Şifre değil, algoritma
Fethullah'ın sınav hilelerinin içyüzü
++++++++++++++++++++++++++++++
Ali Serdar Bolat 4 Nisan 2011
Bizim bilebildiğimiz kadarıyla polis koleji sınavlarına kadar dayanıyor bu iş.
Fethullah'ın "Emniyete, adliyeye sızın" talimatı üzerine ilk olarak polis koleji sınavları yandaşlara sızdırılmaya başlandı.
Böylece yıllarca çaktırmadan polis içinde örgütlenildi.
Işık evlerindeki öğrenciler polis kolejlerine ve hukuk fakültelerine yönlendiriliyorlardı.
Sıra hukuk mezunu yandaşları devlet kademelerine sızdırmaya gelmişti.
Sınavlarda başarılı olanlar sözlü mülakatta hep kaybediyorlar, daha az puan olmuş yandaşlar Savcı ve Hakim olarak devlet hizmetine alınıyordu.
Olayın açığa çıkmasını önlemek için mülakatın videoya alınması geleneği rafa kaldırıldı.
Sonra sıra 2010 yılında KPSS'ye geldi. Olayı biliyorsunuz.
Cevaplar yandaşlara sızdırılmıştı. Birçok kişi tam puan aldı. Bir senedir devam eden soruşturma (!) halen netice vermedi.
Sadece sınav salonundan yapılan bir sızdırma tesbit edildi, sanki olay buymuş gibi tantana ile ilan edildi, işin esası örtüldü.
Soruları hazırlayan ekip içinden cevapları Fethullahçı çeteye sızdıranlar bütün aramalara rağmen (!) bulunamadı.
Büyük bir göz boyama uygulaması yapıldı. Bu seneki sınavlara giren öğrenciler didik didik arandı.
Kızların saç tokaları, yüzükler, kemerler her şey toplandı. Böylece esas suçlular gizlendi.
Cevapları ve cevap anahtarlarını sınavdan önce yandaşlara dağıtanlar, soruları hazırlayan ekibin içinde idi.
Yüzük toka toplamakla muhteşem bir göz boyama yapılmış oldu.
Yüzük toka toplamanın sahtekarlık olduğu şuradan belli idi:
Başı açık kız öğrencilerin saç diplerine kadar arama yapılıyor, türbanlı kızların ise türbanının üzerinde el gezdirilerek "hadi geç" deniyordu.
Türbanın içinde radar bile olabilirdi :))) Çünkü eşarbın altında sert bone var. Bonenin altına dışardan el giremez.
Sahtekarlık sonunda ortaya çıktı.
Matematik sorularının cevapları şifreli idi.
Basına dağıtılan örnek kitapçıkta 40 sorudan 36'sının bu metodla şifrelendiği anlaşıldı.
ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir basının karşısına çıktı:
"Sadece basına dağıtılanda öyle, öğrencilere verilen böyle değil.
Hem bu şifre değil algoritma" dedi.
Ancak basına dağıtılan nüshanın niye şifreli (pardon algoritmalı) olduğunu açıklayamadı.
"Bilgisayar programını inceledik, böyle bir şey olması imkansız" dedi.
Ama olmuş işte. Basının elinde duruyor, gösteriyorlar. Sen istediğin kadar "olamaz" de!
Cevap şıklarını küçük sayıdan büyüğe göre sıralayınca sayıların çakıştığı şık doğru cevap oluyordu.
Prof. Dr.Ali Demir: "Zaten hepsinde algoritma yok" dedi.
Fakat doğru söylemediği bugün anlaşıldı.
Çünkü sayıları küçükten büyüğe doğru dizince hiçbir sayı çakışmıyorsa, bu sefer büyükten küçüğe doğru diziyorsunuz ve bu defa çakışma oluyor ve doğru cevap bu.
Bir formül daha var:
Hem küçükten büyüğe, hem de büyükten küçüğe doğru dizdiğinizde çakışma olmuyorsa, formül şöyle:
Sayıları küçükten büyüğe diziyorsunuz, alt alta gelen sayıları topluyorsunuz, toplamı en büyük olan şık doğru cevap.
Örnek:
A) 8 B) 10 C) 4 D) 2 E) 6
2 4 6 8 10
----------------------------------------------------------------------
Toplam 10 14 10 10 16
Toplamı en büyük (16) olan E şıkkı doğru cevap.
Böylece şimdilik 3 değişik şifre olduğunu anlamış bulunuyoruz.
Gelelim Prof. Dr. Ali Demir'in açıklamasına:
"Her öğrenciye birbirinden tamamen ayrı kitapçıklar verildi, internette yaymlayacağız. Herkes kendisine verilen soru kitapçığını görecek, böylece şifreleme olmadığı anlaşılacak"
diyor.
Hayır, asla anlaşılmayacak.
Biliyorsunuz, sınavlarda 6 yerde sadece kız öğrenciler aynı sınıfa düşmüştü.
Ayarlama bilgisayarla yapıldığından, böyle bir şey olanaksızdı. Demek ki elle müdahale yapılmıştı.
Her öğrenciye birbirinden tamamen ayrı kişiye özel soru kitapçıkları verildi.
Her soru kitapçığının üzerinde öğrencinin ismi yazılı idi.
Sadece bu uygulama bile şüphelenmek için yeter kanıttır.
6 sınav salonuna sadece kız öğrencilerin girmesini ayarlayabilen sistem, cevap anahtarları şifreli kitapçıkların önceden belirlenmiş öğrencilere verilmesini sağlayamaz mıydı?
Yani olay şöyle:
Fethullahçı dershanelerin yöneticileri, yandaş öğrencilerin isimlerini ÖSYM'ye bildiriyorlar.
ÖSYM sadece bu öğrencilere verilmek üzere şifreli soru kitapçıkları basıyor, şifreleri Fethullahçı dershanelerin yöneticilerine veriyor, onlar da yandaş öğrencilere veriyorlar.
Diğer öğrencilere verilen soru kitapçıklarında cevap şıkları şifreli dizilmiyor.
Şimdi gelelim Prof. Dr. Ali Demir'in açıklamasına:
Evet, bütün soru kitapçıklarını internetten yayınlayacaksınız, yandaş olmayanlara zaten şifresiz kitapçıklar dağıtılmış olduğundan çocuklar bakacaklar, "A! şifre yok. Demek Prof. Dr Ali Demir doğru söylüyor" diyecekler, olay kapanacak.
Bu olayı bilen, şifreli kitapçıkların verilmiş olduğu yandaş öğrencilerin internete bakıp da (zaten bakmalarına gerek yok ya) "benim kitapçık şifreli" diyeceklerini mi sanıyorsunuz?
Enayi mi onlar?
Yani hile, şifre, algoritma, ne derseniz deyin bu tezgah asla açığa çıkmaz.
Her öğrenciye kişiye özel, önceden onun adına hazırlanmış soru kitapçığı vermek, "Ben hile yapacağım" demektir zaten.
Eğer soru kitapçıkları sınav salonuna geldikten sonra orada bulunan öğrencilerin isimleri rastgele kitapçıkların üzerine yazılıp verilse, bu hile yapılamaz.
Ama, sınav gününden çok önce, her bir öğrenci için ayrı bir kitapçık yapılıyor, üzerine adı yazılıyor.
Adı yandaş listesinde olan öğrencilere şifreli ayrı kitapçıklar hazırlamak çok kolay...
Prof. Dr. Ali Demir herkesi enayi mi zannediyor.
++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
-- -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ Hoş geçinmek aklın yarısıdır. Hz.Ali oO-------------------------------------------------------------------Oo http://orajpoyraz.blogspot.com/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder