaşması artık bir hayal olmuştur. YEP'a göre doların bu yıl ortalamasının 4 90'da oluşması hedeflenmiştir ama bunun gerçekleşmesi mümkün değildir. Dolar kurundaki hedefler tutturulmazsa bu durum YEP'daki diğer hedeflere de (dolar bazında kişi başına düşen gelir GSYH vb) ulaşılmasını zorlaştırır.

Cari fiyatlarla GSYH OVP'da 2018'de 854 milyar dolar iken bu rakam YEP'da 763 milyar dolara çekilmiştir. Aradaki fark 91 milyar dolardır. Bu OVP'daki hedeften önemli bir sapmayı gösterir. YEP'da 2017 yılında 10 602 dolar olan kişi başına GSYH'nın 2018'de 9 385 dolar olacağı tahmin edilmiştir. Kişi başına GSYH tahmini 2019'da 9 647 2020'de 10 292 2021'de ise 10 973 dolar olacaktır. Dünya Bankası'na göre 2002 yılında kişi başına gelir 3 660 dolar iken 2017 yılında 10 540 dolara çıkmıştır ama Türkiye 2023 yılına kadar 10 bin dolar olan orta gelir tuzağından kurtulamayacaktır. Dünya Bankası'na göre 2023 yılında ülkelerin kişi başına düşen gelir tahminleri aşağıdaki şekillerde gösterilmiştir.

Kaynak https://data. worldbank. org/indicator/NY . GDP. PCAP. CD?locations=TR

Dünya Bankası'nın 2012 yılı Dünya Kalkınma Raporu'nda (s. 389) ekonomiler kişi başına yıllık ortalama gelir açısından 5 grupta toplanmıştır: Düşük gelirli ekonomiler 1 005 doların altı orta gelirli ekonomiler 1 006-12 275 dolar arası alt orta gelirli ekonomiler 1 006-3. 975 dolar arası üst orta gelirli ekonomiler 3. 976-12. 275 dolar arası yüksek gelirli ekonomiler 12 276 dolar ve üzeri. Türkiye 2018 yılı için beklenen 9 385 (YEP) dolarlık kişi başına ortalama yıllık geliriyle orta gelirli ekonomiler arasından 2023 yılında çıkamayacaktır.

2017 yılında GSYH 3 trilyon 107 milyar TL (851 milyar dolar) olarak gerçekleşmiş ortalama dolar kuru 3 65 TL olmuştur. YEP'te bu yıl GSYH'nın TL bazında 3 trilyon 741 milyar dolar bazında 763 milyar olması öngörülmüş 2018 yılında ortalama dolar kuru 4 90 TL olarak tahmin edilmiştir. Dolar kuru bu yıl Ocak-Nisan döneminde 3 70-4 00 TL Mayıs- Temmuz döneminde 4 00-4 90 TL aralığında seyrettikten sonra Ağustos ayından bu yana 5 00-6 90 arasında dalgalanmıştır. YEP'teki tahminlerde dolar kurunun yıllık ortalaması esas alınmıştır. Bu tahminler gerçekçi olmayan aşırı iyimser varsayımlara dayanmaktadır. 2019 yılı ortalama dolar kuru bugünkü şartlarda 5 60 seviyesinin üstünde olacaktır.

Kaynak: YEP

6 Mayıs 2018 tarihli IMF List of Countries by Projected GDP per capita listesine göre 2018 yılında Lüksemburg kişi başına cari fiyatlarla 120 061 dolar ile 191 ülke arasında ilk sıradadır. 2023 yılı için hedef 144 081 dolardır. Son dönemde hediye uçak ile gündeme gelen Katar 66 202 dolar ile 7'ncidir. 2023 hedefi Katar da 80 562 dolardır. Dünya Bankası'na göre Türkiye 2018 yılında kişi başına düşen 11 114 dolar (6 Mayıs 2018 tahmini) ile 191 ülke arasında ancak 68'nci olabilmiştir. 2023 tahmini ise 14 082 dolardır. (http://statisticstimes. com/economy/countries-by-projected-gdp-capita. php ) Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan 2023 yılında bu rakamı 25 000 dolar açıklamıştı. Aradaki fark 11 bin dolardır.

OVP'da milli gelir ( GSMH) 2018 hedefi 854 YEP'da 926 milyar dolardır. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a göre 2023 hedefi 2 trilyon dolardır. Oysa IMF'in Outlook April 2018 yayınında (http://statisticstimes. com/economy/projected-world-gdp-ranking. php ) 2018 yılında Türkiye'nin GSMH (GDP) 909 89 dolar 2023 hedefi ise 1 224 milyon dolardır.

Bu değer ile Türkiye 2018 yılında dünya GSMH'nın yüzde 1 04'nü üreterek 17'nci sırada olacaktır. Türkiye'nin 2023 hedefi ile IMF hedefi arasındaki fark 776 milyar dolardır. 2018 yılında ilk sırada 20 4 trilyon dolarla (dünya gelirinin %20 4'ü) ABD ikinci sırada 14 0 trilyon dolarla (dünya gelirinin %14 0'ü) Çin üçüncü sırada ise 5 1 trilyon dolarla (dünya gelirinin %5 1'i) Japonya gelmektedir. IMF'in 2023 tahminleri ise şöyledir: ABD 24 5 Çin 21 5 Japonya ise 5 9 trilyon dolar.

OVPda ihracatın (cif) 2018 yılı tahmini 201 4 ithalatın ise 273 2 milyar dış ticaret hacminin ise 474 6 milyar dolar olması öngörülmüştür. YEP'da bu rakamlar revize edilerek aşağı çekilmiştir: 2018 yılı için ihracat 170 ithalat 236 2021 yılı için 204 ve 267 milyar dolar. YEP'daki hedefler gerçekleşse bile 2023 yılında ihracatın 500 milyar dolar olması imkansızdır. YEP'da büyüme hedefleri 2018 yılı için yüzde 3 8 gelecek yıl için yüzde 2 3 2020 yılı için yüzde 3 5 ve 2021 yılı için yüzde 5 enflasyon hedefleri ise 2018 yılı için yüzde 20 8 gelecek yıl için yüzde 15 9 2020 yılı için yüzde 9 8 2021 yılı için yüzde 6 olarak belirlenmiştir.

Gerek OVP'da ve gerekse YEP'daki değerler ile Sayın Cumhurbaşkanı'nın açıkladığı hedefler arasında çok büyük farklar vardır. Bu hedefler belirlenirken IMF'nin ve OECD'nin tahminleri dikkate alınmamıştır. Eski bir plancı ve DPT mensubu olarak İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç'in "YEP Türkiye'yi 2023'e hazırlayacak gerçekçi bir ufuk çizdi. YEP'i ekonominin yeni anayasası olarak görüyoruz" görüşüne katılmam mümkün değildir. Bu konuda üyesi olduğumuz OECD ve IMF'in rakamlarına güvenmek gerekir. Eğer bu kuruluşların tahminleri doğru değilse OECD ve IMF'yi ikaz etmek hükümetin görevi olmalıdır.

Şüphesiz Türkiye Cumhuriyeti'nde hiç kimse 2023 hedeflerinin gerçekleşmemesini istemez hiç kimse de ülkede ekonomik istikrarın bozulmasından memnun olmaz. Çünkü herkes bu gemidedir. Gemi su alırsa bundan herkes etkilenir. Ama hedef belirlerken tutarlı ve gerçekçi olmak gerekir.

Bir ekonomide istikrar bozulduysa bunu sağlamak için gerekli tedbirler acilen alınmalıdır. Eğer hastanın tutulduğu habis hastalıktan dolayı çok ağrıları varsa siz ilaç vererek ağrılarını geçici olarak giderebilirsiniz ama bu hastanın sağlığına kavuştuğu anlamına gelmez. Ağrılar geçici bir süre ortadan kalkar ama hasta tedavi edilmezse tutulduğu hastalıktan ölebilir. Gerçeği kabul ederek zamanında alınan tedbirler hastayı kurtarır. Bu sebeple YEP yürürlüğe konulmuştur. Fakat değişen şartlara uyum sağlamak için mutlaka Uluslararası Para Fonu'nun 10 Aralık 2018'de yayınlanan Türkiye'de Ekonomik Politika Belirsizliği araştırmasındaki uyarılar göz ardı edilmemelidir.

https://www. turkishnews. com/tr/content/2018/12/24/imfye-gore-turkiyede-ekonomik-politika-belirsizligi-artiyor/

================================

NE YAPACAKLARINI ŞAŞIRDILAR: YENİ ADI 'MİLLİ SEFERLİK HAREKETİ'

Paramiliter güç olduğu iddiasının ardından kapanan 'Halk Özel Harekat'ın (HÖH) kurucusu Fatih Kaya bu kez de 'Milli Seferberlik Hareketi Platformu'nu kurdu. Platformun amacı cumhurbaşkanı ve devlet yöneticilerine karşı hukuksuz algıların karşısında durmak.

Salı 25 Aralık 2018 10:53

"Paramiliter güç olduğu" eleştirilerinin ardından kapatılan "Halk Özel Harekatı" (HÖH) Başkanı Fatih Kaya şimdi de platform kurup "Cumhurbaşkanı" adına seferberlik ilan etti.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından "darbelere karşı halk hareketi olma" iddiasıyla kurulan HÖH üyelerinin askeri kamuflajlı fotoğrafları ve ekip otosu gibi boyanmış otomobilleriyle tepki çekmişti. Paramiliter güç oluşturulduğu iddiasının ardından İçişleri Bakanlığı'nın başlattığı teftiş sonrası HÖH'ün başkanı Fatih Kaya 46 şubesiyle birlikte örgütü feshettiklerini açıklamıştı.

Cumhuriyet'ten Sinan Tartanoğlu'nun haberine göre Kaya bu kez de "Milli Seferberlik Hareketi Platformu"nu kurdu.

"Türkiye'ye açılan ekonomik savaşa karşı 81 milyon tek yürek olmak" sloganıyla yola çıkan platformun internet sitesinde şöyle deniyor: "Cumhurbaşkanına bakanlarına milletvekiline valisine bürokratına komutanına müdürüne amirine esnafına memuruna yazarına sporcusuna sanatçısına gazetecisi-yazarına polisine askerine yapılacak hukuksuz algıların karşısında tek vücut olarak korkusuzca durmak. "

Kaya 24 Haziran'da AKP'ye milletvekili adaylığı için başvurmuş ancak kabul görmemişti.

http://haber. sol. org. tr/turkiye/ne-yapacaklarini-sasirdilar-yeni-adi-milli-seferlik-hareketi-253439

================================

İŞTE BASININ HALİ: SARAY SÖZCÜSÜ YAZIYI BEĞENMEYİNCE GAZETECİYİ İŞTEN ÇIKARDILAR

İktidara yakın Star gazetesinin kültür sanat sayfasında Melis Gönenç'in yazdığı Ruhi Su'ya ilişkin yazı Erdoğan'ın bağlama da çalan sözcüsü İbrahim Kalın'da rahatsızlık yaratınca yayından kaldırılmıştı. Star yazıyı yayından kaldırmakla kalmadı yazarı Melis Gönenç'i de işten kovdu. Hem de iş kanununun 'ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller' maddesinden. . .

Ahmet Çınar

Salı 25 Aralık 2018 11:11

AKP yandaşı medyada sansür işlemeye devam ediyor. Bunun son örneklerinden biri Star "gazete"sinde yaşandı. Dijital Star kültür sanat editörü olarak çalışan Melis Gönenç'in yazdığı ve "Neoliberal kültürün isimleri dökülürken Ruhi Su'yu yeniden ve yeniden dinlemekte yarar var" ifadelerinin yer aldığı yazı geçen ay yayından kaldırılmıştı. Yazıyı yayından kaldırmakla yetinmeyen Star yazarı Melis Gönenç'in iş akdini feshetti.

NE OLMUŞTU?

Bengi Bağlama Üçlüsü geçen 2 Kasım akşamı Cemal Reşit Rey'de 30. yıl konseri gerçekleştirmişti. Dijital Star'ın kültür sanat servisinde çalışan Melis Gönenç de konserle ilgisi bir yazı hazırladı. Müzikteki neoliberal etkilerin eleştirildiği yazı "Neoliberal kültürün isimleri dökülürken Ruhi Su'yu yeniden ve yeniden dinlemekte yarar var" cümlesiyle bitiyordu.

Star'da yayımlanan bu yazı sarayın bağlama çalan isimlerinden İbrahim Kalın'ı sinirlendirdi. Gazete yönetimi 7 Kasım'da yazıyı yayından kaldırdı.

Yazının yayından kalkması soL'un da aralarında bulunduğu pek çok yayın kuruluşunda haber konusu oldu.

İLGİLİ HABER

Hükümete yakın gazete bu yazıyı Saray baskısıyla kaldırdı: Ruhi Su'yu yeniden ve yeniden dinlemekte yarar var. . .

İBRAHİM KALIN'A YAZILAN MEKTUP GAZETE YÖNETİMİNİ ÖFKELENDİRDİ

Bunun üzerine Melis Gönenç İbrahim Kalın'a bir mektup yazdı.

"Bu mektubu müzisyen İbrahim Kalın'a yazdığımı özellikle bilmenizi isterim" cümlesiyle başlayan mektupta şu ifadeler yer aldı:

5 Kasım'daki "30. Yılında Bengi Bağlama Üçlüsü" başlıklı konser değerlendirme yazımın 7 Kasım'da "çok yukarılarda ciddi rahatsızlık doğurduğu" ifade edilerek eleştirel kısımların düzeltilmesi ya da erişime kapatılması gerektiği söylenince çok şaşırdım; günlük siyasetin epey dışında bir konunun üstelik şu ana kadar benzer yaklaşımlı hiçbir yazıma müdahale edilmemişken nasıl olup da böyle bir rahatsızlığa yol açabileceğini anlayamadım hala da anlayabilmiş değilim. Zaten ilgili bölümün yöneticileri de "çok yukarısı"ndan başka bir gerekçe belirtmediler. Tabii yazı erişime kapatıldı.

"Çok yukarısı"nın Cumhurbaşkanlığı makamı ve İbrahim Kalın olduğu söylenince şaşkınlığıma başka duygular eklendi.

Önce sevindim; onca koşuşturma arasında kültür-sanat sayfalarını yakından izliyor olduğunuz varsayımı gerçekten sevindiricidir. Bunu müzikle olan bağınızın derinlikli oluşunun göstergesi sayma eğilimindeyim.

Sonra mahcubiyet duygusu; ardında yüzlerce yazı ve bu alanda uzun yıllar bulunan biri olmadığım halde "haksız bir ün"ün konusu mu oldum endişesine düştüm. İzliyorsunuzdur son zamanlarda bu tip insanlar o kadar çoğaldı ki…

En sonunda ise üzüldüm; bir müzik insanının üstelik ülkenin müzik yaşamının karmaşık ve zorlu sorunlarından haberdar olduğunu varsaydığım birinin bu tarz bir "yasakçı" tutum içinde olması… O kişinin siz olmadığına o kadar inanmak istiyorum ki!

Kraldan çok kralcı birilerinin isminizin arkasına sığındığı ümidini taşıyarak

Saygılarımla.

SANSÜR HABERİ MEDYAYA YANSIYINCA GAZETEDE NELER OLDU?

Sansür haberi basına yansıyınca Türkmedya Dijital bölümünde kıyamet koptu. Genel yayın yönetmeni Yusuf Özhan görevden alındı. Yerine Diyanet İşleri Başkanlığı Basın ve Halkla İlişkiler eski müşaviri olan Abdülkadir Özkan getirildi. Özkan Melis Gönenç'e yeni çıkan bir kitabın tanıtımını yapması için yazarın telefonunu verdi. Gönenç de okumadığı bir kitabı tanıtmak istemediğini günlük ve değişken politikalara uzak olduğunu bir siyasi hareket ve ideolojinin militanı olmadığını söyledi.

YAZIYI KALDIRMAK YETMEDİ YAZARI DA KOVDU

Melis Gönenç'in İbrahim Kalın'a mektup yazması Star'ın yandaş yönetimini daha da öfkelendirdi. Bunun üzerine Star yönetimi Melis Gönenç'i "tazminatsız şekilde" işten çıkarmaya karar verdi. Gönenç'ten savunma istendi. Savunmayı reddeden Star yönetimi iş kanununun 25/2 b ve h bendince Gönenç'in iş akdini feshetti. Yani Gönenç'i "ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller" nedeniyle tazminatsız olarak işten çıkardı.

İşte Melis Gönenç'in işten çıkarılma belgesi:

MELİS GÖNENÇ: SANSÜR VE YASAKÇI ZİHNİYET

Konuyla ilgili görüşüne başvurduğumuz Melis Gönenç soL'a yaptığı açıklamada yaşadığı olayın sansür ve yasakçı zihniyetin bir uzantısı olduğunu söyledi.

Gönenç şunları söyledi:

"Basın özgürlüğü başkanlık rejimi gibi konular son yıllarda hep günlük siyaset odaklı tartışılır durumda. Oysa konu daha büyük bir bütünün neoliberal kültür ve estetiğin bir parçası ve uluslararası boyuta sahip. Benim yaşadığım olay işin müzik estetiğine de doğrudan etkisi olduğunu göstermesi bakımından anlamlı.

Ülkenin kültür ve sanat politikalarını belirleyecek olan Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu'nda müziği temsil eden kişinin arabeskin klasik ismi Orhan Gencebay oluşu Ankara'da açılmış olan çok tartışmalı Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'ndeki eğilimler… Hepsi aynı zincirin halkaları.

Cumhuriyet Türkiye'sinin kültür ve sanattaki ana yönelimine ve kurumlarına karşı muhafazakar kesimlerin yıllardır dile getirdikleri 'sanatsal ve estetik özgürlük' söylemlerinin gerçekte nasıl bir sansür ve yasakçı zihniyet taşıdığı her geçen gün biraz daha belli oluyor. "

http://haber. sol. org. tr/kultur-sanat/iste-basinin-hali-saray-sozcusu-yaziyi-begenmeyince-gazeteciyi-isten-cikardilar-253432

================================

DENİZ ZEYREK : SİYASETÇİ-SANATÇI İLİŞKİSİ VE TARİHTEN BİR ÖRNEK

25 Aralık 2018 denizzeyrek@sozcu. com. tr

Türkiye'nin iki önemli tiyatro sanatçısının Metin Akpınar ve Müjdat Gezen'in açıklamalarını canlı yayında izlememiştim.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın tepkisi üzerine merak edip baktım.

Müjdat Gezen'in sözleri çok sertti. Ancak Türkiye'de iktidarı desteklemeyenlere iki de bir yöneltilen "hainlik" suçlamasına yönelik isyan edercesine bir tepkiydi.

Son zamanlarda Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP lideri Devlet Bahçeli büyük topluluklara seslenirken kendi partileri dışındaki bütün partilere sıkça "gayri millilik" "terör uzantısı olma" "terörü destekleme" "kökü dışarıda olma" gibi suçlamalar yöneltiyor.

Belki cesaret edip ulu orta ifade edemiyorlar ama bu tür suçlamalar o partilere destek ve oy veren vatandaşlarda da Gezen'in ifade ettiği tepkiye benzer bir duygu yaratıyor.

Keşke hem Erdoğan'ın hem Bahçeli'nin danışmanları bu üslup ve içeriğin seçim kampanyasında tabanları konsolide ederek oy getireceğini tavsiye ederken uzun vadede Türkiye'de "kardeşçe birlikte yaşama" ortamına ve dolayısıyla da Türkiye'ye vereceği zararı da anlatsalar.

★★★

Metin Akpınar'ın "Kutuplaşma ve karmaşadan kurtulmamızın tek çaresi demokrasidir. O noktaya ulaşabilirsek kavga gürültü olmadan bu işin içinden çıkarız" sözlerinin altına hemen herkes imza atar. Ancak daha sonrasında kullandığı "zehirlenerek öldürülmek" "başka liderlerin yaşadığı kötü sonu yaşamak" ve "ayağından asılmak" gibi kavramlar ise Erdoğan'ı hedef almasa bile Türkiye'nin siyasi hafızasındaki travmatik olayları hatırlatmaktan ve iktidarı destekleyen yurttaşları rahatsız etmekten öteye gitmiyordu. Akpınar o sözlerle belki de farkına bile varmadan yakındığı kutuplaşmanın değirmenine su taşıyordu.

★★★

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu sözlere tepki göstermekle kalmayıp o sözlerden iyi bir propaganda malzemesi çıkarması da kaçınılmazdı. Nitekim öyle de yaptı. Çok sert sözlerle karşılık verdi ve yargı camiasını göreve çağırdı.

CHP'nin belediye seçimleri kadrosunda çalışan bir tanıdığım "Biz kazanmak için iğne ile kuyu kazıyoruz ekonomik sorunları işsizliği gündemde tutmaya çalışıyoruz bizim mahalledeki bu çıkışlar Erdoğan'ın eline büyük koz veriyor" diyerek benim de dikkat çekmeye çalıştığım siyasi sonuçlara işaret ediyordu.

Gerçi işin sonunda yargının ve kolluk kuvvetlerinin 77 yaşındaki Akpınar ile 75 yaşındaki Gezen'i polis eşliğinde karakola götürmesi savcının apar topar mahkemeye sevk etmesi mahkeme kapısında bekletilmeleri iktidar açısından ortaya çıkan propaganda malzemesini bir anda muhalefetin propaganda malzemesine dönüştürdü.

★★★

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın konuyla ilgili bir soruyu yanıtlarken şunları söyledi:

"Maksat mizah olmuş olsa bile bu böyle ifade edilmez. İfadeleri okuduğunuz zaman bunlar eleştiri sözleri. Keşke bu kişiler çocukluğumuzdaki o masumiyet dönemlerinde hatırladığımız kahramanlar olarak kalsalardı. Cumhurbaşkanı zehirlenir ipte ölür gibi galiz lafları etmeselerdi"

Bu sözler Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tepkisine göre hayli yumuşak. Daha da önemlisi hem Akpınar'ın hem Gezen'in "mizah ustası" ve "masumiyet dönemlerinin kahramanları" olarak haklarını teslim eden sözler.

Bana Jean Paul Sartre ve Charles De Gaulle arasındaki sanatçı-siyasetçi çekişmesini anlatılan o ünlü anekdotu anımsattı.

De Gaulle 2. Dünya Savaşı sonrasında Fransa'yı ayağa kaldıran isimdir. 1954'te Fransız işgali altındaki Cezayir'de bağımsızlık hareketleri baş göstermiş ve Fransa bu hareketleri bastırmak için aşırı güç kullanarak sivilleri katletmiştir. Cezayir'i "vatan toprağı" sayan Fransız milliyetçileri De Gaulle'e tam destek verirken bazı Fransız entellektüelleri Fransa'nın yaptıklarını eleştirmeye başlar. Paris'in ünlü meydanlarında De Gaulle aleyhine ağır sözlerin olduğu bildirileri dağıtanlardan biri de Sartre'dır. Danışmanları De Gaulle'den Sartre'a müdahale edilmesini isteyince "hayır" cevabını almış. "Neden" diye sorulduğunda De Gaulle'ün yanıtı "Sartre Fransa'dır" olmuş.

"Metin Akpınar Müjdat Gezen Sartre değil" diyebilirsiniz.

Ancak burada isimlerden öte bir siyasetçinin bir sanatçıya bakışını dikkate almak gerekir.

Metin Akpınar Zeki Alasya Kemal Sunal Levent Kırca Müjdat Gezen ve daha niceleri…

Hepsi İbrahim Kalın'ın da dediği gibi yaşadığımız o eski dönemlerin "masumiyet dönemlerine" dönüşmesini sağlayan sanatçılardı.

Hepsi Türkiye'ydi.

https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/deniz-zeyrek/siyasetci-sanatci-iliskisi-ve-tarihten-bir-ornek-2849832/

================================

CAN ATAKLI : Olmayan bir şey söyleyip sonra üzerinde tepiniyor

25 Aralık 2018 canatakli@korkusuz.com.tr

Olmayan bir şey söyleyip sonra üzerinde tepiniyor

İster Tayyip Erdoğan'ın müthiş siyasi dehası deyin ister kökü Amerika'daki bir taktik heyetinin olağanüstü başarısı deyin sonuçta Erdoğan algı yaratmada bir numara.

Öyle ki hiç olmayan şeyleri söylüyor.

Hemen yanıbaşındakiler gerçeği bilseler de bilmeseler de buna aynen uyum sağlıyor.

Yoksul ve eğitimsiz kitleler zaten inanmaya dünden razı.

Ortada kalan çıkarcılar da "bana ne ben işime bakarım" mantığı ile bu algıyı sahipleniyor.

Erdoğan "Camiye ayakkabılarıyla daldılar. İçki içtiler" dedi.

Bin kere de yalanlansa asla taviz vermiyor Erdoğan ve başı sıkıştıkça bunu tekrarlayarak yine alkış alıyor.

"Türbanlı bacımıza saldırdılar afedersiniz üzerine idrarlarını döktüler" diyor üstelik "görüntülerinin ellerinde olduğunu" ileri sürerek "izleyince dehşet içinde kalacaksınız" diyor ama ortada ne görüntü var ne de bu olay doğru hiç fark etmiyor.

"Portakal mıdır mandalina mı narenciye mi milletle alay ediyor ama millet bunun ensesini patlatır" diyor; ortalık alkıştan yıkılıyor. Saçma sapan adamlar ellerinde bıçak portakalı delik deşik ediyor "Fatih Portakal milletle nasıl alay ediyor?" diye sorduğunuzda "Ne bileyim abi etmiştir nasıl olsa" diye savunuyor kendini.

"Camileri ahır yaptılar" diyor inanıyor milletin yarıya yakını.

"Kuran yasaktı bu ülkede. Bizim sayemizde namaz kılınıyor oruç tutuluyor" diyor ülkenin dört bir yanından "Allah Allah" sesleri yükseliyor.

"Ezanı Muhammediyeyi de kaldırmışlardı çok şükür onu da biz getirdik" dediğine de inanıyorlar.

Son olarak "Sanatçı müsveddeleri beni ipe götürecekmiş" dedi bakanlar milletvekilleri işadamları hep birden "bravo" diye ayağa fırlayıp elleri patlayıncaya kadar alkışladılar.

Oysa "müsvedde" dediği sanatçıların böyle bir sözü yok.

Ama olsun o algı yaratıldı ya siz ona bakın.

Böyle bir ülke olduk sonuçta.

Bir kişi konuşuyor.

Doğru olmayan şeyler söylüyor.

Aklı başında herkes bunun doğru olmadığını biliyor ama ağzını açamıyor.

Korku herkesin yüreğine işlemiş.

Günlük çıkar telaşı da üzerine eklenince kabile devletinden bile daha düşük seviyede yaşamaya alışıyoruz.

Ama "olsun" diyoruz "Sen kavşakların güzelliğine tünellerin mükemmelliğine asfaltın pürüzsüzlüğüne bak. En büyük havaalanını yapıyoruz diye kıskanıyorlar bizi. "

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Amerika ile birlikte Suudiler de gidecek mi?

Trump bölgede Türkiye'nin taşeron olacağını işaret ederek Amerikan askerinin Suriye'den çekileceğini açıkladı.

Şimdi yeni bir dönem başlayacak.

Peki Amerikan askeri giderken PYD-YPG'ye destek veren Suudiler de çekilmiş olacaklar mı?

Amerika PYD'ye 20 bin TIR dolusu silah ve mühimmat verdi bugüne kadar.

Suudiler de Amerikalıların yanında yer alarak PYD'ye 100 milyon dolarlık askeri yardım yapacaklarını söylediler.

Amerika'nın çekilmesiyle Suudiler de bu yardımı kesecekler mi acaba?

Aslına bakarsanız daha önce güya verilen sözler gereği Amerika PYD'ye verdiği silah ve mühimmatı toplayacaktı.

Şimdi bırakın bu silahları toplamayı "Amerika PYD'ye yapılan silah yardımları sürdürecek mi?"

Asıl soru bence bu.

BUNU YAZMAK GEREK

Bir ülke düşünün suçsuz insanlar tutuklanmadı diye seviniyoruz

Adliye muhabiri arkadaşımız "Metin Akpınar ve Müjdat Gezen tutuklanmadı" diye sevinçle girdi içeri.

Herkes "Oh" dedi.

Erdoğan'ın "şimdi hesabını verecekler" diye hedef göstererek "sanatçı müsveddesi" dediği milyonların sevgilisi Metin Akpınar ve Müjdat Gezen dün savcılığa gittiler.

Çünkü cumhuriyet savcıları medyada yer alan haberlere baktıktan sonra "Burada bir suç işlenmiş olabilir en iyisi bu kişileri çağıralım da ifadelerini alalım" demişlerdi.

Merakla bekledik bizler de.

Bakalım iki sanatçı hakkında nasıl bir suç bulunacaktı.

Bunu öğrenemedik çünkü savcılık sanatçıları tutuklamadı.

Yerine "adli kontrol" kararı verdi.

Yani dedi ki u anda sizi içeri atacak bir şey bulamadık ama demek değil ki bulamayacağız bu nedenle siz ortadan fazla kaybolmayın her an gelebiliriz. "

Yeni yöntem bu.

Sesini fazla çıkarmaya başlarsan başın derde girer.

Uslu ol otur oturduğun yerde.

Ne fena ki hiçbir suçu olmayanların hapse atılmamasına sevinenlerin ülkesi haline geldik.

Bu ayıp da bize ölene kadar yeter.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Okumuş yazmış eğitimli insana düşmanlık hiç bitmeyecek

Din üzerinden siyaset yapanlar eğitimli nitelikli insanlardan hiç hoşlanmazlar.

Onlar ya hanım evladıdır ya monşerdir Batı taklitçisidir halkına yabancıdır.

Erdoğan bu retoriği sürekli kullanıyor.

Nitelikli okumuş yazmış iyi eğitim almış herkesi "kahrolası elitler" çatısı altında toplayıp vurdukça vuruyor.

Hafta sonunda yine bu duygusunu ile getirdi.

"Bu elitler" dedi "Kaymağını yedikleri bu ülkeye adeta asalak gibi yapışan elitler Türkiye'nin kültür hayatının çoraklaşmasının da başlıca müsebbipleridir. "

Din üzerinden siyaset yapanlar nitelikli okumuş insanları elbette sevmezler.

Çünkü bu kesimlere olan düşmanlık toplumun diğer kesimlerinde prim yapar.

Geri kalmış toplumlar kendinden üstün olana hasetle güçlenir.

Okumuş yazmış olanlar küçümsendikçe aşağılandıkça niteliksiz kalabalıklar coşar ve moral bulur.

Erdoğan'ın elitlikle suçladığı kesimlere dönüp sık sık "Dün bize tepeden bakıyordunuz bizi küçük görüyordunuz ama şimdi biz sizin üstünüzdeyiz" mealinde konuşması niteliksiz kesimlerin aşağılık duygularını tatmin ediyor.

Bu da çekilen bütün sıkıntılara rağmen oyların bir yerde toplanmasına yardımcı oluyor.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Ah be Ahmet Hakan balıklama dalarsan böyle olur işte

Hürriyet yazarı Ahmet Hakan iktidar yanlısı yazılarını perdelemek için genellikle "O da bu da" biçiminde yazılar yazıyor.

Böylelikle okurların "pek akıllı olmayanlarının" zihninde "Ahmet Hakan nalına mıhına yazılar yazan kim olursa olsun hiç çekinmeyen bir yazar iktidarı da muhalefeti de eleştirebiliyor" algısı yaratmış oluyor.

Ama işte bu "taktik" her zaman işe yaramıyor ve bazen yazılar ayağına dolanıveriyor.

Hakan Mazhar Alanson'un "Yandım yandım" şarkısını Medine'de yazdığını ve Kabe'ye olan sevgisini anlattığını" söylemesini pek beğenmiş.

Zamanında laik çevrelerin Sufi adlı bestesi nedeniyle "dinci tarikatçı şarkıcı" eleştirileri yaptığını ileri süren Ahmet Hakan Mazhar Alanson'un "Yandım yandım" şarkısını nasıl yazdığını anlatırken bugünkü iktidara yaranmaya çalışmadığını yazıyor.

Oysa gerçek bu değil.

Mazhar Alanson bal gibi de bugünkü iktidara yaranmak için AKP'li bir belediyenin düzenlediği konserde toplananlara karşı söyledi bu sözleri.

Çünkü aynı Alanson bundan tam 20 yıl önce katıldığı bir TV programında bu şarkıyı Bodrum sevgisi üzerine yazdığını Bodrum'un betona mahkûm edildiği için üzüntüye kapıldığını anlatmıştı.

Herkes Mazhar Alanson'un "inanç dünyasındaki" yerini biliyor. Kimse de bu konuda kendisini eleştirmiyor aşağılamıyor.

Ama Alanson hiçbir dönemde bu yönünü "vıcıklaşarak" dile getirmemişti.

Şimdi ya meydanı boş buldu ya da böyle yapmak zorunda hissediyor. Bugünkü iktidar sanatçıları da bu rezil hale düşürüyor işte.

Tabii sazan gibi balıklama atlayan Ahmet Hakan gibilerin de foyası bu sayede ortaya çıkmış oluyor.

https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/can-atakli/olmayan-bir-sey-soyleyip-sonra-uzerinde-tepiniyor-2849688/

================================

BİR HAYAT DERSİ 💖💚

Kahramanlarımızın ilki Parisstanbul arasında trenle mekik dokuyan genç bir Türk işadamı.

Macaristan'da genç bir bayanla tanışır. Evlenme teklif eder ve evlenirler.

İzmirli işadamı olayı ailesine açamaz. Macaristan'da bir kızı olur. Kızına Nermin adini verir.

Nermin büyümekte Mustafa Kemal'in yaptıklarını gazetelerden heyecanla izlemektedir.

Baba İzmir'de ölür. Aile geçim sıkıntısına düşer.

14 yasındaki Nermin Macaristan'da paralı olan öğrenimini sürdüremez olur.

Mustafa Kemal'in ülkesinde eğitim parasızdır.

Nermin baba yurduna gitmeye karar verir.

Annesinin haberi olmadan Türk Büyükelçiliği'ne başvurur. Ona bir pasaportla birlikte eline durumunu açıklayan bir de Türkçe mektup verirler. Bası sıkıştığında derdini anlatamadığında o mektubu gösterecektir.

Olayı öğrenen annesi de ona destek verir. Üçüncü mevki bir tren kompartımanının tahta sıraları üzerinde günlerce sürecek bir yolculuk baslar.

Tren Türkiye topraklarına girer. Gümrük memurları elinde Türk pasaportu olan ama Türkçe bilmeyen bu çocuğun durumunu çok ilginç bulur giriş izni de hemen verilir.

Öykü uzun...

Küçük Nermin İstanbul'da bir yandan Almanca dersleri verirken öte yandan Türkçe öğrenir. Mustafa Kemal'in parasız kıldığı eğitim olanaklarından yararlanır.

İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirir. Gazetecilik yapar. Türkçenin arkasından İngilizce ve Fransızca da öğrenmiştir.

Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne asistan olur. Çağdaş siyaset biliminin Türkiye'ye girmesine öncülük edenler arasında yer alır.

Gün olur Türkçesinin bozuk olduğunu öne sürerek öğretim üyeliğinden atılmasını isteyenler çıkar.

Tükenmez bir enerji ve heyecanla gençlere bir şeyler verme isteğini yitirmez. Uluslararası toplantılarda Türkiye'yi Türk kadınını Mustafa Kemal'i savunur savunur savunur...

Bir oğlu olmuş adını da Mustafa Kemal koymuştur...

Prof. Nermin Abadan-Unat Siyasal Bilgiler Fakültesi'ndeki son dersini bundan dört yıl önce verirken aralarında benim de bulunduğum bir grup eski öğrencisi de sınıftaydı. Kimisi profesör kimisi doçent kimisi çiçeği burnunda araştırma görevlisi. Deniz Baykal da sonradan yetişmişti.

Son dersin sonunda nefes bile almaya korkarak dinlediğimiz yukarıdaki yasam öyküsünü anlattı bize...

Ve sözlerini şöyle noktaladı:

- Ben yurdumu kendi irademle seçtim. Mustafa Kemal olmasaydı belki ben de olmazdım. Niçin Kemalist olduğumu öyle sanıyorum ki artik anlamışsınızdır. . .

Çok etkilendiğim bu öyküyü yazdığımda sonunu şöyle bağlamıştım: 'Bu sözleri parası olanlara Bilkent'i olmayanlara Süleymancı yurtlarını gösterenlere adıyoruz...'

Bakıyorum da aradan gecen zamanda ne Nermin Hoca'nın öyküsü güncelliğini yitirmiş ne de benim altına düştüğüm not...

Tıpkı giderek daha güncel daha gerçek daha anlamlı olan Mustafa Kemal'in kendisi gibi ! . . "

Bazen küçük bir hayat hikâyesi binlerce kitaptan çok daha fazla şey anlatır .....

Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı 1990

================================

SABAHATTİN ÖNKİBAR YAZDI: DIŞ POLİTİKADAKİ DESTANLAR BUNLAR MI?

"Aydınlık yazarı Sabahttin Önkibar bugünkü köşesinde "Dış politikadaki destan"ı ele aldı"

25 Aralık 2018 Salı

Tayyip Erdoğan aynen şöyle dedi:

- "Dış politikada destan yazdık..."

Yorum yapmaksızın soralım:

- Yanlış Suriye politikası ile o coğrafyada esamesi okunmayan PKK'nın 60 bin mevcutlu ordu kurması mıdır destan?

- Atamız Süleyman Şah'ın türbesini kaçırmak ve vatan toprağımızdan vazgeçmek midir destan?

- Suriye'nin parçalanmasına alet olup 4 milyon Suriyeli kaçkının Türkiye'ye sığınması mıdır destan?

İHVANCILIK MISIR 'KÜRDİSTAN'

- İhvancılık ve ABD ile işbirliği adına İslam beldesi Suriye'yi tarumar etmek ve yüz binlerce Müslümanın ölümüne sebep olmak mıdır destan?

- Yanlış Suriye politikası ile onlarca Türk vatandaşı ile yüzlerce Mehmetçiği şehit vermek ve 100 küsur milyar dolar maddi kayba uğramak mıdır destan?

- Mısır gibi en büyük İslam ülkesi ile sırf ihvancılık saplantısıyla ilişkileri noktalamak mıdır destan?

- Kuzey Irak'ta 'Kürdistan'ı maddi olarak inşa etmek ve Barzani alçağını yıllar yılı baş tacı etmek midir destan?

İSLAM ORDUSU VE KATİL SUUD VELİAHTI

- Suudi Kralının huzuruna Genelkurmay başkanımızı çıkarıp İslam ordusu kuracağız deyip akabinde Suudi Veliahtı katil ilan etmek midir destan?

- İran'a önce Pers yayılmacısı deyip peşi sıra günü birlik savrulmalar yaşamak mıdır destan?

- Irak Başbakanı İbadi'yi önce aşağılayıp sonra Beştepe Sarayında eller üstünde karşılamak mıdır destan?

- Lozan'a göre Türkiye'nin tapulu malı olan 17 adayı Yunan'a peşkeş çekmek midir destan?

- Doğu Akdeniz'deki doğalgaz ve petrol yataklarını Kıbrıslı Rumlarla İsrail'e ikram etmek midir destan?

RUS UÇAĞI DENİZ YÜCEL VE PAPAZ

- Rusya uçağını düşürüp Türkiye'ye turizmde onlarca milyar dolar kaybettirmek ve sonra özür üstüne özür dilemek midir destan?

- Cumhurbaşkanının terörist ilan ettiği ve asla iade edilmeyecek dediği Deniz Yücel'i sırf Şansölye Merkel baskı kurdu diye bir gün içinde apar topar Almanya'ya iade etmek midir destan?

- Bizzat Cumhurbaşkanının PKK ve FETÖ ile el ele dediği papaz Brunson'u ABD istedi diye geri göndermek midir destan?

KATAR LİBYA ÇİN VE FETÖ

- Türkiye'nin bölgesinde kıytırık Katar'dan başka dostu olmaması mıdır destan?

- NATO'nun Libya'da ne işi var deyip Libya'da yapılan Müslüman katliamının koordinasyon üssünün İzmir yapılması mıdır destan?

- Amerika'dan zılgıt yiyip Çin ile yapılan füze anlaşmasını iptal etmek midir destan?

- Almanya ve Hollanda'ya haçlılar diye hücum ettikten iki ay sonra o ülkelerle kol kola girmek midir destan?

- Dışişleri Bakanlığı bürokrasisini FETÖ'cü alçaklara teslim etmek midir destan?

Aydınlık

https://www.ulusal.com.tr/gundem/sabahattin-onkibar-yazdi-dis-politikadaki-destanlar-bunlar-mi-h219531.html

--   a45UyF587661

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder